BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 22 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 22 / 84 BÖLÜM 28 dk okuma 16,751

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 22. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

2 part halinde paylaşılmıştır

- -----------------------------------------------

Gıd.. Gıd.. Gıdakk.. Gıd.. Gıd.. Gıdaaakk. Uykudan zor şer gözümü açıyorum. Samanların üzerindeyim. Pencereden içeriye giren aydınlıkta uçuşan tozları görüyorum. Neresi burası? Üzerimde bir gariplik var. Gıdaklama sesi gelmeye devam ediyor. Kafamı çevirince neredeyse dibimde gıdaklayan siyah tavuğu görüyorum. Oda bana bakıyor. Göz gözeyiz. Hayatımda ilk kez bir tavukla göz göze geldiğimi fark ediyorum. Korkuyorum. Bir tavuktan! Yattığım yerden doğrulup gelişigüzel adım atıyorum. Yumuşak bir şeye bastım. Tavuk boku! Hay böyle şansın. Eğilip bakmıyorum. Bana bakan tavuk gülüyor sanki. Yatarken içtiğim ayran ekşimişti o dokundu sanırım. Arkama bakmadan üzerinde tel örgü olan kapıdan çıkıp karşıdaki çeşmeye gidiyorum. Önündeki yarısı kesilmiş bidon su dolu. Yaklaşınca içindeki suyun yansımasında kendimi görüyorum. İçtiğim Ayran kesin bozuktu başka bir ihtimal yok.

Gözümü kapatıp açıyorum karşımdaki görüntü yine aynı. Ellerimle gözümü ovalıyorum. Ellerim! Lan ellerim yok! Gri tüyler! Tekrar bakıyorum suya. Tepesinde kıpkırmızı bir ibibiği olan kül rengi bir horoz var yansımada. Nasıl ya? Korkudan suyun içine düşüyorum. Kanatlarımı çırpa çırpa dışarı atıyorum kendimi. Şaşkınlıktan bir avuç suda boğulacağım neredeyse. Arkamı dönünce beni izleyen 4 tane tavuk görüyorum. Uyanınca dibimde öten siyah tavukta aralarında. Diğerleri kahverengi, sarı ve beyaz renkte. "Bayram iyi misin?" diyor beyaz olan? Nasıl ya? Konuşuyor musun? Ü üüüü ürüüü diye bağıracak oluyorum siyah tavuk kafamı düdeliyor "saçmalama istersen? Yine uyuya kaldın, sahip çok sinirli, istersen ses çıkarma yoksa akşam pilavın yanına seni yerler. "Ne pilavı ne yemesi ben insanım yahu, bunların hiçbiri gerçek olamaz" diyorum bunların bir şaka olduğunu düşünerek.

Sarı olan kanatlarını çırparak bana hava yapıyor kendime gelmem için. "Eyvah eyvah" diyor "eyvah ki ne eyvahhh kümesin tek horozu da kafayı yedi, kendini insan sanıyor kızlarr" diyor endişeyle. Etrafımı sararak beni kümese sokuyorlar. Beyaz olan karşıma geçip birer birer her şeyi anlatıyor. Sonunda ikna oluyorum. İsmim Bayrammış. Zaten tek hatırladığım bu. Kümesin tek horozuymuşum, siyah olanın ismi Fatoş, kahverengi olanın Reyhan, sarı olanın Behiye, beyaz olanın Aynur. "Beni iyi dinle" diyor beyaz olan kanatlarını yanına dayamış şekilde "uzun zamandır yumurtalarımız boş çıkıyor. Bize basman lazım, sahip kuluçkaya yatıracak hepimizi". Kahverengi olan "hızlı olsan iyi edersin, sabah kendi aralarında konuşurlarken duydum, başka bir horoz mu getirsek diyorlardı..." diyerek iyice gözümü korkutuyor. Hepsini sırayla gözden geçirip silkeleniyorum.

Yerden toz bulutu kalkıyor havaya. Vay mk benim böyle yeteneklerim mi vardı diyorum içimden. Sabah beni uyaran siyah tavuğun arkasına dolanıyorum. Üzerine çıkıp sırtında duruyorum, gagamla boyun tüylerini tutarak ve ayaklarımla kendini dengede tutuyorum. Siyah tavuk Fatoş’tu sanırım hiç hareket etmiyor. Tırnak kadar sikim var çıkarıp elimle koymuş gibi tam 12'den saplıyorum. Gıd gıdaaak diye feryat ediyor siyah tavuk. Aklımı alıyor mk görende eşşek siki yedi sanacak diye söylenerek hızla işimi bitirerek sarı tavuğun yanına koşuyorum. Buda Behiye olmalı. Pas parlak tüyleri var heyecandan üstünden düşüyorum. Hızlıca yeniden üstüne çıkarak ona da basıyorum. Ayrı bir tat veriyor buna basması. İşim hızlı bitince bana biraz kızıyor gibi ama hiç oralı olmuyorum. Horoz olmak aslında çok iyiymiş boşuna telaş yapmışım. Vakit kaybetmeden en yakınımdaki beyaza koşuyorum.

Aynur. Evet Aynur beyaz olandı. Kaçıyor benden ama boşuna yoruyor kendini. Yumurta folluğunda yakalıyorum. Orada bulunan diğer tavuklar kargaşadan sağa sola kaçışıyor. Köşeye sıkışan Beyaz tavuğa nefes nefese basıyorum. Kafasına bir iki gaga atıyorum hem bas diyorsun hem de kaçıyorsun diye söylenerek. Altımda debeleniyor ama kurtulamıyor, hengameden bir bok anlamadım bir daha mı bassam acaba diyorum biran ama vazgeçiyorum. Üstünden inip basılmamış kalan tek tavuk kahverengiyi arıyorum. Ne demişlerdi buna. Fatoşş? Yok o siyah olandı. Hah tamam! Reyhan! Saklanmış. Bulunmak için saklanmış gibi sanki, hemencecik buluyorum. Beni görünce kümesin dışına kaçıyor, koşup yetişiyorum, üstüne atlayıp havada geçiriyorum. Benimkini yiyince pes edip duruyor. Tam işim bitecek sırtımda bir el beni çekiyor "hııamına goydumun horozu" deyip kahverengi tavuktan ayırıyor beni.

Sikim içime kaçıyor korkudan! "Senin suyun iyice ısındı, çabuk bıçağımı getirin" diye bağırıyor beni tutan kişi. Çok geçmeden istediği bıçak geliyor. ‘’Sabah kalkmaz, tavuklara dirlik vermez, ben ne yapacağımı biliyorum sana" diyerek elinde bıçağı boynuma uzatıyor. Ben çırpındıkça daha sıkı tutuyor beni. "Ne oldu rahatın mı bozuldu? O kadar tavuğun arasında keyfin yerindeydi demiii? Hakettin hakettinnn, bunu sen hakettinnn’’ diyor hırsından dilini ısırmış şekilde. Son çare bir kez daha yapma etme diye çırpınıyorum ama anlamıyor beni. Onun için ağzımdan çıkan sadece "ü üüü ürüüü" Sonunda boğazıma bıçağı dayayan kişinin yüzünü görüyorum. Ekrem. Ekrem abi!... Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde halay çekelim... 21 Kasım 2011 Pazartesi. Önümüzdeki Çarşamba Kurban Bayramının birinci günü. Yarın öğleden itibaren Okul tatil. Ne yalan söyleyeyim bizimkileri de özledim.

Tam zamanında geldi adaşım Bayram. Ayrıca biraderin aklına uydum araba alıyorum gidince. Çok gönlüm yoktu ama kanıma girdi. Bakalım olmayan parayla nasıl alacağım? Havalar iyice soğudu. Erkenden gidip okulda sobayı yakacağım. 7 gibi uyanıp hazırlanıyorum. Okula geçerken gözüm pencereleri uzun süredir kapalı olan Ömer Hoca ve Aynur ablanın evine gidiyor. Ömer hocanın annesi yarın hastaneden çıkıyormuş. Bayram sonrası döneriz dedi Aynur abla. Okulda henüz kimse yok ama kapısı açık. Kim açtı acaba diye düşünerek sınıfa giriyorum. Sınıfta yanmış sobanın üstünden bir şey alan Reyhanla karşılaşıyorum. Artık gelmez diye düşünüyordum doğrusu, sürpriz oldu benim için belli etmiyorum ama mutlu oluyorum. Reyhan nikahın aksine baştan aşağı siyah giymiş üstüne. İlk günlerdeki paspal hali gözümün önüne geliyor 180 derece fark var arada. Elindekini masaya bırakınca beni görüyor ‘’Günaydın’’ diyor gülümseyerek ‘’Gel’’ yapıyor, bir eliyle eteğini tutarken diğeriyle masayı gösteriyor.

Menemen, börek, peynir, zeytin, reçel, sıcak bazlama… Masada boş yer yok. O an garip bir duyguya kapıldım. Çok sevdiğim, sürekli vakit geçirdiğin birisiyle ayrılmadan önce, durduk yere içine garip bir hüzün gelir, gitmeden onu özlemeye başlarsın. Aynısı! Resmen böğrüme öküz oturdu. Böyle durumlarda işi şebekliğe vururum bozuntuya vermemek için. Masaya otururken; Ben: Sonunda günaydın lafını duydum ya ağzından artık ölsem de gam yemem(gülerek) Reyhan: Başladı yine. Sen kız olacak adammışsın bu çeneyle aslında Ben: Sende keçi olacak kadınmışsın bu inatla Reyhan: İnsan kınadığını yaşamadan ölmezmiş. Benden daha inat bir karın olsun da gör sen(gülerek) Ben: Kız Allah yazdıysa bozsun aman deyim! Öğrenciler gelmeden birbirimizle atışarak yapıyoruz kahvaltıyı Reyhan: Yarın son kez gelecem okula. Bayramdan sonra Ekrem’in yanına taşınıyorum Ben: Hayırlı olsun.

Abiydi, Ekrem olmuş bakıyorum da!

Reyhan: (gülerek) Kıskanıyor muyuz acaba?

Ben: Kıskanmıyorum desem yalan olur. Doğrusu bu huysuzluğunu, aksiliğini çok hazzetmesem de özleyeceğim.

Reyhan: Bende seni… Daha da bir şey söylemiyoruz ikimizde. Reyhan masayı toplarken bende sobaya okulun sığınağından kömür getirip attım. Sınıf iyice ısınmıştı. Reyhan rutin işlerinin başına dönmüş onlarla ilgileniyordu. Bende öğrencilerin gelmesini beklerken pencereden dışarıyı izlemeye dalmıştım, ağzıma ‘’Aynalı Tahir’’ dizisinin şarkısı takılmış onu mırıldanıyordum. Akşam Rahmi Hocayla eşi Gülşah abla yemeğe çağırdılar. Yemekten sonra çay faslı, daha sonra yatsı namazında Rahmi Hocaya eşlik ettim. Rahmi hocanın vesilesiyle arada sırada alnımız secdeye değiyordu. Yukarıyla da arayı açmamak lazım. Namaz sonrası klasikleşen Pes kapışmamıza geçtik. Oyun oynarken ben spikerlik yapma alışkanlığım burada da devam ediyor, olaya renk katıyordu ‘’takımlar maça hazır, zemin futbol oynamaya elverişli.

Evet kadrolar; Real Madrid: kalede kasilyas, geri dörtlüde ramos, pepe, marselo, maykon….’’ Rahmi Hocayı çok severim ama iş Pes'de kapışmaya gelince ikimizde çirkinleşiyorduk. Geceyi toplam 11 maçla tamamlamış, bunların 6’sını Rahmi Hoca 5 ini ben almıştım. Son maçta frikik kullanmak için gerilen Ronaldo'nun topa vurmaya gelirken hakemin 90'da düdüğünü çalması ve maçın bitmesi beni deli etmişti! Bak yine hatırladım canım sıkıldı. Gece eve dönerken saat 2’yi geçiyordu. Evin önüne gelince Beyaz gömlek siyah kumaş pantolon birisi çömelmiş beni bekliyordu. O halde görünce menüyü alabilir miyim? Demek geldi içimden ama adamı tanımayınca bu espriyi kendime sakladım. ‘’Hayırlı geceler’’ dedim adama yaklaşarak. ‘’Bana mı baktınız?" Adam ayağa kalkıp elleriyle pantolonun arkasını çırparken ‘’şükür kavuşturana hoca, neredesin sen bekle bekle kök saldık burada?

(Pantolonu bitmiş ellerini çırpıyordu) Kim bilir hangi karıya atladın da geliyon bu saatte valla işini de biliyon he’’ uzanarak bir elini omzuma koydu. Böyle bir konuşma beklemediğim için üzerime bir kal geldi, sonra adama ‘’hayırdır sen kimsin?’’ diyerek adamın elini omzumdan indirdim. Sarışın, yeşil gözlü, kirli sakallı, sıcaktan yanmış gibi kızarmış, benden biraz uzun ama çelimsiz, zayıf bir adamdı. Bir süre birbirimize bakıştık, uzaktan gören olsa birazdan öpüşeceğimizi düşünebilirdi. Dikkatli bakınca yüzündeki ve dudağındaki morlukları fark ettim. Adam elini indirmeme bozulmuş içinden ‘’ya sabıır’’ dedi önce, sonra ‘’tamam hoca celallenme hemen’’ diyerek ellerini kusura bakma der gibi kaldırdı. ‘’Ben geçen hafta sonu siktiğin karı var ya Reyhan, işte o orospunun kocasıyım, Kadir!’’ (Elini sıkmak ister gibi uzattı, ben karşılık vermeyince sik gibi kaldı, elini beline koydu) Gerçi karıyı damızlık inek gibi Ekrem’e verdiler ama kâğıt üstünde hala nikahlı karım

Ben: Ne saçmalıyorsun sen doğru konuş. Varsa bir derdin siktir git Ekrem'e anlat Kadir: Yavaaş gelll hocaaa. Siktir miktir olmuyor bak söyleyim. Sonra külahları değişiriz. (Üzerime yürüdü, ayağı sekiyor zor yürüyordu) Ben: Derdin ne o zaman?

Kadir: Bu Ekrem denen dürzü yokluğumu fırsat bilip benim karıya çökmüş. Peşime adam salmış hemen boşasın diye. Halimi görüyorsun işte Ben: Başka kadınla kaçmışsın, herkes anlatıyor. Karının başında durup adam akıllı kocalık yapsaydın sende?

Kadir: (Yakama yapışıp) bana baaak belanı siktirme bana, adamlığı senden öğrenecek değilim Ben:(ellerimle iki elini tutup itekledim) gece gece bela mısın başıma. Ne söyleyeceksen söyle o zaman Kadir: (kendini düzeltip seke seke karşıma geldi) Nikahtan önce fırsat bulur da Reyhanla konuşurum diye geceye kadar gizlice takip ettim. İki dakika yalnız konuşsam nikah işinden caydırırdım onu ama Ekrem olacak dürzünün bacıları sümük gibi yapıştılar, götünden ayrılmadılar tüm gün.

Gece herkes dağılınca bir baktım bizim Reyhan arkasından it kovalar gibi evden çıkmış bir yere gidiyor. Sonra hoop burada bitiverdi. O zaman çakozladım bu karı niye arayıp sormuyor bunca zaman diye. Tokmakçısı varmış orospunun (Eliyle evin çaprazındaki akasya ağaçlarını gösterdi) Tam 2 saat şurda bekledim. Bir ara vurup kapıyı gireyim içeri dedim ama çok geçmeden Ekrem’le suratsız bacısı geldiler. Sikiyormuydun onlar geldiğinde benim karıyı doğru söyle bak! (Gözleri kocaman açmış yüzüme bakıyordu) tam en heycanlı yerinde geldi Ekrem dürzüsü değil mi?

Ben: Düşündüğün gibi bir şey olmadı Kadir: Ne yaptınız peki o kadar zaman? İsim, şehir mi oynadınız gecenin bir vakti? Bu ayakları bırak şimdi. Ne güzel dünya, ortalık malı olmuş benim karı, bir de sürmüş sürüştürmüş ben bile zor tanıdım Allah’ıma kitabıma. Bu var ya koynuma girmeye korkardı, kan verir gibi yatar dakkada sorardı ne zaman bitecek işin diye.

Meğer bizim mıymıntının ne hünerleri varmışta ben görmemişim Ben: Eeee Yani? Bunları bana niye anlatıyorsun?

Kadir: Yanisi şu hoca. Bak bana, nikahlı karım için bana bunları yapan (yüzündeki morlukları ve ayağını gösterdi) imam nikahı kıydığı gece karısını sikene neler yapar gerisini sen düşün. Hayır sendeki de iyi cesaret haa, adam çat kapı evine geldi tam sen tezgâhı açmış iş üstündeyken. Valla iyi cesaret. Ekrem gibi bir adama bir de (Dudaklarını büzmüş kafasını sallıyordu vay bee der gibi) Ben: iyi tamam anladık. Sadede gel artık, koca karı gibi ne uzatıyon!

Kadir: Gelelim bakalım hoca. Şimdi şöyle yapacağız. Sen bu Reyhan orospusunu ikna edeceksin. Anam olacak karı ben gidince bütün her şeyi Reyhanın üstüne yapmış. Çay üstünde yol kenarında 2 parça tarla var, biri 5 biri 2 dönüm. Onları yan çizmeden bana devredecek!

Ben: Devretmezse?

Kadir: Devretmezse (elini cebine atıp tuşlarının yazısı silinmiş ekranı çatlak Motorola telefonunu çıkarıp hızlıca bir şey açtı sonra bana doğrultarak) bak bu resimlere iyi bak (sırayla 6:7 resim gösterdi) bak burası senin kapının önü Ekrem’le bacısı evden çıkıyor, bak burda Reyhan dışarı çıkıyor, burda da Reyhan var yine, bak bak burda kapı arkasından sen görünüyorsun, ulan sen var ya senn. Yani demem o ki sen akıllı adamsın hoca! Beni daha fazla konuşturma. Kurbandan sonraki haftaya kadar sana müsaade, yoksa resimleri önce Ekrem sonra tüm köy görür. Sonrası Allah kerim. Hadi bana eyvallah. (dönüp giderken tekrar dönerek) Bu Ömer Hoca nerelerde?

Ben: Yok Kadir: Bayramda gelecek mi?

Ben: ne yapacaksın?

Kadir: Elini öpecem Ben: İyi, bayramda da yok Kadir: İyi iyi… Sende memlekete gidersin bayramda Ben: niye benim de mi elini öpeceksin. Bende yokum!

Kadir: bak dalgana sen. Bayramdan sonra görürüz kim kimi öpüyor... Kadir sinirden görüşürüz der gibi kafasını sallayarak döndü gitti. Seke seke zorla yürüyüp giderken ben arkasından bakakaldım. Şimdi yarrağa yan bastın Bayram dedim içimden. Şimdi yarrağa yan bastım! Eee bayram efendi. Ne demişler göt nasipten çıktıysa yarak Bağdat’tan gelirmiş. Kimi sikecem hayalleri kuruyordun gece uyurken artık o sikini döndürüp götüne sokarsın. İşin sonunda fena rezillik görünüyordu benim için. Sanki Acunun Var mısın yok musun yarışmasına katılmışım da kutumda büyük açmış gibiydim. Salı sabahı keyfimde yoktu. Öğrencileri yormadan daha çok kendi hallerine bırakarak yarım gün ders programını tamamladım. Reyhan bu durgunluğumu fark etti birkaç kez sende bir şey var hayırdır diye sordu ama uzatmadan yok bir şey diyerek lafı çevirdim. Giderken Muhtarı, Rahmi hocayı, Fatoş abla ve Behiye ablayı arayarak memlekete gidiyorum diye haber verdim, bir istekleri olup olmadığını sordum.

Köye gelen ilk dolmuşa atlayıp ilçeye indim. İnerken Yasin’i ve Munise'ye haber verdim. Ben ilçeye varınca ikisi de beni dolmuş durağında bekliyordu. Yasin asker karşılar gibi sarılarak karşıladı. İşi yine cıvıklığa vurdu. İkisini de özlemiştim. Munise siyah saçlarını kahverengiye boyamış çok yakışmıştı. Fazla duramam dediğim için Yasin’in arabayla doğruca Muniselere geçtik.

Yasin: Gardaşım sen bana bugün hiç sövmedin hayırdır? Yeni gelin gibi ne düşünüp duruyorsun?

Ben: bugün arife ya canım kardeşim o yüzden sana sövmeyeceğim, yoksa kendimi nasıl zor tutuyorum bir bilsen!

Yasin: (arkada oturan Munise’ye dönerek) bak ben sana her zaman derim Munise, hatırlarsın. Bayram ibnedir, yavşaktır falan ama Allah için duyarlı çocuktur Munise: dersin, doğru (gülerek) Ben: kim hakkımda ne düşünüyorsa Allah ona iki katını versin Yasin: âmin gardaşım aminn (sonra Munise’ye beni işaret ederek) duyarlı ibne!

Tam! Muniselere vardığımızda Munise’nin anneannesi Gülseren teyze ve annesi Feride abla geldiğime sevinmişlerdi. Görüşmediğimiz zaman Feride ablaya daha çok yaramış sarı saçlarını kısacık kestirmiş, yeşil gözleri ve ince gözlükleriyle en son gördüğümden daha bir hoş gelmişti gözüme. Yemek masası hazırlanırken ben Gülseren teyzeyle laflıyordum. Feride abla beyaz, daracık pantolonuyla masayı kurarken önümde eğilip kalkınca ister istemez gözüm birkaç kez kaydı. Beyaz pantolon hastalığımdan bahsetmiştim daha önce üstüne bir de Feride ablayla ilgili gördüğüm +18 rüyayı hatırlayınca benim ufaklık ışık görmüş baykuş gibi gözleri açmıştı. Bayramın arife günü şeytana uyup Gülseren teyzenin yanında rezil olurum düşüncesi beni strese sokmuştu, hemen başka şeyler düşünüp dikkatimi dağıtmalıydım “Seda Sayan’ın gerçek ismi Aysel Gürsaçer'dir" olmamıştı "Dansözün göğsüne takılan para mekân sahibinin, beline takılan para dansözün olur" yok hayır yine işe yaramamıştı.

Neyse ki o sırada telefonum çalmış o bahaneyle götün götün dışarı çıkmıştım. Yemek yerken Yasin'le bol bol öğrencilik anılarımızı anlattık.

Yasin: Bu böyle akıllı falan duruyor ama okulda safın tekiydi. Size sütlaç yapacam diye geldi bi gün süt falan almış. Neyse yaptı etti bi getirdi bu akıllım, tabak diye kül tablalarına koymuş sütlacı. 3 ay gülmüştük. Hala resmini falan çekmedim diye üzülürüm.

Ben: Altılı takım görünce tabak sandım ne yapayım. Adamların evde doğru düzgün tabak yoktu 6 tane kül tablası almışlar.

Yasin: Bırak şimdi hiç bahane bulma Ben: Lan bana diyene bak, sende ketıl kullanmayı bilmiyordun! Çay demle deyince ketılı tüpün üstüne koyup gelmiştin de altını eritmiştin. Bu anlattıklarımız Muniseleri çok güldürmüştü. İyi ki uğramışsın dediler ben ayrılırken. Otogara giderken Munise babasından bahsetti. Şimdiye kadar pek bahsi geçmemişti.

Sadece hayatta olduğunu ve annesiyle yıllar önce boşandıklarını biliyordum o kadar. Nereden estiyse babası annesiyle barışmak için tutturmuş, arayıp rahatsız ediyormuş sürekli. Gelip olay çıkarır diye yerimizi söylemiyoruz dedi Munise. Emekli polismiş. Alkolik, sinirli, huysuzun biriydi dedi. Şiddet falan da olunca sonunda annesi dayanamayıp boşanmış. Ne hayatlar var dedikleri tam böyle bir şeydi. Komşumun bahçesi her zaman daha yeşil gelir derler insana. Dışardan bakınca imrenilen hayatları biraz yakından tanıyınca, aslında yaşadığımız hayatın imrendiklerimizden daha iyi olduğunu görebiliyorduk. Allah günah yazmasın Kurban Bayramı’nı pek sevmiyorum. Başta söylemiştim ismimi Kurban Bayramında doğduğum için Bayram vermişler bizimkiler, ona rağmen kurbanla aramız pek sıcak değildir. O kurbanın kanını göreceğiz inadı yüzünden her sene danayı yatır, kaldır, kes, yüz, parçala benim için ister istemez bayramın birinci günü eziyete dönüşüyor.

Kurban kesimi bitince klasikleşmiş artık zor oluyor seneye mandıraya kestirelim tartışmalarıyla günü yorgun ama gururlu bir şekilde kapatıyoruz. Bayramın ikinci günü akraba ziyareti uzaktaki tanıdıkları telefonla arayıp bayramlaşma faslıyla geçerken doğrusu benim için bu bayramın çok tadı tuzu yoktu. Her bayram ismimden dolayı yapılan klasik Bayram şakalarına bile gülmüyordum bu Bayram. Aklım Kadir'in söylediklerindeydi. Gidip Reyhanla tarla muhabbetini konuşmaya niyetim yoktu. Bugün Reyhandan tarla isteyen adam yarın benden parada ister götümü de ister. İnci sözlükte "başkasıyla imam nikahlı kadına basarken eski kocasına yakalandım" diye konu açıp panpalarımdan yardım istedim. Çoğu dalga geçtiğimi düşünüp beni ti'ye alırken bir kısmı ölmem ya da sakat kalmamla alakalı şakalar yaptı. Birkaç kişi ciddiye alıp bir bok olmaz kafana takma deyip gaz verdiler.

Özelden mesaj atarak silah gönderebilirim, bayıltıcı ya da zehir gönderebileceğini söyleyenler oldu. Adres verenler oldu ihtiyaç olursa gel diye, avukat polis panpalar hukuki, adli konuda akıl verdiler. İşime yarayanları not ettim. Bundan sonra her şeyi oluruna bıraktım. Üçüncü gün biraderin arkasına düşerek bayiye araba almaya gittik. Peder sağ olsun 20 bin lira verdi. Birader önceden arabayı seçmiş, aldığımız bayide arkadaşının olunca prosedürleri önceden halletmişlerdi. Nakit parayı verince bana sadece imzaları atmak kaldı. Beyaz Golf 1.6 highline almıştım. İlk arabam. 62 bin küsür fiyatı. 36 ay vadeli, nakit parayı düşünce faiziyle falan aylık 1310 lira falan ödemesi var. Maaşım 1400 küsür. Neyse ki şu İnternet sitesi işinden 500:600 geliyor o yüzden kafa biraz rahat. Kadir olayından sonra öğretmenlik işi götümde patlayacak gibi ama artık yaşayıp göreceğiz.

Arabayı alınca evdekilere, arkadaşlara, akrabalara akşama kadar baklava alıp dağıttım. Kimse bayramda yapılmış tatlıyı da istemiyor illa hazır alınmış olacak. Artık sonunda herkes arabanın kuyruğunun eğri olmadığına ikna olmuştu. 4. Gün sabahı arabamla çalıştığım köye geri döndüm. Köyde adet olarak erkekler bayramın son günü öğle namazından sonra köy odasında toplanıp birlikte yemek yerleşmiş. Muhtar Ali dayı giderken özellikle yemeğe yetişmemi tembihlemişti. Yalan yok niyetim yoktu ama Kadir olayından dolayı köylüyle aramı iyi tutmak iyi olur diye düşündüm. Olası ters bir durumda en azından beni savunacak birilerinin olması fena olmazdı. Maksat biraz taraftar kazanmak anlayacağınız. Köy odasında toplananlar arabayla geldiğimi görünce etrafıma toplandılar. Hayırlı olsun, kaça aldın, hangi paket, şu var mı, bu var mı sorularına maruz kaldım bir süre.

Gelirken aldığım tatlıyı çıkarıp hep birlikte yemeğe geçtik. Araba almak neyse de kalan paramda tatlılara gitmişti. Yemekte Ekrem abide vardı. Beni görünce muhtarla birlikte yanlarına buyur ettiler. Yemekte ikisinin arasına oturdum. Uzun uzun sohbetler muhabbetler yapıldı. Çaylar içildikten sonra dışarıda kendi arasında sigara içen 6-7 kişi vardı hem laflarım hem de hava alırım diyerek yanına çıktım. Çoğunu simaen biliyordum ama çok fazla muhabbetim olan yoktu. Köyde kurban keserken danasını kaçıran Sucu Musa isimli birinin muhabbeti yapıyorlardı. Kurbanlık danayı yarın gün kovalamışlar, derede bataklığa saplanınca yakalayabilmişler. Hayvanın kaçmaktan hareket edecek dermanı kalmadığı için orada kesmek zorunda kalmışlar. Bunları dinlerken Kurban Bayramı anksiyetem nüksetmişti. Muhabbet esnasında Behiye abla ve torunu Osmancan konuştuğumuz yerin önünden geçtiler.

Osmancan beni görünce gelip bayramlaştı. Sonra babaannesinin yanına döndü. Kalabalık olunca Behiye ablayla sadece kafa selamı yaptık. Biraz uzaklaşınca yanlarında durduğum adamların hepsi birden arkasından konuşmaya başladılar.

- Şu karıya bitiyorum (Behiye abla uzaklaşırken kafasıyla göstererek) Diğerleri gülerek katıldılar.

- Kocayı da gömdü şimdi nasıl yanıyordur var ya

- Demirden yarak olsa dayanmaz ona

- Kepçe Osman dünyada cenneti yaşadı şanslı adammış

- Kıymetini mi bildi karının, gözü dışarıdaydı dürzünün. Allah bilir en son ne zaman sikti Behiye’yi

- Doğru lan.. Doğru... Aynen öyle (Herkes onayladı)

- 30 yaşındayım. 50 yaşında vardır bu karı neredeyse. Yeminle gel desin yarın karıyı boşayıp gitmeyen Zeki'yi siksinler.

- Bende boşarım.

- Bende

- Bunu görünce evdekine ekmek veresim gelmiyor

Herkes gülerek onayladı

- Lan gavur Ali bir kere verecem dese sana motoru verimisin?

- Veririm lan alsın götürsün

- Fordu verecen.. Mavi fordu

- He verecem

- Baban siker lan seni

- Lan Behiye için gitti deyim alnımdan öper

Herkes eli karnında kahkaha attı

- Karı senin külüstüre kanacak olsa Ekrem'e varırdı

- O doğru mu lan? Ekrem istemiş mi bunu?

- Tabi lan. Ne kadar dil dökmüş Menekşe karısı (Ekrem’in kız kardeşi) para, mal, mülk ama istemem demiş

- Olum bu karıda da var para. Kepçe Osman’ın parası 7 sülalesine yeter

- Yeter.. Rahat yeter.. Ekrem’i satın alır belki

- Vardır onun da bir çakanı çukanı

- Sanmam. Ne gezsin. Olsa duyulurdu köyde

- Macir di demi lan bu Behiye? (*Göçmen)

- Macir. Antalya mı İzmir mi ne oradan gelmiş

- Tüm köy yola dizildi diye anlatır anam bu gelin gelirken görmek için

- Şimdi böyle güzelse o zaman nasıldı kim bilir?

- Emel Sayın'a benzemiyor mu? Mavi boncuk filmindeki haline benzetiyorum ben onu gözler mözler

- Doğru andırıyor... Bence benzemiyor... Biraz benziyor... Ondan daha güzel (herkes bir fikir belirtiyor)

- Anca arkasından konuşur dururuz böyle. 50 tane amı olsa birini bile şuradan kimseye vermez

- Vermezzz.. Aynen vermez. Benzin döker yakar yine vermez

- Verse nolacak, sevaba girer lan. Hiç çıkarmadan 3 atmayan Hakkı’yı şuradakiler siksin. Tak tak tak.

- Siktir lan. Gel ikide bana at

- Nasıl yarak var lan sende çıkarda gölgesinde oturalım

Herkesi yine bir kahkaha almıştı. Gavur Ali dedikleri adam bana dönerek ‘’Sen ne diyorsun hocam? Okumuş adamsın Allah için güzel karı demi Behiye(sırıtarak)’’ Ben: Güzel mi çirkin mi bilemem ama şu lafların yarısı buradan birinin bir yakını hakkında edilse kavga çıkar. Bence en iyisi bu muhabbeti kapatalım, yakışmıyor. Bu konuşmanın üzerine herkes haklısın hocam falan deyip birbirini suçlayarak, sen başlattın, konuyu sen açtın diye aralarında tartışıp durdu. Herkes biraz önce söylediklerini unutmuş tam aksini savunuyordu şimdi. Köylü milletinin en büyük özelliği bulundukları kabın şekli almasıdır. Biraz muhabbeti arttıralım demiştim ama sanırım ilk fırsatta benim de arkamdan konuşacaklardı. Reyhanın kocası Kadir dediği gibi fotoğrafları falan yayarsa iyice itin götüne sokarlardı beni, bize ahlak dersi verene bak diyerek. Behiye hakkında o kadar rahat ileri geri konuşmaları sinir etmişti beni kendimi tutamamıştım.

Konu iyice boka sarınca ben telefonla konuşurmuş gibi yapıp yanlarından ayrıldım. Son kez Köy odasına girip herkese hayırlı bayramlar deyip çıkacaktım. Ekrem abi ve Muhtar eve bekleriz böyle olmaz dediler ben giderken. Saat 3’e geliyordu. Rahmi Hocaya uğrayıp Bayramlarını kutladım. Yeni yemek yediğim için yemek faslına hiç girmeden uğrayacağım birkaç yer daha var diyerek hızlıca Behiye ablaya geçtim. Behiye abla misafirleri uğurlamış torunu Osmancanla yalnız kalmışlardı. Benim geldiğimi görünce mutlu oldu. Aklıma köylülerin hakkında söyledikleri geldi canım sıkıldı. Tüm köylü kadın için fantezi kuruyordu. Bende tabi kendisi için kurduğum hayallerim vardı ama bunları kendi içimde saklıyordum, gidip gevşek gevşek başkalarının ağzına sakız yapmıyordum. Behiye abla arabayı görünce çok beğendi. ‘’Artık gezdirirsin beni’’ diyerek takıldı. Fazla durmadan gideyim dedim ama kahve içmek için ısrar edince kıramadım.

Kahve için içeri girince hemen geliyorum diyerek beni mutfağa buyur etti. Elbiselerini değiştirmiş, kolsuz lacivert bir penye ve siyah bir eşofmanla geldi biraz sonra. Lacivert penyesi yeterince davetkardı, altında sütyeni olmasa memelerini ortaya çıkaracaktı neredeyse. Cilvemi yapıyordu bana yoksa ben mi yanlış anlıyordum iki arada bir derede kalmıştım. Kahveyi yaparken gözümü ayırmadan izledim. Götü, göğüsleri, yüzü, beli... Hepsi tornadan çıkmış gibi ayrı güzeldi. Bayram nasıl geçti muhabbeti yaptık. Oğlu Ferhat bana selam söylemiş onu iletti. Oğluyla daha önce oturup kalkmıştık iyi çocuktu ama ondan sonra denk gelmemiştik. Kahveyi getirdi. Yanına da baklavayla çikolata koydu. Karşılıklı içerken Ben: Abla sana bir şey söyleyeceğim ama kızma Behiye abla: estağfurullah hocam buyur Ben: öğlen köy odasının oradan geçmiştin ya Behiye abla: evet

Ben: oradaki adamların neredeyse hepsi de arkandan ileri geri konuştu. Behiye abla: yaparlar. Alışığım ben bunlar ne ki? Köyde kadınların çoğu beni sevmez bir suçum varmış gibi. Sen hiç kulak asma bunlara (elini uzatıp elimin üstüne koydu) Elini uzatırken bana doğru eğilince tişörtünün önünden göğüslerinin arası görünmüştü. Hadisenin ifşası çıksa o kadar etkilemezdi o an beni.

Ben: haklısın abla ama ben yine de diyeceğimi dedim onlara. Behiye abla: keşke hiçbir şey demeseydin. Şimdi sana göz olmasınlar Ben: olsunlar. Senden kıymetli değil ya Behiye abla yüzüme baktı minnetle. "Çok iyisin" Derin derin iç çekti "Keşke aynı yaşta olsaydık" Yaşımızın neyi... Varmış diyecekken Osmancan koşarak elinde telefon içeri girdi "babaanne babam arıyor" diyerek. Behiye abla derin bir nefes koyuvererek telefonu aldı ve mutfaktan çıktı. Bu çocukta sürekli yırtık dondan çıkar gibi çıkıyordu.

Osmancan yanıma oturup bilgisayar oyunlarıyla ilgili bir şeyler anlatıyordu o arada ama ben hıhı diyerek geçiştirdim dinlemeden. Behiye abla gelince ‘’ben artık müsaadenle kalkayım abla’’ dedim. Oradan çıkınca Muhtar Ali dayının evine uğradım. Gelmeden Behiye ablaya Muhtarın karısının ve kızının isimlerini sormuştum. O kadar emekleri geçmişti bana ama isimlerini bile bilmiyordum. Karısı Nilüfer kızı Nergiz’di. Eve gidince kapıda karşıladı muhtar beni. Karısı Nilüfer ablanın elini öperek kızı Nergiz’le tokalaşarak, isimleriyle hitap ederek bayramlarını kutladım. Bu hareketim hoşlarına gitmişti. Ufacık da olsa insanları önemsediğini göstermek insanları mutlu etmek için yetiyordu. Bir süre oturup hasbihal ettikten sonra bir bardak çaydan başka bir şey hazırlatmadan müsaade alarak kalktım. Arabaya atlayıp Fatoş ablalara geçtim. Fatoş ablalara yaklaşınca kocası Kasım abi ve ilk kez gördüğüm bir adam kamyonun ön kabinini yerinden çıkarmış öne doğru eğmişler, üstleri başları yağ, kir içinde tamir yapıyorlardı.

Arabadan inince yanlarına gidip selam verdim, kolay gelsin dedim. Kasım abi beni görünce ‘’oooo Bayram hocam hoş geldin’’ diyerek elinin karasını bir beze gelişigüzel silerek benimle tokalaştı, bayramlaştık. Ayak üstü diğer adamı tanıttı ‘’kardeşim Aziz’’ diyerek. Kendisinin biraz daha genç haliydi kardeşi Aziz. Kasım abi: Haftaya yola çıkıyorum nasipse, bizim canavarın yağına suyuna bakalım dedik. Bir de fren yapınca kamyon biraz sağa çekiyor ona bakıyorduk Azizle, diyerek yaptığı işi anlattı daha sonra eve doğru dönerek ‘’Fatoşşşş, Gız Fatoşşş’’ diye bağırdı. Fatoş abla pencereden çıkıp baktı. Beni görünce yüzü güldü. Kasım abi: Hocam sen geç Fatoş ablanla otur, yemek ye, tatlı ye şimdi beni bu halimle içeri sokmaz Fatoş Hanım boşuna tadım kaçmasın, kusura bakma ama Ben: Abi estağfurullah, ne kusuru, ben zaten yemek falan zahmet vermeyim.

Evdekilerin bayramını kutlayıp gideyim Kasım abi ‘’Olmaz. Ben olur desem Fatoş kabul etmez ayrıca. O kadar gelmişsin bir şey ikram etmeden bırakmayız’’ diyerek Fatoş ablaya seslendi ‘’Hocamla ilgilen hatun, gideyim falan diyor’’ diye seslendi. Bende baktım olmayacak kolay gelsin diyerek Fatoş ablanın yanına doğru geçtim. Kaynanası ve kızı Gülbaharda evdeydi. Hepsiyle kapı önünde bayramlaştık. Fatoş abla beni içeriye buyur etti. Ben içeride kaynanasıyla bir süre eski bayramlardan falan konuşurken Fatoş abla içinde yemekler olan tepsiyle geldi. Arkasından kızı da bir şeyler getirip önüme sehpanın üstüne masa gibi kurdular. Kaynanası ben komşuya gidiyorum hem de kurban payı var onu götüreceğim diyerek müsaade istedi. Kızı Gülbahar’da annesinden telefonu alıp arkadaşla konuşacağım diyerek odasına geçince Fatoş ablayla baş başa kaldık. Yemek yediğim odadaki pencereden Kasım abi ve kardeşi görülüyordu.

Klasik memlekette ne var ne yok, sizinkiler ne yapıyor, nasıllar muhabbetleri yaptık Fatoş ablayla. Yemeğim bitince Fatoş abla tepsiyi bir kenara alıp pencereden dışarı kamyonla uğraşan kocasına bakarak yanıma sokuldu. Fatoş abla: bayramlaşmayı tamamlayalım hocam yarım kalmasın Ben: abla içeri girerken bayramlaştık zaten Fatoş abla: Benim bayramı kutladın Allah razı olsun da(bacaklarını açıp eliyle amını avuçladı) küçük Fatoş’unkini kutlamadın. Onu diyorum!

Ben: kutlarım abla. Onun da geçmiş bayramını kutlarım. Şimdilik kusura bakmasın Fatoş abla: geçmiş bayram olmaz. Bitmeden kutla. Hemen şimdi!

Ben: abla yapma etme sen ne diyorsun? Şimdi olacak şey mi! Fatoş abla: Bi selam ver çık sende, yatılı kal demiyorum ya (gülerek) hem yok mok diyorsun ama senin ki dünden hazır (pantolonumdaki kabarıklığı göstererek) Ben: Gülbahar evde, kaynanan, Kasım abi biri çat kapı gelir görür valla delirdin mi sen

Fatoş abla: uff amma korkak çıktın sende Ben: ne kadar normal bir şeymiş gibi söylüyorsun abla valla Fatoş abla: (eliyle pantolonun üzerinden sikimi avuçladı) hocam sen güven bana. Kasımgil yemeğini yeni yediler ben gel demeden eve girmez huyu değil. Gülbahar dünya yansa kalkıp bakmaz telefonla konuşurken, kaynanam akşam ezanı okununca anca gelir. (Eliyle sikimi oynuyordu) hadi naz yapma nasıl erkeksin, tam tersi olması lazımken ben ısrar ediyorum Ben: iyide abla niye böyle bir riske giriyoruz şimdi? Fatoş abla: böylesi daha heyecanlı (ayağa kalkıp kucağıma oturdu) Artık daha fazla irademi koruyamadım. Fatoş abla göğüslerini yüzüme dayamıştı. Gömüldüm. Üstündeki beyaz bluzun düğmelerini çözüyordu. Altında beyaz sütyeni ortaya çıktı düğmeleri açınca. Ellerimle eteğinin altından kalçalarını avuçladım. Sütyenini çıkarıp atmıştı. Göğüslerini emerken bir elimi külotunun altına soktum parmaklarımla amını oynamaya başladım.

Offf dedi. Çoktan ıslanmıştı, bu kadar ısrar boşuna değildi demek ki. Kucağımdan indi bacaklarımın arasına diz çöktü kot pantolonumun kemerini çözdü bende düğmesini açıp oturduğum yerden dizlerime kadar sıyırdım. Ankara’ya gidince Ulustan aldığım "sıkma tatlı canını okşa patlıcanını" yazan lacivert donum ortaya çıkmıştı. Fatoş abla görünce gülmemek için kendini zor tuttu, kıkırdayarak elleriyle sıyırdı. Dizlerime elleriyle bastırarak ayağa kalktı, önce kucağıma oturacak gibi yaptı sonra vazgeçip eğilerek sikimi tutup yalamaya başladı. Saçları ağzına giriyordu birkaç kez kafasını kaldırıp düzeltmek zorunda kaldı. Ellerinden tutup kucağıma çektim. Eteğini toplayıp kucağıma oturdu külotunun amına gelen kısmını elleriyle yana çekti sikimi elleriyle tutup amının dudaklarına bir süre ileri geri yaptırıp yavaşça içine girmesini sağladı. Hayırlı bayramlar küçük Fatoşşş!

Dizlerinin üstünde kucağımda ileri geri yapıyordu. Yüzüne bakınca pencereden kocasını izlediğini fark ettim. Kocasına bakarak sikilmek onu daha çok tatmin ediyordu anlaşılan. Bende ellerimle iki kalçasını avuçlayarak hamur yoğurur gibi oynadım bir süre, sonra arasını ayırarak iki parmağımla götünün deliğini bulup okşamaya başladım. Hoşuna gitmişti bana baktı. "götünü sikmeden gitmem" dedim gözlerine bakarak. Sikimin üstünde daha hızlı ileri geri yapmaya başladı, eteğinden hiçbir şey görüşmüyordu. Götünü parmaklamaya devam ediyordum. Dahada hızlandı Fatoş abla. İnip kalktıkça pat pat ses geliyordu kucağımdan. Terden göğüslerinin üzeri damla damla olmuştu. Ohhh diye inlemeye başladı. Elleriyle omzumdan tutup kafasını kafama dayadı. Dudaklarımız birden kenetlendi. Bir alt dudağını emiyordum bir üst dudağını, bazen dilini yutacak kadar ağzıma alıyordum.

Ellerimle belinden sararak yarağımı içinde iyice kökledim. Zıpladıkça aşağı yukarı sallanan göğüslerini ağzımla yakalayıp vakum gibi içime çekerek emmeye çalışıyordum. "Ye bitir onları hocam. Hepsini ye onların" diye inledi Fatoş abla. Gözleri yukarı doğru kaydı. ''Ohhhhh'' dedi. Duyulur diye korktum ama elimden bir şey gelmiyordu. Yavaşladı. Hohh hohhh diye nefes alıp vererek yavaşladı. Islaklığı hissetmiştim. "o kadar tatlı ki şu yarağın böyle zevk aldığımı hatırlamıyorum" dedi, iyice yorulmuş artık durmuştu. Beline daha sıkı sarılarak yarağımı amından çıkartmadan kucağıma alıp Fatoş ablayı kanepeye oturttum. Pencereden Kasım abiler görülüyordu. Kamyonun başında uğraşıyor kafayı kaldırıp eve doğru bakmıyorlardı. Onlara bakacam derken yarağım Fatoş ablanın amında çıktı. Fatoş ablanın külotunun amını ve götünü kapatan kısımları yuvarlanmış ip gibi olmuştu, çekip çıkardım.

Yerdeki ayaklarını tutup kanape de yan çevirdim, sırtüstü uzandı. İki bacağını kaldırıp göğsüne doğru büktüm ve elleriyle tutmasını istedim. Yeni kılları alınmış pürüzsüz, hafif kararmış amı ve küçük parmağımın gireceği kadar açılıp kapanan deliğiyle götü ortaya çıkmıştı. İki elimi yanına koyarak üzerine yerleştim, altımda iki büklüm oldu. Elimi kullanmadan sikimin kafasını amına denk getirip sokup çıkardım birkaç kere. Bir seferinde içinden hızlı çıkıca sallanan sikimle amını tutturamadım Fatoş abla eliyle tutup amına soktu. Kökleyip içinde bekledim bir süre. Fatoş ablanın terden yüzüne yapılmış saçları, inip kalkan memeleri, sıcacık amı... Sanırım hayatımın en güzel bayramı geçiriyordum. Amından yavaşça çıkıp sikimi bir elimle tutarak götüyle amının üzerine sürttürdüm. ‘’Sok şunu artık götüme’’ diye söylenmeye başladı Fatoş abla ‘’sok şunu artık götüme".

Kafamı kaldırıp pencereden baktım, Kasım abi kardeşiyle kafa kafaya vermiş bir şey konuşuyorlardı. Bir ayağımı kanepeden yere indirdim, diğerini Fatoş ablanın beli hizasına atarak amında duran sikimle sert sert girip çıkmaya başladım "yavaş hayvan yavaş" diye inledi Fatoş abla nefesi kesile kesile "düşman mı sikiyorsun” dedi gülerek. Ben gülmedim. Aynı şekilde devam ettim. Her giriş çıkışımda büyük gögüsleri sağa sola dağılıyor, tekrar toplanıyordu. Artık gelmek üzereydim, daha da hızlandım tam boşalmak üzereyken Fatoş ablanın amından çıkarak doğruldum, elimle sikimi tutarak 31 çekmeye başladım, zevkten gözümü kapatıp gelişigüzel boşaldım. Gözümü açtığımda daha çok göğüslerine boşaldığımın farkına vardım. Fatoş abla eliyle baldırıma vurdu "şu halime bak, bir de istemem diyor haspam" dedi gülerek. Nefes nesefe kalmıştım. Gözüm dışarda kamyonun başındaki kocasındaydı.

İçimde hiç pişmanlık kırıntısı yoktu. Bana ne oldu böyle? Kafamı eğip hala dik olan kızarmış sikime baktım. İnmeden devam etsem mi kararsızlığı yaşadım birkaç saniye ama tadında bırakmak o an daha mantıklı geldi. Fatoş abla parmaklarıyla göğüslerindeki dölleri oynuyordu. "Bunlar kadın cildine iyi geliyormuş Hanife ebe söyledi, içinde bir sürü vitamin varmış gençleştiriyor dedi" parmağıyla aldı krem gibi yüzüme sürdü neşeli bir şekilde. Hanife ebenin de bilmediği yoktu maşallah, Haydar Dümen'in köy şubesiydi sanki. Fatoş abla yemeğini bitirmiş gibi parmaklarını yaladı sırayla, gözü yavaş yavaş sertliğini kaybeden sikime kaydı "bi kere de götten gelsene, senin yılanın suyunu sıkalım iyice olmamı" dedi uzandığı yerden ayaklarını kaldırıp götünü bana doğru çevirerek arasını açtı. Ellerimle götüne tokat attım. "artık bir dahakine sikerim" dedim işaret parmağımın ucunu götüne sokup çıkardım.

"edepsiz" dedi Fatoş abla götüne soktuğum elime vurarak. Ayağı kalktı doğruldu. Dışarıyı kontrol edip üzerini giyinmeye başladı. Çay içer miyiz? Diye sordu. Gideyim abla birkaç yere daha uğrayacağım dedim. Üzerimi giyinince dışarı çıktım. Fatoş abla bana eşlik etti. Kasım abinin yanına uğrayıp kolay gelsin ben gidiyorum dedim. Oda ‘’kusura kalma hocam ilgilenemedik’’ diyerek Fatoş ablaya döndü "iyi ağırladın değil mi hanım" diye sorunca, gözümün önüne biraz önceki sikişin kısa özetini geçti "çok iyi ağırdı Fatoş abla sağ olsun" dedim gülümseyerek. Fatoş Abla’da bana uyarak gülümsedi ‘’Hocamı iyi ağırlamayacam da kimi ağırlayacam herif o nasıl soru öyle’’ diyerek karşılık verdi. "Misafir bereketiyle gelirmiş hocam. Ben olayım olmayım Fatoş senin öz ablan sayılır hiç çekinme her zaman gel" diye tembihledi Kasım abi gitmeden. Tekrar tokalaşıp ayrıldık.

Fatoş abla giderken "gömleğin düğmelerini düzelt" dedi çaktırmadan, baktım düğme atlamışım hepsini yanlış iliklemiştim. Neyse ki Kasım abiler dikkat etmemişti. Fatoş ablaya arabamı gösterdim "bir dahaki sikiş bunda olur" dedim gülerek, Fatoş abla hoşuna gitmiş gibi göz kapaklarını indirip kaldırdı, arabanın penceresine eğilerek memelerini gösterir gibi gömleğinin yakasını açtı "yer mekân fark etmez nasılsa sikilmeye geliyoruz" dedi. Vedalaşıp giderken aynadan bakınca keşke fırsat varken götten çaksa mıydım diye düşündüm ama artık iş işten geçmişti. O an yakalanma korkusu azgınlıktan daha ağır basmıştı hem. Doğru olanda buydu diyerek Ekrem abilerin evine doğru sürdüm arabayı. Devam edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #22):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki