BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 25 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 25 / 84 BÖLÜM 24 dk okuma 16,762

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 25. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Klasik ibrik, küçük tüp, bakraç üçgeninde 15 dakika oyalandıktan sonra dal daşşak banyoya girebilmiştim. Feride ablanın havlu sarılmış halde yanıma gelip çılgınlar gibi beni sik dediğini hayal ederek benim küçük bayramı çitilemeye başladım. Feride ablanın duşta kullandığı mentollü Nivea duş jelini benim ufaklığa bolca sıkarak olayın heyecan katmak istedim. Normalde şampuan, sabun falan huyum değildir. Sikim mentollü duş jelinin etkisiyle yanıyordu. Çok garip hissettirmişti. Şak şak şak! Gözümü kapattım Feride ablanın "daha sert daha sert diye" yalvardığını hayal ediyordum. En sonunda Feride ablayı önümde diz çökmüş şekilde hayal ederek boşalmıştım. Dizlerimin feri gitmiş zor ayakta duruyordum, heyecandan kapanmış gözlerimi açınca Feride ablayı hayal ettiğim yerde üzerinde benim spermlerin sallana sallana yüzdüğü bakracı gördüm. Evlatlarım suda boğuluyordu Bir gecede 16 çocuğu boğularak tahtan indirilen Osmanlı paşası gibi hissetmiştim birden.

Hay böyle şansın. Tekrar su ısıtmakla uğraşamazdım. Üzülerek elimle suyun üstünde yüzen spermleri temizledim ama birçoğu ister istemez suya karışmıştı. Gusül abdestimi aldım. Artık kendi spermimi de ağzıma almadım demezdim. Çıktığımda Feride abla ortalıkta yoktu, muhtemelen uyumuştu bende üzerimi giyinerek hemen uyudum. Cumartesi sabahı uyandığımda Gülseren teyze dışarıda oturmuş Aralık ayında sıcak havanın keyfini çıkarıyordu. Havadan sudan lafladık. Munise’yi merak ediyordu. Ben arayım konuşayım dedim. Telefonu alıp Gülseren teyzenin yanında Munise’yi aradım. Ben - Günaydın Munise napıyorsun nasılsın? Munise - Günaydın hocam iyiyim sen ne yapıyorsun nasılsın görüşmeyeli Munise resmi konuşuyordu babası yanındaydı besbelli Ben - Ne yapayım annemlerle kahvaltı yapıyorum işte (Munise’nin konuşma tonu değişmiş telefonu hoparlöre almıştı) Munise - İyi olmuş hocam ne için aradınız acele değilse pazartesi konuşalım bende ba..

(Devamını getiremedi) bende kahvaltı yapacağım şimdi Babası konuşmasına karışıyordu anlaşılan. Bende durumu idareten işle alakalı konuştum bir süre. Sonra Munise bir fırsat bulmuş olacak ki "babam beni yanına aldı otelleri, misafirhaneleri geziyor. Annemlerin burada olmadığına inanmadı. Allahtan senin yanına gelmişler yoksa ne yapar eder bulurdu" diyerek lafını tamamladı. Bende uzatmadan annesinin anneannesinin iyi olduğunu söyleyip kendine dikkat et diyerek telefonu kapattım. O sırada Feride abla da yanımıza gelmişti. Konuştuklarımızı anlattım. Gülseren teyze ‘’inatçı köpek’’ diyerek eski damadına kızdı. Feride abla Munise'yi düşünüyordu. Tek tesellisi babasının Munise’yi çok sevdiğini bilmesiydi. Daha sonra birlikte kahvaltı hazırladık. ‘’Uzun zamandır iki güzel kadınla kahvaltı hazırlamadım’’ diyerek canı sıkkın olan hanımların keyfini biraz olsun yerine getirmeye çalıştım.

Ortamdaki üzüntülü hava biraz dağılmış, avluya kurduğumuz kahvaltı masasına hepimiz güler yüzle oturmuştuk. Öğlene kadar sıcak havanın keyfini çıkardık. Saat 11 olunca ‘’benim biraz işim var onu halledip geleyim sonra birlikte köyde gezelim’’ diyerek kalktım. Feride abla bana arabaya kadar eşlik etti. İşin Behiye ablanın hastalığıyla alakalı olduğunu öğrenince biraz yüzü düştü. "Bende geleyim istersen faydam olur" demişti ama Hanife ebeye gideceğim için gel diyemedim. Kadının sağı solu belli olmaz ters bir şey söyler durduk yere kadının canını sıkılmasın diye düşündüm. Neyse ki hızlı yalan bulma konusunda iyiyimdir. "Rahmi hocayla eşi ‘de bizle gelecekler abla sen hiç sıkışma" diyerek durumu idare ettim. ‘’Selam söyle o zaman geçmiş olsun dileklerimi ilet’’ dedi ben arabaya binerken. Arabaya atlayıp Hanife ebelerin eve geçtim. Arabadan inerken kocası Şakir hemen dibimde bitmişti

Ben - Hayırlı sabahlar Amca (amına kodumun oğlu) Şakir - Öğlen oldu Ben - Haklısın. Kem küm (tipini sikiyim senin) Hanife ebe müsait mi ilaç verecekti bana o yüzden rahatsız ettim Şakir - İki gündür rahatsız ediyorsun inşallah son olur Ben sadece gülümsedim. O sırada Hanife ebe her zamanki merdivenden bana bakıyordu. "Gel" diye seslendi. Kocası Şakir sinirli sinirli bana bakıyordu. İçimden ‘’Amına kodumun oğlu sanki sulak yerden bahçe istedim vereceğiniz iki tane ilaç tiplere bak’’ derken dışım adama masumane gülümsüyordu. İçeri girip dün ki antreye oturdum. İlaçları getirecek diye bekliyordum. Dün gördüğüm Radyo’ya gözüm gitti. Başına geçip sağıma soluma baktım. Normalde yabancı bir yerde bir şeyleri karıştırmayı sevmem amacım beklerken zaman geçsindi. Radyoya bakarken "içeri gel" diye bir ses geldi yan odadan. Amına kodumun karısı aklımı almış korkutmuştu beni.

Sanki tabur komutanı çağırmış gibi üstümü başımı düzeltip kapıyı çalarak içeri girdim. Odanın içinde yürüdükçe ahşaptan gıcırdama sesi geliyordu. Kafamı kaldırıp girdiğim odaya göz gezdirdim. Kocaman bir odaydı. Belki de evin üst katı sadece bu oda ve buraya girdiğim antreden oluşuyordu. Odanın içerisinde yüzlerce belki binlerce raflara dizilmiş şişeler, metalden ağaçtan kaplar, küçük bez torbalar renkli renkli bir dünya şeyle doldurulmuştu. Salonun bir yanında, pencerenin önünde yeşil bir sedir vardı, salonum ortasında kocaman bir yuvarlak masa, onunda üstünde yine şişeler, torbalar açıkta bitkiler, döveçler, tahta kaşıkların olduğu düzenli bir dağınıklık vardı. Hemen giriş kapısının yanında kapalı duran kocaman, usta birinin elinden çıktığı belli, desenli oymalarıyla birbirine yapışık ahşap iki kapı vardı. Demek ki tek oda burası değildi.

Hanife ebe bana götünü dönmüş masada bir şeyle uğraşıyordu. "bitti mi odayı incelemen" diye sordu. "bitti" diyebildim sadece. Başkası olsa odayı över sorular sorardım ama bu kadına sormak doğru değildi. "otur" dedi. Emirli konuşmayı hiç sevmem. Karşında çocuk yok doğru düzgün konuş benimle diyemediğim için hemen sedirin ucuna oturdum. Götümün sadece 3/1 sedire temas ediyordu korkudan. Sırtı bana dönük Hanife ebe masanın yanında ayakta bir şeyle uğraşıyordu. Hanife ebe - Hırsızları yakalayan hoca sensin demek Ben - (kahraman hoca dedim içimden) evet Hanife teyze benim (ben bu kadına ne diyecem hala çözemedim) Hanife ebe - Gecenin bir yarısı tüm köylü uyurken sen uyumamışsın aferim sana (imalı imalı) Ben – öyle, ev soğuktu odun alayım demiştim.. Hanife ebe - (lafımı kesti) kaç yaşındasın? Ben - Ağustosta 24 oldum (parmaklarımla içimden saydım doğru mu söyledim diye)

Hanife ebe - Başın bağlı mı? Ben - Yok abla bekârım (şimdide abla dedim hay mk) Hanife ebe - Benim hakkımda ne biliyorsun Ben - Yani ben hastayken ilaç göndermiştiniz o zaman duydum sizi. Allah razı olsun sayenizde çabucak iyileştim Hanife ebe - Sonra. Ne dediler köyün adamları? Ben - Yani bir şey demediler. Erkeklere pek yardım etmez dediler, kadınlara yardım eder dediler Hanife ebe - (yana uzanıp bir şey aldı) başka bir şey demediler mi? Ben - Yok. Demediler Hanife ebe - Kocakıran, uğursuz, namussuz, orospu falan hiç birini demediler yani Ben - Demediler Hanife ebe – iyi düşün! Ben –(müneccin misin mk) yanii dediler evet Hanife ebe kafa salladı sadece, işini bitirip elimdekini bir kavanoza döktüğünü gördüm. Sonra kavanozun kapağını kapatırken bana döndü yanıma doğru geldi. O yürürken yer gıcırdamıyordu hayret. Benden uzun, enine boyuna kalıplı bir kadındı.

Üzerimde tek parça gri, haki arasında bir renkte boydan bir elbise vardı. Başı İranlı kadınlar gibi alale de bir şekilde sarı bir eşarpla kafasından çevirip omzunun üstünden aymıştı. Eşarbın önümden, sağımdan solumdan beyazlamış saçları belli oluyordu. Gözüm ilk boynundaki bozuk para büyüklüğündeki kahverengi bene gitti. Kalıplı bedeninin aksine daha küçük bir yüzü vardı. Çatık kalın kaşları, kocaman, simsiyah gözleri, yuvarlak şekilli burnu, dolgun yanakları ve onu tamamlayan yuvarlak çenesiyle anlatılanlara göre 60’lı yaşlarda olduğunu düşünülürse yaşına göre yakından daha genç gösteriyordu. Muhtemelen kendi kendine hazırladığı bitkisel ilaçların faydası olsa gerek diye düşündüm. Hanife ebe geldi yanıma oturdu Hanife ebe - (gözlerime bakarak) oturduğun ev baba evim. Senin yaşın kadar ömrüm orda geçti. (elimdeki kavanozu bana uzattı) senin yaşından daha uzun vakittir de ayağımı atmadım.

Şimdi ben iyi dinle (iki elini sedire dayayıp bana doğru eğildi) Senden bir iyilik isteyeceğim. Ben- Tabi söyleyin Hanife ebe- Üzerinde ve kapağında saksı içinde renk renk çiçek motifleri olan bir kısmı sarı, bir kısmı yeşil bir sandığım var, onu bul bana getir. Ben - Evin neresindedir tam olarak fikriniz var mı?. Üst katında ben öyle bir sandık görmedim Hanife ebe - Orasını sen bileceksin. Bu kavanozu da Behiye kızarıklara öğleden önce sürsün gece yatmadan yıkansın. Yaralar bu sürülüyken güneş görmesin. 3 kere kullanması yeter. Ben - Nefes darlığı vardı biraz da ona ne yapacak (sanki dâhiliye doktoruna soruyorum bende mk) Hanife ebe - Hazır. 2 güneş vakti karanlık odada dinlenmesi lazım. Yarın sabah gel al. Ben - Tamam Hanife.. Hanife ebe.. Bana müsaade deyip ayağa kalktım. Giderken "Bayram Hoca" dedi Hanife ebe. Dönüp "buyur Hanife ebe" dedim.

Bana uzun uzun baktı gözleri parlıyordu "ısırgan otu.. Isırgan otunu kaynat suyunu iç şekere iyi gelir" dedi sadece "tamam" diyebildim. Amına koyum altı üstü bir ilaç alacaktım yok sandık, yok ısırgan otu elli tane şey söyledi birde şeker hastalığı soktu götüme diye düşünerek ayrıldım yanından. İşin kötüsü şeker pederde de vardı. Kafam karman çorman olmuştu. Kocası Şakir elinde kürek kapıda bekliyordu. Yüzünde yine aynı memnuniyetsizlik. Sanki gece benimle yatıyor tipini siktiğim. Kendine kullandığın karışımlardan biraz da şu adama da verseydin keşke Hanife ebe, adam kocan değil de baban gibi duruyor. Arabaya atlayıp Behiye ablaya geçtim. Kapıyı Osmancan açmıştı. Behiye abla üzerinde üzeri kırmızı, mor çiçek desenli yeşil renk uzun pijamalarla beni karşıladı. Hasta da olsa güzelliğini etkilememişti. Hanife ebenin verdiği ilacı tarif ettim.

Yapabileceğim bir şey var mı diye sordum. Bir şey söyleyecek gibi oldu sonradan vazgeçti. Ben tam çekinme abla söyle diyecektim gerek kalmadan söyledi Behiye abla - Aynur yok, Fatoş da kocasıyla gezme de malum. Senden istemem doğru olmaz, demeye de utanıyorum ama şu ilacı bu seferlik sırtıma sen sürüversen hocam ben gerisini hallederim Ben - Hastalığın utanması olmaz abla. Süreyim tabi. (Elindeki kavanozu aldım) Nasıl yapalım ben çıkayım istersen sen sırtını aç Behiye abla - Yok yok hocam, çıkmana gerek yok Behiye abla yanıma geldi sırtını dönerek yakınıma oturdu. Üstündeki pijamayı kafasının üstünden çıkardı. Beni heyecan basmıştı birden. Çıkardığı üstünü koltuğun başına bıraktı. Üzerinde askılıkları transparan, kenarları dantel işlemeli beyaz atleti vardı. "sen yukarı sıyır hocam sana zahmet" dedi utanarak. Elimle atletin alt ucundan tutup yavaşça yukarı çektim.

Gönül isterdi ki onu başka! Sebeple soyayım. Nasip! Bembeyaz cildi vardı. Atleti kaldırdıkça kızarıklıklar görünmeye başladı. Küçüklü büyüklü kızarıklıklar. Omuzlarına kadar açacaktım fakat atleti biraz gerginleşti, Atletin ön kısmı göğüslerinin altına sıkışmış daha fazla yukarı kaldırmamı engelliyordu. Behiye abla eliyle atletin önünü göğüslerinden kurtardı. Sutyen giymemişti. Omuzlarına kadar kıvırarak atleti sıyırdım. Yandan göğüslerinin kıvrımlarını belli oluyordu. Bir elini göğüslerinin üzerine koydu çekinerek. Kavanozun kapağını açtım, bir elimle atleti düşmesin diye tutarken diğer elimin işaret ve orta parmağımı kavanoza sokup içindeki sarı renk yoğurt kıvamında karışımdan bir miktar alarak kızarıklıklara sürmeye başladım. Ben sürerken Behiye abla kafasını hafif yaba çevirmiş beni izliyor gibiydi. Boyun tarafı çok fazla kızarmıştı.

Kızarıklıkların hemen hepsine karışımı sürdükten sonra bitti diyecekken gözüm karşımızda duran vitrine gitti. Vitrinin camında siyah beyaz bizim yansımamız vardı. Behiye abla kafası yana çevrilmiş göğsünde tuttuğu elini indirmiş dizlerine dayamış duruyordu. Eskiler bilir Cine5’in yayınları 1 dk açık olur sonra şifre girerdi. Şifre girince görüntü bozulur ekran siyahlı beyazlı karman çorman olurdu. Tabi bizde kanalı kapatmaz o şekilde +18 filmleri, maçları izlerdik. Onun getirdiği tecrübe sayesinde beynim camdaki yansımada gördüğüm görüntüyü 480P’ye(yıl 2011 o zamanın hd’si oluyor) çevirdi. Yuvarlak, büyük ve dimdik memelerini yansımada çok net görebiliyordum. Görüntüye dalınca Behiye abla kremi sürmediğimi fark etti bana döner gibi olunca kendime gelip "bitti" diyebildim. Bende bitmiştim. Behiye abla atletin önünü aşağı çekerken bende yaralara sürdüğüm karışıma değdirmeden atletin arka kısmını indirmesine yardım ettim.

Aklım biraz önceki görüntüdeydi. Başka şeylere odaklanmalı, dikkatimi dağıtmalıyım. Bizim kitabımızda hasta kadınlara yan gözle bakmak yazmazdı(siktir lan) ‘’ Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altının 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır’’ yok olmadı, başka başka ‘’Dünyanın en az konuşan insanı İspanyol Enrico Martinez'dir. 86 yaşında ölen Martinez'in bilinen tek lafı 'agu'dur.’’ hay mk yine olmamıştı. Hemen lafı değiştirdim. Ben- Cola Turkanın dolumu İsrail’de yapılıyor diyorlar ne diyorsun abla? (mırıldanarak) Behiye abla- Efendim hocam! Anlamadım Ben – Yaa şey. Eee bu Hanife ebeyi köyün erkekler neden sevmiyor? Behiye abla – Evet sevmezler ama hepsinin de aklı gidiyor Ben – valla abla bende biraz korktum ne yalan söyleyim. Birde çirkin, aksi kocası var Allah günah yazmasın ama gece hamile kadın görse çocuğunu düşürür(gülerek)

Behiye abla - (söyledilerime güldü) alemsin valla. O adamdan bende korkarım, yalnız gitmem hiç oraya Ben – Hanife ebenin Kocakıran diye ismi çıkmış birde. Ona yakın olan erkek uzun yaşamıyor diyorlar Behiye abla – külahıma anlatsın onu diyenler. Köyde bi dünya eşi vefat edip ikinci hatta üçüncü hanımı alan erkek var. Onlara bir şey diyen yok hatta gülüp şakasını yapıyorlar. Ben - Haklısın Behiye abla - Yüzüne bir şey diyebilen yok hepsi ardından konuşuyor anca. Hepsinin de anası, karısı kapısını aşındırıyor Hanife ebenin gitme diyemiyor hiç biride. Zamanında gençmiş yapmıştır bir hata, Allah’la kendi arasında. Ben bir hatasını eksiğini görmedim bunca zaman. Ben - Hanife ebeden dinlemek lazım birde bazı şeyleri ama o çok anlatacak birine benzemiyor Behiye abla - Az konuşur. Bunca zaman yabancı erkek kabul ettiği pek görülmemiştir. Seni iyi kabul etmiş.

Eski sevdiğinin ismi de Bayrammış ondan olsa gerek Ben - Onunla pek iyi ayrılmamış diye söylediler, onun hatırına yapacağını sanmam Behiye abla - İçini kimse bilemez.. Allah tan başka kimse bilemez. Behiye ablayı dinlensin diye sözü fazla uzatmadım. Yapılacak bir şey olur, bir ihtiyaç olur mutlaka haber ver diyerek tembihledim. Hanife ebe nefes darlığı için hazırladığı ilaç sabah hazır olacaktı onu getirince yaraları için karışımı da sürerim diyerek Behiye ablanın yanında ayrıldım. Ayrılırken Feride ablanın selamı aklıma gelmişti Behiye ablaya ilettim. Behiye abla ‘’Munise’ler mi geldi?’’ diye sorunca bende ‘’durumlar biraz karışık abla, Munise yok sadece annesiyle anneannesi yanımdalar, bir süre buradalar, müsait bir zaman anlatırım’’ dedim. Belli etmemeye çalışsa da Behiye ablanın biraz yüzü düştü ‘’sende selam söyle‘’ dedi sadece başkada bir şey demedi.

Eve geçtiğimde Feride abla ve Gülseren teyze dışarda Rahmi hoca ve eşi Gülşah ablayla oturuyordu. Onları görünce Feride ablaya söylediğim Rahmi hocalarda gelecek yalanı aklıma geldi. Böyle şansın! Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmamıştı. Yanlarına gittiğimde kahve içiyorlardı. Hoş geldiniz deyip sandalye çekip yanlarına oturdum. Feride abla kendi kahvesini bana uzattı "buyur hocam hiç içmedim sen devam et, ben kendime tekrar yaparım" deyip kahvesini bana uzattı. Yok, abla falan desem de fincanı zorla elime tutuşturup içeri girdi. Sohbet muhabbet derken kahveler bitince Rahmi hoca ve eşi akşam yemeğe davet ederek müsaade isteyip kalktılar. Bende Feride ablaya ve Gülseren teyzeyi alarak daha önceki geldiklerinde gezmediğimiz artık kullanılmayan minaresiz köy camisini ve yine cami gibi artık kullanılmayan eski çamaşırhaneyi gezdirdim.

Şehirde yaşamak akıl kârı değil diyordu Gülseren teyze buraları gördükçe. "Munise'de burada olsaydı keşke oda çok beğenirdi, bol bol resim çekerdi" diyerek onu andılar Feride ablayla birlikte. Öğleden sorma arabanın arkasına köfte, sucuk atarak köyün en tepesinde, köylünün Keçikalesi dediği yere çıktık. Orada ağaçlar altında yılın son mangalını yaptık. "burada insanın ömrü uzar" diyordu Gülseren teyze manzarayı görünce. O kendi kendine otururken Feride abla piknik yerinin yanı başından akan sudan elleriyle üzerime su atınca bende aynı şekilde karşılık verdim. Gülseren teyze "Şu koca kızı suya bas da görsün su nasıl atılıyormuş Bayram’’ diye gaz verince Feride ablayı yakaladım ve suya atacak gibi kucağımda kaldırdım. Kuş gibi hafifti. Bu esnada gir kaç kez kalçasına, bacağına hatta göğsüne temas etmek zorunda kalmıştım. Gülseren teyze "at oğlum at ben müsaade verdim korkma sen" dese de kıyamadım suyun yanına oturtarak kafasını zorla suya soktum.

Feride abla ne kadar kaçmak için çırpınsa da oda eğleniyordu. Taşların üstünde, altına odun yakarak demlediğimiz çay bitince eve dönmek için toplanmaya başladık. Odun ateşi çaydanlığı kapkara yapmıştı, Feride abla toprağa sürerek suda yıkadı. Gün boyunca sabah söylediğim yalanla ilgili hiç bir şey söylemiyor, olmamış gibi davranıyordu. Hoş, gönül koyup kızmasından daha iyiydi. Akşam yemeği için Rahmi hocaya gittik. Ben Rahmi hocayla otururken kadınlarda daha çok kendi arasında mutfakta oturdular. Akşam eve döndüğümüzde Gülseren Teyze yoğun geçen günün yorgunluğuyla hemen odasına geçip uyudu. Feride abla sen duşunu al ben senden sonra girerim deyince suyu hazırlayıp duşumu aldım. Feride ablaya oturma odasında koltukta uyumuş kalmıştı. Üzerimi giyindikten sonra tekrar baktım uyumaya devam ediyordu. Dürterek uyandırdım ‘’abla istersen yerine yat’’ deyince kalkıp ‘’içim geçmiş’’ diyerek esnedi.

’’Bugün iyi yorulmuşuz, ama güzeldi‘’ kollarını havaya kaldırıp tekrar esnedi ve bir süre boş boş bakarak koltukta oturdu. ‘’Duş alayım ben’’ diyerek kalkınca bende hazır olan suyu ısıtmak için tüpün üzerine koydum. Feride abla biraz sonra havluya sarılmış gelince ısınmış suyu banyoya taşıdım. Uykulu gözlerle gelen Feride abla köşede duran büyük mavi leğeni göstererek ‘’yorulmuşum beni şurada iki dakika yıkayıversen ne iyi olur’’ deyip gülerek banyoya girdi. Yani Feride abla ben diyorum Gümüşhane sen diyorsun götüm şahane. Hasbinallah çekip Feride abla duştan çıkana kadar kahveleri pişirdim. Kahveleri tam zamanında pişirmiş, Feride abla kafasına havluyu sararak içeri girerken bende fincanları doldurmuştum. Kahvesini alıp klasik üçlü koltuğa oturdu Sharon Stone’nin Temel İçgüdü filmindeki gibi ayak ayaküstüne attı. Ne yalan söyleyim kaldırdı bu hareketi.

Bende amele sümüğü gibi karşıdaki üçlü koltuğun köşesine sindim. Altımda kot pantolon olmasına rağmen benim ufaklığın belli olmasından çekiniyordum. Feride abla kahvesinden bir yudum alıp ‘’tam sevdiğim gibi olmuş eline sağlık’’ dedi. Bir süre sessizce konuşmadan oturduk. Sabahki yalanım ortaya çıktığı için bana kızgın olduğunu düşünerek Ben- Abla sana sabah yalan söyledim özür dilerim Feride abla- Biliyorum Ben- Aslında yalan söylemek istemezdim ama Hanife ebe diye bir kadının yanına gidecektik, cins bir kadın ona güvenemedim yoksa huyum değil (Yalancıyı sikmiyorlar nasılsa) Feride abla- Sorun değil olabilir. Behiye hanımla yalnız kalmak içinde söylemiş olabilirsin Ben- Ya hayır öyle bir niyetim yoktu. Hata yaptım ama dediğim gibi gideceğimiz yerdeki kadın biraz enteresan Feride abla- (lafımı kesti) Gerçekten bana açıklama yapmana gerek yok canım (Gözlüklerini gözünden çıkarıp sehpaya koydu) genç adamsın, doğrusu biraz üzüldüm ama sebebi ne olursa olsun senide anlıyorum

Ben- Peki abla (uzatmadım bir süre sessizce kahvemizi içtik konuşmadan) Feride abla- Olgun kadınlardan mı hoşlanıyorsun? Ben- Efendim. Yok, abla nerden çıktı şimdi Feride abla- Behiye hoş bayan. Olabilir yani Munise’den dolayı çekiniyorsan benden laf çıkmaz Ben-Hayır abla yanlış anlamışsın gerçekten, benim için sen neysen Behiye ablada o Feride abla- Öyle demek. Peki! Muhabbet bombok bir yere gidiyordu. Hızlıca kalan kahvemi kafama diktim, fincanın üstüne tabağı koyup ters çevirip Feride ablanın sehpasına bıraktım ‘’’falıma bakacaktın bugün’’ dedim bırakırken ‘’aa doğru öyle demiştim değil mi?‘’ diye karşılık verdi. Yan dönerek ayağını koltuğa uzattı ‘’böyle daha iyi oldu ayaklarımın altı ağrımış yürümekten‘’ dedi ileri uzanıp bir eliyle ayaklarının altını ovdu sırayla ‘’gençliğinin kıymetini bil yaşlılık zor ‘’ diye ufak bir iç geçirdi ‘’buradaki tek yaşlı var içerde uyuyor(elimle Gülseren teyzenin uyuduğu odayı göstererek) Senin neren yaşlı abla fıstık gibisin’’ deyince ‘’hadi oradan yağlara zam geldi’’ dedi gülerek, uzanarak benim kahve fincanımı eline aldı, başparmağı ve işaret parmağı arasında tuttuğu fincan ve tabağı etrafında çevirerek tabağı sehpaya bıraktı.

Gözlüğünü takarak fincanı kendisine yaklaştırdı. Bir süre göz gezdirdi, sonra gördüklerini anlatmaya başkadı; "Hımm.. Biriyle bir kavga yaşayacaksın, çevrende hafif toplu bir insan var ve senin arkandan kuyu kazıyor bu kişi senin yakınında olan bir insan sürekli gözü üstünde olan biri ve bu kişiye dikkat etmelisin seni üzecek. Deve ve horoz çıkmış deve mal getirir derler horoz ise kimine göre sabahın aydınlığın habercisi olduğu için güzel bir haber demektir kimine göre de adaktır adağın yoksa ben bunu güzel bir haber olarak belirtecem. Bayrak çıkmış devlet kapısında bir iş anlamına gelir ama ki işe girersin ama ki bir işini halletmek için gidersin onu bilemicem. Deniz aşırı gitmek istediğin bir yol var ama bu yola gitmen için bazı engelleri aşman gerekecek ve sen bu engelleri aşacaksın ve o yolun sonunda iyi bir şeyle karşılaşacaksın aydınlık çünkü yolun sonu.

Yatan birini görüyorum sanırım hanende yâda yakınında biri seni önce üzecek sonra sevindirecek, yakın bir zamanda kalabalık bir ortamda bulunacaksın ve pek aydınlık bir ortam olacağını söyleyemem sana ama tüm gözler senin üstünde. 2 insan var biri bir kolundan diğeri bir kolundan çekiyor sanki iki kişi arasındasın ve ne yapacağını bilmiyorsun ama birini seçmen gerekecek ve sen doğru kişiyi seçip aydınlığa çıkacaksın, gözlerin var düşmanların çok ama sana zarar veremiyorlar seni koruyan bir şeyler var" derin bir nefes alıp bıraktı, "benden bu kadar" deyip güldü. Vay be! Çıkar çıkmaz bilmiyorum ama bana eğlenceli gelmişti. Çok inanmak istemesemde etkisinde kalmıştım yinede. Umut insanı ayakta tutan, ya çıkarsa? Ben –ilk kez fal baktırdım, normalde çok inanmam ama sen anlattıkça yediğim her halt çıkacak diye tedirgin oldum bir ara (dilimi çıkarttım).

Bu işi bende öğreneyim iyisi mi Feride abla - Yediğin haltları da gördümde söylemedim utanma diye (dil çıkartıp beni taklit etti) iyi yalan söyleyen iyi fal bakar der annem!(sanki sabahki yalanı mı yüzüme vuruyordu) Ben - Ozaman hiiç bakamam.(inandırıcı olsun diye ayak ayaküstüne attım) Yalan dolanla işim olmaz benim sen biliyorsun abla. Olsa da elime yüzüme bulaşıyor zaten(Asena gelsin dansöz görsün) Feride abla -Tabi tabiii iyi bilirim! (kollarını yana açıp kafasını geriye eğerek gerildi) Banyodan sonra kahveyi içince uyku falan kalmadı iyimi böyle olunca bir daha uyku tutmuyor Ben - Keşke uyandırmasaymışım seni Feride abla - Sen uyandırmasan ben yine uyanırdım ki Ben – o zaman kalk gezdireyim seni biraz açık havada yürümek uykunu getirir belki Feride abla - Şaka yapıyorsun Ben – yoo gayet ciddiyim. Sabah okul yok nasılsa Feride abla – tamam.

Çok uzağa gitmeyelim ama Ben - Tamam Feride abla üzerini giyinmek için odasına geçti. Çok geçmeden giyinip gelmişti. Bende üzerime eşofman üstü geçirdim hızlıca, baktım Feride abla yaz mevsimi gibi giyinmiş bir tane Eşofman üstü de ona verdim. Dışarı çıktık. Aralık ayı için hava çok güzeldi. Gökyüzünde yarım ay vardı, ortalık ışıksız gezebilecek kadar aydınlıktı. Feride abla koluma girdi. Mis gibi hindistan cevizli palmolive kokuyordu. Köyün içindeki taşlı yollardan yürüdük, gezerken aynı zamanda evleri gösteriyor kime ait olduğunu söylüyordum bildiğim kadarıyla. Mimar olduğu için bazı evleri çok beğenmiş dikkatlice incelemişti. Yalandan köyle ilgili hikâyeler anlatarak Feride ablayı şaşırtıyordum. ‘’Bu evi babası kızana çeyiz hediyesi olarak vermiş, bu ev Ermeniler tarafından yapılmış, evin altında köyün dışına kadar tünel varmış, bu konak köyün en zengininin konağıymış, adam erkek çocuk vermedi diye karısını evden kovunca kadın kendisi asmış’’ Allah ne verdiyse salladım.

Feride abla her anlatışımda şaşırıyor ‘’Yaaa’’ diye tepki veriyordu. Gerçekten bu kadın çok saftı. Gezerken hiç kimseyle karşılaşmamıştık, tek tük ışığı yanan evler dışında neredeyse bütün köy uykudaydı. Reyhanın eski evinin önünden geçerken içim bir cız etti. Bir posta borcu vardı onu hatırladım birden. Umarım icraya vermeden gelir verir! Borcunu. Evleri geçmiş köyün biraz ilerisinde Kavacık deresi dediği yere gelmiştik. Devasa söğüt ağaçlarının altında akan Pınar vardı. Çeşmenin altında uzunlamasına iki tane ağaç gövdesinden oyulmuş oluklar bulunuyordu. Feride abla akan çeşmeden elini yıkadı yüzüne sürdü sonra iki avucunun içinden su içti. Bende çeşmenin başucundaki taşlara oturdum etrafı inceliyordum Feride abla - Annemin dediği kadar var. Burası insanın ömrünü uzatır gerçekten Ben - Öyle. Öylede kışı görüp bir daha düşünmek lazım erken karar vermeyim (gülerek)

Feride abla gülerek âlemsin dedi. Elini suya sokup "Akşam piknikte kafamı suya sokarsın sen öyle mi al sanaa, al sana al sanaa" diyerek iki eliyle üzerime su sıçratmaya başladı dedi. Ben karşılık vermeden bir süre bekledim o ise inatla devam ediyor benim karşılık vermemi bekliyordu. Bunu sen istedin abla diyerek ayağa kalktım elimi suya daldırıp bende aynı şekilde karşılık verdim ama Feride abla işin dozunu arttırmış avuç avuç suyu üzerime boca ediyordu. Baktım olmayacak "intikam almayı sevmem ama ödeşmek adettendir" diyerek üzerine doğru gidince benden kaçmaya başladı. Pınarın etrafında döndük bir kaç kere, istesem yakalardım ama böylesi daha eğlenceli olduğu için biraz kaçmasına müsaade ettim. Biraz kovalamacadan sonra kollarından yakaladım. Feride abla çocuk gibi çırpınıyor kaçmaya çalışıyordu. Sanki şakasına çocukla boğuşur gibi boğuştuk gülerek.

Feride ablanın eğlendiği çok belliydi. Bir süre sonra gücü kalmadı, bende fırsattan istifade bir elimi bacağından bir elimi kollarının altından geçirip kucağıma doğru kaldırdım, amacım havuza atma şakası yapmaktı. Göz göze geldik bir an. Yüzünden akan damlalar gözüme ilişti, gözlükleri saçları ıslanmış ay ışığında parlıyordu. Dudağımdan öptü birden. Küçük bir öpücük! Böyle bir şey beklemiyordum. Bana baktı, yorulmuştu, devamı getirmek için benden karşılık bekliyordu. Bende onu öptüm, bacağını ve kollarını serbest bıraktım yavaşça aşağı kaydı. Kendimizi iyice kaptırmış öpüşmeye devam ediyorduk. Ellerimi belinden çekip kalçalarından avuçladım. İncecik eşofmanının altımda tenini çok rahat hissediyordum. Ellerimi içine soktum külot gitmemişti, iki kalçasını avuçladım. Sıcacıktı. Gözlerini kocaman açtı şaşkınlıkla. Bir şey demedi. Dudaklarından ayrıldım bulunduğumuz yere uzandık altıma aldım.

Bir elimi benim verdiğim fermuarı açık eşofmanının altındaki Celtic formasına benzeyen yeşil beyaz tişörtünün altına soktum. Feride abla tüm kontrolü bana bırakmıştı. Göğüslerini avuçlarken tekrar üzerine eğilip dudaklarından yapıştım. Dizlerimin üstünde doğruldum Feride ablanın altındaki eşofmanı indirmek için elimi uzattım, aşağı sıyıracakken Feride abla elimden tuttu, göz göze geldi. "gidelim mi?" diye sordu. "olur.. Tabi gidelim" diyebildim. Feride abla kalkıp üstünü başını düzeltti. Ben arkamı dönerek sikimi eşofmanın içinde daha az belli olacağı bir yöne çevirdim. Arkamı döndüğümde Feride abla suyun başına gitmiş yüzünü yıkıyordu. İşi bitince geldiğimiz gibi koluma girdi, konuşmadan eve doğru yol aldık. Feride abla ‘’iyi geceler’’ diyerek odasına geçerken ben cevap vermediğimi yatağa uzanınca fark ettim. Sabah alarm çalmadan uyanmıştım.

Saate baktım 6:23’dü. Uyumak istesem de döndüm durdum baktım olmayacak Behiye ablanın ilacını almak için Hanife ebenin evine doğru yol aldım. Hava yeni aydınlanıyordu. Feride ablayla yarım kalan sevişmemizin olduğu söğüt ağaçlarının oradan geçerken aklıma gece yaşadıklarımız geldi. Son iki sikiş aksiyonum da yarım kalmıştı. Üçüncüsünde bu kadar anlayışlı olmayacaktım. Reyhan hadi neyse de Feride abla olayına bozulmuştum doğrusu. Anlayışlı olmaya çalışıyordum ama olanlar benim için gurur kırıcıydı. Belki de ben abartıyorum. Misafirim olduğu için tavır yapmak şuan bana yakışmazdı. Bunum acısını daha sonra çıkaracaktım. Hanife ebenin evine varınca ben arabadan inene kadar kocası hemen dışarı damladı. İçimden geldi yine tipini siktiğimin derken dışımdan "selamın aleyküm hayırlı sabahlar Şakir abi" dedim gülerek "kargalar bokunu yemeden derdin ne" dedi aksi aksi.

Ya sikerim seni de o kör gözünü de diyemediğim için "Hanife ebenin haberi var" dedim, o sırada yukarıdan "gelsin" diye bağırdı Hanife ebe. Bu sefer kapı önünde değil pencereden seslenmişti. Yukarı çıktım. Umarım artık son gelişim olurdu buraya. Ayakkabılarımı çıkarıp önce antreye sonrada doğruca dün ki odaya girdim, Hanife ebe pencerenin önündeki sedire oturmuş dışarı bakıyordu, ben içeri girince yukarıdan aşağıya beni süzdü "sizin oralarda her yere destursuz mu giriliyor Bayram hoca" deyince biraz utandım. "kusura bakma Hanife ebe kabalık yaptım" dedim mırıldanır gibi. "geç otur" dedi karşısını gösterdi. Sanki dergâh şeyhini ziyarete gelmiş gibi ellerim önümde birleşmiş şekilde yürüyüp gösterdiği yere oturdum. Yüzüme baktı uzun uzun. Önceki günün aksine beyaz boydan bir elbise vardı üzerinde yâda gecelik. Eşarbı yine önceki gün gibi gelişigüzel bağlamış saçlarının önü ve yanları belli oluyordu.

Hanife ebe - Çok mu kıymetli Behiye bu saatte çıkıp geldin? Ben - Behiye ablanın emeği çoktur bende. Şuan yanında ilgilenecek kimse de yok. (saate baktım) erken geldim biraz kusura bakmayın uyku tutmayınca geleyim dedim Hanife ebe - İyi bakalım. Dediğim şeye baktın mı? Ben - Dediğin şey? Hanife ebe - Sandık! Ben - (Tamamen unutmuştum) kusura bakma Hanife ebe henüz bakamadım misafirim var. İlk fırsatta bakacam sözüm söz Hanife ebe - Misafirin var demek. İyi bakalım. (yüzüme baktı epeyce) hangi bayramda doğdun? Ben - Kurban! (ismim Bayram diye attı tutturdu bayram günü doğduğumu) Hanife ebe –Sene? Ben - 87..1987 Hanife ebe –Meyram ayına denk geliyor. Kaçıncı günü? Ben - İki? Hanife ebe - Nasiplisin yani Ben - Efendim? Hanife ebe - Kurbanın ikinci günü doğanlar nasipli olur Ben - (alakasını çözemedim) doğrudur. Bende biraz öyle olduğumu düşünürüm

Hanife ebe - (ilk kez gülümsedi) bana kızıyor musun? Ben - Estağfurullah. Bu kadar iyiliğini görüp kızmak için nankör olmak gerek Hanife ebe - Arkamdan edilen laflar aklını çelmiyor mu hiç? Ben - Yoo niye çelsin. Başkasının aklıyla birine iyi yâda kötü diyecek kadar cahil değilim. İlk başta biraz çekindim o kadar. Eşiniz (gülerek) beni pek sevmedi sanırım Hanife ebe - (kafasını salladı) Şakir biraz aksidir ama zarar gelmez. Eşim olduğunu nerden duydun köylüden mi? Ben - Evet. (boynundaki büyük bene gözüm gitti biran) Hanife ebe ayağa kalktı. Küçük kırmızı bir testi getirdi bana uzattı. "Bunu Behiye sabahları ve akşamları iyi oluncaya kadar bir yudum tahta kaşıkla içsin" Sonra içinde yeşil, sarı, kahverengi renkte otlar bulunan altı tombul, üstü uzun, ağzı tahtayla kapalı avuç içi kadar bir şişe uzattı. "Bunu da sen sabahları aç karnına sıcak suda dinlendir iç.

Bir damlasını bile israf olmasın! Şişeyi de sakla sende dursun" dedi. Bir süre ayakta beni süzdü bir şey söyleyecek diye beklerken "gidebilirsin" dedi sadece. Teşekkür ederek çıkıp giderken "dediklerimi unutma bayram hoca" diye seslendi. Dönüp tamam der gibi kafayı sallayıp aşağı indim. Şakir ortalıkta yoktu. Hayret! Onu görüp canımı sıkmadan hızlıca arabaya atlayıp Behiye ablalara doğru arabayı sürdüm. Hanife ebenin karışımı Behiye ablanın sırtına sürecek olmanın heyecanıyla 5 dakikada yolu tamamladım. Saat 8'i geçmişti. Behiye ablanın kapıyı çalarken içimdeki heyecan artıyordu. Kapıyı Fatoş ablanın kaynanası açınca tüm hayallerim suya düşmüştü. Selamlaşırken sesimi duyan Behiye abla kapıya geldi içeri buyur etti, bende misafiri bahane ederek Hanife ebenin verdiği ilacı nasıl içeceğini ayaküstü tarif ederek yanlarından ayrıldım. Eve gittiğimde Gülseren teyze beni "sabah kuşu nereden böyle" diyerek kapıda karşıladı.

Feride ablada mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu onun duyacağı sesle "Behiye ablanın hastalığı için ilaç aldım da bıraktım" dedim. O sırada Munise aradı. Kısaca konuştuk. Babası annesinin ilçede olmadığına ikna olmuştu. Munise’den yerlerini öğrenmek için uğraşıyormuş. ‘’Bir iki güne bir bahaneyle postalarım onu’’ dedi. Bizde kısaca yaptıklarımızı anlatınca bizi biraz kıskandı. Sen gel seninle de yaparız diye teselli etmeye çalıştım. Gün boyunca Feride ablayla kaçak dövüştük. Feride abla dün olanlar hiç olmamış gibi davranırken ben az da olsa kırgınlık belirtileri göstererek imalarda bulunuyordum. Devam edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #25):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki