Haftanın kalan günleri rutin bir şekilde geçmişti. Okul, dersler, çocuklar derken artık köy hayatına alışmıştım. Köyde yaşayan insanlarla da bayağı samimiyetim artmıştı. Hemen hemen her gün birisi yemeğe davet ediyordu. Çarşamba günü Rahmi Hoca yemeğe davet etmişti. Rahmi Hoca’yı ve eşi Gülşah ablayı çok sevmiştim. Yemekten sonra hocaya daha önce bahsettiğim oyunları bilgisayarına kurduk. Önceki günlerde gördüğüm Gülşah ablanın kız kardeşi evden ayrılmıştı. Okuluna geri döndüğünü söylediler. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuyormuş. Vay amına koyayım! Şok olmuştum. İnsanları görünüşe göre yargılamamak gerektiğine dair bir ders daha. Rahmi Hoca kafa dengi bir adamdı. Sanki 20 yıllık arkadaşım gibiydi. Gece birlikte yatsı namazına gittik. Dönüşte tekrar onlara uğradık. Eşi çay, kek, poğaça bir şeyler yapmıştı. Bilgisayarına yeni kurduğum PES 2010 oyununu oynadık.
Ben daha iyi oynuyordum ama yine de ayıp olmasın diye çok kasmadım, birkaç maç çaktırmadan verdim. Rahmi Hoca'nın biri erkek biri kız iki çocuğu vardı. Büyük oğlu her gün serviste ilçeye gidiyordu, orta okula başlamış. Küçük çocuğu da Ömer Hoca'nın sınıfındaydı. “Daha başka çocuk düşünmüyoruz, dükkânı kapattık,” dedi Rahmi Hoca. Haftanın son günü, cuma akşamı Halim Dede davet etti evine. Çok bilgili, şeker gibi bir adamdı. Köyde yeni çocuk doğunca ismini vermesi için herkes ona getirirmiş. Filmlerdeki mübarek karakterlere benziyordu. Karısıyla birlikte yalnız yaşıyorlardı. “Çocuklar hep işte güçte, arada bir uğrar hâlimi hatırımı sorar giderler,” dedi. Sağ olsun çok ilgilendiler benimle. Yemekten sonra oturduk, hasbihal ettik. Halim Dede eskileri anlattı, eğlenceli bir sohbetti. Onlarda çok geçe kalmadım. Akşam on gibi falan eve geri döndüm.
Dönerken Ömer Hoca ile Aynur abla bahçede oturuyordu. Yanlarına uğradım. Biraz da onlarla oturdum. Hafta sonu ilçeye gireceğimi söyledim. “Bir gün orada kalacağım, bir isteğiniz falan olursa söyleyin hocam,” diye konuştuk. İlçe Milli Eğitim’de konuştuğum kız Munise'nin çağırdığından bahsettim; lise arkadaşım falan birlikte takılacağız dedim. Ömer Hoca şaşırdı. “Munise'yi çalıştığı yerde çok hazzetmezler. İyi kafanız uymuş,” dedi. “Vallahi hocam bakalım, daha anlaşıp anlaşmadığımızı bilmiyorum. İlk kez oturup kalkacağız,” dedim. Biz bunları konuşurken Aynur abla içeride çocukları uyutuyordu. O gelince ben müsaade isteyip eve geçtim. Sabah olunca caminin oraya dolmuş beklemek için yola çıktım. Aynur abla dışarıda çamaşır asıyordu.
Ben: Hayırlı sabahlar Aynur abla, kolay gelsin. Aynur abla: Hayırlı sabahlar Bayram, nasılsın? Nereye böyle?
Ben: İlçeye gidiyorum abla, pazar günü döneceğim.
Bir isteğin olursa haber ver mutlaka. Aynur abla: Hayırdır inşallah? İlçede ne yapacaksın, arkadaşının yanına mı?
Ben: Sayılır abla. İlçe Milli Eğitim’den Munise diye bir bayan var. Ömer hocayla gidince tanışmıştık. Lise arkadaşı falan da gelecek, birlikte bir şeyler yapacağız artık. Aynur abla: Munise’yi tanımıyorum. Hiç bahsetmedi Ömer. Peki madem, iyi eğlenceler sana o zaman. Aynur ablayla vedalaşıp camiye doğru yürüdüm. Çıkarken köylülerden birkaç kişi ile karşılaştım, ayaküstü lafladıktan sonra caminin orada bulunan banklara oturdum ve dolmuşu beklemeye başladım. Dolmuş gelince birkaç kişi olmuştuk, dolmuşçunun diğer yanındaki tekli koltuğa oturdum. Dolmuşçu beni ilk kez gördüğü için laf attı, yol boyunca sohbet ettik. Eşi de bu köylüymüş. Yol 20–25 dakika sürdü, durakta indiğimde Yasin beni bekliyordu.
Ben: Ooo Yasin bey, sen gelir miydin buralara?
Yasin: Ayıp ediyorsun gardaşım, niye gelmeyeyim?
Ben: İşin içinde kız olunca ben aramadan damlamışsın lan.
Yasin: Kızlar senin yarranı yesin gardaşım. Ben senin için geliyorum.
Ben: Hadi lan ibne, dedim gülerek. Munise'yi aradım, onlar da evden çıkıyormuş. “Bir yerde kahvaltı yapalım,” dediler. Yasin de “Kızlara söyle belediyenin oradaki çay bahçesine geçelim,” dedi. Munise, “10 dakikaya orada oluruz,” dedi. Yasin’le birlikte çay bahçesine geçtik. İçeri girerken Yasin kolumdan tuttu: “Bekle gardaşım, kızlar gelsin öyle girelim,” dedi. İbne yine bir şeyler çeviriyordu. Munise ile arkadaşı geldiler, etrafa bakındılar; bizi göremeyince bir yere oturdular.
Yasin: Gardaşım, hangisi Munise bunların? Ne olur siyahlı olan de…
Ben: Aynen siyahlı Munise, ne oldu?
Yasin: Tamam! (Yerinde heyecanla ellerini ovuşturdu.) Benim kız diğeri oluyor o zaman.
Maşallah maşallah… At at mübarek! (Kişneme sesi çıkardı) Vuracağım kırbacı… Off!
Ben: Oğlum bak, kızların yanında da böyle konuşma sikerim belanı. Ben de ilk kez oturuyorum kızlarla, rezil olmayalım.
Yasin: Aaa ayıp ediyorsun bak. Ben seni ne zaman rezil ettim? İstersen gideyim.
Ben: Tamam amk, hemen triplere girme.
Yasin: Şaka lan şaka, gidermiyim. (Sarılıp yanağımdan öptü.) Gardaşım, adamsın sen lan vallahi.
Ben: Sikiyim seni ya, oğlum doğru dur. Hadi gidelim. Yasin’le kızların yanına geçtik. Kızlar bizi görünce ayağa kalktılar. “Hoş geldiniz,” diyerek karşıladılar. Tokalaştık, oturuyorduk, garsonlar geldi.
Garson: Yasin abi hoş geldin. Bayanlar sizin misafiriniz miydi? Sizi yukarı terasa alalım, özel masamıza. Orada daha rahat edersiniz.
Yasin: Sağ ol Murat. (Kızlara dönerek) Hanımlar, nasıl istersiniz? Üst kata çıkalım, orası daha güzel; siz de beğenirsiniz.
Munise: Olur, ben birkaç kez geldim ama yukarıya hiç çıkmadım. Görmüş olurum. Munise’nin kız arkadaşı Gamze de “Olur, bize uyar,” deyince yukarı çıktık. Koca terasta bir tane büyük masa vardı. İçimden, “Ulan Yasin, konu kız olunca aya çıkarsın,” dedim. Kızlar terası görünce “Vaaay,” yaptılar. Otantik bir mekân yapılmıştı. Eski köy evi gibi sedir vardı; duvarlar eski radyo, vazo, küp, halılar, kilimlerle doluydu. İki tane çift kırma silah ve mermilik de çapraz şekilde asılmış duruyordu. Kızların gözünde puanı kapmıştı ibne.
Yasin: Ben hep burada oturuyorum. Normalde buraya müşteri almıyorlar ama beni kırmazlar.
Munise: Yaaa ne güzel. Desene bir daha giremeyeceğim buraya.
Yasin: Ben ayarlarım, sen gelmek istersen. Munise’nin ağzı kulaklarındaydı. İbne ya, kızları paylaşmıştık ama mal batıya kayıyordu. Masaya oturduk.
Gamze: Yasin, sen burada yaşıyorsun değil mi?
Yasin: Evet.
Gamze: Çok güzelmiş burası, çok beğendim. Munise, bir de “Hiçbir şey yok buralarda,” diyorsun.
