(20. Bölüm 3 Part halinde paylaşılmıştır. İyi okumalar)
- -----------------------------------------------------
(Öğle namazından çıkan iki köylü konuşarak gidiyordu)
- Adamdaki cesarete bak sen
- Valla sorma (elinde kocaman taşlı, pas parlak kırmızı tespihi başparmağıyla çekiyordu)
- Yav öyle sessiz sakin, ufak tefek biri olunca bir şeye benzetememiştik hâlbuki
- Boy pos olsa n’olacak yürek olmadıktan sonra!
- Mangal gibi yürek varmış adamda (belinde birleştirdiği iki elimden birini yumruk yapıp göğsüne vurdu birkaç kere)
- Ne mangalı gemi kazanı mübarek (tespihi avucunun içinde sıkarak havaya kaldırıp salladı)
- Sen gecenin bi yarısı, hemide bi başına, heç korkma
- Öyle öyle
- Hırsızları görünce okula girene kadar bekle
- Öyle öyle
- Sonra peşlerinden git kapıyı üstlerine kitle
- Öyle öyle
- Valla helal olsun Bayram hocaya!
- Hem Vallahi hem billahi hem tallahi helal olsun
- Delikanlı adammış
- Adam oğlu adammış!
- Kadirle, Gavur Ali olacak itlere ne demeli ya
- Onların işi yaş
- Caminin halıları da onlar yürütmüş
- Onlarmış. Yanlarındaki adam deyivermiş her şeyi jandarmaya
- Anında ötmüş her şeyi
- Çilingirim ben tehdit ettiler demiş. Okulu soyunca yandaki eve(Ömer hocanın) girecektik diye her şeyi bir bir anlatmış
- Ah deyyuslar ah
- Deyyus ki ne deyyus. Bu köye hoca gelir mi bir daha, gelse de güvenip kalır mı?
- Sorma sorma. Bayram hoca olmasa halimiz niceydi. Sorma sorma!
Tarih 1 Aralık 2011 Perşembe. Ünlü olmak nasıl bir şey hep merak ederdim. Güzel bir şey olduğunu hayal ederdim ama nasıl bir duyguydu acaba? Bir günde olsa ünlü olup bu duyguyu yaşamak isterdim yalan yok. Bütün gözler üzerinde, imza isteyenler, fotoğraf çekilmek isteyenler. Düşünsene bi dünya kadın hayranın var kim bilir kaç tanesi ver desen verecek diye kafamda kurardım. Malumunuz bu hırsızlık muhabbeti sonrası bende kendi çapımda ünlü olmuştum. Köyde havam zaten bin beş yüz. Dehşet bir ilgi alaka var. Bu ilgi alaka biraz daha uzarsa Şener ŞEN'in filmlerindeki gibi ağa rolüne geçmem uzun sürmeyecek. Arada dalıp "ula nomıssız kovmiren ulan seni kovmiren" diye kendi kendime konuşuyorum. O derece kaptırmışım kendimi. Âlim uçmaz mürit uçurur sözünün canlı bir örneğini yaşamak üzereyim. Özellikle yaşlı kesim ayrı ilgi gösteriyor yaptıklarıma.
Tabi hırsızları yakalama olayını kendimce işime geldiği gibi çevirdim biraz. Sikimin sevdasına kanıp okulda cima ederken basıldık bu sayede onları yakaladım diyemeyeceğime göre olayı akla mantığa uygun bir şekilde biraz! Değiştirdim. O gün tam olarak neler olduğunu bilseler o kadar minnettar olurlar mı orası şüpheliydi. "Gece ev soğuk olduğu için sobaya biraz odun atayım diye dışarı çıktım. Okulun bahçesinde gezinen iki üç kişinin karartısını gördüm, köyün gençleridir diye önce çok umursamadım. Eve girince içim çok rahat etmedi. Ne olur ne olmaz hızlıca bir bakayım dedim. Okulun duvarındaki kapıdan gizlice gözledim, üç kişinin okulun giriş kapısını açmak için uğraştıklarını gördüm. Kapı açılınca etrafı kontrol edip içeri girdiler. Hemen Ali dayıyı aradım. O gelmeden kaçarlar diye evden hızlıca okulun anahtarını alıp geri döndüm. Dış kapıyı yarı açık bırakmışlardı.
Sessizce çekip kilitledim. Çok geçmedi kapının kilitlendiğini anladılar. Kendi aralarında tartıştılar bir süre. Sonra okulun arka tarafa bakan pencerelerden birinin camını kırdıklarını duydum. Ne olur olmaz diye bir sopa buldum. Bu şekilde bırakıp gitmelerine göz yummak bana yakışmazdı. Kırmaya çalıştıkları pencerenin önünde elimde sopayla bekliyordum, çıkacak olana vurup indirecektim, o sırada Ali dayı ve köylüler yetişti. Sonrası hepinizin malumu" Soran, merak eden herkese noktası virgülüne kadar aynı sözlerle anlatıyorum. Yaşadığımız olay anında köyün bağlı olduğu ilçenin yerel basınına yansıdı. Olayı yerel basın kendi hayal güçleriyle biraz daha süsleyerek internet sitesinde ve yerel gazetede yayınladı. "Kahraman Öğretmen Okulu Soymaya Kalkan 3 Hırsızı Yakaladı" Biraz önce bahsettiğim ünlü olma duygusunu hayatımda en çok yaklaştığım andı.
Gerçi ver desem verecek kadın hayranlar yoktu ama olsun yine de özellikle ilk günler güzel bir duyguydu. O hafta içi çarşamba günü ilçenin belediye başkanı, milli eğitim müdürü, emniyet müdürü ve kaymakamının katılacağı bir programa beni de davet ettiler. Programın olduğu gün öğleden sonra Muhtar Ali Dayı, Rahmi Hoca ve Ekrem abiyle birlikte ilçeye gittik. Program sonunda ismim anons edilerek sahneye davet edildim. Bol bol tebrikler ve kalabalık tarafından uzun süren bir alkışla karşılandım. İlçe milli eğitim müdürü yaptıklarımı abarta abarta anlattı ve bundan dolayı bir maaş ikramiye ve Yaşar Kemal kitap seti hediye etti. Kaymakam benimle gurur duyduğunu söyleyerek tam altın taktı. Belediye başkanı uzun uzun konuştu, ilçenin kaldırım taşlarının yenileceğini, içme suyu tesisinin ihalesinin yapıldığını yakında başlanacağını, çocuklar için kütüphane projesi olduğunu ve aklımda tutamadığım bir sürü projeden bahsedip rakip partiye üstü kapalı biraz salladıktan sonra bana büyük bir kutu fındık, fıstık, bal, kaymak olan paket hediye etti.
Hepsi doğrudan tabancaya gidecek gıdalardı. Bunları sana veriyoruz ama bekâr olduğunu öğrendim. Bu halde bunları tüketmek sakıncalı olabilir seni evlendirelim diye espri yapıp salonu güldürürken beni utandırdı. En son ilçe emniyet müdürü alnımdan öperek ‘’aferin evladım’’ dedi ve bana bir plaket taktim etti. En azından bir silah yâda hiç olmadı cop falan verirler diye beklemiştim ama sağlık olsun. Plaketinde resmini çekerek feyse attım bol bol beğeni ve övgü almıştım oda bana yetmişti. Aynur ablalar henüz dönmemişti. Ömer hocanın annesinin kontrolleri nedeniyle dönmeleri 1 hafta daha uzamıştı. Hırsızlardan verdiği ifadeye göre, okulu soyduktan sonra Ömer Hoca’nın evde olmadığını bildikleri için onun evine de gireceklermiş. Verilmiş sadakası varmış. Annesinin rahatsızlığıyla uğraşırken bir de bu olaylarla meşgul edip canını sıkmayalım diye olanlardan hiç bahsetmedik.
Gelince uygun bir dille anlatırız diye düşündük. Hırsızlığın üstünden 4-5 gün geçti ama olayın etkisi hala geçmedi. Özellikle hırsızlardan ikisi köyden çıkması ortalığı biraz germişti. Kadir'in köyde çok fazla seveni yoktu. Zaten adı haylaza çıktığı için bu işin içinde onun olmasını çok fazla kimse yadırgamıyordu. Reyhan Ekrem’le İmam nikâhı kıymasa muhtemelen çok sorun yaşardı, kocasının acısını ondan çıkarmak için laf atan, rahatsız edenler mutlaka olurdu. Neyse ki yeni kocası Ekrem’den çekindikleri için köylü ona hiç ilişemedi. Kadir'in annesi de olaydan birkaç gün sonra şehirde yaşayan diğer oğlunun yanına çekip gitti. Diğer hırsız namı diğer Gâvur Ali'ye gelince çok fazla sevilen bir tip değildi ama onun işin içinde olması Kadir'e göre daha fazla etki yarattı. Ailesi köyün büyük ailelerindendi. Söylenilene göre babası evlatlıktan reddetmiş, gözüm görmesin demiş.
Karısı utancından çocuğu çoluğu alıp baba evine gitmiş. Birkaç gün önce gevşek gevşek Behiye için karıyı boşarım, motoru veririm diyen adam 1 hafta geçmeden ikisinden de olmuştu. Gâvur Ali her ne kadar suçlu olsa da ailesi ve akrabaları kendi içlerinde yakalanmasına sebep olduğum için bana göz olmuşlar. ‘’Bu sülale biraz pistir, sağı solu belli olmaz’’ diyerek ‘’bir şey diyen, eden olursa hiç bulaşma, hemen bana haber ver’’ diye Muhtar Ali Dayı özellikle tembihledi. Olay dönmüş dolaşmış yine bana girmişti anlayacağınız. Bu muhabbet biraz canımı sıksa da çok kafaya takmamaya çalıştım. Bir söz vardır kahraman olmakla rezil olmak arasında ince çizgi vardır diye. Ben o çizginin tesadüf eseri kahraman olmak tarafındaydım şu an. Düşünsenize o gece hırsızlığa girenler beni Reyhanla çarpışırken yakalasa, üstelik kocası da aralarında! Şansım yaver gitmese halim nasıl olurdu hiç düşünemiyorum.
Neyse ki bir şekilde paçayı yırtmıştım. Okulda da durum köyle benzerdi. Öğrenciler derslerde ‘’öğretmenim babam senin için böyle diyor, anam senin için şöyle dedi" Hepsi sülalesinde hakkımda kim ne dediyse aynen bana yetiştiriyor, zaten havada olan götümü daha da kaldırıyorlardı. Anlatılana göre köyde en son böyle bir hırsızlık 10 sene önce olmuş. Doğudan gelen bir grup adam köylünün buğdayı en yüksek fiyattan satın alıyoruz bahanesiyle kamyonlara yükleyip gitmişler. Eski zabıta olan Küflü Resul lakaplı bir köylü durumu çakarak adamları takip edip jandarmaya yakalatmış. Kendisi vefat etmiş ama ismi hala köyden anılıyordu. "Artık sen gitsen de namın kalacak Bayram Hoca" diyordu köyün ihtiyarları. "Artık sen gitsen de herkes ismini duyacak!" Hırsızların yakalanmasının şerefine Muhtar ve köyün ileri gelenleri tüm köye bir yemek verelim hemde sazlı sözlü bir eğlence düzenleyelim diye karar aldılar.
Uzun zamandır köyde düğün dernekte yok, bu bahaneyle bir araya gelmiş olur muhabbetimiz artar dediler. Hemen ilk pazara yapalım diye sözleştiler. Bir aksilik çıkmazsa Ömer hocada yetişir ona da moral olur diye konuşuldu. Başta Ekrem abi olmak üzere köyün zenginleri hemen işi sahiplendi. Pazar günü davullu zurnalı, sazlı sözlü şenlik vardı. Perşembe akşam evime bin türlü bahane uydurarak gelebilmiş sonunda yalnız kalmıştım. Ünlü olmak iyi hoştuda sanki biraz boştu. Bi milyoncuda satılan ambalajı güzel ama açınca hayal kırıklığı yaratan ürünlere benziyordu. Yasin birkaç kez aramıştı müsait olup açamamıştım. Arayıp konuştum. "Ünlü olmuşun gardaşım, burada bile herkes sizin olayı konuşuyor helal lan sana, sen normalde korkağın tekiydin baya erkekleşmişsin, senin yarranı yerim küçük adam" diye uzun uzun övüyor mu sövüyor mu anlamadığım nutuk çekti.
Feysbuk fotoğrafına da benimle çekildiği bir resim koymuş ‘’bende iyi prim yaptım, sayende yolumuzu buluyoruz gardaşım’’ dedi. İlçeden kızlar beni soruyormuş dediğine göre "hafta sonu kamyonun kasaya doldurup getirecem haberin olsun" diyerek takıldı. Yasin’den sonra Munise’yle konuştuk. İlçede davet edildiğim programa Munise de gelmiş çıkışta ayaküstü sohbet etmiştik. Konuşurken çok keyfinin olmadığını fark ettim. İlk başta bir şey yok diyerek geçiştirse de ben ısrar edince dayamayıp döküldü. Munise bayram öncesi görüştüğümüzde babasının annesiyle tekrar barışmak için darladığından bahsetmişti. Nasıl takıntı haline geldiyse artık iş tehdit boyutuna gelmiş. ‘’Annem ölse bir araya gelmez babamla’’ diyordu Munise. ‘’Babamın huyunu da biliyoruz gelirse olay çıkartır ağzımızın tadı kaçar o yüzden yerimizi de gizliyoruz’’ diye kısaca bahsetmişti.
Babası eski polis olunca bir şekilde yerlerini öğrenmiş. Amcası Munise’yi arayıp abim yerinizi bulmuş oraya geliyor, sabaha varmış olur diye gizlice haber vermese Muniseleri kötü bir sürpriz bekliyor olacaktı. Munise- Annemle, anneannem babam burada olmadıklarına ikna olana kadar birkaç gün otelde kalacaklar. Babam umarım fazla inat etmez bir an önce döner de bizde normal hayatımıza devam ederiz Ben-İlçe zaten ufacık yer, baban bahsettiğin gibi biriyse anneni orada da bulur bence Munise- Bu saatten sonra yapacak bir şey yok maalesef Ben-Sana bir teklifim var. İstersen buraya gelsinler yanımda kalsınlar? Munise- (bir süre sessiz kaldı) Ciddi misin? Ben- Evet ya ciddiyim tabi kızım. Burada bulması imkânsız. Munise-Bilmiyorum ki nasıl olur? Ben- Yabancı değilim ya. Evim müsait sende biliyorsun. İstedikleri kadar kalsınlar Munise- Sonradan pişman olma ama (gülerek)
Ben- Olmam olmam sen merak etme Aslında sabah ilk dolmuşla gelsinler diye plan yaptı Munise ama babasının sabah kaçta geleceğini bilmediği için ben arabayla gelip alayım deyince mahcup bir şekilde kabul etti. Arabaya atlayıp yola çıktım. İlçeye vardığımda Munise’nin annesi Feride abla ve anneannesi Gülseren teyze hazırlanmış beni bekliyorlardı. Fazla oyalanmadan bir çaylarını içip yola çıktık. Olanlar her ikisinin de canını sıkmış olacak ki yol boyunca ikisinin de ağzını bıçak açmadı. İşin zor kısmı Munise’ye kalmıştı. Babası denildiği gibi gelirse geri dönene kadar katlanmak zorunda kalacaktı. Köye varınca saat neredeyse 11 olmuştu. Evde yanan kuzineli sobayı görünce Feride abla ve Gülseren teyze mutlu olmuştu. Gülseren teyze çocukluğunu, annesini babasını hatırlayıp duygulandı, eskileri anlattı tatlı tatlı. Sohbeti, dinlemesi çok keyifliydi.
Uykuları gelince daha önce de geldiklerinde kaldıkları misafir odasına geçtiler. Ben odama geçmiş üzerimi değiştirmiş tam yatmak üzereyken Feride abla odamın kapısı tıklattı. Duş almak için havlu istedi benden. Ben havluyu verirken ‘’Alelacele çıkınca aklıma gelmedi’’ diyerek birkaç defa özür diledi. Havlu konusunda sıkıntı yoktu. Annem sağ olsun çok titiz kadındı, buraya gelirken ikişer üçer havlu, çarşaf, yorgan, nevresim koymuştu. Misafirin olur, biz gelir gideriz bulunsun demişti. Bir tane büyük bir tane küçük beyaz havlu verdim Feride ablaya. Beni geren asıl nokta duş meselesini anlatmaktı. İbrikti bakraçtı hadi ben alışmıştım ama Feride ablaya bu işi anlatmak biraz zor olacaktı. Neyse ki geçen sefer geldiklerinde Munise’yle yaşadığımız ateşli gecenin sabahında Munise’yi duş için hazırlık yaparken gördüğünü söylemişti. Olayın bütün aşamalarına canlı sahit olarak beni büyük bir dertten kurtarmıştı.
Benim utanıp sıkıldığımı görünce ‘’köy yeri burası jakuzili banyo olacak hali yok ya çok normal hem çocukken annem de bizi leğende çok yıkadı’’ diyerek eski zamanları hatırlayıp anlattı. Bende çok kez leğende yıkanmıştım doğrusu. Annem artık kimden duyduysa boyumuz uzasın diye boynumuzdan iki eliyle sıkarak havaya kaldırırdı banyo bitince, hoş çok faydasını görmemiştim ben ama en azından hayattaydım. Feride ablaya anlatınca çok güldü ‘’Canı sağ olsun bizi yıkarken demir tasla çok kafama vurmuştur. Kafamda o zamandan kalan yamukluk var’’ diyerek kafamı eğip gelişigüzel bir yerini gösterdim. Feride abla çok şaşırarak inandı, eliyle kafamı yokladı. Feride abla beni bu kadar ciddiye alınınca bir tık üzüldüm. Saf kadındı biraz. İbriğe koyduğum su ısınırken banyodan sonra üşümesin diye sobaya atmak için dışarıdan odun getirdim. Ben geldiğimde Feride abla ortada yoktu.
Biraz sonra elbiseleri çıkarmış üzerine havlu sarılmış olarak geldi. Üzerine sardığı havlu göğüsleriyle baldırlarının arasını kapatmaya anca yetmişti. Munise Feride abla için 1959 doğumlu ama dedem 1960 da nüfusa kaydettirmiş diye bahsetmişti bir ara. Dikkatli süzünce 52 yaşında bir kadına göre gayet güzel ve genç gösteriyordu. Kısacık sarı saçları ona havalı bir görünüm kazandırıyor aklıma TV’lerde hayvan hakları için sürekli eylem yapan kadınları getiriyordu. Yeşil gözleri ki Munise’ye benzer tek yönüydü, gözaltlarındaki hafif kırışıklığı saymazsak pürüzsüz bir yüzü vardı. Minyon diye tabir edeceğimiz bir kadındı. Sivri çenesiyle hafif dışa çıkmış küçük dudaklarının arasındaki ince çizgi ayrı bir hoşluk katıyordu simasına. Yüzüne uyumlu küçük burnu ve daha önce görmediğim buraya gelince takmaya başladığı ince siyah çerçeveli gözlüğüyle Feride ablayla İlk kez bu kadar süre yalnız kalmıştık.
Karşımda havluyla sarılmış yarı çıplak halde görünce utandım biraz. Benim utangaç ve gözlerimi kaçıran tavrımın aksine Feride abla gayet rahat ve gözleri üzerimdeydi. Aklıma Munise’yle beni samanlıkta sevişirken yakalamış olması gelmişti, acaba ne düşünüyor diye merak etmiştim. Feride abla ayak ayaküstüne atmış ayağını sallarken ‘’yeterince yük olduk sana bir de bu saatte zahmet veriyoruz kusura bakma’’ deyince ‘’est abla ne zahmeti, başımın üstünde yeriniz var, öyle şeyler söyleme üzülürüm bak’’ dedim. Ayağa kalkıp parmaklarıyla su sıcaklığını kontrol eden Feride abla sıcaklığın kendisi için yeterli olduğunu düşününce tüpü kapatarak ibriği yüklenmek için sapından tutup kaldırmak istedi. O sırada üzerindeki havlusu kaydı açılacak gibi olmuştu son anda diğer eliyle göğsü üzerinden düşmeden yakaladı. Hemen havlunun ucunu göğüslerinin üzerine sıkılaştırıp ibriği tekrar yüklenmeden ben Feride abladan önce aldım, banyoda bulunan taburenin üzerindeki bakraca boşalttım.
Onu yalnız bırakıp salona geçtim. Aslında uyusam da olurdu ama sanki uyursam ayıp olacakmış gibi düşündüğüm için beklemeyi daha uygun buldum. Daha önce misafir olduklarında Feride ablanın kahveyle birlikte sigarayı çok sevdiği aklımda kalmıştı. Normalde ben çok kahveci değilim ama Feride ablayı yalnız bırakmamak için 2 tane sade kahve hazırladım. Kahveyi bitirip salona taşırken Feride abla ıslak saçlarını havluya sararak salona girdi. ‘’Bir rahatladım ki anlatamam’’ diyerek bana güldü. Kahveyi görünce ‘’Hay sen çok yaşa Bayram! Valla kalbimden geçeni okudun biliyor musun? Kahve var mı diye soracaktım geç oldu diye soramamıştım’’ diyerek koltuğa oturup ona uzattığım kahveyi aldı, bir yudum çekerek ‘’hımmmm harika olmuş eline sağlık’’ diyerek ayak ayaküstüne attı. Üzerindeki havlusu daha aşağıya kaymış göğüslerinin bir kısmı açıktı. Yüzünde, omuzlarında ve bacaklarındaki parlaklık bir an içimi gıdıkladı.
Bu görüntü karşısında sağlam durmam lazımdı, nihayetinde Feride abla Munise’nin annesiydi ve ben bir arkadaşımın annesine karşı edepsiz şeyler düşünecek kadar adi bir insan değildim (umarım!) Altımdaki bmw logolu şortum da bir hareket hissetmeye başladım. Sakin ol Bayram! Hiç sırası ve zamanı değildi. Normalde bmw 0’dan 100’e 4.9 saniyede ulaşırken benim ufaklık için bu süre 3.1 saniyeydi. Düşün, düşün başka şeylere odaklan ‘’Cinselliği merkeze almayan film ve dizilerde çıplak sahneleri olan erkek oyuncuların çoğu protez penis kullanıyormuş’’ yok olmamıştı ‘’ Feysbuk CEO'su Mark Zuckerberg, sadece kendi öldürdüğüm hayvanların etini yerim demişti’’ yok yine olmamıştı. O esnada burnuma benim kullandığım mentollü Nivea Men duş jelinin kokusu geldi. Ben sürünce bu kadar kokmuyordu. Feride abla bana doğru eğilerek başındaki havluyu düşmesin diye tekrar sardı.
Memeleri havlunun altından daha da ortaya çıkmıştı. Böyle olmayacaktı ‘’arkadaşının annesi o kadın yavşak’’ dedim kendi kendime. Kahveyi kafama diktim, fazla gelmişti içim ürperdi birden. ’’Abla müsaadenle ben yatayım, sabah okul var malum. Bir isteğin olursa çekinme’’ deyince Feride abla ‘’teşekkür ederim hiçbir isteğim yok. Seni de tuttum bu saate kadar. Uyu sen uykunu al… ‘’ Feride abla sözlerini tamamlayınca odama geçtim. Şortumun cebinden tutuğum sikimi bırakınca şortumdaki kabarıklık belirgin hale gelmişti. Neyse ki bu şekilde durumu idare edebilmeyi akıl etmiştim son anda. Işığı kapatıp yatağa uzandım. Feride abla hala oturuyordu yanan ışığa bakılırsa. Onu düşünürken uyumuş kalmıştım. Haftanın en sevdiğim günü cuma gününe gözlerimi açtığımda çay karıştırma sesi kulaklarıma gelmişti. Benim için bi nevi zaman makinası bu ses. Duyduğum an beni çocukluğuma götürüyor.
Gerçi artık çaya çeker atmıyorum ama sesi ayrı huzur veriyor. Saate baktım alarmın çalmasına 15 dk var. Yataktan zorla kalıp mutfağa geçince Feride abla ve Gülseren teyzeyi sohbet ederken buldum. Kahvaltı hazırlamışlar ‘’bizde seni uyandıracaktık’’ dediler. Kendi evimde kahvaltıyı en son ne zaman yaptım hatırlamıyorum ama Feride ablayı ve Gülseren Teyze’yi iyi ki çağırmışım ona eminim. Kahvaltı sonrası okula geçtim. Okul Ömer hocanın yokluğunda daha yoğun. Üstüne Reyhan’da artık gelip gitmiyor. Gelip gitmese de okuldaki çocuklarından börek çörek göndermeye devam ediyor. Bugün de göndermiş. Kızı Serap getirip bıraktı. Kahvaltı yaptığım için yiyemedim ama içinde küçük bir not vardı ‘’Kahraman öğretmenimize afiyet olsun. En son yarım kalan işimi en kısa sürede tamamlamak isterim’’ Güldürmüştü. Hırsızlar tamda Reyhanın ağzına vermişken gelmiş, ben boşalmadan bizim olay yarım kalmıştı.
Son günlerin yoğunluğundan bunu tamamen unutmuştum. Neyse ki Reyhan unutmamıştı. En kısa zamanda sözünü tutar diye umarak okulun penceresinden hayallere dalmıştım... Fatoş abla beni aramış derste olduğum için görmemiştim, öğle arası aradım. Kocası iş için Batu’ma gidiyormuş. ‘’Antalya gibidir çok güzeldir sahili, havası’’ diye ballandıra ballandıra anlatmış Kasım abi, seni de götüreyim diye ısrar etmiş. ‘’Aslında gitmezdim ama merak ettim bir daha ne zaman fırsat olacakta ne zaman gideceğim’’ diye konuştuk. Bende hak verdim gitmesini tavsiye ettim. ‘’Batu’mun sucuğu meşhurmuş gelirken getiririm’’ diye de özellikle imalı imalı söyledi Fatoş abla. Anlaşılan kocasıyla buzları eritiyordu. Reyhandan sonra bir kaleyi daha kaybediyordum sanırım. Ne diyelim hakkında hayırlısı olsun. Fatoş ablayla konuştuktan sonra Behiye ablayı aradım. Bir süredir görmeyince Osmancan’a sormuştum hasta demişti, merak etmiştim.
Aradım açmadı. Çok geçmeden o beni aradı sesi iyi gelmiyordu. Yediği bir şey dokunmuş ama ne olduğunu bilemiyor. "Her tarafım kızardı, kollarında bacaklarında şişlik varmış. Hiç böyle olmamıştım nasıl bir şeyse nefes darlığı var konuşurken bile zorlanıyorum" demişti. Doktora gitmemiş, kimseye de söylememiş. Biraz kendime gelirsem Hanife ebeye giderim o iyi eder dedi. Sesi kötü gelince bende kıyamadım ‘’Hanife ebeyi sen ara derdini anlat ben gider ilacı alırım’’ dedim ama telefonu yokmuş kadının. ‘’Hem sana da vermez ilacı, erkeklerle pek muhabbeti yoktur’’ dedi. ‘’Ben alırım abla sen kendini yorma’’ deyip kapattım. Eve geçince Feride abla ve Gülseren teyze oturuyorlardı. Feride abla masayı hazırlamış öğle yemeği için beni bekliyordu. Bende aç değilim yemek yemeyeceğim deyip kısaca Behiye ablanın durumunu bahsedip ayrıldım. Ayrılırken Feride abla ‘’Behiye Hanım pek kıymetli galiba böyle koştur koştur gittiğine göre’’ gibisinden imalı bir şekilde konuştu.
Bende ‘’sizden iyi olmasın çok iyidir geçen sefer geldiğinizde tanışmıştınız belki hatırlarsın abla’’ deyince ‘’evet hatırlıyorum kahvaltıya çağırmıştı bizi, güzel bayandı, kocası yeni vefat etti demişlerdi, sanırım hala bekâr sen ilgilendiğine göre’’ diyerek imalı sözlerine devam ediyordu. Baktım olmayacak gülerek geçiştirdim, görüşürüz diyerek evden çıktım. Hanife ebenin evi daha önce gittiğim çoban İsmail abinin evinin oradan gidiliyor demişlerdi. Arabaya atlayıp İsmail abinin evine gittim. Şansıma dışarda güvercin uçuruyormuş. Beni görünce ‘’vay köyün kahramanı Bayram hocam’’ deyip sarıldı. Kısa bir hoşbeşten sonra ona Hanife ebenin yerini sordum. İsmail abi bu sorudan sonra yüzü değişti. İsmail abi- Boş ver şu uğursuz Kocakıranı Ben- Neyi neyi! İsmail abi- Kocakıran(sinirle) Ben- O ne demek abi İsmail abi- 4 kocayı gömmüş uğursuzun teki.
Gitti de kurtulmuştuk bir ara çok geçmedi geri döndü Ben- O kadar kötü mü bu kadın. Ben hastayken ilaç hazırlayıp gönderdi sayesinde birden iyileştim Allah var İsmail abi- Sana mı gönderdi? Kesin kadınlardan birinin adına istemişlerdir. Elinden gelse köyün erkeklerini bir kaşık suda boğar Ben- (aslında İsmail abinin dediği gibiydi ama ona haklısın demek şuan işime gelmiyordu) orasını bilmiyorum tabi ama Fatoş abla gitti de aldı ben hastayken İsmail abi- Kızım hasta falan demiştir de almıştır. İki sene önce Dar Boğaz’daki kayalıktan düştüm de avrat o kadar dil döktü merhem istedi de vermedi. Hâlbuki gider gelir sürekli avrat, arası da sıkıdır, galan gerisini sen düşün. Erkek düşmanı o karı iyi bilirim ben Ben- İsmail abi iyisin hoşsun da bu kadın kocalarını eliyle mi öldürmüş? Öyle bir şey olsa hapisten çıkamaz İsmail abi- Valla hocam sorsan ben yaptım demez.
Ama her şeyde parmağı var bunun. Bak ben sana deyivereyim, bunun gençliğinde ben küçüktüm, upuzun fidan gibi kızdı Allah var, sevdiği varmış bunun ismi de Bayram, senin adaşın, yakışıklı, babayiğit bir adamdı hayal meyal hatırlıyorum. Evlenecem senle diye kandırıp gönlünü eyleştirince gitmiş bu Bayram Hanife’nin bacısını almış. Bacısı da olanlardan haberdar ama istemem dememiş. Düğünden sonra sabah bir bakıyorlar ikisi de ağzından kan gelmiş halde yerde yatıyorlar, ölmüş gitmişler. Hanife’nin işi olduğunu herkes biliyordu, Bu karı taa o zamanlardan meraklıydı ebesiyle birlikte ottan çöpten ilaçlar yapmaya. Babası çok ah etmiş buna bacısına kıydı diye, sonra çok durmadı uzak köyden birine verdi bunu. Aradan 1-2 ay geçti geçmedi bu elinde bavul çıktı geldi tekrar, vardığı adama inme inmiş dediler. Sonra Nurullah vardı bu biçerci Ekrem’in falan akrabası olur ağa oğlu, bir eli yağda bir eli bağda.
Bu Hanife karısına gönlü düşmüş nasıl olduysa, babası razı gelmese de gitti kaçırdı. Candarma geldi bunları aradılar epeyce sonra bulmuşlar, Nurullah yakalanınca teslim olmamak için silah sıkmış, çatışmaya girmişler, orada kör kurşuna kurban gitmiş. Kimisi candarma değil Hanife arkasından vurmuş Nurullah'ı diyor ama işin aslını astarını kimse bilmiyor. Nurullah'ın babası çok yeminler etti bu karıyı sağ koymam diye ama oğlunun ardından 10 güne kalmadan oda öteki tarafı boyladı. Ondan sonra uzun süre dul kaldı bu Hanife olacak kocakıran. Babası çok uğraştı gözümün önünde durma var git birine diye ama razı olup evlenmedi. Senin şimdi oturduğun ev eski evidir bunun bak sana deyiverem, orada doğdu büyüdü. Babası ölmeden evi tek oğlu Musa'ya bıraktı. Musa’da bir süre sonra ablasının yüzünden ne var ne yok sattı terk etti buraları. Ogün bugündür gelmez.
Ben- Hanife ebe ne yaptı sonradan İsmail Abi- Ne yapsın gitti köyün delisine vardı. Ragıp. Onu da gömdü 3 5 seneye kalmadan, sonra da gitti onun abisinin koynuna girdi. Köse Şakir’in! O hala yaşıyor ama geçenlerde gördüm hali şaftı kaymış adamın, pek uzun sürmez oda boylar yakında tahtalıköyü! O kadar koca gömdü gurban olduğum Allah bi tane bebe nasip etmedi bu uğursuza. Ben diyom da sana hava geliyor doğru kadın değil bu hocam hiç bulaşma. Hoş gitsen de elin boş gönderir seni. (Sonra bana yaklaşıp sesini kısarak devam etti anlatmaya) Bir ara köyün genç erkeklerine musallat olmuştu bu. Kendine gelen karılara diyesiymiş ki bana evlenmemiş genç erkek şeyi bulun.. Ben- Neyi İsmail abi- Şeyi işte hocam (elini havaya kaldırdı işaretle anlatacak gibi yaptı vazgeçti bana daha da yaklaştı kulağıma eğilip) ‘’Dölü’’ dedi Ben- Dölü mü? Alla alla ne alaka(aklıma bayramın son günü Fatoş ablayla olan çarpışmamızda Fatoş ablanın spermlerimi yüzüne sürüp "çok faydalıymış Hanife ebe söyledi" demesi gelmişti.
Olayları kafada birleştirince İsmail abinin anlattıklarında doğruluk payı var gibi geliyordu) İsmail abi- Alakasını bilmem. Tabi karılar kimseye bir şey diyememiş. Nasıl diyecek zaten. Ben sana diyom işte yanaşma bu karıya diye Ben - Bulmuş mu peki istediği şeyi? İsmail abi - Ayten vardı köyde, iyi ayak değildi. Köyün uşaklarından birini ayartıp almış Ben- Sonra İsmail abi-Sonrasını kimse bilmiyor. Köyün adamları duyunca evi bastılar. Muhtar falan araya girmese ateşe vereceklerdi. Epeyce kimse gidip gelmedi, karılara da yasakladılar gitmeyi. Ama gel gör ki unutuldu gitti hepsi. Şimdi bizim karı bile başına çemberi sarıp oy başım demeye başlayınca koşa koşa Kocakıranın evini buluyor. Ben- Doğrudur abi sende haklısında kendim için istemiyorum ben. Sen beni kırma yerini söyle gidip konuşayım yardım ederse eder, etmese yapacak bir şey yok İsmail abi mırın kırın etse de Hanife ebenin yerini tarif etti "Bu karı yardım edeceği varsa da etmez isminden dolayı, sorarsa Bayram deme başka bir şey de sen İsmail abini dinle hocam" diye akıl verdi.
Ben ayrılmak üzereyken baldızı Suna İsmail abiyi yemeğe çağırmak için gelmişti. Ah güzel Suna! Uzun zamandır rüyalarıma da gelmiyordu. Güzel bir sürpriz oldu onu görmek. Kafa selamı yapıp gülümsedi bana. Aynı şekilde karşılık verdim sende yemeğe buyur dedi ama biraz işim var sonra okula gideceğim deyip teşekkür ederek ayrıldım. Giderken İsmail abi Suna için açıktan liseyi bitirecek sınavlarında yardımcı ol hocam diyerek rica etti. Bende olur abi ederim tabi ki deyip vedalaşarak arabaya atladım. İsmail abinin tarif ettiği şekilde Hanife ebenin evini buldum. Köyün muhtemel en uzak eviydi. İki katlı, alt katı büyük taşlarla örülmüş, üst katı ise ahşap olan bir evdi. Evin etrafı yapraklarını dökmüş ağaçlarla doluydu. Kapısının önünde kocaman yemyeşil Sedir ağacı vardı. İsmail abinin anlattıkları biraz korkutmuştu beni. Kendim için gelsem muhtemelen geri dönerdim ama söz konusu Behiye abla olunca geri dönmek olmazdı.
Kapıya doğru yürürken ‘’Ne var, kimsin’’ diye bir ses duydum. Dönünce bir gözü diğerine göre kapalı gibi duran, benden kısa, zayıf, başında Ecevit şapkalı, sakalı bıyığı olmayan bir adamın baktığını gördüm. Sorusunu tekrarladı ‘’Ne var’’ Ben- Amca kusura bakmayın Hanife ebeden bir ilaç isteyeceğim o yüzden geldim Adam- De get işine ilaç milaç yok burada Ben- Hanife ebenin evi değil mi burası Adam sorumu cevaplamadan yanımdan geçip evin alt katının kapısına doğru yürüdü. Adam- Birazdan dönünce seni burada görmeyim Ben- Kendim için gelmedim Köyde bir kadın hasta onun için geldim Adam- (eline sopa gibi bir şey alıp bana doğrulttu) Şunun gavur tarafıyla koca kafanın ortasına vurursam.. (Devamını getirmedi) Ben- (amına kodumun oğlu kafam gayet normal gözünü sikeyim senin) tamam amca bu kadar kızacak bir şey yok efendice bir şey istedik Geri döndüm arabaya giderken arkamdan ‘’kim için geldin’’ diye bir kadın sesi işittim.
Dönüp bakınca kapalı, muhtemelen benden uzun, iri yarı bir kadın üst katta merdivenin başında bana bakıyordu. Adamdaki suratsız ifadenin aynısı onda da vardı. Ben-Behiye abla var köyden o hasta Hanife ebe- Neyi var? Ben-Bir şey dokunmuş vücudu kızarıklar çıkmış, zor nefes alıyorum dedi, Kendisi gelemeyince ben geldim Hanife ebe- Sen kimsin Ben- Ben Bayram, köyde öğretmenim Hanife ebe-(bir süre gözlerini dikip dikkatle yüzüme baktı) Buraya getir bakayım Ben- Kendisi baya hasta gelemeyebilir, en azından resmini çekip getirsem olmaz mı? Hanife ebe- Resim falan bilmem ben, buraya getir bakayım, ölmez merak etme (Döndü içeri girdi) Ben-Tamam Hanife Hanım (gerginlikten hanım dedim yok first leydi mk) Döndüm arabaya bindim. Biraz önceki adam hala aynı yerde sinirli sinirli bana bakıyordu. Hanife Ebenin kocası Şakir denilen adam burdu sanırım. Köse Şakir demişti İsmail abi.
Yüzünde bıyık sakal yoktu, lakabının hakkını veriyordu. Orospu çocuğu Köse Şakir daha çok uyardı bence ama olsun. Karı koca birbirini bulmuşlardı suratsızlıkta. Arabayla köye dönerken aklım Hanife Ebe'de takılı kalmıştı. Ebe deyince kafamda hep beli bükük, kocakarı bir siluet belirirdi. Ama merdivenden bana bakan kişi… Benim kafamdaki o “ebe” imajıyla uzaktan yakından alakalı değildi. Orta yaşla yaşlılık çizgisinin arasında bir yerde, ama yaşını hiç göstermeyen bir kadın duruyordu karşımda. Meğer şifası herkesten önce kendisine etki etmişti anlaşılan. Arabayla köye dönerken aklım Hanife Ebe'de takılı kalmıştı. Ebe deyince kafamda hep beli bükük, kocakarı bir siluet belirirdi. Ama merdivenden bana bakan kişi… Benim kafamdaki o “ebe” imajıyla uzaktan yakından alakalı değildi. Orta yaşla yaşlılık çizgisinin arasında bir yerde, ama yaşını hiç göstermeyen bir kadın duruyordu karşımda.
Meğer şifası herkesten önce kendisine etki etmişti anlaşılan. Köye dönüp okula geçtim. Dersleri bitirince doğruca Behiye ablanın evine geçerek durumu anlattım. Sürekli sana zahmet verdim diyerek mahcupluğunu dile getiriyordu. Arabaya atlayıp Hanife ebenin evine geçtik. Kapıya önce kocası Şakir çıktı. Ben Behiye ablanın arabadan inmesine yardım ettim. Hanife ebe öğlen konuştuğumuz merdiven başından bize bakıyordu. ‘’Gelin’’ deyip içeri girdi. Behiye ablanın koluna girerek yukarı çıkarttım, içeri girince antre gibi bir odaya girdik ‘’Gel Behiye’’ dedi Hanife ebe sonra ‘’Sen orda bekle’’ diye ekledi bana bakmadan. Behiye abla bana baktı sonra Hanife ebeyi takip etti. Beklediğim odada L şeklinde duvara dayalı, kırmızı örtü serili geniş bir sedir vardı. Hemen karşısında çapraz şekilde duvara asılı tek kırma silah, mermilik ve gaz lambası vardı.
Köşede küçük masanın üstünde parlak gri renkli radyo dışında odada başka bir şey yoktu. Sedirde otururken Darwin’in evrim teorisini düşündüm. Evrim vardı bence. Adam araştırmış konuşuyordu inanmayana kafam girsin diye düşünerek bekledim. Pencereden dışarı baktım kocası ortada görünmüyordu, yanımıza da gelmemişti. 10 dakika oldu olmadı Behiye abla tek başına dışarı çıktı. Hamile karısını bekleyen baba adayı gibi yanına gidip ‘’Ne oldu abla’’ diye sordum. Behiye abla cevap vermeden içeriden Hanife ebenin sesi geldi ‘’Yarın öğlene gel ilacı al’’. Hanife ebe dışarı çıkmadı ‘’Tamam Hanife abla’’ dedim (abla mı? Kadına ne diye hitap edeceğim stresi yaşıyordum bir de) Behiye ablayı evine bırakıp kendi evime geçerken saat 8’e geliyordu. Eve vardığımda sofra hazır, Feride abla ve Gülseren teyze yemek için beni bekliyordu. Munise’yi sordum. Babası gelmiş onunla uğraşıyor dediler.
Çok konuşamamışlar yalnız bırakmıyormuş babası. Tam zamanında ayrılmışız dedi Feride abla sabah 5 gibi eve gelmiş babası Munise’nin dediğine göre. Yemekten sonra çay demlenirken bende kuzineye patates dilimleyip attım. Ömer hocanın verdiği tarifi deneyecektim ilk kez. Patates pişince üzerine kaşar peynir ve baharatlar. Harika olmuştu. Feride abla ve Gülseren teyzeden 10 puanı almıştım. Seni alan yaşadı övgüsüyle geceyi kapatıyordum. Uyumak için odama geçince üzerimi değiştirirken Feride abla kapıyı çaldı. Duş almış üzerinde havlusu vardı. ‘’Kahven hazır hadi gel’’ dedi. Demek ki Ferdi abla buradayken buna alışmam gerekecekti. Yanına geçtiğimde Ferde abla yine ayak ayaküstüne atmış elinde kahvesi üzerinde havlusuyla beni bekliyordu. ‘’Soğutma’’ dedi elleriyle benim kahvemi gösterdi. Kahvemi alıp içerken gözlüklerini sordum Feride ablaya daha önce takarken görmemiştim.
Oda stresten migrenim tutuyor, göz ağrısı yapıyor dinlendirici olarak takıyorum diye açıkladı. Kahvelerimizi içerken Feride abla kocasını, evliliklerini anlattı. Eşinin şiddeti yüzünden 1 çocuğunu düşürdüğünden bahsetti. Üzücü şeylerdi. Onun gibi okumuş mimar olmuş bir kadın bile bunları yaşıyorsa normal ev hanımları ne yapsın diye düşündüm. Kadına şiddete yatak dışında tamamen karşıydım. Daha sonra tatsız konuları kapatıp eskide kalan güzel anılardan konuştuk. Sohbet açılınca bende iyice cesaretlendim Ben- Abla bir şey soracağım yanlış anlamazsan Feride abla- Tahmin ediyorum sanırım ama Sor? Ben- Ne peki? Feride abla- Munise’yle seni yakaladığım geceyi! Değil mi? Ben- Bildin valla (önce güldüm sonra utandım) ne düşünüyorsun bana kızdın mı hiç? Feride abla- Hayır neden kızayım. Kocaman insanlarsınız. Aksine mutlu oldum. Munise’de benim gibi olacak diye korkuyordum
Ben- Nasıl yani senin gibi Feride abla- Bizim ailede kötü evlilik bir gelenek sanırım. Annem boşanmadı ama şimdiki aklı olsa 10 kere boşardı babamı. (gözlerini kapatarak kafasını bir şeyi hatırlamak ister gibi kaldırdı) 1998.. 38 yaşındaydım boşandığımda. Yıllar geçince fark ettim ki ben kocamdan değil tüm erkeklerden boşanmışım aslında. Şimdi bakıyorum da hata yapmışım. Keşke diyorum bu kadar kapatmasaydım kendimi, bir erkek arkadaşım olsaymış hatta iki üç dört tane. Kocamda bulduğum mutsuzluğu değil de bulamadığım mutluluğun peşinden koşsaymışım, yaşayamadıklarımı yaşasaymışım. (kahvesinden bir yudum alıp derin bir nefes aldı) kocamdan sonra kimseyi almadım hayatıma, birisiyle bırak ilişki yaşamayı seninle şurada konuştuğum kadar karşılıklı konuştum mu onu bile hatırlamıyorum. Yani diyeceğim kızım da benim gibi olacak, kendini bırakacak, hayata küsecek diye korktum.
Üstüne birde geçirdiği hastalığı (göğüs kanseri). Sizi o gün öyle görünce belli etmesem de mutlu oldum. Munise en azından kadın olduğunu unutmamış. Diyeceğim bunları hiç dert etme. (kahvesini yudumlayıp bir şey aklıma gelmiş gibi gülümsedi) Ben - Niye güldün abla Feride abla - Hiiç.. Fantezinizi beğendim ama. Samanlıkta.( gülümseyerek kafasını salladı) Farklı bir tercih! Ben - Munise’nin fikriydi Feride abla - Aferin ona (gülümsedi) Gençler artık bizim gibi değil farklı şeyler denemek istiyor. Bizim zamanımızda böyle şeyler pek yoktu, yorganın altına girerdin ne olursa öyle olurdu (ilk kez konuşurken utandı) Ben - Abla şu lafları Gülseren teyze söylese anlarım da sana hiç yakışmıyor. Hala gençsin, güzelsin, elini sallasan ellisi valla (gülerek) Feride abla - Ooo ( gözlüklerini çıkarıp tabureye koydu, oturduğu yerde doğrulup bana baktı) bana mı yazıyorsun, bu bir teklif mi yoksa?
Ben -Yok abla senin için diyorum ben (utanarak) Feride abla - Tüh ya bende yıllar sonra teklif geldi sanmışım(kahvenin son yudumunu alıp fincanı ters çevirip tabağa koydu) Feride abla - (şaşkınlığım karşısında kahkaha attı) şaka yapıyorum utanma hemen. Şu haline bak çok tatlısın Ben – (rahatlamıştım) abla kendinde diyorsun bunca zaman boşa geçmiş diye. Bunu düzeltmek senin elinde. Sen oturduğun yerden geçmişe takılıp kalacak bir kadına benzemiyorsun çok şaşırtıyorsun beni Feride abla - Haklısın ama artık enerjim yok bir şeyler için. Birini tanı, konuş, anlaş, kafan uyarsa sevgili ol oooo düşüncesi bile yoruyor beni Ben - Peki abla benden pes. Bir şey demiyorum(gülerek) Feride abla elinde tuttuğu ters çevrilmiş kahve fincanını çevirdi, tabağını sehpaya koydu. Çıkardığı gözlüklerini uzanıp gözüne taktı. Ben - Fal bakmaktan anlıyoruz sanırım?
Feride abla - Eh işte. Ama annem çok güzel bakar. Her dediği çıkar neredeyse (dudaklarını ısırıp kafasını salladı) gel sana göstereyim (yanına çağırdı) Kalkıp yanına oturdum. "neyse halim çıksın falim" diyerek fincanı ikimizin göreceği şekilde kaldırdı. Havlunun altında sıkışmış göğüsleri de görüş alanımdaydı. Feride abla - Fal bakarken kafan zihnin temiz olacak yoksa bakan kişinin duyguları yoruma yansıyabilir. Fincanı sapından böyle dik tutacaksın sap altta kalacak saat yönünde bakacaksın. Sağda kalan şekiller iyi düşünceler, solda kalan şekiller ise olumsuz yorumlar olacaktır. Eğer fincan dibinde bolca telve kaldıysa, kahveyi içen kişi stresli demektir. Fincan dibi temiz ise fal sahibinin gayet huzurlu olduğu ifade edilir. Kahve falına bakan kişinin gördüğü şekiller, fincanın ağız kısmına yakınsa bu şekillerin hayata yansıması daha kolay olacaktır.
Fincanın dibi uzak zamanı, ağız kısmı ise çok yakın zamanı anlatır." Ben - Peki burada ne anlatıyor abla (fincanı göstererek) Feride abla - (dikkatlice fincana baktı) dibinde telve çok kalmış stres var. Eski kocamı düşününce gayet normal (gülerek). Burdaa ateş var sanki sevdiğin birinden ayrılık anlamına geliyor. Munise olsa gerek. Bak bu da ampule benziyor iyi günler gelecek anlamına gelir, hadi inşallah diyelim. (fincanı etrafında çevirdi bende yaklaştım) Ben - (parmağımı uzatarak) Boğa kafasına benziyor gibi bak bu abla. Boynuzları var Feride – Hımm bu nasıl deyim, cinsel yaşama işaret eder. Yanında da 8 var.(Daha dikkatli baktı) 8 evet, 8 gün içinde birisi beni yatağa atıyor sanırım (elini ağzına götürüp güldü) Ben - B'yede benziyor Feride abla - (gülerek) evet. BAYRAM! Seni mi söylüyor yoksa. (çok üstünde durmadan devam etti? Burada duman varr hımm bacaya benziyor bak (bana uzattı, "evet baca abla duman tütüyor" dedim) yakın zamanda sevindirici haber alacaksın demek
Feride abla biraz daha inceledi fincanı, sonrada "başkada bir şey görünmüyor" deyip tabağına koyup sehpaya koydu. Benim gözlerim havlunun altından baldırlarından itibaren açık olan pürüzsüz bacaklarına dalmıştı. Feride ablanın "Yarında sana bakalım" sözleriyle kendime geldim "tamam abla olur" dedim. Kahvemi bitirince fincanları alarak "Abla eline sağlık, şunları halledeyim sonra duş alayım" diyerek fincanları yıkamak için kalkarken Feride abla kolumdan tuttu "sen duşunu al ben hallederim" deyince bende teşekkür ederek müsaade istedim. Devam edecek