BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 10 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 10 / 84 BÖLÜM 11 dk okuma 16,758

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 10. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Değerli kıymetli dostlarım... Köyde geçen ilk haftanın ardından artık iyice alışma sürecini geçmiştim. 24 yaşında olmanın getirdiği aşırı libido yüzünden karı kız işleri biraz kafamı karıştırsa da orada bulunma sebebimi unutmadım. Okulda çocuklara faydalı olabilmek için elimden gelen çabayı gösteriyordum. İki ayrı sınıf ve her sınıfın Türkçe, matematik, sosyal bilgiler, İngilizce, müzik, resim... Köy öğretmenliği hiç de kolay değilmiş. Özellikle benim gibi takıntılı biriysen. Okul hayatımda başarılı bir öğrenciydim, o yüzden az çok derslerin hepsine vakıftım. Çocuk deyip geçme; bazen öyle sorular geliyor ki, insan ebesinin amını tersten görmüş gibi kalıyor. O hafta anlatılacak konulara bakıyorum, hâkim olmadığım konulara başka kaynaklardan göz gezdiriyorum. Şimdi 5 yaşındaki çocuk bile bilgisayar oyununda crack nasıl yapılır diye video çekip atıyor.

Ama o zamanlar internet üzerindeki video arşivi kısıtlı; araştırıp bulabildiğim videolardan bilmediğim konulara bakıyordum. (Bir de şu an YouTube yetiyor ama o zamanlar YouTube arşivi geniş değil; piyasada “Alkışlarla Yaşıyorum”, “Bobiler”, “Uzmantv” gibi kaliteli sayfalar vardı. Bunlar da YouTube kadar olmasa da yine de iyi sitelerdi o zaman için.) Tek sıkıntı aynı sınıfta hem 4 hem de 5. Sınıflara ders yapmak. Ama toplamda 10 öğrenci olunca onu da artık bir şekilde çözdük. Ömer Hoca’nın çok yardımı oluyor. Tanıdıkça daha çok seviyorum. Sıfır ego, “her şeyi ben bilirim” yok. Akıl verecekse bile “Şöyle yap böyle yap” demez; “Böyle yapsan daha iyi olur” diye söyler. O böyle iyi davrandıkça bazen karısı için düşündüğüm kötü düşüncelerden dolayı kendimden çok utanıyorum. Bu adama böyle yamuk yapılmaz. Bundan sonra Aynur abla benim öz ablam.

Kesin, net! Pazartesi günü yoğun geçmişti. Eve gidince yorgunluktan uzandım. Akşam beni ilçeye götürüp getiren İsmail abinin evine yemeğe gidecektim. Öğlenden arayıp hatırlatmıştı. 7’ye kadar pinekledim evde. Sonra kalkıp giyindim, İsmail abilerin evine yürüdüm. 500 koyunu olunca evi ister istemez köyün biraz dışında. Hava yeni yeni kararıyordu. Dönerken iyice kararır; hava, kurt köpek falan yemez inşallah. Eve yaklaşınca köpek sesleri artmaya başladı. “Şimdi yarra yedim” dedim içimden. Köpek sesleri yaklaşmaya başlamıştı. “Köpek saldırınca olduğun yere çömelince bir şey yapmıyormuş” diye bir şey vardı. Denesem mi? Arazinin ortasında çömelip beklemek garip olurdu; gören olursa tüm karizma giderdi. Yürümeye devam ettim. Köpek sesleri artıyordu. “Sübhâneke allahümme… Koşarak mı geliyorlar, kaç taneydi… Ettehiyyatü lillahi vesselavatü…” Bir şey de görünmüyor.

Şuradan bir taş mı alsam? Her taraf toprak, taş da yok. “Allahümme salli alâ…” O an bir mucize oldu ve birinin bana seslendiğini duydum. Kulaklarımla! “Bayram Hocam! Bayram Hocam!” seslenen İsmail abiydi. “Buradayım hocam, buradayım.” Yüzüme el fenerini tuttu beni daha iyi görmek için. (Sanki uyuşturucu kaçırıyorum da polise yakalanmışım gibi hissettim.) İsmail abi yanında köpeklerle gelmişti. “Bir şey yapmazlar hocam.” diye tekrarladı durdu. Eve gidene kadar köpekler elimi kolumu yaladı. Hatta engel olmasam zıplayıp yüzümü yalayacaklardı. İlk günden fazla samimiyeti sevmem; bir dahakine artık… Ben kimlerin beni yalamasını hayal ederken kimler yalıyordu… Şansa bak. İyi tarafından bakmak gerek; olayı ileri götürmüyorlardı, sağ olsunlar. Eve varınca İsmail abinin eşi (Hacer abla) ve kızı, öğrencim Güldane kapıdaydı. Güldane beni görünce “Öğretmenim!” diye koştu, sarıldı.

Hacer abla da “Hoş geldiniz hocam,” deyip içeri buyur etti. İçeri girerken yenge hanımın kız kardeşi mutfaktan yemek taşıyordu. Beni görünce kafasını kaldırmadan “Hoş geldiniz,” deyip içeri girdi. İsmail abi: Hocam, yemekler hazır. Soğutmayalım, sofraya oturalım.

Ben: Olur İsmail abi. Yemekler yenildi. Hacer abla, Güldane ve Hacer ablanın kız kardeşi —ismi Suna’ymış— onlar da bizimle yedi. Suna’nın başı hep yerdeydi; yüzünü görmek nasip olmamıştı. Hoş bende merak edip dikkatli bakmamıştım. Daha sonra çay için evin avlusuna çıktık. Çay içilirken kadınlar yanımıza gelmediler. İsmail abiyle konuştuk, gidene kadar. Eşinin kız kardeşinden bahsetti sohbetin bir yerinde "Bacanak olacak adam hayırsız, şerefsizin teki çıktı. Allah var evlenmeden ben çok dedim bunu gözüm tutmadı diye ama dinleyen kim. Devlet memuruymuş, işi iyiymiş, rahat edermiş diye kızı zorla verdiler.

Kıza yapmadığı kalmamış kahpenin dölünün. Suna dayanamamış babasının evine kaçmış ama bizim kayınpeder olacak adam el alem ne der diye elleriyle götürüp bırakmış kocasına’’ Oturduğu yerde kalkıp bir ayağını altına alıp anlatmaya devam etti. ‘’Geçen hafta hanımı aradı abla beni kurtar yoksa kendimi asacam demiş. Hanım daha sabret diyor. Ben dayanamadım artık "kalk kız ne sabret mabet diyon ölüsü mü gelsin istiyonuz dedim. Benim de kızım var Allah sorar hesabını. Babası anası sahip çıkmazsa ben çıkarım. Senin ilçeye gittiğin gün bizde şehre gidip Sunayı getirdik. Karşıma çıkmadı bacanak olacak hayvan bi çıksaydı ne yapcamı biliyodum ben" diye anlattı İsmail abi. Sohbet muhabbet derken laf lafı açtı baya oturduk. İsmail abiyi sevmiştim. Delikanlı, dürüst adamdı. Çoban falan deyince insanın kafasında cahil bir tip oluşuyor ister istemez ama alakası yoktu.

Gayet aklı başında, dürüst bir adamdı. Bilmediğine “bilmiyorum” diyor, bildiği varsa dosdoğru söylüyordu. Gece olmuş, gitme vakti gelmişti. Evden ayrılırken “Bizim kıza zamanın olduğunda bir bilgisayar alsak hocam. Ben anlamam, sen anlarsın,” diye söyledi; “Olur abi, alalım,” dedim. Eve giderken İsmail abi de eşlik etti. Zahmet etme desem de caminin oraya kadar yürüdük, sonra geri döndü. “Gündüzün şerri gecenin hayrından iyidir” derdi dedem; o yüzden hızlıca eve gittim. Üzerimi değiştirip bilgisayarı açtım. Feyse bakayım dedim. İlçe milli eğitimde çalışan Munise “İyi akşamlarrr…” diye mesaj atmış. Cevap gelmeyince “Bayram, orada mısın?” diye yazmış*. “Hayırlı geceler,”* yazıp gönderdim. Şimdiki gibi çevrim içi, görüldü olayı yok o zaman. İki dakika sonra telefon çaldı; Munise arıyordu.

Munise: Bayram, bu saatte zorun ne diyeceksin şimdi?

Rahatsız ediyorum seni de (hoca demiyor artık direk ismimle hitap ediyor. Demek ki verecek?!) Ben: Ne rahatsızlığı, est… Uyumamıştım. Yemeğe davetliydim, yeni geldim eve. Mesajlarını şimdi gördüm.

Munise: Ben de “mesajla uğraştırmayayım seni” dedim, o yüzden aradım. Yemek davetleri de erken başlamış. Köy yeri ne iyi ya… Bizi yemeğe falan çağıran yok burada.

Ben: Gel, ben çağırayım. Dert ettiğin şeye bak.

Munise: Ayyy teşekkür ederim. Sözün olsun, gelirim bir gün.

Ben: Tamam, kabul. Beklerim her zaman. (gel de bi basayım sana) Munise: İlçeye falan gelmiyor musun arada? Uğrasana. Hep köy, köy sıkılır insan.

Ben: Daha sıkılmadım ya, iyi şimdilik. Ama hafta sonu cumartesi günübirlik geldim ilçeye.

Munise: Yaa. İnsan aramaz mı geldin madem?

Ben: Lise arkadaşım vardı, onunlaydım. Bir dahakine ararım ama.

Munise: Tamam, bekliyorum. Seni ne için rahatsız ettim biliyor musun?

Ben: Buyur. (Canın yarak istiyor) Munise: Ankaralı bir arkadaşım var. Cumartesi yanıma gelecek. Bir gece kalıp pazar dönecek.

Ben: Evet. (olur ikinizi de sikerim kabul) Munise: Sen de gelsen de birlikte takılsak. Bizim kız biraz hareketli. Yanımda birileri olsa iyi olur, bize de eşlik etmiş olursun.

Ben: Hareketli derken, ısırmaz değil mi?

Munise: Allah cezanı versin… Isırmaz, ısırmaz. Aşıları tam.

Ben: O zaman ajandama bakayım hemen. (5–10 saniye bekliyorum konuşmadan.) Tamam, o gün boşum. Toplantım falan yokmuş.

Munise: (Error 404) Ne toplantısı?

Ben: Takılıyorum ya. Tamam, cumartesi öğlene gelirim.

Munise: Allah seni ya… Ben de diyorum “ne toplantısı?” Tamam, arkadaşım da sabah burada olacakmış. Öğlen sen gelince buluşuruz.

Ben: Tamam. İstersen benim arkadaşı da çağırayım. İlçede esnaf, iyi çocuktur. Faydası da olur hem, gezdirir bizi.

Munise: Aaaa çok iyi olur! O da gelsin.

Ben: Tamamdır. Sabah söylerim, işi yoksa getiririm onu.

Munise: Tamam, oldu. Teşekkür ederim, vallahi beni büyük sıkıntıdan kurtardın.

Ben: Ne demek ya, her zaman. (Bi kere verirsen sende beni büyük sıkıntıdan kurtarırsın) Munise: Efendim?

Ben: Yoo, bir şey demedim. (Dışımdan mı söyledim lan?!?!) Munise: Ses gitti geldi de yanlış duydum sanırım. Oldu o zaman. Cumartesi görüşürüz. Kendine iyi bakkk.

Ben: Tamamdır. Teşekkürler, sen de iyi bak. Hayırlı geceler.

Munise: Hayırlı geceler. Telefonu kapattım. Munise… Munise… İlçe milli eğitimdeki Dursun abinin dedikleri aklıma geldi. Evlenip boşanmış; uzun zamandır yalnız. Demek ki artık çakışma zamanı gelmişti. Hadi bakalım. Heyecanla yatıp uyudum. Sabah kalkınca ilk işim Yasin’i aramak oldu. Uzun uzun çaldı, cevap yoktu. Telefonu tam kapatmak üzereyken açtı.

Ben: lan ibne yine mi mala vuruyon iki saatte zor açtın!

Yasin: yok lan ne mala vurması gardaş uyuyorum hala ( uykulu uykulu) Ben: Günahını almışım lan o zaman. Seni hiç tutmayayım. Cumartesi pazar işin var mı?

Yasin: Yok gardaşım.

Ben: Tamam o zaman. Hafta sonu iki tane kız ayarladım, onlarla takılacağız.

Yasin: Dalga geçme. Ne diyeceksen söyle!

Ben: Lan dalga malga değil. Sen uyanınca ara beni.

Yasin: Tamam jdjsjd… (Ne diyorsun mk…) Üzerimi giyinip okula gittim. Kahvaltı için geç kalmıştım. Rutin dersler falan derken öğlen olmuştu. Öğleden sonra beden eğitimi dersi vardı. Çocuklarla voleybol oynadık. O sırada Fatoş abla, Aynur ablaya gelmiş; bahçede oturuyorlardı. Ben çocuklarla oynarken bana bakıp bakıp konuştular. Ya da bana öyle geldi. Ama Fatoş abla gülerek bir şeyler anlatıp duruyordu. Ders bitince çocukları eve gönderdim. Terliydim.

Eve geçerken Fatoş abla ve Aynur abla “Gel” diye el ettiler. Yanlarına gittim. Kahve yapmışlardı, “Afiyet olsun,” dedim. Aynur abla: Otursana. Ömer de gelecek, kahve yapayım iki dakika.

Ben: Terliyim abla, çocuklarla koşturdum biraz. Eve geçip duşumu alayım. Fatoş abla: Terli olunca bayanlarla oturulmuyor mu Bayram hocam? Ne güzel erkek kokusu alırız sayende. Bizim herif üç haftadır evde yok, hasret kaldık. (Gülerek.) Aynur abla: Kız, deli deli konuşma. Bakma buna sen Bayram. Fatoş abla: Kız konuşurum ben. Boşuna “Deli Fatoş” dememişler bana.

Ben: Ben ilk defa duyuyorum abla deli olduğunu. (Gülerek.) Biz de çok akıllı sayılmayız zaten. “Deli deliyi, imam ölüyü bulurmuş,” derler. Kadınlar güldü bu sözüme. Aynur abla kahve yapmaya gitti. Fatoş abla: Banyo kaçmıyor ya hocam; kahveni içince yaparsın. Aynur sırtını keseler iki dakika, ben söylerim.

Gülerek geçiştirdim. Bu karı varken olay hemen bel altına geliyordu. Fatoş abla: Hoşuna gitti sanırım, güldüğüne göre!

Ben: Fatoş abla alemsin vallahi. Hem sen keselersin diye düşünmüştüm. (oltayı attık bakalım. Rastgele!) Fatoş abla: Oyy paşam, sen iste ya. (Gülerek.) O sırada Aynur abla geldi. Aynur abla: Hayırdır kız deli, neye gülüyorsun? Fatoş abla: Hiiiç… “Banyo kaçmıyor, üzülme Aynur; gelir iki dakika keseler,” dediydim. Bana “Sen gelirsin” diye düşünmüştüm, diyor. Aynur abla: Ne güzel, yapıver. Eline mi yapışacak? Fatoş abla – Yaparım yaparım; elime de yapışmaz, hiçbir yerime de yapışmaz. Bayramcığım istesin yeter ki. (Bana göz kırparak devam etti) malum ne zamandır başımızda erkek yok, unuttuk erkeği Aynur abla: İyi, ne güzel. Hatırlarsın artık. Not al bir yere de unutma sonra. (Biraz kızmıştı.) Fatoş abla: İyi dedin, alırım şekerim.

Hem hadi, benim herif uzakta da unutuyorum. Seninki var da ne oluyor? Sen de unutmuşsundur kız. (Gülerek.) Aynur abla bu lafa biraz bozuldu. Ben de lafı çevirdim. O sırada Ömer Hoca geldi, selam verip içeri geçti. Fatoş abla pot kırdığını fark etmiş olacak ki Aynur ablanın yanına oturup sarıldı, “Kızdın mı gız?” diye sordu. Aynur abla, “Bazen çok boş konuşuyorsun, cık cık cık.” diye cevap verdi. Fatoş abla, Ömer Hoca gelene kadar Aynur ablanın gönlünü yapıp güldürdü. Ömer Hoca geldi, kahveyi içtik. Ben müsaade isteyip eve geçtim. Fatoş abla, Aynur ablayı göstererek, “Benim işim var, Aynur’u gönderiyorum arkandan.” dedi. Aynur abla, yanında duran Fatoş ablanın kolunu sıktı. Ben de duymamış gibi yapıp selam verip döndüm, eve gittim. Tam Aynur abla için vicdan yapıyorum aklımdan çıkarayım diyorum bu amına kodumun Fatoş’u aklıma geri sokuyor.

Akıllanması için Fatoş’u iyi bir sikmek lazım ama bu kadına ödül olur. Duşa girdim Aynur ablayı düşünmemek için bu sefer Fatoş’u siktiğimi hayal ederek 31 patlattım. Aslında fena karı değildi ama yine de o çenesi varken insan tedirgin oluyordu. Şeş kaza siksem falan köy camisine çıkar tüm köye anlatırdı. Akşam yemeği sonrası biraz Football Manager 2010 oynadım. Çok sarmıştı oyun beni. Gece birde ancak başından kalktım oyunun. Yatağa yatar yatmaz dalmıştım. Rüyamda Fatoş’la evleniyordum. Gerdeğe girerken ben içeride ellerim dizimde yatağa oturmuş bekliyordum, kadınlar Fatoş’u sırtını yumrukluyordu. Umarım burada adet böyledir, yoksa rüyada yarağı yiyen ben olacaktım. Fatoş içeri girdi, tam soyunacakken… Behzat Ç. Dizi müziği sesi gelmeye başladı. Telefon çalıyordu! Gözlerimi tekrar kapattım ama rüya devam etmiyordu. Gerçek hayatta olduğu gibi rüyada da karı konusunda şansım yoktu mk.

Telefona baktım; arayan Yasin’di. Sabah uyanınca ara demiştim, gece bir de arıyordu yavşak. Açtım, konuştuk. Munise’yle kız arkadaşını anlattım, keyf oldu ibne. “Gelen kız benim, Munise senin,” diyerek pay etti. “İnşallah kızın yarağı vardır da görürsün ebeninkini,” dedim. “Olsun gardaşım, götü güzelse varsın yarağı olsun kızın, kabulüm,” dedi. Tam yavşaktı ama taştaş muhabbeti çok iyiydi çakalın. Yarım saat falan konuştuk, neredeyse laf bitmiyordu Yasin’de. Uyku muyku kalmamıştı. En son, “Sevgili miyiz Yasin biz seninle? Ne uzattın, uyuyacağım ben,” diyerek zorla kapattım telefonu. Bir umut, yarıda kalan rüyanın devamını görürüm belki diye iç geçirerek uykuya daldım. Bu sefer İsmail abinin köpekleri gelmişti rüyama. Gerçek hayatta yarım bıraktıkları işi tamamladılar, kadınlardan önce her tarafımı yaladılar. Böyle rüyanın…

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #10):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki