BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 28 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 28 / 84 BÖLÜM 19 dk okuma 16,746

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 28. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

15 Aralık Perşembe sabahına gözlerimi açtığımda odanın içi gri bir loşluğa bürünmüştü. Yatağın başucundaki perdeyi araladım gökyüzünden ağır ağır dökülen kar taneleri evin avlusunu beyaza boyamıştı. Vay be ilk kar! Normalde şehir merkezinde yılbaşından önce kar yağmazdı kolay kolay, hatta bazen hiç yağmazdı, bizde bekler dururduk kafamız gökyüzünde nezaman yağacak diye. Ama dağ köyü olunca durum farklıydı. Muhtemelen hayatımın en erken kar yağışına şahitlik ediyordum. Huzurlu bir görüntüydü fakat aklım dün eve gelirken gördüğüm adamdaydı. Normalde çok takılmazdım ama önce Reyhan’ın kocasının evin önüne gelip tehdit etmesi üstüne hırsızlık meselesi derken ister istemez içime bir şüphe düşmüştü. Yinede kendi kendimi teselli etmek için olumlu düşünmeye çalıştım. Köy yerinde böyle şeyler normaldi, belki de ben abartıyorum. Saate baktım okula gitmeme neredeyse 1 saat var.

Yağan karın altında biraz hava alayım diye dışarı çıktım. Avluda biraz dolaştım, biriken karın üstünde ayaklarımla BAYRAM yazdım. Bizimkiler ilk kar tutmaz derdi. Doğruydu! Kar yumuşacık, avucumda sıkınca eriyip gidiyor. Kar topu yapmaya çalıştım bir kaç kere hemen dağıldı. İçeri girmek için kapıya yönelince dış kapının yanında, ters çevrilmiş odun kofasının üstüne bir kâğıt, kâğıdın üstüne uçmasın diye bir taş konulmuş. Eğilip aldım. Soğuktan donmuş, köşeleri yıpranmış saman renginde sapsarı bir kâğıt. Üzerine siyah kalemle güzel bir el yazısıyla sadece şu yazılmıştı ‘’Senden isteğimi unutmayasın. Hanife’’ Tabi ya gece kaçan adam nerden tanıdık geliyordu şimdi çıkardım. Hanife ebenin yavvşak kocası Köse Şakir’di. Sekerek gitmesinden anlamalıydım. Kaç gündür misafirdi derken oyalanmıştım, Feride ablalar gitmiş 4 gündür 1 kere yalandan samanlığa bakmıştım onun dışında hala işin dalgasındaydım.

Kadına söz vermiştim oysaki. Aklıma banyonum yanında bulunan kilerin tavanındaki kapak geldi. Rahmi hoca ziyaretime geldiğimde çatıya falan çıkacak olursan buradan çıkarsın diye tarif etmişti. Çatıyla ne işim olacak diye o zaman çok umursamamıştım ama şimdi lazım olmuştu. Doğrusu çatıya çıkmayı hiç sevmem. Hatta nefret ederim. Çocukken bizimkiler köydeki evin çatısına beni çok çıkarırdı. Yok anten kablosu çekilecek, yok malzeme konulacak, yok kavun dizilecek, toz kir, bir de ne zaman çıksam kafayı kesin bir yere vururdum, o yüzden oldum olası sevmem anlayacağınız. Canım hiç istemese de en azından çatıya çıkıp bakayım aradan çıksın dedim. Avluda bulunan tahta merdiveni getirip kilerde duvara dayadım, evin içinde bulduğum iki tane büyük pille çalışan demir el fenerini de yanıma alarak ağır adımlarla çatıya yöneldim. Toz kokusu daha kapağı kaldırır kaldırmaz yüzüme vurdu.

El fenerini açıp eğilerek kapaktan gıcırtıyla yukarıya çıktım. Çatı karmakarışıktı. Her köşede geçmişten bir iz vardı. Belki 50 belki 100 yılın dağınıklığına bakıyordum. Eski sandalyeler, örtülere sarılmış torbalar, yuvarlanıp üst üste dizilmiş kilimler, çocuk oyuncakları, karga tulumba yığılmış kutular ve daha ne olduğunu anlamadığım bir dünya malzeme. El fenerini kutulara doğru tutarak yaklaştım çoğunun içi boş, dolu olanlara sırayla indirip baktım, bir sürü ıvır zıvır, çanak çömlek. Gözüm kutuların ilerisinde, üstü eski battaniyelerle örtülmüş bir sandığa takıldı biran. İşte buldum! Yaklaşıp baktım Hanife ebenin tarif ettiği sandığa benziyordu. Battaniyeleri üzerinden indirdim. Battaniyelerin örttüğü kısım hariç tozdan bembeyaz olmuş neredeyse. Elimle yokladım ağırdı ama taşıyabilirdim. Battaniyelerden birini alarak üzerindeki tozları hızlıca yalap şalap temizledim.

Sandığı biraz kucağımda biraz sürükleyerek çatıya çıktığım kapağa götürdüm. Eğilerek taşımaktan kamburum çıktı iki dakikada. Alnımdan akan terleri kolumla silip merdivenden birkaç basamak indim. Sandığı uzanıp kendime çekerek kapaktan indirip aldım. Bir iki basamak zorla indim ama kucağımda koca sandıkla merdivenin ortasında mal gibi kalakaldım o an. Ne yukarı çıkabiliyordum ne aşağı inebiliyordum. Bildiğin mallık da bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum. Kafama sıçayım. İtlik puştluk olunca zehir gibi çalışan kafam böyle işlere gelince 60 model şavrole gibi beni yolda bırakıyordu. Bir süre daha mal gibi elimde sandık bekledim ama üstün zekâm! Sandığı atmak dışında bir fikir bulamadı. Hoş zaten atmasam 1:2 dk içinde kollarımda güç kalmayınca ya sike sike sandığı bırakacak ya da birlikte yeri öpecektik. Sandığı yan çevirip bir ayağından tutup aşağı sarkıttım.

Daha az yüksekten atmak için uzanabildiğim kadar uzanıp sandığı aşağı bıraktım. Sandık tam çapraz şekilde düşerek olduğu yerde yaylandı ve L şeklinde iki parçaya ayrılıverdi. Yapacağın işe sokayım Bayram. Hanife ebe beni bu sefer kesin kör kocasına siktirirdi. Gözümün önüne birden kocası Şakir’in silüeti geldi gitti, düşüncesi bile kötüydü mk. Merdivenden inip iki parçaya ayrılmış sandığa kafamı ellerimin arasına alıp bir süre bakındım. Benim işler niye hep böyle mk. Sandığı parçalarını sağa sola çevirirken kapağında bıçakla kazınmış bir yazı dikkatimi çekti. RABİA! Sandığın ön yüzünü çevirip baktım, Hanife ebenin tarif ettiği gibi çiçek resmi değil tavus kuşu resimleri vardı ön yüzünde. Derin bir nefes verdim. Oh be! Sandığın içinde beyaz örtüye ve kırmızı örtüye sarılmış iki parça büyük bohça, bir tane de kalın kartondan yapılmış üzerinde gül koklayan esmer kadın resmi olan bir kutu çıkmıştı.

Sandığın parçaları bir kenara koyup bohçaları ve kutuyu üst üste dizerek eve götürdüm, halının üstüne indirip önce beyaz bohçanın düğünlerini çözdüm. Ahşapla naftalin karışımı bir koku ortalığı kapladı birden. Hiç kullanılmamış, zamanla sandık lekeleri oluşmuş çeyizlik elbiseler, renkli renkli mor, beyaz, kırmızı renkte rengarenk işlemeleri olan görkemli kıyafetler, muhtemelen hiç giyilmemişlerdi. Bir kenara koyup kırmızı bohçayı açtım yine naftalin kokusu ama bu sefer yanında hoş bir koku vardı. Üst üste yığılmış bir sürü mektup vardı en üstte, bir kenara koydum. Çoğunlukla kırmızı ve beyaz renkte, tüm kalçayı kaplayacak kadar geniş dantelli külotlar, sütyenler, atletler ve paçalı donlar vardı. Şu an için pek etkileyici olmasa da zamanın en seksi kıyafetleri bunlardı muhtemelen. Yine bohçanın içerisinde içleri neredeyse dolu küçük şişeler, zamanın parfümleri olsa gerek.

Bohçanın en altında beyaz gelinlikle ve kırmızı kına ya da nişan elbisesi vardı. En son pembe renkte üzerinde gül koklayan esmer kadın resmi olan kutu kalmıştı. Kapağını açıp içindekileri halıya döktüm. Kurumuş gül, lale, papatya yaprakları, kolyeler, yüzükler, takılar ve siyah beyaz 4-5 tane resim döküldü ortalığa. Resimlerden bir tanesini aldım baktım yan yana kadınlı erkekli şu an oturduğum evin avlusunda çekilmiş bir resimdi. Arkasında kırmızı kalemle Hanife, Rabia, Yahya, Sami babam, Zehra annem, Hüsnü dayım, Esme yengem /1970-Nisan yazıyordu. Tam tamına 41 yıl öncesi. Bu sene içilmiş kahvelerin hatırı dolmuş o kadar eski resim. Resmi çevirip tekrardan baktım. En başta uzun boylu kadın Hanife ebenin gençliğiydi bakar bakmaz tanıdım. Resimdeki en uzun kişiydi, yine yüzünde o ciddi bakışları mevcut, yaşlansa da siması bakışları hiç değişmemişti.

Siyah beyaz resimde olsa güzelliği çok belli. Yanındaki genç kadın Rabia. Sanırım Hanife ebenin kız kardeşi olmalı. Eğer başka kız kardeşi yoksa Hanife ebenin Bayram isimli sevdiğini tabiri caizse elinden alan kişi oluyor kendileri anlatılanlara göre. Hanife ebenin aksine daha kısa ama en az onun kadar güzel bir kadın oda. Diğer resimlere de baktım sırayla, Rabia hepsinde de var, bir tanesinde sandıktan çıkan gelinliği giymiş ve yanında meşhur Bayram. Upuzun, ince bıyıklı, temiz yüzlü, muhtemelen renkli gözlü, yakışıklı, Yeşilçam jönü Mahmut Cevher’e benzettim. İki kardeşi birbirine düşüren meşhur kişi. Adaşım! En sonuncu resimde sadece Hanife ebe ve Rabia var. Hanife ebenin saçı açık, yüzü gülüyor, saçları dalga dalga usta bir el tarafından yapılmış belli, üzerinde beyaz ortasında siyah şerit olan düğmeli bir elbise ve siyah etek, o zamanlar için modern sayılacak bir kıyafeti var.

Güzelliği burada daha net belli oluyor. Bir resme ne kadar bakılabilirse o kadar baktım. Bu resimdeki Hanife ebenin kafamdaki profille alakası yoktu. Bu kadın neler yaşamıştı da erkeklerin korktuğu bir kadına dönüşmüştü bu sürede hayret ettim. Hanife ebeli resimleri ayırıp diğerlerini kutuya tekrar koydum. Bu işe kendimi fazla kaptırmışım. Saati baktım, okula geç kalacaktım, neredeyse 8 olmuştu. Hızlıca okula geçtim. Düşünceli halimi gören Ömer Hoca ‘’Karadeniz’de gemilerin mi battı?’’ diyerek takılarak ne düşündüğümü sordu, bende o an söyleyecek bir şey bulamayınca ‘’Miss Turkey yarışmasında 3. Olan Merve Sarıbaş’a haksızlık yapıldığını düşünüyordum’’ deyince gülerek ‘’ilahi Bayram hocam, onların hepsi ayarlı, kimin kazanacağı önceden belli’’ deyip sınıfına gitti. Öğleden önce son derste çocuklar resim yaparken bende Msn’yi açıp ne var ne yok diye bakayım dedim.

Çevrim içi olan bir arkadaşla konuşurken Dertler_deryasi nikli birisi beni ekleyip hemen ‘’Merhaba’’ yazdı. Profilinde klasik Msn’nin kendi fotoğraflarından papatya resmi vardı. Muhtemelen bir bayan hesabıydı ya da erkekleri işletmek için bir erkek tarafından açılmış bayan hesabı. Yalan yok gençliğin verdiği heyecanla zamanında Msn’den karı kız düşürmek için çok uğraştım. Ha! Sonunda bir işe yaradımı 2-3 kişi haricinde neredeyse çabalarının %99.99'u boşa gitmişti. Belli bir zamandan sonra insana aydınlanma geliyor tabi. Artık işin kurdu olunca anlıyorsun ki burada sana ilk olarak bayan yazıyorsa bu işte kesin bir bokluk vardır. Büyük ihtimal seni işletecek bir erkek tarafından açılmıştır, velev ki gerçekten kız işe iyi ihtimal seni başkasıyla karıştırmıştır. Diğer türlü para istemek, telefonuna kontör aldırmak için yolacak bir kaz arıyordur.

Gerçekten konuşmak için yazan varsa bile bu da %1 ihtimal oda sana denk gelirse. Ben bu ihtimale hiç inanmam. Kendimi de biliyorum kimse resmime bakıp ay ne kadar yakışıklı dur şuna yazayım da demez. Yani uzun lafın kısası eğer Msn’den sana bir kız yazıyorsa oradan uzaklaş prensibi kendime destur edindim. Ha unutmadan bir de manitalar erkek arkadaşını denemek için başka hesap açar yazardı başıma geldiği için biliyorum, o yüzden bir kız bana yazıyorsa tersler, gıcık gıcık konuşur sonra koşarak uzaklaşırdım. Ben kıza cevap yazmayınca bir süre sonra kız tekrar yazdı Dertler_Deryasi: huu ordamısın?

Ben: Kimsin? Dertler_Deryasi: merhaba demek yok mu?

Ben: Meraba.. Kimsin?? Dertler_Deryasi: önemli mi?

Ben: Paşa torunu değilsen önemli Dertler_Deryasi: ya öyleysem?

Ben: İyi kendine paşa torunu bul konuşacak. Güle güle Dertler_Deryasi: ne gıcıksın gerçekten.

Tamam ben derya.

Ben: Kızsın yani? Dertler_Deryasi: bende memnun oldum! Çok kibarız bakıyorumda evet kızım bildin valla. Erkek mi bekliyordun yoksa Ben: Çok komiğiz. Güleyim de boşa gitmesin. Aha aha aha Dertler_Deryasi: anlaşıldı gıcıksın. Neyse ne yapıyorsun?

Ben: Burası önce kızların yazacağı bir ortam değil. İşletecek birini arıyorsan yanlış adrestesin Dertler_Deryasi: allahım yarabbim. Normal konuşmak için yazıyorum çattık ya Ben: Yer gök erkek dolu niye ben? Dertler_Deryasi: gazete de haberini gördüm. Okulu kurtarmışsın ilgimi çektin bu yüzden sen Ben: Demek kahraman erkeklere ilgi duyuyorsun Dertler_Deryasi: aaa evet bildin Ben: benim olay eskidi kızım. Kafası pencere demirine sıkışan bir çocuğu kurtardı itfaiye dün, ona yazsaydın ya Dertler_Deryasi: tüh o haberi kaçırmışım Ben: Aferim. Haberlerde msn adresim yazmıyordu onu nerden buldun?

Dertler_Deryasi: orası bende kalsın Ben: İyi olur, bende kalmasın bakamam zaten. Neyse işim var uzatmayalım. Sana bu yolda başarılar birader Dertler_Deryasi: hep mi sinir bozucusun yoksa hobi olarak mı yapıyorsun bu işi Ben: Hep. Neyse kızsan resmini göster. Dertler_Deryasi: Olmaz Ben: o zaman güle güle Dertler deryası: nereye? Oturumu kapattım. Böyle konuşunca ilk başta çok havalı geliyordu ama aradan biraz zaman geçince, belkide gerçekten normal bir şekilde konuşmak, tanışmak isteyen bir kızdı, acaba ben mi artislik yapacağım ayağına mallık yapıp güzel bir fırsatı kaçırıyordum düşüncesi bünyeye geliyordu yalan yok. Okuldan sonra eve geçince ilk iş Hanife Ebenin sandık arama olayına devam etmek oldu. Oturduğum evin bütün odalarına köşe bucak baktım olurda gözümden kaçmıştır diye ama banyoda kullanmak için fazladan bakraç ve ibrik dışında bir şey bulamadım.

Keşke bunları da bulmasaydım görünce afakanlar bastı beni. Evin alt katında kim bilir en son ne zaman kullanılmış ekmek evi, ambar, garaj vardı. Evin bir yanında tavuk kümesi diğer tarafında yan yana samanlık ve ahır. Bunların hiçbiri kullanılmıyor. Hanife ebenin sandık arama işi olmasa hiç birisinin kapısını açıp bakmazdım. Böyle huylarım yoktur zaten merak etmem ne varmış burada diye. Bütün bu saydığım yerleri didik didik aradım. Üstüm başım toz saman olmuştu. Yine tarihi eser sayılacak bir dünya şey bulmuştum ama sandık namına en ufak bir şeye rastlamadım. Acaba Hanife ebe evden ayrılınca babası ya da erkek kardeşi sandığı attılar falan mı? Araları çok iyi değildi o kadar olaydan sonra İsmail abi anlatmıştı. Belki boşuna uğraşıyordum. Tam ahırdayken telefonum çaldı Behiye abla arıyordu.

Ben: Efendim abla Behiye abla: Hayırlı akşamlar bayram Hocam.

Ne ya… Sılsın? (ses gidip geliyor) Ben:(Nasılsın diye sordu anlaşılan) İyi abla evdeyim oturuyrum sen ne yapıyorsun nasılsın? Behiye abla: Bende iyiy.. İn var mı? Osmancan.. Yorlar akşamına Ben: (Bi bok anlamadım ki) Doğrudur abla iyi olmuş (En yiisi ahırdan çıkmaktı dışarı doğru hareketlendim) Behiye abla: O zaman yarın akş… Yorum …. Azdım biraz …. Seversin…. Aç…bal gibi…. Ayırdım... Sana vereyim …. Sende …. Edersen?

Ben: (Ne oluyor amk sana vereyim mi dedi? Bi heyecan bastı beni birden) Abla son dediğini anlamadım kusura bakma ses gitti de tekrarlar mısın? Behiye abla: est hocam. Yarım akşama bekliyorum. Ferhatlar da geliyor (Behiye ablanın oğlu) hamur yazdım (hamur mayalamak) biraz gözleme yapacağım sende seversin, kıraç kabağı buldum birinden bal gibi tadı, ayırdım iki üç tane, sana vereyim gelince hocam eğer kabul edersen?

Ben: Haa tamam abla olur inşallah.

(Ne umdum ne buldum mk) Behiye abla: Tamam hocam o zaman yarın akşama bekliyorum, erken gel biraz oturalım inşallah Ben: Olur abla Behiye abla: Hadi hayırlı geceler. Allah rahatlık versin Ben: Hayırlı geceler abla Resmen hayal kırıklığı yaşamıştım durduk yere. Sağır duymaz uydurur dedikleri olay böyle bir şey olmalıydı. Eve döndüm kafam önümde. Sandığı falan unutmuştum. Akşam yemeği bile yemek aklıma gelmedi. Bilgisayarı açtım The Walking Dead izledim birkaç bölüm saat 12’yi geçiyordu. Baktım Msn’den birisi yazmış. Sabah okulda konuştuğum kişiydi Dertler_Deryasi: birden çıktın gittin yaptığın ayıp ama Dertler_Deryasi: huuuu Dertler_Deryasi: aloooo Ben: Bacım sen belamısın?? Dertler_Deryasi: biraderindik şimdi bacın mı olduk?

Ben: Her neysen artık. Sen belamısın? Dertler_Deryasi: evet belayım var mı bir diyeceğin?

Ben: Yok. Beladan uzak durmayı tercih ediyorum artık

Dertler_Deryasi: hırsızları yakalarken öyle demiyordun Ben: Ozaman alkollüydüm (acaba hırsızlardan birinin yakını falan mı sürekli hırsız muhabbetini açıyor) Dertler_Deryasi: hadi canım ciddi olamazsın Ben: Şaka tabiki. Neyse ben uyuyacağım bir şey diyor musun? Dertler_Deryasi: dursana ya nereye hemen Ben: İyi resmini göster durayım Dertler_Deryasi: offff bilgisayarda resmim yok sonra gösteririm Ben: İyi kameran var oradan aç yüzünü göster inanyım kız olduğuna Dertler_Deryasi: şimdi olmaz Ben: O zaman iyi geceler Dertler_Deryasi: ya dur tamam ne cinssin ya valla Ben: Zorla yaptırmıyorum ya istemiyorsan açma Dertler_Deryasi: tamam 1 dk bekle Ben: Tamam 1:2 dk bekledim. O arada hemen aynadan saçıma başıma bakıp üzerimde sadece atlet olduğu için tişört geçirdim. Hemen bilgisayarda kurulu olan ekran kayıt programını açıp kaydı başlattım lisans uyarısı verdi.

Hay böyle şansın. Zaten bu kız işinde de kesin bir bokluk çıkacaktı, buna emindim ama merak da ediyordum yalan yok. Sonra kendine derya olarak tanıtan kız ‘’tamam’’ diye yazınca kamera açma isteği gönderdim. Kabul etti. Ben kamerada görünürken onun sadece bilgisayar ekranı ışığıyla aydınlanan yarı karanlık kamerasında eli görünüyordu.

Ben: Eeee eline mi bakacam sadece Dertler_Deryasi: şimdilik böyle olsa yetmez mi Ben: Ben anlamam. Yüzünü görmeden kız olduğuna inanmam Dertler_Deryasi:(elini kameraya uzattı) böyle eli olan erkek mi var Ben: Var. Arkadaşım vardı Sami diye senden güzel elleri vardı. Evet yüzünü görelim? Dertler_Deryasi: yüz olmasa Ben: İyi memeni göster o zaman? Dertler_Deryasi: Yuh yaa Ben: İyi geceler bir daha yazma lütfen!!!! (kameraya haşin ve gaddar bir bakış attım) Dertler_Deryasi: ya tamam dur. Tamam kabul!

Ben: Ne kabul yüzünü mü?

Dertler_Deryasi: yüz şimdi olmaz Ben: Memeni o zaman. Bak zorla değil ben yüzünü göster diye teklif ettim aslında bunu Dertler_Deryasi: iyi bu seferlik yüzümü de görme Ben: Ben karışmam. Hadi neyi bekliyoruz yoksa ben çıkıyorum Dertler_Deryasi: tamam ya 1 dk Kamerayı duvara çevirdi. Bir süre bu şekilde bekledim sonra ‘’hazır mısın’’ diye yazdı ‘’evet’’ diye yazıp gönderdim. Görüntüyü çevirdi üzerindeki geceliği kaldırmış bir eliyle boynunun altından tutuyor, altında sütyeni görünüyordu. ‘’Güzel sütyen ama meme demiştim’’ diye yazıp gönderdim. Bir eli tişörtte bir eli kamerayı tuttuğu için yazamadı ‘’evet bekliyorum’’ yazdım tekrar. Bir süre öyle durup kamerayı masaya koydu. Çenesi ve omzundan sarkan saçları göründü, kamerayı bıraktığı elini sütyenine götürüp bir memesinin üzerinden içine soktu ve sütyeni aşağı sıyırdı. Karanlıkta olsa dimdik, uçları sivri bir memesi karşımda açık seçik görünüyordu.

Hemen klavyeden PRT SCR tuşuna bastım çaktırmadan. 3:4 sn daha öyle durup sütyenini hızlıca kaldırdı. Tam yazmak için klavyeye eğilirken sağ alt köşede bir bildirim belirdi ‘’Dertler_Deryasi oturum kapattı’’ Vay arkadaş ya kırk yılın başında şans ayağımıza kadar geldi ama ben o şansı Sabri Sarıoğlu gibi gelişine gökyüzüne dikmiştim. Ekran görüntüsünü aldığım resme baktım uzun uzun. O an Alexis Texas pornosu aç bu resme bakarken verdiği zevkin yarısını vermez insana. Belki Derya tekrar gelir diye 1 saat daha bekledim. Saat 1’e geliyordu ve iyice uyku bastırmıştı. Önce Behiye abla sonra bu Derya denilen kız yüzünden aynı gün 2 kez hayal kırıklığına uğramış şekilde yatağa yatıyordum. Gece rüyamda Feride ablayla birlikte 2 tane atın arkasına bağlanmış Düven’e binmişiz, harmana serilmiş samanların üzerinde dönüp duruyoruz. Başında en sevdiği siyah kasketiyle dedem Tekbıyık Mustafa kenarda bizi izliyor ‘’afferin torunuma’’ diyor ‘’afferim aslan torunum aynen böyle öğrettiğim gibi'' iki elini arkasında birleştirmiş gururla bana bakarak gülüyor.

''Ben öğlen namazını kılıp geliyorum sen iki daha dönedur’’ deyip dönüp gidiyor. Dedemden bu övgüyü aldım ya elimdeki urganı daha hızlı vuruyorum atın sırtına, samanların üstünde uçuyoruz resmen ‘’yavaş aşkım’’ diyerek boynuma sarılıyor Feride abla ‘’deden namaza gitmişken şuracıkta ateşimi alıversen’’ diyor elleriyle kafamı kendisine çevirerek öpmeye çalışıyor. ‘’Delirdin mi? Olmaz, dedemin namazı da işi gibi hızlıdır gelir şimdi’’ deyip elimdeki urganı çekip atları yavaşlatıyorum biraz. ‘’Öğlen namazı 10 rekât aşkım daha abdesti, tesbihti hadi n’olur, yanıyorum diyorum sana hiç mi sevmiyorsun beni?’’ gözlerime yalvarır gibi bakıyor. Kafamı kaldırıp etrafıma bakıyorum kimsecikler yok elimdeki urganı çekip atları durduruyorum. Feride abla birden durunca Düvenin üzerinden düşecek gibi oluyor, düşmeden tutup kendime çekip dudaklarına yapışıyorum.

Feride abla kollarımdan kurtulup altındaki çiçekli kırmızı şalvarı dizlerine kadar sıyırıp kucağıma oturuyor. Elleriyle kemeri çözmeye çalışıyor alel acele ‘’derdin neydi bu kadar sıkı bağlayacak şu kemeri çözülmüyor işte’’ diyerek söyleniyor. Kemer çözülünce hemen fermuarımı indirip elini daldırıyor sikimi avuçlayıp çıkarıyor. Hemen kucağıma iyice yerleşip eliyle sikimi tuttuğu gibi amına sokup kulağıma ‘’atları dehle aslanım’’ diyor. Aklı fikri fantezide orospunun diye düşünerek elimdeki urganı sallayıp atları sürüyorum. Düven samanın üstünde dönerken Feride abla kucağımda ileri geri, bir tarafta havanın sıcaklığı diğer taraftan Feride ablanın azgın ateşi yandım, piştim! ‘’dehhoooyttttt puştun dölüüü’’ diye bağırtı duyuyorum, kafamı çevirip bakıyorum dedem kenarda bizi izliyor. Sesten atlarda korkup daha hızlı hareket etmeye başlıyor. Feride abla kucağımdan inip düvenden atlayıp kaçıyor.

‘’Defol git gözüm görmesin seni deyyus köpeekk bundan sonra bu harman, bu düven sana haram, yıkıl karşımdan köpek oğlu azgın köpeekkk’’ diye sinirle köpürüyor dedem. Utancımdan atları durdurmadan düvenin üstünden atlıyorum ayakta duramayıp, samanların üstüne yığılıyorum sırt üstü. Kafamı kaldırıyorum önce sonra olduğum yerde doğrulurken hala dışarda olan sikimi fark ediyorum. İki elimle sikimi yerine koymaya çalışırken bana doğru arkasında düvenle koşan 2 atı görüyorum. … Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde …. Uzanıp alarmı kapattım. Feride ablayla vuruş karışlı rüyalar iyi hoşta birinde Gülseren teyze birinde Dedeme yakalanmak rüyada olsa canımı sıkmıştı. Dedemi çok severim ama nasıl hayırsız bir torunsam artık adamı normal bir rüyada görmek nasip olmuyordu. Cuma günü en sevdiğim gün daha önce söylemiştim değil mi? Akşama Behiye ablayı göreceğim onun da mutluluğu var üstümde.

Okulda aralarda Msn’yi açıp baktım bizim Derya denilen gizemli hatun gelirse diye ama gelmedi ya da bana denk gelmedi. Akşam okuldan sonra üzerimi değiştirip Ömer hocalara gittim. Köye ziyarete gelecek olan misafirlerini almak için 6’da yola çıkacakları. "Birazda alışveriş yaparız" dedi Aynur abla o yüzden erken gidiyorlar. Çocukları Agah’la Mutlu’da benimle Behiye ablalara gelecekti. Osmancan’la araları çok iyi ikisininde, Ömer hocalar gelene kadar bizimle vakit geçireceklerdi. Saat 6’ya çeyrek kala Ömer hocayla Aynur abla hazırlanıp yola çıktılar. Aynur abla giderken beyaz kot pantolon sarı spor bir bluz giymiş daha önce alışık olmadığım şekilde şık ve güzel olmuştu. Beyaz pantolon hastalığım nüksetmemesi için elimden geldiği kadar bakmamaya çalıştım. Ayrılırken çocuklar sana emanet deyip sıkı sıkı sarılıp arabaya atladı. Bana bunu yapma Aynur abla!

"Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter’’ düşün düşün ‘’Son 4000 sene içerisinde yeni hayvan evcilleştirilmemiştir’’ olmamıştı neyse ki Aynur abla ve Ömer Hoca arabaya binmiş yola çıkmışlardı. Ömer hoca kornayı öttürdü giderken ‘’dıt dıt’’ bir elim cebimde sikimin kafasını tutarken diğer elimle kaldırıp el salladım. Sonra çocuklara dönüp ‘’gelin çocuklar’’ deyip Behiye ablalara geçtim. Behiye ablanın oğlu Ferhat, eşini ve Osmancan’ın küçüğü kızını da alarak ilçeden annesini ziyarete gelmişti. En son oturup sohbet etmemizin üzerinden uzun süre geçmişti. Çok kafa dengi, efendi, delikanlı çocuktu gerçekten. Onunla aramız iyi olunca Behiye Abla’ya karşı düşündüklerim için kendimden utanıyordum. Akşam yemeğinden sonra hep birlikte oturup Behiye ablanın yaptığı kabak tatlısını yiyorduk. Tahin, cevizli kabak tatlısına bayılırım.

Bir keresinde söylemiştim Behiye abla unutmamış bir tane Kabak'da benim için almış ‘’kendin de yapar yersin’’ diyerek. Tam tatlıya başlama üzereyken kapı çaldı. Ferhat kapıyı açmaya gitti hemen geri dönüp beni çağırdı ‘’Hocam 2 dk bakar mısın?’’ diyerek. Kalkıp Ferhat’la birlikte dış kapıya gidince Jandarma ve Rahmi hocanın kapıda beklediğini gördüm. İçime birden bir bıçak gibi bir şey saplanır gibi oldu. Heyecandan ne diyeceğimi bilemedim. Jandarma komutanı beni görünce ‘’Bayram Hoca siz misiniz?’’ diye sordu ‘’Evet’’ diyebildim sadece ‘’Hocam üzerinize birşeyler alın bir yere gideceğiz, yolda anlatırım’’ dedi ve ‘’evdekilere bir şey söylemeyin telaşlanmasınlar, köyle alakalı bir şey deyin şimdilik yeter’’ dedi Ferhat’la bana bakarak. Ferhat bende geleyim diyerek benimle birlikte üzerine bir şey almak için içeriye girdi. Biz montlarımızı alırken Behiye ablayla Ferhat’ın eşi de çıkıp gelmişti.

Jandarmayı görünce korkup ne oldu der gibi bize baktılar ‘’Önemli bir şey yok köyle alakalı bir durum var gidip geleceğiz’’ deyip Ferhat’la birlikte çıktık. Jandarma arabasına binince bir süre kimse konuşmadı ‘’Komutanım olay nedir?’’ diye sordum daha fazla dayanamayarak. Komutan önce Rahmi Hoca’ya baktı sonra bana dönerek ‘’Köyden olduğunu düşündüğümüz birinin arabası Köy çıkışından 15 kilometre ileride Garip Tepesi denilen yerde uçurumdan yuvarlanmış, köy muhtarı ilçeye gitmiş dediler (Rahmi Hocayı göstererek) hocamla siz bize yardımcı olursunuz diyerek sizi de aldık hocam’’ dedi ve başka bir şey söylemedi gidene kadar. Aklıma Ömer hocalar geldi hemen telefonu çıkarıp önce Ömer hocayı sonra Aynur ablayı aradım ikisine de ulaşılamıyordu. İçimi bir korku kapladı. Gidene kadar içimden dua okudum inşallah onlar değildir diye. Bir ara aklıma komutana ‘’arabadakiler çıkarıldı mı?

Durumları ne? Bilginiz var mı?’’ diye soruları sıraladım. Komutan sadece ‘’Hocam biz köye gelirken ekipler arabaya ulaşmak için iniyordu son durumları bilmiyorum’’ deyip geçiştirdi. 15 dakika sonra Komutanın bahsettiği yere varmıştık. Önce ambulansın yanan ışığını gördüm yaklaşınca jandarma arabası, itfaiye arabası ve uçurumdan aşağı bakan bir insan kalabalığı. Bu görüntüyü görünce için ateş gibi yanmaya başladı. Hayatımda ilk kez böyle olmuşum. ‘’Allah’ım onlar olmasın, Allah’ım onlar olmasın n’olur’’ diyerek arabadan inip uçuruma doğru koştum. Bir jandarma önüme geçip engellemeye çalışır gibi olsa da onu geçip uçurumdan herkesin baktığı yere baktım, Beyaz Doblo! Ömer hocanın arabası. Yıkılmıştım. Olduğum yere çöktüm. Ambulanstan inen bir hemşire koşar adım benimle gelen komutanın yanına gitti ‘’Kadın arabaya ulaştığımızda hayatını kaybetmişti, erkek yaralıyı hastaneye götüren ekiple konuştum yolda hayatını kaybetmiş komutanım’’ dedi.

Çok kolay söylemişti. Kafamı çevirdim Rahmi Hoca ve Ferhat hemen yanımda ayakta dikiliyorlardı. Aynı sözleri onlarda duymuştu. Rahmi hoca yanıma çöküp bana sarıldı, birlikte hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladık. Aynur Abla ve Ömer Hoca ölmüştü.

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #28):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki