BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 27 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 27 / 84 BÖLÜM 28 dk okuma 16,762

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 27. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

(21. Bölüm 2 Part halinde paylaşılmıştır. İyi okumalar)

- -----------------------------------------------------

11 Aralık 2011 Pazar saat 06:33 telefondan Emel Sayın’dan Rüyalar Gerçek Olsa çalıyor... Feride ablanın bir bacağı omzumda diğeri kıvrılmış yana uzanmış, amındaki sikimi çıkarınca sikim boşta kalmış tahterevalli gibi yukarı aşağı sallanıyor, götüne sokmaya niyetleniyorum girmiyor velet. Parmaklarıma tükürüp götüne sürüyorum. Başparmağımla götünün deliğine bastırıyorum içine gömülüyor parmağım. Feride abla irkiliyor biraz, boştaki ayağını kendiliğinden havaya kaldırıyor, götünün deliği dahada belirginleşiyor. Parmağımı çıkarıp sikimi dayıyorum bu sefer zorda olsa giriyor. Bastırırken sikim ikiye katlanır gibi oluyor, Feride abla iki eliyle kalçasını ayırınca kayıp gidiyor. Doğrusu Feride ablayı götten vermeye ikna etmek için çok dil döktüm, kolay olmadı kabul ettirmek. Neyse ki korktuğu gibi olmadı. Yavaş yavaş denemelerimiz sonucu ilk kez dün tamamını alabildi.

İlk teklif ettiğim zamanki kesinlikle olmaz! Tavrı yok artık. Bana kalsa hoşuna bile gidiyor ama sorsan istemem der yine de. Sikimi biraz daha bastırınca götünde kayboldu. Kasığım, taşşaklarım Feride ablanın kalçalarına tamamen yapışık durumda. Feride ablanın bir eli her ihtimale karşı göbeğimin üzerinde, alışsa da ‘’yavaş yavaş’’ diye tekrarlıyor. ‘’hepsini soktum zaten ne yavaşı’’ deyip göbeğimdeki elini yana itiyorum ‘’taşşakları mı sokacak değilim ya! (Pis pis gülerek)’’ Feride abla kızacak diye beklerken gülüyor tam tersine ‘’Tam pisliksin! Dua et son günümüz yoksa ben sana gösterirdim taşşaklarını sokmayı’’ diyerek ittiğim elini alttan uzatıp taşşakları mı sıkıyor. Götünün içinde yavaşça çıkıp sert bir şekilde köklüyorum. ‘’Aşkımm bitanemm yavaş gerçekten’’ diyor uysallıkla Feride abla ama dinlemiyorum tüm kontrol bende, devam ediyorum aynı şekilde ‘’şeyin eğri ya biraz acıtıyor’’ diyor kolumu okşayarak ‘’Neyim?’’ diyorum ‘’Neyim, adı yok mu?

Tam adını söyle’’ deyince Feride abla iç geçirerek gözlerini deviriyor ‘’Yarağın... Oldu mu yarağın!’’ tekrar köklüyorum küçük, dik göğüsleri sağa sola sallanıyor ‘’aşkım sakin’’ diye tekrarlıyor Feride abla. Feride ablanın bir yandan zevk alırken diğer yandan bu kadar kısa sürede bana bağımlı olması güzel ama tehlikeli. Uzatmıyorum yavaşlıyorum, yavaşça girip çıkıyorum. Daha fazla dayanamayacağım zaten. Feride abla götünü kasıp iyice sıktırıyor sikimi. Sikimi birkaç kere daha yavaşça kökleyip gir çık yapıyorum, boşalmak üzereyim refleks olarak sikimi çıkarıyorum götünden ve elimle tutup 31 çekiyorum. Feride abla omzumdaki tek bacağını indiriyor yana uzatıyor bu esnada, sikimi kafasından tutarak göbeğine boşalıyorum. Birkaç damlası Feride ablanın göbeğinin üzerine düşüyor çoğu sikimi tutan elimde ve sikimin üzerince. Birkaç gün önceki şaşalı boşalmalarım yok artık.

Feride ablanın götünün içindeki pembeliğe gözüm gidiyor, sikilmekten açılmış delik kendiliğinden küçülüyor yavaşça. Biraz önceki sertliğini kaybeden sikimi dibinden tutup götüne dayayıp sokuyorum. Hepsi girince elimle çekip çıkarıyorum amına götüne vuruyorum birkaç kez. ŞAP ŞAP ŞAP! Tekrar sokup çıkarıyorum. Sikim iyice sönmüş, bırakınca ağzı aşağı bakıyor. Sikimdeki döllerim Feride ablanın götünün kenarına sıyrılmış kalmış köpük köpük olmuş. Manzara çok güzel ama ben bittim! Flaş tv gerçek kesit dizisindeki oyunculardan hallice kurşun yemiş gibi kendimi yatağa sırtüstü bırakıyorum. Göğüs kafesim yukarı aşağı, yukarı aşağı. Sanki maraton koşusunun son metrelerinde depara kalkmış yarış bitince kendimi bırakmış gibiyim. Saat 06:41. Bu sabahki 2. Postam. Feride abla yattığı yerden doğrulup bana bakıyor. ‘’Hayırdır! Pilimiz erken bitti sanırım bugün’’ diyor üzerime uzanarak.

Bu sefer hiç uçup kaçmayacağım ‘’bitti’’ diyorum zorla konuşarak ‘’bittim daha doğrusu’’ ellerimle terden alnıma yapışmış saçları kaldırıyorum, Feride abla iyice sokuluyor bana ‘’oooo hiç çıkarmadan üçler dörtler yok diyorsun yani’’ ellini sikime uzatıp tırnaklarıyla üzerinde saz çalar gibi yukarı aşağı yapıyor.

Ben: Haspama bak, yapmadım mı? Feride abla: (düşünür gibi yaparak)1 kere yaptın ama geçmişte kaldı. Sen demiyor muydun geçmişe takılıp kalma diye bana!

Ben: 1 kere diyor utanmadan bir de (elime yastık alıp kafasına vuruyorum) acıdı acıdı, yeter amım yanıyor (sesimi değiştirerek) diye ağlayan kimdi? Feride abla: acıdı ama gerçekten ne yapayım alışkın değilim ben bu kadar adrenaline Ben: ben anlamam. Bir de bana laf vurduruyor sen demedin mi geçmişe takılma falan diyerek. Onunla bunun ne alakası var, bu da Selami çeşmesi değil ki! Hayvan yoruldu artık

Feride abla: (kafasını geri atıp gülüyor tekrar bana bakıyor) Hayvan mı? Allah cezanı o nasıl laf öyle hiç güleceğim yoktu! Feride abla yerinden doğrulup dolabın yanındaki sehpanın üzerinde bulunan turuncu paketten ıslak mendil aldı. ‘’Daha yeni açmıştık neredeyse bitmiş’’ dedi fazla aldığı mendili tekrar içine sokmaya çalışırken ‘’Niye bitti acaba? Bi düşün’’ diyorum uzandığım yerden. Feride abla dolabın kapağındaki aynanın karşısına geçiyor yarım dönerek önce kalçasının arasındaki sonra da göbeğindeki döllerimi ıslak mendille siliyor. Elindeki diğer ıslak mendille yanıma gelip oturuyor ve sikimi taşşağımı temizliyor. Kirli ıslak mendilleri oturduğu yerden uzanarak yatağın yanındaki komidinin üzerine koyarak ‘’annem uyanmadan son bir defa daha’’ diyerek mahzun mahzun bakıyor bana. Doğrusu ilk seviştiğimiz zamanki istek ve arzu yok içimde, iş artık zevkten ziyade yapmam gereken göreve dönüşmüş gibi bir hal aldı.

İlk sevişmemizden sonraki her gece ve her sabah aralıksız seviştik. Benim odamda, banyoda, mutfakta, samanlıkta hatta sevişmemizin yarım kaldığı pınar başında bile. Bir kez Gülseren teyzeye yakalanma tehlikesi atlattık. Birisi çığlık atıyor deyip odama gelmişti. Neyse ki kibar kadın kapıyı tıklattı da Feride abla hemen kapının arkasına sıvışıverdi. Sonra da sabah kimi gördüyse ‘’sabaha karşı köyden kadının birini kocası mı babası mı artık her kimse birisi iyice bir dövdü, kadın çığlık çığlığa yapmaa, yeterr, acıyor diye ağladı durdu, ah yavrumm ah kuzummm elleri kırılsın sana bunu yapanın’’ diye anlattı durdu. Feride ablanın ilk anal denemesi olduğunu söyleyemediğimiz için bizde onun beddualarına içimizden "Allah korusun" diyor, Feride ablayla bakışıp gülümsüyorduk. Diyeceğim o ki bu 1 haftalık sürede kaç kez cima yaptık bilmiyorum ama sikimin kafasının kertiğine dokununca acıyor, yakından baktım deri soyulmuş yara olmuş biraz, sonra taşşaklarım!

Taşşaklarım misket kadar küçüldü sikime yapıştı kaldı. Feride abla ‘’13 yılın acısını çıkartıyorum sayende’’ demişti. Ben? Bende 24 yılın acısını. Feride abla son kez deyince bana bir güç, gayret geldi. Aslında alıştığım hatta biraz da istemem yan cebime koy der gibi davrandığım bu geceli gündüzlü sevişmelerimizin artık biteceğinin o an farkına varmıştım. Doğrusu haksızlık ediyordum Feride ablaya. Onun istekli tavırlarına karşı olsa da olur olmasa da olur gibi davranarak. İlerde bu günleri hatırlayıp kendime kızacaktım ‘’elinin altında istediğin zaman istediğini yapacak kadın vardı sen kıymetini bilmedin’’ diye. ‘’Hadi’’ dedim Feride ablaya. Feride abla ıslak mendille sildiği sikimi elinin içine aldı yavaş yavaş öpücükler kondurarak emmeye başladı. Elinden tutup kendime çektim ‘’yüzüme otur’’ dedim. Küçük bedenini üzerime attı kafamın üzerinde doğruldu.

Ellerimle baldırlarından sarılıp yüzüme doğru bastırdım. Amı ve götü tam yüzümün üzerindeydi. Yer gibi iştahlı iştahlı emmeye başladım. Feride abla arada irkilip kalkacak gibi oluyordu ama sıkı sıkı sarılıp bırakmadım. Amını götünü uzun uzun yaladım. Amının ilk yalamaya başladığım zamanki kuruluğu gitmiş, doğal limon yağlı ıslak mendil tadının yerini alıştığım amının zevk suyu tadı almıştı. Feride abla kalçasını ileri geri oynatmaya başladı, zevke gelince ‘’offffffffff’’ diye inledi içten bir şekilde. Eğilip sikimi tuttu. Başını ısırıp ağzına alıyor yalıyor tekrar çıkarıyordu. Tekrar sertleşmiştim. Feride abla baldırlarındaki elimi zorla açıp yüzümden inerek yatakta dikildi, üzerime çömelerek eliyle sikimi yakalayıp gece duşta tıraşladığı pürüzsüz amına dayadı. Tamamını alana kadar yavaşça oturdu. İki elini göbeğime dayayıp sikimin üzerinde bir yılan gibi kıvranıyor kalkıp oturuyordu.

Her oturuşunda benimkinin sonuna kadar içine girdiğini hissedebiliyordum. O kalkıp oturdukça bende göğüslerini yoğuruyordum. Amının sıcaklığı beni delirtecek gibiydi. Doğrulup göğüs uçlarını yalamaya başladım. O hala yılan gibi kıvranıyordu. Öyle bir ‘’ohooohhhhhh’’ çekişi var ki o sesi hayatım boyunca unutamam. Boynuma sarıldı geleceği zaman gözlerini kapatıyordu. Yine aynısını yaptı. Tüm bedeni sıcacıktı ama soğuktan üşümüş gibi tir tir titriyordu. Ellerimle götünü avuçlayıp sikimin üzerinde kaldırıp indirmeye başladım. Sikimdeki ıslaklık Feride ablanın boşaldığının habercisiydi. ‘’Ne acelen vardı?’’ dedim sitem eder gibi ‘’birlikte boşalacaktık’’ kalçasını sikimin üzerinde aşağı yukarı indirirken, Feride abla ‘’köpek gibi yaladın amımı, daha fazla dayanamadım aşkım kusura bakma’’ diye söylendi boynuma sarılmış şeklini bozmadan. Dolabın aynasından yansımamızı gördüm.

Aklıma izlediğim porno filmler geldi alakamız yoktu, daha çok güreşiyoruz gibi görünüyordu. Feride abla boşalmanın etkisini atınca kucağımda doğrularak bana baktı, gelmek üzereydim ellerimi kalçalarından çekip geriye yasladım hızlanarak amına daha hızlı girip çıkıyordum ‘’geliyorum’’ dedim ‘’çıkma sakın, içime... İçime boşal... İçime’’ diyerek inledi Feride abla, içinden çıkarım korkusuyla kalçasını sıkıca bastırdı kucağıma, gözlerine bakarak ‘’al yavrummmm alll’’ diyerek içine boşaldım. Feride abla yüzümü ellerinin arasına alarak aferin dercesine dudaklarımdan öptü, yavaşça kucağımdan kalkarak yanıma sırt üstü uzandı. Sikim çoktan küçülmüş Feride ablanın içinden çıkınca pat diye yana düştü. Bende olduğum yere kendimi bıraktım. 1 haftadır süregelen sevişmelerimizde kaç kere içine boşaldım bilmiyorum Ferde Ablanın. ‘’Munise’de bile evlendikten 3 sene sonra anca hamile kalabilmiştim, doktor senin hamile kalman zor gününü hatta saatini denk getirmen gerek demişti, bu saatten sonra istesem de olmaz’’ diye içimi biraz olsun rahatlatmış ama sonra da ‘’olsa da fena olmaz yakışıklı bir oğlum olsun istemiştim hep’’ diye şakayla takılmıştı bana, ama adı üstünde şakaydı sonuçta.

Düşünmemeye çalıştım. Uzanırken sikimle göz göze geldim. Oda bitmiş. Son 1 haftada canını okumuştum, Cuma mesajını eksik etmeyip işçinin sigortasını yaptırmayan işveren gibi hor kullanmıştım. Evin ahşap, iç içe geçmiş yıldız desenli tavanını izliyorduk "seninle yan yana bu desenleri izlemeyi özleyeceğim" dedi Feride abla elleri göbeğinde birleşmiş vaziyette. Yan dönerek kafamı elime dayadım, Feride ablaya bakarak "tavanın resmini çekip göndereyim bakar bakar beni hatırlarsın" dedim yüzüme ciddi bir ima vererek. Feride abla bana yakın elini göbeğime vurdu hızlıca. Hiç yavaşı yok elinin izi çıktı. Vurduğu yerin acısı geçince dönüp Feride ablanın üzerine çıktım, iki elini tutup geriye doğru yaslayarak "yediğin yarak az geldi sanırım" deyince "hı hı az geldi, siksene bir kere daha" gözlerime bakarak. "Ferideee" sesiyle kendimize geldik biran.

Saate baktım tam 7:00, Gülseren teyzenin uyanma saati. Feride abla "offf annemi unuttuk" diyerek altımdan sıyrılıp kalktı. Bana bakarak "hadisene annemi oyala neyi bekliyorsun" deyince kalkıp hızlıca üzerime bir şeyler geçirip Gülseren teyzenin yanına gittim. Gülseren teyzeyi bir bahane bulup oyalarken Feride abla banyoya geçti. Duşlar alındıktan sonra son kez birlikte sabah kahvaltısı yaptık. Feride ablayla aramızda yaşanılan atraksiyon bir tarafa ama varlıklarına fena halde alıştım. Yalnızlık güzel ama insanın genetik kodları yalnız yaşamak için uygun değil bence. İstisnaları saymazsak. 10 otobüsüyle ilçeye dönüyor Feride abla ve Gülseren teyze. Ben bırakmak için ısrar etsem de sen yapacağını yaptın dediler "bahar gelsin, havalar ısınsın gelip yine kalırız" demeyi de ihmal etmedi Gülseren teyze ayrılırken. Dolmuş giderken içimde alışmış olmanın getirdiği hüzün, üzerimdeki son hafta yaşadığım atraksiyonun getirdiği yorgunluk.

Uyumalıyım! Eve dönerken Aynur abla ve Ömer Hoca evlerinin önünde bahçede çay içiyorlardı. Giderken Feride ablalar Allahaısmarladık demek için kapıdan uğramış oradan birlikte durağa geçmiştik. Yeni çıkmış olmalılar bahçeye, teklif beklemeden yanlarına gidip oturdum. Aynur abla benim için doldurduğu çayı uzatırken bana alıcı gözle bakarak "Gülseren ablayla Feride sana iyi bakamamışlar sanırım, süzülmüş kalmışsın çocuğum" dedi. Ömer hoca normalde böyle durumlarda Aynur ablanın tam aksini söyler ama bu sefer oda Aynur ablayı destekledi "Aynur doğru söylüyor Bayram hocam, baya baya göbek falan gitmiş ama yakışmış bence, nasıl becerdin söyle de bilelim?" deyince zaman kazanmak için çayı yudumladım, ağzım yandı! Hay mk! Kilo vermemin sebebi bol bol sikiş Feride abla sağ olsun diyemeyeceğime göre ‘’Hocam Gülseren teyze sağ olsun, şekeri, ekmeği, hamuru falan yasakladı bana, hızlı yiyorsun diye kızdı.

Biraz dikkat edince eridi göbek falan. Zaten benim göbek suni göbek ben süs olsun diye bırakıyorum yoksa istediğim zaman erir (elimi göbeğimde gezdirerek)" çayın kalan kısmını kafaya diktim. ‘’iyi bakalım öyle diyorsun madem’’ dedi Aynur abla mırıldanır gibi, anlaşılan verdiğim cevap onu tam tatmin etmemişti. Belki de anlamıştı ama ısrar etmedi en azından. ‘’Duydun mu Aynur’’ dedi Ömer Hoca Aynur ablaya dönerek ‘’Bunları yaparsan senin göbekte gider Allah’ın izniyle’’ diye takıldı. Neyse ki Ömer hocanın şakası beni biraz kurtardı, Aynur ablayla Ömer Hoca kendi arasında tatlı bir laf dalaşı yaptılar göbeğim vardı yoktu diyerek daha sonra Aynur abla tekrar bana dönerek göbeği olup olmadığını sorunca ‘’Kesinlikle yok’’ dedim. Ömer hocayı biraz satmıştım ama olsun Ömer Hoca anlayışlı adamdı hem Aynur ablayı böyle bir sebepten karşıma almak salaklık olurdu.

İşin sonunda politik bilgi ve becerilerimi kullanarak iki tarafı da tatlıya bağladım. Daha sonra konuyu Ömer Hoca’nın annesine getirerek son durumun nasıl olduğu hakkında kısaca konuştuk, sonrasında müsaade isteyerek eve geçtim. Evim evim güzel evim. Yalnızlığın tadını çıkarma vaktiydi artık. Ayrıca bu aralar kendimi bedenen ve zihnen toparlayana kadar sikiş sokuştan uzak durmak iyi olurdu. Fatoş abla neyse ki Batum’daydı. Reyhan Ekrem’in evine taşındı taşınalı fırsat bulup yalnız başına dışarı burnunun ucunu bile çıkaramıyordu. Behiye abla! Behiye abla içimde yara. Hala vitrinin camında gördüğüm görüntü aklımda. O memeleri! Ah ulan ölüyü diriltir. Behiye mi çok güzel yoksa ben mi abartıyorum bilmiyorum, tek bildiğim ona fena yanığım. Sibel Can' a olan sevgimi bilirsiniz. Aynı mertebeye erişti benim için. Sanki uzaktan onun hayaline ekmek banarak geçecek bu köy günlerim.

Bunları daha fazla düşünmeyi bir kenara bırakıp kendimi Feride ablanın bir hafta boyunca yattığı yatağa attım. "Çarşafını değiştirme" diye tembihledim gitmeden önce Feride ablaya, Gülseren teyze başka bir şeyle oyalanırken kalçasına çaktırmadan tokat atıp "burada uyuyacam senin kokunu içime çeke çeke" deyince çok hoşuna gitti ‘’Sen var yaaa sennn, utanmasam şuracıkta annemin yanında vereceğim sana’’ diye de belirtti. Neyse ki şartlar müsait değildi ‘’Sözün olsun’’ diye geçiştirdim ‘’nasılsa denk geliriz abla canını sıkma sen’’ Uyumuştum… Rüyamda aynada saçlarımı tarıyorum, sarışın gözlüklü bir bayanım. Kendime biraz daha dikkatli bakınca Feride ablaya benzediğimi fark ediyorum. Arkamdan birisi beni kucaklıyor, korkuyorum birden, telaşla kurtulup arkamı dönüyorum. Ben varım. Daha doğrusu tıpkı bana benzeyen birisi. Hızlıca kravatını gömleğini çıkarmaya başlıyor "hadi Feride abla sende soyun annen uyanmadan halvet olalım diyor" halvet mi?

O nasıl bir laf mk diye düşünüyorum. Karşımdaki ben, yani Bayram niyeti bozmuş sikecek beni. Versem kendi kendime vermiş mi oluyorum acaba? En son altındaki beyaz renk İnek Şaban donunu çıkarıp atıyor. Ananı sikim. Kanca gibi siki var. Ulan benimki bu kadar eğri değildi buna n’olmuş? Bana bunu saplasa kafası ağzımdan çıkar diye düşünüyorum. Ürküyorum. "Hadi" diyor Bayram "hadi hala giyiniksin" diyor sikini kortej yürüyüşündeki bayrak direği gibi tutarak. Kendimden soğuyorum resmen. Tık tık tık! Bayram üzerime doğru atlarken görüntü puslanıyor Tık tık tıkk! Yataktan zıplayarak kalkıyorum, üstümde uyku sersemliği nerede olduğumu anlamaya çalışıyorum. Yatağımda olmadığım için yerimi anlamam biraz zamanımı alıyor. Tık tık tık. Koşup kapıyı açıyorum. İsmail abi gelen. İsmail abi: Vay benim canım hocam kusura bakma seni de rahatsız ettim bu vakit

Ben: Est İsmail abi ne rahatsızlığı buyur gel İsmail abi: Yok hocam hiç rahatsızlık vermeyim, telefonla aradım açmayınca merak ettim geleyim dedim, meramımı yüzüne söyleyim dediydim Ben: Uyuya kalmışım İsmail abi kusura bakma, telefonun sesi de kapalı değil ama duymadım inan. Sen ne söyleyecektin? İsmail abi: Şey hocam, bizim Suna’yı biliyon, geçen sen (Keyfi kaçtı birden) kocakıranı sorduydun ya o zaman deyivermiştim sana liseyi açıktan bitirmeye niyetlendi, haftaya sınavları varmış ama elinde hiç bir şey yok okusun çalışsın, sen anlarsın bu işlerden biraz gelsen de çalıştırıversen Ben: Tabi abi olur çalışalım, siz ne zaman gel derseniz ben müsaidim İsmail abi: O zaman hadi gidelim hocam, böyle yangından mal kaçırır gibi oluyor emme mazur gör galan (Elinde çektiği tesbihi avucunun içine alarak omzuma vurdu iki kere hadi der gibi) Hızlıca üzerimi giyidim.

Yanıma laptopumu alıp dışarı çıktım. İsmail abi gelirken iki eşekle gelmiş konuşurken fark etmemiştim İsmail abi – Valla beni kırmazsın diye 2 eşekle geldim. Sende köy bebesisin özlemişsindir(gülerek) Ben küçükken dedemin katırları vardı iyi hatırlıyorum. Üzerine binmesem de arkasına koştukları arabaya çok bindim. Dedem öldükten sonra satıldı gitti katırlar. 1 tane eşeğimiz vardı, köyün sürüsüne katardık onlarla yayılır, akşamları ben gider getirirdim. Yaşım 8 belki 9. Şimdi en iyi arabayı getir onda aldığım keyfin çeyreğini vermez. Birkaç kere düştüm, bir iki kez sırtından attı, bir kerede karnıma tepti ama ne tepme şu an bunları yazarken bile acısını hatırlıyorum. O günden sonra bir daha tövbe ettim yanına bile yanaşmadım. Ta ki bugüne kadar. İsmail abi siyah, kapkara eşeğe atladı bindi, boyu da uzun ayakları yere değiyor neredeyse, diğeri siyah gri karışımı köylülerin boz dediği renkte eşekte bana kalmıştı.

Bilgisayarı koyduğum çantayı İsmail abi aldı heybesine attı. Boz eşeğin yanına dikildim üzerindeki siyah, derisi iyice eskimiş, üzerinde urgan ve zincir olan tahta semerin ucundan tutup kendimi eşeğin üzerine attım. Tek seferde binebilmiştim. İsmail abi önde ben arkada tıngır mıngır gidiyorduk. Ayaklarımla yandan vurunca hızlanıyor urganı biraz kendime çekince yavaşlıyordu. ‘’Eşek deyip geçme hocam’’ dedi İsmail abi ‘’zamanında köylerin yolunu açarken eşeğin gözünü bağlar sırtına vurup dehlerlermiş, o nerden giderse yolu oradan açarlarmış. Ondan iyi yolun gideceği yeri hiçbir kimse bilemez derler’’ diye anlattı. ‘’Vay be’’ dedim kendi kendime ‘’bildiğin mühendis’’ bu eşekler. İsmail abi benim bu eşekle olan yolculuktan keyif aldığımı görünce ‘’havalar ısınınca bir gece sürüye çıkalım’’ diye teklif etti. Kabul ettim, değişiklik olurdu. Çocukken dedemlerin koyunları keçileri vardı çok merak ederdim bir gece kırda yatayım ama nasip olmamıştı.

15 dakika süren bu keyifli yolculuktan sonra İsmail abinin evine vardık. İsmail abinin eşi Hacer abla, kızı aynı zamanda öğrencim olan Güldane ve baldızı Suna bizi kapıda bekliyordu. Benim bu eşekle binmiş halimi görünce pek belli etmeseler de güldüklerinin farkındaydım. Ayak üstü merhabalaşıp, hoş geldin diyerek içeri buyur ettiler. Sofra hazır bizi bekliyorlarmış, beklemeden yemek masasına geçtik. İsmail abinin eşi Hacer abla yemek boyunca ‘’bu okul işleri boş işler, okulu bitirip ne yapacak, boşuna uğraşıyorsunuz diyorum ama dinleyen kim?’’ diye söylendi durdu. İsmail abi normalde mazlum bir adam, eşine çok karşıda gelecek birisi değil ama ilk kez bu konuda sinirlenip karşılık verdi ‘’okulunu bitirecek dediysem bitirecek’’ deyip kestirip attı sonra da bana dönüp ‘’bir iki tane dünürcü çıktı, bu kıt kıllıyla anası kafa kafaya verip tekrar evlendirmek istiyorlar kızı’’ diyerek karısı Hacer ablaya verdi veriştirdi.

Aile meselelerine karışmak çok adetim değildir, bende söz etmedim ama Hacer ablanın bu konudaki katı tavrı ve cahilliği beni şaşırtıyordu. Kardeşinin bir an önce evlenmesini istemesi acaba kocasından mı kıskanıyordu düşüncesini aklıma getirdi. Yemekten sonra Suna'nın Güldane’yle birlikte kaldıkları odaya geçtik. Yarıda bıraktığı okulun derslerini saydırmış, kalmadan bütün dersleri geçerse 1,5 dönemde okulu bitirebiliyor. Annesi babası karşı çıkmış ama İsmail abi kestirip atınca onlarda üstelememişler. Ders programına baktım çoğu klasik dersler Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, İngilizce falan. Sınav duyurusunda sorumlu olduğu konular verilmiş. Derslerin konu anlatım videoları buldum, odalarında bulunan Güldane’nin bilgisayarından açtım Suna izlerken bende diğer videoları kendi bilgisayarımdan indirdim, eski senelerin çıkmış soruları, denemeler, testler derken işine yarayabilecek her şeyi indirdim, anlayacağı şekilde dosyalayıp kendi harddiskime kaydedip verdim.

Gözüm bir yandan Suna’da. "Çok güzel kız be!" diye geçiriyorum içimden. Başına öylesine bağlanmış eşarbı bile güzel geliyor insana, ders dinlerken kalemi ısırması, not alması, arada kaşlarını çatıp dinlediği derse dikkat kesilmesi falan her hareketi mi tatlı olur bir insanım, aşık mı oluyorum ne? Arada benim ona baktığımı fark edip bana gülümsedi, nikah kıyacam ben kıza bu gidişte. Suna birkaç ders izleyince bende onun için tüm hazırlıkları bitirdim. İzlediği dersin konularıyla ilgili bir kaynak açıp soru cevap yaptık. Neyse ki KPSS sayesinde bilgilerim taze, konulara hakimim yoksa Suna benden daha akıllı orası kesin. Biz çalışırken Hacer abla çaydır, kektir sürekli bizi yokluyor. Saat 10 gibi müsaade isteyip kalktım, sabah okul var diyerek. Normalde gelmeme gerek yoktu, Suna bundan sonrasını bensiz de halledebilirdi ama giderken bana "Salı ya da Çarşamba gelirsin değil mi?

Seninle çalışırken daha iyi anlıyorum" deyince düşünmeden olur deyip tekrar çalışmak için sözleştik. Giderken geldiğimiz gibi eşekle gidecektik aslında ama Hacer abla gecenin bu saati olmaz deyip arabayla gidin deyince mecbur kabul ettik. Eşeğe binince üzerime kokusu sinmiş eve gelince hemen bakraç, ibrik, küçük tüp üçgeninde klasikleşen başı eziyet sonu memnuniyet olan duşumu alarak bilgisayarın başına geçtim. Son günlerde fırsat buldukça hırsızlık olayıyla ilgili yerel basının İnternet sayfalarında yapılan yorumları okuyordum. Haberin bir tanesinin altı yorum dolmuş dünden bugüne. Ortalık karışmış ne oluyor mk dedim. Yorumlara baktım misafirajan nikli dalyarağın birisi hırsızlık için "Hoca kahraman falan diyorlar ama bana pek inandırıcı gelmedi. Bence onun da parmağı var gibi geliyor bu işte. Hırsızlarla ortaktı sonra aralarında anlaşamadılar oda diğerlerini satıp yakalattı" diye yorum paylaşmış.

Bu yorumdan sonra birkaç cılız itiraz dışında çoğunluk da bu dalyarağı destekler gibi yorum yazınca mesele uzayıp gitmiş. Bu memlekette dürüst olmakta başa belaydı gerçekten. Tamam hırsızları yakalanmasına ne şekilde sebep olduğum bana kalsın ama hırsızların yakalanmasına sebep oldum diye 3 gün kahraman 4. Gün hırsız ilan ediliyordum resmen. Amına kodumun oğlunun yorumunu görünce sinirim tepeme çıktı hemen haber sayfasına birkaç tane tane yeni üyelik açıp altına ‘’bunun gibilere inanıp suçsuz insanları karalarsanız gün gelir kimse başım yanmasın diye hırsıza, namussuza, şerefsize dur demez kafasını çevirir, sonra cebindeki paraya, altındaki arabaya, koynundaki karıya çökünce ne dediğimi daha iyi anlarsınız’’ diyerek damardan girdim. Diğer hesaplardan da bu yorumu destekleyen mesajlar attım altına. Bir üyelikten de hukukçu gibi "delillerle kesin bir bilgiye sahip olmadan, başkası hakkında peşin hüküm vermek doğru değildir, aynı zamanda suçtur.

Konunun muhatabı bu yorumunu görürse hakkında şikâyette bulunabilir, silmende fark etmez bunların kayıtları tutuluyor" gibi bir yorum yapıp sinirden sayfayı kapattım. Böyle ufak tefek şeylere acayip kafayı takarım o yüzden keyfim kaçtı doğrusu, FM 2010 oynayacaktım vazgeçtim, konuyu unutayım diye birkaç tane Russian İnstitute videosu açtım o bile can sıkıntımı gidermedi. Yatakta uyumak için sağa sola dönüp dururken dalmış gitmişim. Son 1 haftada sabah akşam Feride ablayla yapılan pompaların etkisinden olsa gerek rüyalarımın neredeyse hemen hepsinde Feride abla var. Gece yatarken şu hırsızlık haberinde hakkımda yapılan yorumlara çok kafayı taktığımdan olsa gerek bu gecede rüyamda Feride ablayla birlikte kafamızda kar maskesi, gizlice okula girip okulu soyduğumuzu gördüm. Uzun süredir ilk kez sabah bu kadar keyifsiz olarak uyanmıştım. Gece gördüğüm rüyayı bile zar zor hatırladım.