Munise: Sen de gel üç yıl kal, ondan sonra tekrar konuşalım.
Gamze: Tamam tamam, takılıyorum (gülerek). Yasin, sen ne yapıyorsun peki burada?
Yasin: Ayakkabı işi yapıyorum.
Gamze: Öyle mi? Ne güzel.
Ben: İşinde iyidir Yasin. Sandığı getirseydin de kızların ayakkabılara iki fırça atsaydın ya.
Yasin: Fatal error.!?) *=₺ Ben: Dün boyadığın ayakkabıların parasını babana verdin mi? Sonra eve almıyor seni.
Munise: Ayakkabı işi dediğiniz ayakkabı boyacısı mı?
Yasin: Yok ya! Bakmayın buna, dalga geçiyor.
Ben: Takılıyorum ya. Eski işiydi o, artık mağazası var, dedim gülerek. Kızlar da gülmüştü. Yasin kem küm etti, kızlar olduğu için sövemedi. İyi bari, biraz puan toplamıştık. Munise’nin arkadaşı Gamze güzel kızdı. Peyzaj mimarıymış ama pilates eğitimi alıyormuş.
Pilates hocası olacakmış eğitim bitince. Düz, uzun kumral saçları, beyaz kolsuz tişört; altına siyah tayt giymiş, götü sıktırmış; tüm gözler üzerindeydi. Munise kısa kesilmiş dalgalı siyah saçlarıyla baştan aşağı siyah giyinmişti; altında geniş siyah kot pantolon, üstünde geniş siyah tişört. Sade ama yakışmıştı. Yeşil gözlüydü. Yeşil gözlü hatunlar nedense çekici geliyordu bana. Aklıma Behiye geldi, o da yeşil gözlü sayılırdı. Neyse, garson geldi siparişleri aldı. Biz olmasak garsonlar Yasin’e neredeyse sakso çekecekti. İbne önceden bir şey yapmış; bu ilgi alaka normal değildi. Garsonlar ilgilendikçe kızların hoşuna gidiyordu. “Bu özel peynirimiz… Herkese açmayız.” “Bu tereyağı yılda sadece 10 kilo çıkar, devamı yok.” “Bu sucuğu kasap sadece bizim için yapıyor.” “Bu reçeli ebem kaynatır, dedem sikini oynatır.” “Bu zeytin Serdar Ortaç’ın Karabiberim şarkısında kızın göbeğinde yediği İzmir kuru sele…”
Masaya her koydukları tabakta bir şey söylüyorlar. En son çay geldi, bırakıp gittiler. “Çayın bir özelliği yok mu?” diye sordum. Garson, “Yok abi, niye ki?” dedi. “Hiiç, bütün malzemelere bir şey deyince çay da ‘Mahallenin Muhtarları’ dizisinde Temel’in demlediği çay falandır diye düşünmüştüm,” dedim. Yasin hemen atladı. “Arkadaş takılıyor, elinize sağlık, hepsi de on numara olmuş,” deyip garsonu gönderdi. Kahvaltıya başlayacaktık. Gamze telefonuyla önce masayı çekti, sonra telefonu bana verdi. Munise ile çekildi, en sonunda garsonlardan birini çağırdık, hepimizi çektiler. Resim çekilirken bir gözüm sucuklu yumurtada çıkmıştı ama yapacak bir şey yoktu artık. “Size Msn’den gönderirim resimleri.” dedi Gamze. Kahvaltıya başlayabilmiştik sonunda. Kahvaltıdan sonra ilçenin ortasından akan çay boyu yürüdük. Sonra Yasin'in arabayla Keklik Yaylası diye bir yere gittik.
Mesire alanı, küçük bir göl var içinde, piknikçiler falan gelmiş, bayağı kalabalıktı. Çok güzel bir yerdi. Orada da bol bol resim çekildi yine kızlar. Sohbet muhabbet koyulaşmıştı. Yasin Gamze'ye yanlıyordu. İbne, anında İstanbul şivesine geçmiş; kibarlıktan ikiye ayrılacaktı. Adamın içinden Zeki Müren çıkmıştı sanki. Munise, “İyi ki geldiniz ya, vallahi tek başına misafir ağırlamak zor oluyor.” diye teşekkür etti bana. Ben de fırsattan istifade onunla muhabbeti koyulaştırdım. Evlenip boşandığını falan anlattı. Ben de ilk kez duymuş gibi tepki verdim. Akşam olunca birlikte şehre inelim mi diye sordu Yasin. “Canlı müzik var bugün, eğleniriz.” dedi. Kızlar kabul etti. Bir saatte şehir merkezine gelmiştik. Akşam olmuş, acıkmıştı herkes. Seyfi Usta diye bir yer vardı. Yıllardır giderim; sahibi Seyfi abi beni bilir, aramız çok iyidir. Mekâna dışarıdan baksan görünüşü biraz salaş, küçük bir lokanta ama yöresel yemekler yapar; çok güzeldir.
Dışarıdan gelenlere genelde orasını tavsiye ederler. Gittiğimizde içerisi doluydu. Seyfi ustaya söyledim; biz dışarıda otururken (Gamze ile Yasin sigara içtiler) ilk boşalan masaya aldılar bizi. Seyfi Usta bizzat ilgilendi bizimle. “Neredesin sen, görünmüyorsun?” diye sordu. Kısaca durumları anlattım. O sırada mezeleri getirdiler. Seyfi Usta'ya “Senin için ilçeden geldik.” deyince keyif oldu; her şeyi çifter çifter gönderdi. Ortaya sıcacık lavaş yaptırdı, bayram çorbası, arpacık soğanlı sarımsaklı et yemeği, pilav yanında kuru fasulye; en meşhur yemekleri. Hepsinden söyledim. Seyfi Usta sürekli uğruyor, benimle ilgili bir anısını anlatıyor, arada güldürüyor arada övüyordu. Yasin'in garsonlar kadar olmasa da o da benim götü kaldırmıştı biraz. Herkes yemekleri çok beğenmişti. Yemekten sonra kaymaklı künefe söyledim; kızlar bayılmıştı. Çıkarken Seyfi Usta'ya “Ben hallederim.” gibisinden kaş göz yapıp hesap ödemeden çıktık.
Kızlar “Biz ödeyelim.” diye ısrar etse de Seyfi Usta almadı, bizi kapıya kadar uğurladı. Saat 9’a geliyordu. Yeşil Vadi diye bir cafe vardı. Oraya gittik. Mekân tıklım tıklım doluydu. Yasin önceden arayıp en önden yer ayırmıştı. İşi biliyordu çakal. Oturduk, semaver söyledik. Patlamış mısır getirdiler. Canlı müzik yapacak ekip çıktı. Slow parçalardan başladılar: Sen Ağlama, Başka Ten Uymuyor, Ben Bir Tek Adam Sevdim… O sırada dondurma, soda, kola falan söyledik. Yasin ortaya eğilip eliyle “İçelim mi?” gibi işaret yaptı. Ben “Kullanmıyorum.” Munise “Ben de kullanmıyorum.” dedi. Gamze kabul etti, “Ben alırım ama var mı burada?” dedi. Yasin elini göğsüne koyup böbürlenerek “Ben de o iş.” dedi ve Gamze'nin kulağına eğilip bir şey söyledi. Gamze de “Olur.” der gibi başını salladı. Yasin garsonu çağırdı. “Şef'i çağırır mısın?” dedi. İki dakika sonra Ekrem Şef masadaydı.
Yasin'i görünce sarıldı. “Baba sen neredesin, gelmiyorsun uzun süredir, özlettin.” Yasin “İş güç abi.” diye geçiştirdi. Sonra adamın kulağına bir şey söyleyip cebine 20 lira sıkıştırdı. Ekrem Şef dinlerken kafasını salladı ve “Tamam Yasin'im, hallederiz.” dedi. Biraz sonra elinde tepsi içinde meyve suyu dolu bardaklarla garson geldi, masaya bıraktı. Yasin çaktırmadan garsonun cebine para koydu. “Bizi ihmal etme hocam sen.” dedi. Sonra Gamze'ye eliyle bardakları gösterdi: “İçelim, güzelleşelim.” dedi. Yasin eline aldığı bardaktan bir yudum aldı, bize göz kırparak “Katkılı.” dedi. Bardakları bittikçe garson hemen dolduruyordu. Munise “Midem iyi değil.” deyince birlikte çörçıl söyledik. Yasin garsondan kalem istedi. Gelen kalemle masadakilere sorup peçeteye şarkı ismi yazıyor, arasına para koyup müzisyenlere gönderiyordu. Onlar da geri çevirmeden bütün istekleri çalıyordu.
Şarkılar yavaş yavaş slow parçalardan hareketlilere doğru geçmeye başlamıştı. Ankara havalarına geçince Gamze “Hadi oynayalım.” diyerek ayağa kalktı. Yasin'i de kaldırdı. Az çok herkes Ankara'da pavyonda oynayan kadınların nasıl oynadığını bilir. İşte Gamze çıktı ortaya bir oynamaya başladı, bir başladı… Allah'ım tam pavyon karıları gibi oynuyor. Aklıma Ankaralı Namığın arabada beş evde on beş kasetindeki kadınlar geldi. Gamzenin karşısında bizim Yasin iki el kol yapıyor ama Gamze'nin karşısında özürlü gibi duruyordu. Zaten fazla durmadı, oturdu yerine. Mekândaki tüm gözler üstündeydi. Gamze önce Munise'yi, sonra beni kaldırmak istedi ama kalkmadık. Munise, Gamze'nin yerine oturması için çok diretti ama çabaları sonuçsuz kaldı. Gamze aralıksız 10 dakika oynadı. O oynarken Munise ile ben yerin dibine gitmiştik. Yasin'in keyfi yerindeydi, hiçbir şey umurunda değildi.
Ağzında sigara, sandalyeye uzanmış alkış yapıyor, “Oh ohh.” diye ritim tutuyordu. Yav senin mk, nasıl adamsın gevşek. Neyse ki canlı müzik ekibi dinlenmek için mola verdi de bizim rezillik daha fazla uzamadı. Gamze otururken çevredeki birkaç kişi alkış yapınca daha da gaza geldi. Munise, Gamze'yi çekiştirerek oturttu yerine. Saat 12’yi geçmişti. Artık kalkalım dedik. Yasin lavaboya gitme bahanesiyle hesabı halletti geldi. Dönüşte direksiyona ben geçtim. Yasin'le Gamze arkaya, Munise benim yanıma öne oturdu. Alkolün etkisiyle yolda Yasin'le Gamze konuşurken gülme krizine girmişlerdi. Durmadan 10 dakika falan güldüler. Munise'yle birbirimize bakıp bu hallerine güldük. Munise de artık bir şey demiyordu. Yolun yarısında Gamze “Çişim geldi, bir yerde duralım.” diye tutturdu. Gece zifiri karanlıktı ama mecbur uygun bir yerde sağa çektim, durdum.
Munise, Gamze'nin elinden tutup sote bir yere götürdü. Yasin sigara yaktı, benimle arabanın ön kaputuna yaslandı. 2–3 dakika sonra kızlar geldi. Munise söyleniyordu.
- Ne oldu? Dedim.
- Ne olacak, pantolonunu çıkarmadan işemeye çalıştı salak ya. Elbise de yok, nasıl yapalım, dedi.
Yasin “Önemli değil, bir şey olmaz.” dedi ama arka bagajda kilim gibi bir şey bulduk, onu koltuğa serdik, onun üstüne oturdu. Munise de yanına bindi. Yasin'in sigarası bitsin diye bekliyorduk. Kafaları pek yerinde olmadığı için hiç konuşmadım. O sırada bir kadın çığlığı duyduk. Her tarafımız zifiri karanlıktı, hiçbir şey görünmüyordu. Yasin'le birbirimize bakıp “Ananı sikeyim!” diyerek korkuyla arabaya atladık. Arabayı çalıştırıp yola çıktık. Biz alelacele binince Munise sordu, “Hayırdır?” diye. Olayı anlattım, o da çok korktu. Hemen bastık ilçeye geldik. Munise “Bana gidelim. Ev müsait, yatacak yer de var.” dedi. Yasin hemen “Olur.” dedi. Benim zaten o saatte başka seçeneğim yoktu, kabul ettim. Ortalıkta kimse yoktu. Munise'nin evine gittik, sessizce girdik. Munise, Gamze'yi doğruca banyoya götürdü. Ben de mutfağa gidip cezveyle kahve buldum.
Kahve pişirmeye başladım. “Munise, kahve yapıyorum. Nasıl istersiniz?” diye sordum. Hepsi orta şekerli içiyordu. Kendime sade, diğerlerine orta şekerli kahveyi yaptım, salona götürdüm. Yasin koltuğa rahat bir şekilde uzanmış oturuyordu. “Biraz toplan oğlum, kendi evin mi burası?” deyince toplandı. Gamze duşunu almış, üzerini değiştirmişti. Munise de üzerini değişmişti. Kahvelerini verdim. Gamze duştan sonra kendine gelmiş, konuşması düzelmişti. Kahveyi içince herkes kendine geldi. Munise “Siz de üstünüzü değiştirin.” dedi. Çantam arabada kalmıştı. İndim, çantayı alıp eve çıktım, sessizce kapıyı tıklattım. Karşımda kolları ve bacakları neredeyse bir karıştan fazla kısa gelmiş, ayıcıklı gecelikle Yasin açtı. Beynim bana oyun mu oynuyordu, yoksa Yasin ibnesi çaktırmadan bana da mı alkol içirmişti? İçeri girdim.
- Bu ne hâl lan?
- Oğlum eşofman yok, ne yapayım? Dal daşşak mı oturacağım? İstedim, Munise bunu verdi.
Munise (yanımıza geldi): Gayet güzel durdu bence üstünde, seni açtı. (gülerek)
- Aynen, harika olmuş. At şeyine kelebek konmuşa dönmüş, dedim.
Munise elini ağzına götürüp kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Ben boş bir odaya üzerimi değiştirmeye gittim. Geldiğimde Yasin'le Gamze geçmişler bir köşeye, fısır fısır gülerek kaynatıyordu.
Munise: İyi uydu kafaları.
Ben: Tencere kapak.
Munise: bende bir duş alacağım sen bunlara göz kulak olur musun? Kafaları çok iyi değil ya şimdi ikisinin de. Yasin Gamze’yi sikmeden göndereyim şuradan (gülerek) Ben: (nediyo lan) sikmez sikmez. O'Kadar alkolden sonra istesede kaldıramaz.
Munise: (gülerek) diyosunn. Tamam ben hemen duş alıp geliyorum. Salona Yasin’le Gamze’nin yanlarına geçtim. Beni gördükleri yoktu. İkisi de fısır fısır konuşuyor arada gülüşüp tekrar konuşmaya devam ediyorlardı. Biraz sonra içerden Munise kafasını uzattı. Gelir misin diye işaret etti.
Munise: (kafasıyla içeriyi işaret ederek) nasıl durumlar?
Ben: iyi nasıl olsun konuşup gülüyorlar kendi aralarında
Munise: iyi bari. Sende duş alsana yoruldun rahatlarsın biraz (elinde havluyu uzattı) Ben: şey.. Tamam olur. Duşa girdim soyundum tam suyu açacaktım kapı tıklatıldı. Aralayıp baktım muniseydi. Aç aç dedi. Hemen havluyu alıp belime sardım, açtım kapıyı.
Munise: bunlar dalmışlar dünyadan haberleri yok.
Ben: evet. Bir şey mi alacaksın sen?
Munise: ha yok. Şey. Sana bir şey söyleyeceğim.
Ben: tabi (gerildim biraz. Sikim buz gibi suya gitmiş gibi küçücük olmuştu gerginlikten. Az kaldı beni terk edecekti mk) Munise: ama aramızda.
Ben: ta... Ben tamam lafını tamamlamadan havlusunu yere bıraktı. Çırılçıplak karşıma duruyordu. Gözlerime baktı. Memesinin birisi yoktu. Dikiş izleri vardı. Onun dışında çok güzeldi. Beyaz ten, amı pürüzsüz yeni traşlamıştı. Biraz armut göbeği vardı ve kalçası yuvarlaktı. Gözüm İstemsizce olmayan göğsüne gidiyordu. Birden görünce ister istemez şaşırmıştım.
Sikimde karasız kalmış. Yuvasından etrafı izleyen sincap gibi bir inip bir kalkıyordu.
Munise: (elini dikiş izlerinin üzerinde gezdirdi) göğüs kanseri.. Buraya gelmeden önce. Kimse bilmez burada. İlk sen öğrendin Ben: geçmiş... Çok geçmiş olsun Munise: böyle olunca garip oldu. İstesen hemen çıkayım.
Ben: çok güzelsin gerçekten. Laf olsun diye söylemiyorum bunu Munise: teşekkür ederim (yavaşça kapıyı açıp içeriyi dinledi. Gamzeyle Yasin’in gülme sesi geliyordu) Ben: Birden böyle olunca ne bileyim, yanlış bir şey yapıp seni incitmek istemem Munise dudağıma yapıştı. Öpüşüyorduk. Hem de ağızdan. Acemi olmak çok kötüydü. Sikimde birden piyade er gibi hazır ola geçmişti. Lan erkenden boşalmam inşallah. Başka şeyler düşünün diyordu bir dergide okumuştum. Yasin’in Opel Astra kaç modeldi? Munise elini sikime atmış oynuyordu. Hay mk. Fırlatma için son 10 sn’ye..
10.9.8.. Bu sene yağış az olduğu için çiftçi beklediğini bulamamış. Ne saçmalıyorum. İlk kez bir kadınla çırılçıplak kaldım yaptığıma bak. Munise’nin sikimdeki elini tuttum duvara yasladım. Dilini ağzımın içine sokuyordu, garip olmuştum bende aynısını yaptım. Boynuna indim emmeye başladım oradan yavaşça kulak memelerini emmeye başladım. (Kitabi bilgiydi; kadınların en çok etkilendiği yerler dudak, meme uçları, boyun, kulak memesi, am.. Tecrübemiz yok ama mal da değiliz okumuştuk) kulak memesinden göğsüne indim. Bir tane olması benim gibi acemi için şu an avantajdı. İki tanesi hem yorar hem kafamı karıştırdı. Memesini emerken munise gözler kapalı derin derin nefes alıyordu. Duvara yasladığım elini bıraktım amına eğildim. Beyaz, etli, ince bir çizgi şeklinde dar ve tüysüz bir amı vardı. Ellerimle arasını açtım. İlk kez canlı canlı yakından görüyordum.
Emmeye başladım. Nasıl emilecek hiçbir bilgim yoktu. Yalap şalap daldım. Yeni duş aldığı için mis gibi ahudutlu palmolive kokuyordu. Amını emdikçe ıslanmaya başladı. Elleriyle saçlarımdan tutmuştu. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım kafamı amına bastırdı. Emmeye devam ettim. İki dk da profesyonel emici olmuştum resmen, ağzımı iyice bastırdım amına Munise titremeye başladı. Sanki koca bir dilim karpuzu kemirmişim de yüzüm gözüm su olmuş gibiydi ama Munise ayakta duracak dermanı kalmayana kadar emmeyi bırakmadım. Munise önce saçlarımı bıraktı sonra yere dizlerinin üzerine çömekdi. Zevkten kendinden geçmiş feri kalmamıştı. Kendine gelince ayağa kalkıp beni de elimden tutup kaldırdı. Onu takip ederek bende ayağa kalktım, Munise "bizimkiler duymamıştır inşallah" dedi, kıpkırmızı olduğunu farkettim ona bakınca. "sanmam" dedim sadece. "Çok güzeldi" dedi Munise bana bakarak.
Hala nefes nefeseydi. Maria Şarapovadan beri ilk kez bir kadının inleme sesi beni bu kadar tahrik etmişti. Munise yüzü gülüyordu, mutlu olduğu her halinden belliydi. Tuttuğu elimi çekerek beni lavaboya götürdü. Sikimi tutarak çeşmenin altında eliyle mastürbasyon yapmaya başladı. Arada eline tükürüyor devam ediyordu. Yarak eline yakışıyordu gerçekten. 5 dk falan sürdü!!? Şaka şaka 1 dk da boşaldım ya da 45 saniye. Gözleri kapattım ayakta zor duruyordum boşalırken. Boşalırken sikimin kafasını biraz havaya kaldırsa ikimizin de kafasından vururdum. Munise bana baktı şaşırarak. "Ne kadar çok" dedi. Gaz mı veriyordu, diye düşündüm bir an ama yüzündeki şaşkınlık ifadesini görünce ciddi olduğunu anladım. Munise sikimin kafasını iyice sıkarak içinden kalan spermleri çıkardı ve iki parmağı arasında sündürdü. Bana bakıp dudağımdan öptü tekrar. ‘’Ben çıkayım sen duşunu al’’ Ellerini yıkadı.
Çıkarken götüne şaplak attım, bakıp güldü. Terlemiş saçları yüzüne boynuna yapışmıştı. İlk gördüğümden daha güzel gelmişti gözüme. Sikim tekrar kalktı. Hemen biraz önce yaptığımız şeyi hayal ederek bir posta daha attım. Duşumu alıp kurulandım ve salona geçtim. Üçü oturuyor, konuşuyordu. Yasin'le Gamze normale dönmüştü. “Sıhhatler olsun.” dediler. Bir köşeye oturdum. Gamze bana bakıyordu; gözlerimi kaçırdım. Biraz oturduk, saate baktım 02:28’di. Herkesi iyiden iyiye uyku bastırmıştı. “Yatıp uyuyalım.” dediler. Bize salona yer açtı Munise, Gamze de diğer oturma odasında bazaya yatmıştı. Sabah olunca kızlar bizi kaldırdılar. Kahvaltı hazırlamışlardı. “Niye zahmet ettiniz, bir yere giderdik.” dedik ama “Hep hazır mı yiyeceğiz?” diye azarladılar. “Zaten hiç hesap falan ödemediniz.” diye sitem etti Munise. Ekmek, simit bile alıp gelmişlerdi. Kahvaltı yaparken telefonum çaldı.
Arayan Fatoş ablaydı. Fatoş abla: Duydum ki ekip gitmişsin bizi.
Ben: Est abla, ne zaman ektim seni? Fatoş abla: Ben anlamam. Geçen ki ekip bende toplanıyoruz bugün, sen de yetiş.
Ben: Size iyi oturmalar. Yetişirsem uğrarım. Söz vermeyeyim. Fatoş abla: Yetişirsin yetişirsin, akşam oturacağız zaten.
Ben: Tamam abla inşallah. Fatoş abla: Sen müsait değilsin sanırım, oyalamayım seni. Bekliyorum bak. Görüşürüz.
Ben: Görüşürüz abla.
Yasin: Bu ablalarda ne çok seviyormuş seni. (Munise bana baktı.) Ben: Ömer hoca ile hanımı oturmaya gidecekmiş, beni de çağırıyorlar sende gel diye Neyse ki kimse uzatmadı, kahvaltıya devam ettik. Dün olanları konuşup güldük. Gamze çok rahat kızdı, hiç “Tüh vah” demedi. Sonra gece karanlıkta duyduğumuz ses neydi acaba diye düşündük. İnternetten yerel haber sayfalarına baktık, bir şey göremedik. Kahvaltıdan sonra Yasin bizi at çiftliğine götürdü.
Kızlarla birlikte atlara bindik. Munise ilk başta ürktü, benim arkama bindi. Daha sonra alışınca yalnız başına binmeye cesaret edebildi. Benim çocukluk köyde geçtiği için bol bol eşek binme tecrübem vardı, rahattım o yüzden. Kızlar bol bol resim çekilmeyi ihmal etmediler bu sırada. Oradan sonra birlikte Akçasaz diye bir yere gittik. Çay akıyor, hemen yanına alabalık tesisi kurmuşlar. Orada balık yedik. Kiremitte alabalık! Çok balık seven birisi değilimdir ama beğenmiştim. Çok lezzetliydi, diğerleride benimle aynı fikirdeydi onlarda çok beğenmişti. Gamze'nin akşam 6'da dönecekti. Ankara’ya gideceği otobüs yol üzerindeki dinlenme tesisinden alacaktı. 6’ya buçuk gibi Gamze’yi otobüse bindirdik. Yasin'le muhabbeti baya ilerlemiş, birbirlerinin numaralarını almışlardı. Benim de köye dönme vakti gelmişti. 7'de kalkacak olan dolmuşa yetişmiştim.
Munise ile dün yaşadıklarımızdan sonra aramızda bir utangaç durum vardı, birbirimizden biraz kaçıyor gibiydik. Ayrılırken bana sarılıp teşekkür etti. Yasin de “Vay aslan gardaşım!” diyerek sarıldı bana. Sayemde fıstık gibi kız yapmıştı. Zorla yanaklarımdan öptü. Munise bu halimize çok güldü. Dolmuşa bindim, minibüs kalkarken el salladım... Gözlerimi kapatıp olanları düşündüm. Munise ile yaşadıklarımız aklıma geliyordu. Daha iyi olabilir miydi? Olabilirdi belki. Ama böylesi daha iyiydi. Aceleye gerek yoktu. Hem Munise daha fazlasını istese o da olurdu. Sallana sallana giderken içim geçmişti.
- Hoca... Hoca...!!!
Gözümü açtığımda dolmuş şoförü karşımdaydı. “Gece beşik mi salladın? Uyumuş kalmışsın.” dedi gülerek. “Evet abi, beşik salladım...”