Köyü artık iyice öğrenmiş kim nerde oturuyor bilmesem de en azından tarif edince bulabiliyordum. Ekrem abinin evine gelince kapıda biçerler, traktörler, bilumum tarım aleti doluydu. Köydeki en büyük evlerden birisiydi. Kapıyı açınca bir insan kalabalığı karşıladı beni. Ekrem abi hızlıca gelip hoş geldin dedi. Ayaküstü tokalaşıp, bayramlaşarak içeri buyur etti. ''Reyhannn'' diye bağırdı ben içeri geçince. Çok geçmeden Reyhan kafası önce geldi "Bayram Hoca geldi bak, bayramlaşırsın diye seslendim" deyince Reyhan "Bayram hocam hoş gelmişsin, Bayramın mübarek olsun" dedi hızlıca "bende sağ ol Reyhan. Reyhan abla sağ ol senin de bayramın mübarek olsun" dedim. Evin içindeki kalabalık bizi izliyordu sanki, herkes aramızdaki olanlardan haberdar gibi bir hisse kapıldım biran. Ekrem abi evin içinden birine dönerek "Fahrettin abi işte sana bahsettiğim Bayram hoca bu, Reyhan'ı istemede veren" yaşlı, beyaz saçlı, kilolu bir adam beni dikkatlice süzerek kafa salladı "hocam gençmiş maşallah, benim daha büyük birisidir diye aklımdan geçmişti" deyince Ekrem abi "yav Fahrettin abi okuyan adam küçükte olsa büyüktür, hocamın evine gidince bir kitaplar gördüm ben, şu evin içindeki herkesi bir araya getirsen o kadar okumamıştır" elindeki tesbihi diğer eline aldı "ben çok takdir ettim inan kendisini, esaslı adam bu Bayram hoca, Reyhan'ında ikinci babası sayılır hem(gülerek) o kadar adamın arasından Reyhan'ı Bayram hocam verdi istemede.
Değil mi hocam?" dedi bana dönerek. "evet abi" diyebildim sadece. Ekrem abi elinin parmak uçlarını birleştirip (yemek nefis olmuş der gibi) aşağı yukarı salladı beni takdir ederek. Ekrem abi konuştukça ben yerin dibine giriyordum. Kadir gerçekten de resimleri gösterirse adam kalpten giderdi. Doğrusu benim için en iyi seçenekte bu olurdu ama Ekrem abide kolay kolay ölecek göz yoktu. Yaşadığım stres espri yeteneğimi de köreltmiş artık kendi esprilerime kendim bile gülmüyordum. Normalde ben şanslı adamımdır. İşler boka sarmadan bir şekilde sıyrılırdım bu sefer nasıl olmuştu da bu duruma gelmişti olaylar hayret! Yemek için sofra kurulurken Reyhan'ın okulda okuyan çocukları Serap'la İlhan bayramlaşmak için yanıma geldiler. Serap bana elindeki tuşlu, renkli ekran, Nokia telefonu gösterip "öğretmenim bakın, Ekrem babam anneme telefon aldı" dedi "içinde yılan oyunu da varr!" diye atladı İlhan.
Serap telefonu, çektiği resimleri falan gösteriyordu sonra bir ara kulağıma yaklaşıp "öğretmenim numaranı yazacakmışsın" dedi sessizce. Yazacakmışsın dediğine göre Reyhan istemişti bunu. Gizli bir şey yapıyormuş gibi heyecan yaptım, etrafa göz gezdirdim, neyse ki kimse bizimle ilgilenmiyordu. Hızlıca telefon numaramı yazıp kaydettim Serapa uzattım. Sofra kurulmuş hep birlikte yemeğe geçtik. Çocuklar falan neredeyse 20 kişi vardı. Yemekte Ekrem abi "bu Kadir itini köyde görenler olmuş size falan ilişti mi?" diye sordu Reyhana. Reyhan "ben görmedim belki Hacer anneme (kaynanası) falan gelip gittiyse bilemem?" dedi kafası önde. "it herif" dedi Ekrem abi "gözüme görünmesin bu sefer ayaklarından asmazsam bana da Biçerci Ekrem ağa demesinler" dedi sinirle. Fahrettin abi söze girerek "ne hali varsa görsün uğursuz herif uğraştığına değmez" deyip Ekrem abiyi yatıştırmaya çalıştı ama Ekrem abi söylendi durdu.
Aklıma Ekrem abinin karısının başka bir adama kaçtığı muhabbeti geldi. Bu adam bu kadar deli doluysa karısı hangi akla uyup kaçmıştı gerçekten merak etmiştim. Ondan hiç bahseden yoktu köyde orası da ayrı garipti. Ekrem abilere geldiğimden beri Reyhanla göz göze gelmemek için ne kadar kaçınsam da aksine ne zaman kafamı kaldırsam onunla göz göze geliyorduk. Bir ara Reyhanın çocuklarla ilgili muhabbet olurken Ekrem’in kız kardeşlerinden biri Ekrem’le Reyhanı ima ederek "bir iki bebe daha yaparsınız" deyince Reyhanla cima eylediğimiz gece içine boşaldığım aklıma geldi. İçerisi niye bu kadar sıcaktı? Bir şeyler hatırladıkça beni ter basıyordu. Cahillik mutluluk dedikleri gerçekten doğruydu. Yemekten sonra çaylar içilince ben müsaade istedim. Ekrem abi klasik olarak yine alakasız bir konu açtı çıkayım dedikten yarım saat sonra evden ayrılabilmiştim.
Reyhan bizde geçelim deyince Ekrem abi siz biraz daha durun bırakırız sizi deyip kestirip attı. Eve geçince akşam 9 olmuştu. Üzerimi değiştirdim. Televizyonu açıp karşısına uzandım. Ntvspor’da Deportivo - Osasuna maçı vardı. Ender gelişen Osasuna ataklarına 45 dakika zor dayanabildim. Televizyonu kapatmıştım telefona mesaj geldi. Yabancı bir numaraydı "11 de okulda ol" yazmıştı. ‘’Yarra yedin Bayram’’ dedim kendi kendime ‘’Yarra yedin bu sefer’’ Kadir dalyarağının işiydi kesin. Bayramdan sonraya kadar mühlet sana demişti, gündüz ortalıkta gezmeyi götü yemediği için gece beni sorguya çekecekti. "benim eve gel" yazdım gönderdim. "ev olmaz okula" diye cevap geldi, birkaç saniye sonra “geç kalma" diye yeni mesaj aldım. Mk oğlu ya yapıştı iyice. Sanki sevgili gibi benimle mesajlaşıyor bir de. Keşke Reyhanın telefon numarasını alsaydım gece arar konuşur durumu anlatırdım.
Yardımcı olurdu mutlaka ama Kadir olacak adam güvenilir adam değildi, kurtulduk sanırsın ama eninde sonunda yine çıkar gelir, yine tehdit ederdi. Yumurta deliğe gelince götüm üç buçuk atmaya başlamıştı. Keşke deli olsaydım dedim içimden ‘’aklın ipini kesti mi huzur bedavaydı’’ 11’e çeyrek kala evden çıkıp okula doğru yol aldım. İbne Kadir yine bir yerden beni takip ediyordu kesin. Telefon tekrar öttü "okulun içinde bekle beni, kapıyı kilitleme" yazmıştı. Mk oğlu deyip geri döndüm evden okulun anahtarı aldım. Okulun pencerelerinin üzeri kırmızı renk tahta kapaklarla kapalıydı. Kapaklar kapalıyken pencerelerin içeriden açılma imkânı yoktu. Ne olur ne olmaz diye okulun içine girmeden arkasına dolanarak çay ocağına gelen tahta kapağı açık bıraktım. Daha sonra okula girip çay ocağında Kadir'i beklemeye başladım. Çok geçmeden okulun dış kapısı açılıp kapandı.
Ayak sesi yoktu. Yavşak beni gelsin diye bekliyordu sanırım. Çay ocağının kapısını açıp baktım siyah örtülü birisi bana doğru geldi "Eşhedü enla ilahe illallah..." örtüyü indirdi Reyhan'dı. İki saniye daha örtüyü geç indirse siz bu satırları okurken ben çoktan öteki taraftaydım muhtemelen. Benim korktuğumu anlayınca kikirdeyerek güldü. Yakınıma gelerek dikkatle yüzüme baktı Reyhan: kireç gibi olmuşsuuun çok mu korktun (gülmeye devam ediyordu) Ben: kız hortlak gibi siyah çekip gelmişsin gecenin bu vaktinde aklım gitti Reyhan: geleceğim belliydi zaten o kadar mesaj attım. Valla hiç güleceğim yoktu Ben: gül gül iyi gül (boşuna korkmuştum mesajları atan Kadir değil Reyhan'mış mk. Bir elim göğsümde hala hızlı atan kalbimi kontrol ediyordum) Reyhan boynuma sarılıp yanaklarımı yüzümü öpmeye başladı "kızarmış da bana. Gurban oluruuum” diye beni yağlayıp ballayınca kızgınlığım geçmişti.
Ben: kız okul ne alaka benim eve niye gelmedin Reyhan: ne bileyim bir kerede okulda yapalım istedim. Fena mı oldu Ben: gören eden olursa bilemiyorum ne olur Reyhan: görse Ömer hocalar görür. Onlarda olmadığına göre Ben: Bunu da mı rüyanda gördün kız yoksa? Okulda yaptığımızı.
Reyhan: eveeet bildin valla Ben: çok şanslısın rüyaların hep gerçek çıkıyor (gülerek) Reyhan: sayende canım hocamm Ben: Ekrem’den korkmuyor musun hiç Reyhan: yooo niye korkacam. Yaşına başına bakmadan beni alırken düşünecekti. Çocukların hatırına çekiyorum yoksa 1 dakika katlanmam Ben:(kocalarının hırsını benimle sikişerek alıyordu kadınlar) kız yaşına başına falan diyorsun da kardeşi çocuk yaparsınız diyordu akşam yemekte Reyhan: önce kaldırsın da sonra yapsın. Hem istese de yapamaz orası da ayrı Ben: niye?
Reyhan: dördüncü bebeden sonra doktor bağladı(Karnını göstererek)
Ben: o ne demek ya Reyhan: içime bir şey taktı. O çıkmadan çocuk olmaz artık demek.
Ben: haaa iyi olmuş (en azından Reyhanın benden hamile kalma ihtimalinden kurtulmuştum) Reyhan ‘’lafı bırakalım vaktim dar 15 dk ya dönerim dedim çocuklara’’, deyip karga tulumba dudaklarıma yapıştı. Bir süre öpüşünce vakit kaybetmeden üstündeki penyeyi altındaki eteği çıkarttı. İçine ne külot ne sütyen gitmişti. Çırılçıplak karşımdaydı. Amının kıllarını kesmiş cillop gibi olmuştu. Aklıma birden okulun dış kapısı geldi. Reyhan'a hemen geliyorum deyip dış kapıyı hızlıca kilitleyip anahtarı cebime attım. Dönünce Reyhan The Walking Dead dizisindeki zombi gibi üzerime atladı. Giyinikken ayrı, çıplakken ayrı korkutuyordu beni. Alelacele soyunmama yardım etti. "Reyhan sakin ol" diyordum ama beni duymuyordu. Önümde diz çöküp bekleme yapmadan sikimi ağzına aldı emmeye başladı.
Ağzına sokarken dişlerini değdiriyordu, saksoya tam alışmamıştı. Kendisi de farkında olacak ki dondurmanın eriyen kısımlarını yandan yalar yalamayı tercih ediyordu daha çok. Yalama faslı çok güzeldi ama zaman dar olunca fazla uzatmadan elinden tutarak ayağa kaldırdım. Kalçalarından tutarak dürülmüş halıyı taşır gibi odanın ortasındaki masanın oraya götürüp üzerine oturttum. Ayaklarını da kaldırıp iki yana açarak masanım üzerine koydum. Pas parlak amına yaklaşıp elime tükürerek üzerinde gezdirdim. Parmaklarımla kızarmış amının dudaklarının arasını ayırıp eğilip emmeye başladım. Kıllarını kesince amının dudakları daha belirgin şekilde ortaya çıkmıştı. Kıllıyken bu kadar büyük olduklarını fark etmemiştim. Reyhan yeter gel hadi deyip beni yukarı kaldırdı. Bacaklarının arasına iyice girerek baldırlarından tutup kendime doğru çektim. Sikimle amının dudaklarının arasında aşağı yukarı yapıp yavaşça amının ağzına dayadım.
‘’hadi hocam durma sok hadi’’ deyince biraz daha bastırdım girmedi. Elime tükürüp sikimin kafasına sürdüm tekrar dayadım, biraz zorlayınca sikim Reyhanın amına gömülüverdi. Reyhan ellerini masaya dayayarak geriye yaslandı. Zevkten kafasını da geriye attı. Yavaş yavaş gir çık yaparak birden amına sertçe kökledim. Reyhan uzun bir ‘’uuuuuuhhhhh’’ çekti. Hızlı hızlı gidip gelmeye başladım. Hakkını vermek gerekiyordu gerçekten harika vücudu vardı. 4 çocuk doğurmuştu üstelik bu kadın. Hayret! Memelerini altından avuçlayarak emdim sırayla. Uçlarını ısırdım, Reyhan elleriyle kafamı itekledi. Reyhanın inlemeleri hızlanmaya başlamıştı. Hımmm, Offfff, evetttt, böyle çok iyi hocamm demeye başladı. Böyle zevke gelerek söylenmesi bir hoş etti beni neredeyse sesini dinleyerek boşalacaktım. Yaslandığı yerden doğrulup bana sarıldı ahhhh ahhhh diye inleyerek titremeye başladı.
Kendi saldı, boşalmıştı. Amında artık daha rahat gidip geliyordum. "Hadi sende attır aslanım, erkeğimm" dedi yüzüme bakarak "bu sefer ağzıma attır ama" dedi. Bir süre amında git gel yapınca ‘’gel’’ dedim elinden tutarak masadan indirdim. Önümde dizlerinin üstüne çöktü. Sikimin başını ağzına aldı diliyle yalayarak beni çıldırtıyordu. "Hepsini al ağzına" dedim ağzını kocaman açtı. İki elimi belime koyarak ağzında git gel yapmaya başladım. Yarısına kadar aldı, ağzının suyu akmaya başladı. Biraz daha kökleyince geri kaçıp öksürmeye başladı. Toparlanıp tekrar ağzına aldı. Sikim iyice şişmişti, ellerimle saçlarından tutup iyice bastırıyordum. Boşalmak üzereydim. TIK! Okulun kapısı açılmıştı. Sikim Reyhanın ağzında birbirimize baktık. Dejavu olmuştum. Bu karının ağzına ne zaman versem birisi geliyordu. Ekrem’de benzer şekilde yakalamıştı bizi. Hemen toparlanıp alelacele giyindik.
Bu sefer kurtuluş yoktu. Reyhan yanımda korkudan sinmiş bana bakıyordu. Kapıya yaklaşıp kulak kabarttım. Çay ocağının kapısında takılı duran anahtarı yavaşça ses çıkartmadan çevirip kilitledim. Reyhana pencereyi gösterip ‘’sen çık sonra ben çıkarım’’ diye sessizce konuştum. Reyhan ‘’kapak var açılmaz’’ dedi. ‘’Kapak açık! Sen pencereyi aç, hızlı ol’’ deyip gitmesini söyledim. Bir taraftan kapıyı dinliyordum. İçeride ayak sesleri vardı. Bir kişiden fazlaydı içeri girenler. Reyhan sessizce pencereyi açmış dışarı çıkmak üzereydi. Hala benim gelmemi bekliyordu. ‘’Hadi gel artık’’ dedi sessizce ‘’sen eve git’’ dedim. Karşı çıkacak gibi oldu ama ben sinirli sinirli bakınca ‘’tamam’’ deyip kayboldu. Sikim hala dimdik pantolonu zorluyordu. Bir kere de bana yardımcı olsa şaşardım zaten. Elimle tutup kafasını kemerin oraya getirip sıkıştırdım. İçerideki seslere kulak kabarttım.
Dikkatli dinleyince duyuluyordu.
- Bilgisayar var sınıfta onu alalım
- Müdür odasının kapısını açın orda da bir şeyler vardır
- Çay ocağına bakın birinizde
Gelenler hırsızlık için gelmişti belli ki. Birisi gelip çay ocağının kapısını zorladı.
- Kapı kilitli
- Bekle şurayı halledeyim orayı da açarım
Oyalanmadan pencereye gidip dışarı atladım. Pencerenin kırmızı kapağını kapattım ve sesim duyulmasın diye okuldan uzaklaşarak muhtar Ali Dayıyı aradım hızlıca. Lafı uzatmadan "okula hırsız girdi içerdeler şu an çabuk gel" dedim Ali dayı hemen geliyorum diyerek telefonu kapattı. Heyecandan yerimde duramıyordum. Ali dayı gelmeden çıkmaya kalkmasalar bari diyordum içimden. Dış kapı açıktı. Okulun önüne dolanıp dış kapıya sessizce yaklaştım. İçerden sesler geliyordu. Kapıya cebimdeki kilidi takarak yavaşça çekip kilitledim. Yerimde duramıyorum. Biraz sonra okulun içinden koşturma sesleri geldi
- Kapı kilitlenmiş
- Açık bırakmıştım, biri görmüş olmalı
Sesler yabancı gelmiyordu. Ama olayın heyecanından kime ait olduklarını çıkaramadım. İçerden kapıyı zorlamaya başladılar. "Hadi Ali dayı neredesin mk, neredesin" İçeriden haran güren küfür sesleri gelmeye başladı. Hırsızlar birbirlerine girmiş sessiz olma çabalarını bir kenara bırakmışlardı. Birden cam kırılma sesi ortalığı inletti. Arka tarafa bakan pencerelerden birini kırmışlardı belli ki. Amaçları bir şekilde kaçıp gitmekti. Etrafımda bir sopaya benzer bir şey aradım. Atatürk büstünün arkasında duran eski bayrak direği parçasına gitti gözüm. Elime aldım neredeyse benden ağırdı. Bununla hırsızı karşılarsam işin sonunda beni ucunda bayrak gibi sallandırırlardı. Biraz sonra köyün içinden bir gürültü yaklaştı okula doğru "hele şükür sonunda" bir traktör geliyordu, bir değil 2.. 3… Arabalar da vardı. Düğün konvoyu gibiydi ortalık. Okulun avlusu dakikasında adam doldu.
Ali dayı ve Ekrem abi en önde bana doğru geliyordu. Önlerine koştum "arka taraftan pencereyi kırıyorlar, oradan kaçacaklar" deyince herkes peşimden okulun arkasına koştu. Pencerelerden birinin kapağı yarıya kadar açılmış içerden ittiriyorlardı. "İçeri girip yakalayalım" deyince bu sefer herkes benim arkamdan okulun önüne koştu. Film sahnesi gibiydi. Okulun giriş kapısını açınca köylü içeri hücum etti. Yerimde duramıyordum. Birkaç yaşlıyla birlikte sadece ben kalmıştım dışarıda. İçeride bir curcuna kopuyordu. Çok geçmeden içerideki bağrış çağrış azalır gibi oldu. Köylünün arasında üç adam ite kaka dışarı çıktılar. Hepsinin yüzünde koyu yeşil kar maskesi vardı. "Jandarma yolda" dedi Muhtar Ali Dayı. Yaşlılardan birisi "kimmiş lan bunlar? Yüzlerini açıverin de görelim şu hırsız it döllerini" deyince kafalarındaki maskeleri hızlıca çekip aldılar.
İkisini hemen tanıdım. Reyhanın kocası Kadir ve sabah Köy odasında Behiye ablanın arkasından ileri geri konuşan Gavur Ali lakaplı adamdı. Diğeri de bu köyden değil yabancıymış. Muhtar Ali dayı köşeye çekti beni adamların telefonlarıyla cüzdanlarını teslim etti. Sende dursun hocam Jandarma gelince sen verirsin dedi. Telefonlardan birisi Kadirin telefondu. Okulun içini kontrol etme bahanesiyle içeri geçip hızlıca Kadirin telefonun galerisinden beni tehdit ettiği resimleri bulup sildim. Fabrika ayarlarına dön yaparak telefonu komple sıfırlayıp, okulun içini hızlıca kontrol ederek dışarı çıktım. Jandarma gelmeden bir ara Kadirle göz göze geldik. Bana kafa sallayıp "senin amıma koyacam" deyince kalabalık yine ayaklanıp Kadirin üzerine çullandı. Ortalık yatışırken Jandarma nihayet gelebilmişti. Uyanık Kadir ava giderken avlanmıştı. Telefondaki resimlerde olmayınca bu saatten sonra ne dese kimse kolay kolay inanmazdı.
Bu olaydan dolayı kin güdüyor o yüzden iftira atıyor diye düşünürdü herkes. Beni tehdit ettiği gece ayrılırken Ömer hocayı sorması, bana bayramda neredesin diyerek ağzımı araması bu yüzdendi demek ki. Vay uyanık vay. Gece boyunca ifadeler alınırken bende bir yandan okul kameralarından Reyhanla benim okula girdiğimiz kısımları sildim. Kadir ve saz arkadaşlarının olduğu kamera kayıtlarını alarak jandarmaya teslim ettim. Şansım yine yaver gitmişti. En azından şimdilik öyle görünüyordu. Sikim ilk kez bir işe yaramış sayesinde hırsızları yakalamaya vesile olmuştu. Uzanabilsem eğilip öpecektim. Artık yerime vekaleti verip birine öptürürüm. Mümkün olan en kısa zamanda. Gece yastığa başıma koyarken radyoda Zakkum Anason çalıyordu ve ben uzun zaman olmadığı kadar mutluydum! 27 Kasım 2011 Pazartesi 03:46