Sabah tam ders vaktinde okula geçtim. Kış boyunca Ömer hocayla dönüşümlü olarak sınıfların sobalarını yakacaktık. Bu hafta sıra Ömer hocadaydı. Reyhan artık işten resmi olarak ayrıldığı için onun yerine bakacak birini arıyordu Ömer Hoca. İşkur üzerinden okul bitene kadar temizlik görevlisi olarak çalışacak karşılığında asgari ücret maaş ve sigortası yatacak. Şartlar köy yeri için çok iyi, hatta mükemmel. Benimle neredeyse aynı maaşı alacak galen kişi. Hayatımda ilk kez ücret adaletsizliğinin farkına burada vardım. Yanlış anlaşılmasın okulda temizlik olarak çalışanın asgari ücretinde gözüm yok alsın hakkıdır ama en azından öğretmen olarak yaptığım işin karşılığına bu parayı yakıştıramıyorum. Eminim ki bana bu konuda hak verecek çok kişi vardır. Neyse, öncelik okulda çalışmak için bayan birisini bulabilmek, eğer bulunamazsa erkek birini alırız dedi Ömer Hoca.

Bu işi şimdiye kadar Aynur abla halletmiş, köyde hemen hemen her kadını tanıdığı için senelerce o bulmuş çalışacak birini. Bu sene aklındaki kişilerin kimisinin kocası izin vermedi kimisi başka nedenlerle kabul etmeyince süre uzadı. ‘’En iyisi bu seferlik erkek birisini alın’’ dedi Aynur abla en sonunda. Ömer hocada Muhtar Ali dayıyla konuşup bakayım dedi. Aslında aklıma Suna gelmişti ama o kabul etse bile ablası izin vermez bu işe taş koyardı. Yine de bir sonraki ders çalışmaya gittiğimizde İsmail abiye konuyu açar ona göre bakarız diyerek kafada kurdum. Akşam okul sonrası doğruca evin yolunu tuttum. Aklımda gece yerel internet sitesinde hakkımda yapılan yorumlar vardı. Hızlıca bilgisayarı açıp baktım haberin altı yine kaynamış. Özellikle benim farklı kullanıcılardan yaptığım yorumlardan sonra ortalık daha da karışmış. Daha önce beni hırsızlarla birlikte iş yapmış gibi yorum yapan dalyarağı destekleyenler bu sefer tam tersi yorumlar paylaşmıştı.

Hatta arada gaza gelip sövüp sayanlar olmuş. Misafirajan nikli eleman mesajlardan sonra yan çizerek yanlış anlaşıldım, amacım hocayı kötülemek değildi falan diyerek mesaj paylaşıp özür dilemiş. Düşünüyorum da bu mesajları görüp kendimi dolaylı olarak savunmak zorunda kalmasam gerçekten birileri çıkıp da ‘’hop birader sen ne diyorsun?’’ diyecek miydi? Kıçı kırık ilçe de bile 1, 2 tane götü boklu adam bir olayı kafasına göre evirip çevirip birisini haklıyken haksız gösterebiliyorsa acaba bugün televizyon, gazete, internet dediğimiz yerlerde kim bilir hangi olaylar bize nasıl gösteriliyordu, kimler suçsuzken suçlu gibi ya da tam tersi şekilde bize aktarılıyordu? Merak ettim doğrusu. Sabah yaşadığım ‘’ücret adaletsizliği’’ sonrası akşam yaşadığım ‘’suçsuzken suçlu olma’’ endişesi bünyeme fazla gelmişti. Fark ettim ki erkek adam karıya kıza doyunca bu tarz meselelere daha fazla kafa yoruyor, daha çok mutsuz oluyordu.

Yani kısaca seks insana mutsuzluk getiriyordu. Vay mk! Bildiğin milyarlarca insanın farkında olmadığı bir gerçeği çözmüştüm. Bilgisayardan Latif Doğan’dan Küstüm şarkısını açarak uykum gelene kadar derin düşüncelere daldım. Gece uyumadan biraz havalansın diye açtığım pencereyi açık unutup uyuya kalınca içerisi buz gibi olmuş. Uyurken soğuktan yorgana evliliğin ilk gecesi hanıma sarılır gibi sarılmışım ama ona rağmen donmuştum. Nasıl üşüdüysem uyurken rüya bile görmemiştim. Hemen camı kapatıp sobaya attığım odunu çırayla tutuşturdum. 10 dakikada içerisi biraz normale dönmüştü. Üşüyüp ısınmakta bir nimetti yeter ki soğuk insanın içinde olmasın diye düşündüm. Salı günü okuldan sonra Aynur abla akşam yemeğine çağırdı ‘’ne zamandır gelmiyorsun’’ deyip biraz emrivaki yapınca mecbur kabul ettim. Niyetim Suna’ya ders çalışmaya gitmekti artık yarın giderim diye düşündüm.

Akşam yemeğine erken giderek yemekten önce çocuklar için yeni indirdiğim Assassin’s Creed: Revelations oyununu bilgisayarlarına kurup yemeğe kadar birlikte oynadık. Çocukların mutlu olduğunu görünce bu aralar eski tatları olmayan Aynur ablayla Ömer hocanın da biraz olsun keyfi yerine gelmişti. Yemekten sonra klasik sohbet muhabbetler derken konu okula alınacak temizlikçi meselesine geldi. Ömer hoca ‘’muhtarla konuşayım uygun bir erkek bulalım köyden’’ diye söyledi. Aslında söylemeyecektim ama kendimi tutamayıp Suna konusunu söyledim. ‘’Kabul ederse gördüğüm kadarıyla düzgün birine benziyor’’ diyerek çok tanımıyormuş gibi konuştum. Aynur abla Suna’yı biliyor, ‘’aklıma geldi ama ablası Hacer biraz cinstir izin vermez diye sormadım’’ deyince bende üstelemedim. Daha sonra cuma akşamı Mersin’den misafirleri olduğunu söylediler. Birkaç yıl önce benim gibi bu köyde 2 sene öğretmen olarak çalışıp daha sonra Polisliği kazanmış Salih Hoca dedikleri adam eşiyle birlikte ziyarete gelecekmiş.

Cuma akşamı Ömer hocayla Aynur abla arabayla otogardan alıp gelecekler. Misafirler hafta sonunu burada geçirecek, daha sonra Pazar akşamı dönecekler. Daha önce bir kaç kere daha lafı geçtiği için hatırladım gelecek misafiri. Köyde seveni, ismini zikredeni çok, bende tanışmış olacaktım bu vesileyle. Akşam eve geçerken saat 11’i geçiyordu. Yolda Hanife ebenin benden bulmamı istediği sandık aklıma geldi. ‘’Sarı ve yeşil renkte çiçek motifleri olan sandık’’ Koca evde nereden bulacaktım? Feride ablalar varken tembellik edip bakmadım ama artık bir yerden aramaya başlamak lazımdı. Eve girmeden hiç değilse Feride abla ve Munise’yle zevki sefa ettiğim samanlığa bakıp öyle eve gireyim dedim. Birkaç kere girmiştim ama çok dikkatli bakmamıştım. Evin avlusundan aşağıdaki samanlığa dolandım. Samanlığın kapısını açıp ışığı yakarak içeriye adımımı attım, kapı önünden odaya göz gezdirdim.

Yerde zemini kaplamış samanlar, etrafa dağılmış artık rengi sarıdan siyaha dönmeye başlamış saman balyaları, bir köşede duvara dayanmış at arabası tekeri hemen yanında duvara dayanmış harman malzemeleri dirgen, tırmık, tırpan… Kapının hemen karşısındaki köşede duvarı tamamen kaplayan, duvarın üzerine tahtalardan üst üste dizilerek yapılmış kocaman bir raf vardı. Üzerinde küflenmeye yüz tutmuş, çoğunun ne işe yaradığını bilmediğim metalden alet edevat var. Samanlığın yine bir köşede devasa bir düven. Çocukken birkaç kez bindim. Dedem katırların arkasına bağlar, yere serilmiş samanların üstünde Düven’le döner dururdu. Bende dedemle Düven’in üstüne biner katırların arkasında dönerdik. Altındaki oyuklara uçları sivri sivri yüzlerce çakmak taşı takılmıştır bunların yardımıyla samanları ezer, harman yapardık. Altı dışa dönük düveni inceledim altındaki çakmak taşlarının çoğunun yeri boş, yerinde duranlar hala keskin ve pas parlak duruyor.

Odanın içine gezip kıyıyı köşeyi iyice inceledim. Samanlık L şeklinde, köşede kalan kısmı ilk kez görüyorum. Maviye boyanmış tahta bir kapı var burada, görünce biraz umutlandım. Zorladım açılmıyor, hatta yerinden bile oynamıyor. Omzumla yüklendim biraz sallandı ama açılacak gibi değil. Demir bir boru ya da levye gibi bir şey bulup zorlayarak açayım diye düşündüm, etrafa bakınırken o esnada kapının hemen üst köşesinde çiviye takılmış anahtar gözüme ilişti. Uzanıp aldım kapıya taktım tam oldu. ‘’Bismillah’’ deyip açtım içerisi karanlık, telefonun ışığını açtım inceledim küçük bir oda, köşede kocaman rengi atmış kırmızı bir küp var, içine girsem sığarım o kadar büyük. Yaklaştım küp bildiğin tarihi eser üzerinde şekiller falan müzeye versen koyarlar. Ağzına geçirilmiş çuvalı çektim, çürümüş, peçete gibi yırtıldı geldi. İçi yarıya kadar dolu, uzanıp avucuma aldım, üstü biraz koyulaşmış ama altı bembeyaz görünen un gibi bir şey.

Kokladım un değil ekşi ekşi kokuyor. Geri içine bırakıp çıktım. Hayal kırıklığına uğramıştım. Demek ki aradığım sandık samanlıkta değildi, çıkarken samanların arasına karışmış birey gözüme çarptı, yaklaşıp elime aldım, Feride ablanın pembe çiçek desenleri olan ufacık lacivert külotu. Hediye almış gibi mutlu oldum bildiğin. Burada unutmuş. Elimle yokladım belli ki Feride ablanın amından akan sular kurumuş külotun bazı yerleri sert sert olmuş. Kokladım samanla karışık Feride abla kokuyor. Vay mk! Külotu elime alıp eve geçtim. Normalde bir süre karı kızdan uzak duracağım falan demiştim ama külotu görünce kalktı ne yalan söyleyeyim. Aklıma son günlerde Feride ablaya karşı ‘’istemem yan cebime koy’’ tavırlarım aklıma geldi, kendime kızdım. Karım olsa bu kadar fantezi yaptırmazdı, kadın her isteğimi memnuniyetle kabul etmiş patronun gözüne girmeye çalışan stajyer gibi her pompada canla başla performans göstermişti.

Feride ablayla sevişmelerimizi düşünerek uyumadan iki posta attım. Pamuk gibi olmuştum. Rüyamda yine yine yeniden Feride ablayı gördüm. Düveni samanlığın ortasına yatırmışız, Feride abla üzerinde çırılçıplak uzanıyor ‘’hadi soyun yanıma gel’’ diyor düvenin diğer ucunda dikilen bana bakarak. Üzerimde ne alakaysa kırmızı robdöşambr var. Ölmüş dedem şu hâlde düvenin üstünde görse ‘’erkek torunun oldu diye koşarak kahveye haber vermeye gelen adamın amına koyum’’ der bir daha ölürdü kahrından. Robdöşambr çıkarıp bir köşeye fırlattım. Çıplağım ama o da ne? Yan yana 3 tane sikim var! Lokma takımı gibi küçük orta büyük boy. Feride ablanın gözleri parlıyor 3 tane sikimi görünce ‘’ayyyy’’ diyor ‘’üçünün de tadına bakmam lazım’’ diye devam ediyor neşeyle. Elim ayağıma dolanıyor olduğum yerde kalakalıyorum. Feride abla ben mal gibi dikilirken dayanamayıp yerinden doğrulup bana yaklaşıyor, önümde diz çöküp ‘’hem amımı hem götümü aynı anda sikeceksin çok şanslıyım’’ diyor iki elini yumruk yapıp seviniyor yaşasınnn der gibi.

Kalan 1 tanesi n’olacak diye düşünüyorum o an ama hemen aklımdan çıkarıyorum bu soruyu. Durduk yere götten olmayalım. Feride abla ortanca sikimi ağzına alıp diğer ikisini iki eliyle tutuyor tam olayın keyfine varmaya başlayacağım samanlığın kapısı açılıyor pat diye. Gülseren Teyze! Feride abla olayın şaşkınlığıyla iki sikimi tutmaya devam ediyor. Gülseren teyze ikimize sıraya bakarak ‘’Allah belanızı versin sizin, tüüüü’’ diyor eli belinde lafı bitince tükürüyor yüzümüze doğru. Utancımdan yerin dibine giriyorum ama bir yandan da içimden ‘’Gülseren teyze şu an garip olan bizim gizlice sevişmemiz mi gerçekten üç tane sikim varken’’ diye düşünüyorum içimden… Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde... Uzanıp alarmı kapatıyorum. Üzerimde rüyada da olsa Gülseren ablaya yakalanmış olmanın mahcubiyeti var. Rüyası bile bu kadar utandırmışsa gerçek hayatta yakalansak kim bilir nasıl yerin dibine girerdim düşünmek bile istemiyorum.

Gördüğüm rüya aklıma geliyor, "Daşşaklarım da sikim gibi üç tane miydi acaba?" diye düşünüyorum. Keşke eğilip baksaydım, o an akıl etmediğim için canım sıkılıyor. O gün okulda öğle arası İsmail abiyi arayıp ‘’akşam müsaitseniz Suna’nın dersleri için geleceğim’’ diye sordum. İsmail abide aramamı bekliyormuş ‘’bizde seni bekliyorduk hocam, buyur gel’’ dedi ‘’hem ne demek müsait misiniz, sen istediğin vakit, istediğin saat gelebilirsin evime’’ deyip gönlümü bir kez daha kazandı. İsmail abinin niyeti geçen seferki gibi eşekle gelip beni almak ama dönüşte beni bırakmak için uğraştığından bu sefer ben arabayla gelirim dedim. Okuldan sonra saat 7 gibi evlerine vardım. Ailecek beni kapıda karşılayıp doğruca hazır sofraya buyur ettiler. Yemekten sonra vakit kaybetmeden Suna’yla ayrı odaya geçip ders çalışmaya başladık. Suna'nın sınavlara hazırlanması için benim yapacağım çok bir şey yoktu.

Gelme amacım biraz Suna'yı görmek. Suna'nın da gelmemi istiyor olması ayrıca hoşuma gidiyor. Suna çalıştığı dersleri not almış, bilgisayarımdan kaynak açtım soru cevap yaptık. Normalde ders çalıştırmayı hiç sevmem, hatta küçük kardeşimi ilk okula giderken bazen ders çalıştırırdım, sinir olup tokatladığımı bilirim. Ama işin içinde kız olunca, üstüne kızda Suna olunca özel okullarda her çocuğun velisine ‘’özel bir çocuğunuz var’’ diyen öğretmene dönüşmüştüm anında. Suna daha önceki gelişimin aksine bu sefer daha rahat giyinmiş, hatta yüzüne birazda makyaj yapmıştı. Bir ara yelek sıktı diyerek dizlerine gelen baklava desenli el örgüsü gri yeleğini çıkardı. Üzerinde beyaz renk tişörtü kalmıştı. Çok ilgimi çekmiş gibi davranmamaya çalıştım, bilgisayarımdan açtığım soruları sormaya deva ediyordum. Suna sorduğum soruları bildiği zaman seviniyor, bilemediğinde bazen elini alnına vurup üzülüyor bazen kafasını yalandan masaya vuruyormuş gibi yapıyordu.

Bir ara iyice bana doğru döndü tişörtünün altında sütyeni belli oluyordu. Suna’yı çok beğeniyor hatta hoşlanıyordum. Ona bugüne kadar kötü gözle bakmamış, onun hakkında hiç cinsel bir düşünce aklımın ucundan bile geçmemişti. Şimdiye kadar! Onu böyle görünce, bana karşı hali tavırları falan birleşince etkilendim doğrusu. Pantolonumun içinde bir kıpırtı hissettim. Altımda bir an döner sandalye varmış gibi dönmek istedim ama yanılmıştım. Suna karşımdayken bu şekilde dikkatini çekersem rezil olurdum. Bir şeyler düşünmeliyim kafamı başka şeylere vermeliyim ‘’ 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, 2010 Dünya Münazara yarışması Türkiye'de yapıldı, 2011 Kış Olimpiyatları Erzurum: Palandöken’de yapılacak, 5 TL’nin arkasında Ordinaryus Prof. Dr. Aydın Sayılı, 10 TL’nin arkasında Ordinaryus Prof. Dr. Cahit Arf, 20 TL’nin arkasında Mimar Kemalettin…

‘’ olmuyordu, 2010 Kpss güncel bilgileri bile fayda etmemişti. O sırada odaya elinde çay tepsisiyle Suna’nın ablası Hacer abla girdi. Çayları hemen önümüze bırakıp pısır pısır Suna’ya bir şey söyleyip çıktı. Suna üzerine çıkardığı gri yeleği tekrar geçirdi. Ablasının ne söylediği belli olmuştu. Saat 11’e doğru müsaade isteyip kalktım. Ayrılırken Hacer abla ‘’hocam sana da zahmet oluyor böyle git gel artık bundan sonrasını Suna kendi halletsin, sende daha fazla yorulma’’ diye söyleyiverdi çıkarken ‘’Bir zahmeti yok Hacer abla estağfurullah, siz nasıl isterseniz benim için fark etmez’’ deyip üstelemedim. Sunayla İsmail abi biraz bozulsa da bir şey diyemediler. Anlaşılan benim ders çalışma bahanesiyle Suna'yı görme hayalim yalan olmuştu. İsmail abi benimle arabaya kadar gelirken bende ona okulda çalışacak bayan aradığımızdan bahsedip Suna’nın okulda çalışıp çalışamayacağını sordum.

Doğrusu olmaz falan der diye bekliyordum ama İsmail abi ‘’hanım Suna’yı evde çok bunaltıyor, Suna içinde iyi olur emme ben yine de avratla eyice bir konuşup haber ederim sana’’ diyerek en geç cumaya kadar vakit istedi. Bir umut Suna okulda çalışır düşüncesiyle eve geçiyordum. Arabayla eve yaklaştığımda evin yakınında birinin karartısını gördüm. Eve inceliyor gibi göründü arabanın içinden, yaklaşan arabanın ışığını görünce seke seke yürüyerek sanki kaçıyormuş gibi gözden kayboldu. Ömer hocaların da ışığı yanmıyor, içime bir korku girdi o an ister istemez. Eve geçip kapıyı pencereyi kilitleyip başka bir şeyle oyalanmadan yatağa yattım doğruca. Kafam dahil üzerime yorganı çekip yattım hemen. Ne kadar hızlı uyursam o kadar az korkardım. Devam edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #27):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki