Hanife ebenin kocası Köse Şakir çitlerin önüne gelince durdu, beni bekledi. Ben yaklaşınca elindeki tüfeği bana doğrulttu. Oha mk! Bisikleti durdurup indim. Dilimin ucuna, filmlerdeki gibi “Vur lan, hadi vur! Erkeksen sıksana!” demek geliyordu ama götüm yememişti. Zaten böyle bir şey anca filmlerde olurdu. Onun yerine iki elimi tırnaklarımı gösterir gibi ileri uzatıp ‘’Abicim, ne yapıyorsun? Ben Bayram Hoca, tanımadın mı?’’ diye güzel güzel konuştum. ‘’Ne var?’’ dedi Şakir, silahı kıpırdatmadan. İçimden ananın amı var dedim, dışımdan ‘’Hanife Ebenin radyosunu getirdim’’ dedim. Masum bir gülümseme takındım. Başkası olsa acır, ama bu yavşakta gram tepki yoktu. Bir yandan da gözüm Hanife Ebenin merdiveninde, belki çıkar diye, ama tık yok. ‘’Getir, bana ver, sonra siktir git’’ dedi Şakir, aksi aksi. Dudaklarımı içten içe ısırdım, ama gülmeye devam ettim.
İçimden “kör gözünü sikerim senin” diye geçiriyorum ama dışımdan ‘’Tamam Şakir abi, nereye bırakayım? Hem Hanife Ebeye söyleyeceklerim vardı…’’ diye mırıldandım. Bu hafta kahvede yaşadığım tartışmadan sonra yediğim ikinci siktirdi bu. Demek ki bu bir işaretti. Karşımda dikilen Köse Şakir, tüfeğin ucunu “buraya bırak” der gibi yere gösterip sonra yeniden bana doğrulttu. "Hanife yok. Hadi, ne bırakacaksan bırak, sonra kaybol’’ dedi dişlerini sıka sıka. Cin miyim ben, nereye kaybolayım amına koyduğumun adamı… Diye içimden söylenerek bisikletin yanına gittim. Şakir şimdiye kadar hiç normal davranmamıştı ama bu seferki tavrı öncekilerden daha farklıydı. Karısının eline verdiğimi mi öğrendi acaba? Sanki siktik mk! Hadi öğrendi diyelim… Kim karısının eline verdi diye adama silah doğrultur? Haksız mıyım? Hem olanlar tedavi amaçlıydı, anlatsam anlamaz.
Nereden anlasın; tipe bak: mağaradan çıkıp gelmiş gibi. Şakir; ateş yakabiliyor, yemek yapabiliyor, 30 kelime konuşabiliyor.
Bonus: silah kullanmayı biliyor (şüpheli). Radyoyu koyduğum kutuyu kucaklayıp Şakir’in yanına doğru yürürken, eskilerin ünlü TRT spikeri Mustafa Yolaşan gibi “Şiddet çözüm değil…” diye mırıldandım. Ama etkisi olmadı; hoş, ben bile ne dediğimi duymamıştım. Kutuyu eğilip ayaklarının dibine bıraktım. O an kendimi uyuşturucu teslimatı yapıyormuş gibi hissettim. Aklımdan “malı Arap Faik’ten alıyorum” repliği geçti. Gülesim geldi, ama gülemedim. Dönüp bisikletin yanına gittim. Tam o sırada ormandan dıgıdık dıgıdık bir ses duyuldu. Sesin geldiği yeri aramak için etrafımda dönerken, baktığım yerin tam tersi istikamette Hanife Ebe belirdi. 7. Günün şafağında doğudan görünen Gandalf mısın mübarek? Atın üzerinde Hanife ebe bize doğru yaklaşıyordu.
Üzerinde, griyle kirli beyaz arası, boydan bir elbise vardı. Başımı Şakir’e çevirip yüksek sesle ‘’Bu yaptığın hiç doğru değil. Hanife Ebenin hatırına bir şey demiyorum’’ dedim sinirli sinirli. Hanife Ebe yanımıza kadar geldi. Atın üzerinde hem Şakir’e hem bana bakarak ‘’Ne oluyor burada?’’ diye sordu. Köse Şakir cevap vermedi. Hanife Ebe, atını Şakir’e doğru çevirip ‘’İndir şu silahı. Yıkıl karşımdan. Gözüm görmesin’’ dedi sert sert. Avrat ağızlı Şakir, gıkını çıkarmadan döndü götünü gitti. Hanife ebe bana dönerek “Şakir’in kusuruna bakmayasın Bayram Hoca,” dedi. Kafasını sağa sola sallayan atının yularını çekip sabitledi. Sonra gözlerini kısıp “Hayırdır inşallah, hangi rüzgâr attı seni buralara?” diye sordu. Ben gülümseyerek “Sağlık olsun, alıştım artık Şakir abinin bu huysuzluklarına. Asıl ben sizin için bir şeyler getirdim,” dedim ve kar bisikletinin arkasına bağladığım kutuları işaret ettim.
“Müsaitseniz evde göstermek isterim.” Hanife ebe atıyla birlikte etrafında bir tur döndü, sonra kısa bir “Olur,” dedi. Atını ahıra doğru sürerken seslendi “Yukarıda bekle beni. O an tavırları beni biraz ürküttü. Sanki son görüşümdeki şefkatli, anlayışlı Hanife ebe gitmiş; yerine, ilk tanıdığım günlerdeki o sert, aksi, kış ayazı gibi soğuk Hanife ebe geri gelmişti. Belki de dışarıda olduğumuz için böyleydi; kim bilir, eve girince değişirdi. Bisikletin arkasında naylonla sürükleyerek getirdiğim pikap kutusunu ve radyoyla şifa defterinin bulunduğu kutuyu üst üste koyup merdivenleri çıktım. Giriş odasına geçip beklemeye başladım. Yaklaşık beş dakika sonra Hanife ebenin merdivenlerdeki ayak sesini duydum. Nedenini bilmediğim bir heyecan vardı içimde. Biraz önceki soğuk tavrın etkisi geçmiş “Şimdi radyoyu görünce nasıl sevinecek acaba?” diye içimden geçiriyordum.
Hanife ebe kapıda göründü. Tek kelime etmeden yanımdan geçip sedirin öteki ucuna oturdu. Oysa ben büyük odaya geçmeyi bekliyordum; böyle olunca afalladım. Sessizliği Hanife ebe bozdu: “Seni dinliyorum Bayram Hoca. Çok vaktim yok, bilesin.” dedi ve arkasını sedirdeki kırlentlere yasladı. Bozulmuştum ama belli etmemeye çalıştım. Radyonun kutusunu odanın ortasına koyup yanında diz çöktüm. Cebimden Ali Dayı’nın hatırası olan, sapı keçi boynuzundan yapılma çelik bıçağı çıkardım. Kutunun koli bantlarını bıçağın ucuyla kesip açtım. Radyoyu iki kat kutuya koymuştum, getirirken karda zarar görmesin diye. İç kutuyu da açınca en üstte duran, üzerinde hiçbir yazı olmayan kara kaplı defter çıktı. Benim “şifa defteri” dediğim defter. Uzatıp Hanife ebeye verdim. Bir süre elim havada kaldı. Hanife ebe uzun uzun baktı deftere, sonra aldı, hiç açmadan yanına koydu.
İçime bir ağırlık çöktü. Yine de bozuntuya vermedim. Bu kez kutunun altından radyoyu çıkardım. İki elimle kaldırıp dizlerim üstünde dönerek Hanife ebeye gösterdim. Sesime neşeli bir ton katmaya çalışarak ‘’Zor oldu ama radyo tamamdır!” dedim. Ayağa kalkıp priz aradım. Hanife ebe ne aradığımı sormadı, sadece sessizce izledi. Radyonun eski yeri olan köşedeki sehpanın arkasında, duvarla aynı renk olduğu için zor seçilen prizi gördüm. Fişi taktım, radyoyu açtım. En son hangi frekansta kaldıysa oradaki kanal açıldı: “... Dır dır etme, vır vır etme, canımı sıkma benim, Sevdiğine pişman etme, Allah’ın yok mu senin...” Seyfi Doğanay söylüyordu. Biraz dinledim, sonra Hanife ebeye döndüm. Yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu. “Şarkıyı mı beğenmedi acaba?” diyerek frekansı değiştirdim. " Kı.. Kı.. Kı.. Kral efem... Evet sayın dinleyiciler ben Harbi Kız..
Günün sorusu soruyorum hazırsanız, En son kime, ne verdiniz bunun için pişman mısınız?.. Veeee cevaplarınızı bekliyorum, unutmayın sürpriz ödüllerimiz var…" Hemen kapattım. “Bir kanal daha denesem sesli sinemadan erotik film çıkacak galiba” diye geçirdim içimden. Yine de çalıştığını göstermiştim. Hanife ebe hâlâ sessizce izliyordu. Yalnızca “Eline sağlık” dedi. Sonra, fişi çekip radyoyu yerine yerleştirirken arkamdan ekledi “Yaman adammışsın.” Ortadaki kutuları bir kenara koyup Pikabın tahta kutusunu ortaya getirdim. Gönderirken pikap zarar görmesin diye her tarafından vidalanmıştı. Ben eve gelince açmıştım ama Hanife ebeye getirmeden biraz artistlik olsun birazda açarken heyecan olsun diye tekrar vidalamıştım. Pişman olmuştum. Yanımda getirdiğim tornavidayı kullanmak yerine kutunun üst kapağının çıkıntılı kısmına abanıp açmaya çalıştım.
Normalde böyle işlere kalkışmam, ama Hanife ebenin soğuk tavırları sinirimi bozmuş, düşünmeden davranıyordum. Bir-İki hamle sonuç vermedi. Hanife ebe, oturduğu yerden “bir yerini fena yapacaksın, bir şey getireyim onla aç" diye söylendi. Bu söz beni daha da hırslandırdı. İyice asıldım, sonunda kapak yerinden söküldü. Çivilerin yarısı tahtayla birlikte çıktı, yarısı kutuda kaldı. Kapağı kenara koyarken kan lekesi gözüme çarptı. “Herhalde zorlayınca elim kesildi” dedim içimden ama belli etmedim. İçinden pikabı ve plakları çıkardım. Artık Hanife ebeye bakmıyordum; daha fazla hayal kırıklığı yaşamak istemiyordum. Pikabı alıp radyonun olduğu sehpaya yerleştirdim, radyoyu yere indirdim. Fişi prize taktım, gramofonu patpata sarılı kılıfından çıkardım ve pikabın arkasında bulunan yuvasına monte ettim. Hanife ebenin sevdiği sanatçı Yaşar Güvenir’in plağını yerleştirdim, kolunu indirdim:
Cızt… Cızt… Kısa bir müzik “Sensiz saadet neymiş, tatmadım bilemem ki, Anlımın yazısıydın, ne yapsam silemem ki...” Bu melodiler odanın içine yayılırken Hanife ebeye baktım. İlk defa yüzünde değişiklik gördüm. Gözleri kızarmıştı, neredeyse ağlayacaktı. Söylemek istediğim çok şey vardı ama hevesim kalmamıştı. Şarkı boyunca öylece dizlerimin birinde çökmüş, ötekini öne uzatmış oturdum; sanki maç öncesi poz veren futbolcular gibi. Şarkı bitince kolu kaldırıp pikabı kapattım. “Düşündüm ki, sevdiğiniz şarkı radyoda çalmaz. O yüzden size bunu aldım. Güle güle dinleyin,” dedim, elim pikabın üstündeydi. Hanife ebe yutkunarak, “Sağ ol… Bahtiyar oldum,” dedi. Sesi artık o ilk sert tonunu kaybetmişti; içinde hüzün vardı. Ben yerimden doğruldum. Elim hâlâ kanıyordu, montumun cebine gizledim. “Müsaadenizle, vaktiniz de az madem,” dedim ve cevap beklemeden kapıya yöneldim.
Hanife ebe kalkıp peşimden geldi. Çıkarken, “Biraz dağınık bıraktım, kusura bakmayın,” dedim kutuları işaret ederek. Ayakkabılarımı aceleyle giydim. Hanife ebeden tek kelime duymayı umuyordum ama sessizliği kırgınlığımı daha da büyüttü. Merdivenlerden inerken beni takip ediyordu. Bisikletimi göstererek, “Güzelmiş, sen mi yaptın?” diye sordu. “Yok, emanet,” dedim ve bisikletin arkasında bağlı duran naylonu çözmeye koyuldum. Elimin kanı naylon bulaşınca Hanife ebe fark edip yanıma geldi "elin kanıyor hayırdır" dedi, bende kanayan elimi çevirip " Önemli değil, eski bir yaraydı. Üstü açılmış sadece,” diyerek geçiştirdim, naylonu topraklayıp bisiklete oturdum "dur nereye, bir bakayım diye yanıma geldi" Hanife ebe elime uzanıp kaldırdı ‘’Taze yara bu. Fena kesmişsin. Böyle gitme, temizleyelim." deyip cık cık cık yaptı üzülmüş gibi. " Elini uzatıp beni hafifçe çekti gel der gibi.
Ben ise inat ettim “Yok, arabaya geçince sararım. Hem arkadaşım ilçeden gelecek, onu karşılamam lazım. Dolmuşuna yetişeceğim,” diyerek yalandan saate baktım. Hanife ebe inanmamıştı "burda kal, beni bekle, böyle göndermek yaraşık olmaz" deyip hızlı adımlarla merdivenlere çıkıp eve girdi. İçimden bir ses, “Git Bayram, durma, git” diyordu. Bisikletin pedallara bastım. Ağaçların arasına girerken, Hanide Ebenin merdivenin başında bana baktığını görmesem de hissedebiliyordum. Arabanın yanına vardım, bisikleti bagaja attım, hiç oyalanmadan yola çıktım. Dikiz aynasında peşimden atlı biri geliyormuş gibi bir anlık hayal gördüm ama umursamadım. Gaza bastım. Eve varınca üzerimi bile çıkarmadan koltuğa uzandım. Elim sızladıkça kendime geldim. Sıcak suyla yıkadım, derin kesikti. Kıymıklarla dolmuştu. Cımbızla uzun süre uğraştım, sonunda sardım. Bugün olanları hatırlamak bile istemiyordum.
Masanın üzerinde Hanife ebenin radyosundan çıkardığım parçalar hâlâ duruyordu. Bir poşet getirip hepsini içine doldurdum. “Bundan sonra radyo dinleyen Bayramı siksinler” dedim kendi kendime Televizyonu açıp koltuğa uzandım, bir yemek programı buldum, izlerken dalmış gitmişim. Çok geçmeden telefon çaldı. Ekrana baktım, Fatoş abla. Doğrusu gönlümden pek açmak gelmiyordu ama bu seferde açmazsam Fatoş ablayla temelli arayı açacaktım. Açtım telefon kapanmadı. Fatoş abla: Ooo maşallah! Demek ki benim telefonlar da açılabiliyormuş, (gülerek) Ben: abla sana açılmayan telefonun amına koyum. Bu seferde açılmazsa kesin kırardım telefonu Fatoş abla: eyvah eyvah aman hocam noldu sana (gülerek) hem boş ver telefonu benim anıma koy sen!
Ben: olur abla, ne zaman saat kaçta? Fatoş abla: hah şöyle ya böyle konuş benimle. Telefon falan köpeğin olsun en iyisini alırım ben sana.
Bugün akşam bizimkiler ilçeye gidiyor, kasımın bacısında kalacaklar iki gün, okulda tatil Ben: iki gün benimsin yani Fatoş abla: aynen! Seninim. Mayam cımbıldadı kaç zamandır, yarağın gözümde tütüyor Ben: (benimki kalkmıştı) bu sefer götten sikerim ama! Fatoş abla: Amım, götüm kurban olsun hocam. Akşam dokuzdan sonra burada ol.
Bekletme Ben: tamam abla kaldırıp geleceğim söz Fatoş abla: (gülerek)hayvan! Bekliyorum. Görüşürüz!
Ben: Görüşürüz abla! Hanife ebenin sinirini Fatoş abladan çıkaracaktım anlaşılan. Şanslı kadındı Fatoş abla onun da işine gelirdi böylesi. Saat daha 3. Fatoş ablaya gitmeme 5-6 saat var. Telefonu halının üzerine koydum, koltuğa uzandım. Uykuya daldım. Uykumun içinde bir at sesi çınladı. Gözümü açtım. Rüya değildi! Aklıma nedense İsmail abi geldi. Daha önce eşekle gelip almıştı beni. Atı da var mıydı acaba? Telefona uzanıp baktım kapanmış.
Doğrulup kolumdaki saate baktım saat 20:20. Böyle denk getirdiğime göre birisi beni düşünüyor olmalıydı. ‘’Bayram Hoca’’ diye bir ses duydum. Hanife ebe! Onun sesi. Koşarak kapıya gittim. O kadar kızgınlık dargınlık yine de içimde garip bir his. Kapıyı açtım, siklemez gibi görünmeye çalışıyordum. Kapının önünde atının üstünde, baştan ayağa siyahlar içinde Hanife Ebe duruyordu. Ya pikabı çalıştıramadı, teknik destek almaya geldi ya da beni dağa kaldıracak… Üçüncü bir ihtimal gelmiyordu aklıma. ‘’Bayram Hoca’’ dedi Hanife ebe, altındaki at kafasını sağa sola sallıyordu, yuları çekti sabitledi, gözü sarılı elime kaydı ‘’benim eve gel’’ dedi atıyla birlikte yine etrafında bir tur dönüp ‘’yol ayrımında bekliyorum seni, oyalanma!’’ deyip basıp gitti. Kadın resmen irademi ele geçiriyordu. “Hayır” demek bile gelmedi aklıma. İçeri koştum, üstüme beyaz tişört, mavi kot pantolon ve o Deniz Gezmiş modeli haki montumu geçirdim.
Montu giyerken kendi kendime mırıldandım: “Umarım Hanife Ebe sağcı değildir.” Saate baktım 20:38! Eyvah! Fatoş ablayla sözleşmiştim. Yapacak bir şey yok, bir yolunu bulup kendimi affettireceğim artık. Telefonu çıkardım kapanmış. Hay mk aksilik bütün işler ters gidiyor. Hanife ebe de bastı gitti beni bekliyor. Telefonu açma düğmesine bastım, açıldı etti derken kendine gelmesi 1-2 dakika. Arabaya atladım. Fatoş ablayı yolda arar bir yalan uydururum artık. Yalan ağzımıza yuva yapmış nasılsa. Telefon açılınca arabanın hızını azaltıp, rehberden Fatoş ablanın numarasını bularak ara tuşuna bastım, hop kapandı! Bu sefer şarj bitmişti. Böyle şansın mk. Şarj aleti de evde, dönüp alamam. Hanife ebede ince uçlu şarj aleti var mıdır acaba? Yol ayrımına yaklaştığımda farlarımın ışığında Hanife Ebe belirdi. Atının üstünde, heykel gibi hareketsiz duruyordu.
Her haliyle büyüleyici, insanın nefesini kesen bir görüntüydü. Arabayı her zamanki gibi ağaçların altına park edip indim. Hanife ebe ‘’atla’’ dedi. Normalde böyle emirli konuşulmasından hiç hoşlanmam ama Hanife ebe olunca bir şey de diyemiyorum. Bir hamlede kendimi atın üstüne atmaya çalıştım; ellerim bir yanda, ayaklarım diğer yanda mal gibi sarkıp kaldım önce. Neyse ki Hanife ebe dönüp bakmıyor. Ellerimi atın sırtına bastırıp, zorlaya zorlaya bir dizimi atın üstüne koyup doğruldum. Atın sırtına koyduğum dizimi atın diğer tarafına atınca biraz sert biraz dengesiz şekilde oturduğum için refleks olarak Hanife ebeyi kucaklamak zorunda kaldım. Hanife ebe ses etmedi kafasını yan çevirip geri önüne döndü atını dehledi. Ben de onun sessizliğinde, istemeden de olsa ona sarılı kalakaldım… Eve yaklaştık, kocası köse Şakir görünürde yoktu. Hanife ebe atı doğruca evin arkasındaki ahıra götürdü.
Önünde tahta çit çevrili, kahverengi renk, 1 kapısı ve 3 penceresi olan (hepsi de kapalı) bir ahır. Hanife ebe bana ‘’inebilirsin’’ dedi. Bir ayağımı diğer tarafa atıp kendimi yüksekten bıraktım. Hanife ebe çitin açık kapısından geçip ahırın kapısının önünde durdu ve attan atladı. Ahırın kapalı kapısını açıp atı yularından çekerek götürdü. Bir iki dakika içerisinde içeriden ellerini çırparak döndü ve yanımdan geçerek evin yolunu tuttu. Hanife ebe önde ben arkada merdivenleri çıktık. Antreye girdiğimizde gözlerim radyoyu ve pikabı aradı; ikisi de yoktu. Hanife ebe duraksadığımı fark edince bana döndü, gel işareti yaparak büyük odaya girdi. Ben onu takip ederek içeri girdim, doğruca yeşil sedire oturdum. Sabahki olanlar aklıma geldi. Hanife ebenin gözünün içine bakarak defteri verişim, radyonun çalıştığını gösterişim sonra pikabı açıp sevdiği şarkıyı açışım…
Film şeridi gibi geçti gözümden. Ben ev ev dolaşıp öteberi satmaya çalışan bohçacı çingene karılar gibi şekilden şekile girerken, Hanife ebe gıkını çıkarmadan oturup izlemişti sadece. O an göğsümde kocaman bir taş belirdi. “Keşke gelmeseydim” diye geçirdim içimden. Hanife ebe geldi yanıma oturdu. Gözlerime baktı simsiyah gözleriyle. Sabahki halinden eser yoktu. İkizimi var bu karının anlamıyorum ki, bir bakıyorum aksi, buz gibi soğuk bir bakıyorum anlayışlı, pamuk gibi… Sarılı olan elime uzanıp bandajı çözdü, yaranın üzerinde elini gezdirip baktı yanımdan kalkıp odanın bir duvarını kaplayan raflardan küçük bir kavanoz ve beyaz bir bez alıp geldi. Siyah kapaklı, 3-4 parmak büyüklüğündeki kavanozu açıp elime sürdü. Süzme bal gibi koyu sarı renkte bir kremdi. Getirdiği beyaz bezi gevşek bir şekilde elime doladı. ‘’Bana kırgınsın biliyorum’’ dedi.
Bir şey demedim, yerde duran kırmızı kilimi inceliyordum. Elini uzatıp çenemi yukarı kaldırdı. Göz göze geldik ‘’Sağ ol” dedi. Sesi titriyordu. “Farkındayım, geç kaldım ama sağ olasın.” dedi biraz mahcup biraz minnetle bana bakıyordu. ‘’Önemli değil’’ diye fısıldadım, “Önemli” diye karşılık verdi Hanife ebe. Gözleri bu kez yumuşamıştı. Hanife ebe: birinin beni sevindirmek için bir şey yapmasının üzerinden uzun zaman geçti Ben: Mutlu olduysan sevindim Hanife ebe: Oldum. Hem de çok! Bugün olanlar kalbini kırdıysa… Bağışla beni. Çok pişmanım! Gözlerinden yaş süzüldü. İçimdeki buzlar eridi onu öyle görünce Ben: Canın sağ olsun. Gözlerindeki yaş bana yeter. Affettim! Yaşlar yanaklarından süzülürken elimle sildim. Soğuktan donmuş halde ateşin başına gider elini uzatırsın, elinin sıcaklığı tüm vücuduna yayılır ya. Aynısını hissettim. Hanife ebeye dokunduğum elimin sıcaklığı tüm vücuduma yayıldı, içime bir heyecan, cesaret geldi.
Uzanıp Hanife ebeyi dudağıyla yanağı arasına hafif bir öpücük kondurdum. O kımıldamadı, sadece gözlerini benden kaçırdı. Ne yapacağımı bilemedim. Kararsızlık çöktü üzerime. Normalde ilk öpücükten sonra diğer kişi yapışır öperdi filmlerde ama gerçekte öyle olmuyormuş demek ki. Dayanamadım, elimi çenesine koyup yüzünü bana çevirdim. Bu kez gülümsedi. Elimden tutarak ayağa kalktı. Çifte ahşap kapıdan geçtik. Hamama gidiyoruz diye düşündüm fakat hamamın kapısını geçip solda bulunan iki kapıdan en uzaktakini açıp içeri girdik. Yatak odası! Odanın içi ağır bir ihtişamla kaplıydı. Koyu kahverengi işlemeli ahşaplar, ortasında dört direkli, üstü çatı gibi kapalı büyük bir yatak, yan tarafta bir masa, karşıda koca bir dolap… İçeri girince kalbim hızlandı. Hanife ebe elimi bırakmadan yatağa götürdü beni. Çok heyecanlıyım ama üzerimde çok fena utangaçlık hali var.
Yatağın yanında varınca karşılıklı dikildik. Sevişmenin ilk adımı öpücükle başlar fakat ayaktayken Hanife ebe benden uzun. Onu öpmem için zıplamam gerek neredeyse, gözüm kesmiyor, tabure gibi bir şey olsa çaktırmadan basıp çıksam ya da en azından Hanife ebe yatağa otursa, uzansa ama yapmıyor. O da benden farksız utanıyor ama bu şekilde bekleme halini yine önce o bozuyor. ‘’Hadi’’ dedi ‘’çekinme, olacak olan olsun’’ diye bitirdi lafını. Benim için başlama fişeği oluyor bu söz. Biraz gözüm kesse kucaklayıp yatağa atacağım ama Hanife ebe neredeyse 1 karış uzun benden ve enine boyuna dolgun, onu güç kullanarak yatırıp kaldırmam imkânsız maalesef. Naim Süleymanoğlu olsam belki. Düşünme icraata geç diyorum kendi kendime! Yoksa sıkılıp vazgeçecek kadın. Üzerimdeki yeşil kabanı ve elimde sarılı bezi çıkarıp olduğum yere bıraktım. Hanife ebeyi belinden tutarak önce yatağın kenarına oturtup sonra uzanması için elimle yönlendirdim.
Üzerine doğru uzanarak dudaklarından öptüm önce, derin derin inip kalkan göğüs kafesinden heyecanı apaçık görülüyordu. Köse Şakir gibi kocadan sonra benle sevişmek eşekten inip ata binmiş etkisi yaratıyor muhtemelen. Öpüşme devam ettikçe utangaçlığım kayboldu, yavaş yavaş işi ilerletip elbisesinin üzerinden önce göğüslerini sonra bacaklarının arasını okşadım. Bacaklarının arasındaki sıcaklık elimi yakmıştı. Mecazen değil gerçekten yakıyor. Öpüşmeyi bırakıp ayağa kalktım. Yatakta uzanan Hanife ebenin üzerindeki simsiyah elbiseyi eteğinin ucundan tutup beline doğru sıyırdım. Hanife ebe doğrularak oturdu, elbisesinin bel kısmında bulunan kemerini çözdü, beline kadar sıyrılmış elbisesini kafasının üstünden çekip çıkarttı. Elbisesi çıkarken başındaki örtüde elbiseyle birlikte sıyrılıp çıktı. Yarısı beyazlamış omzuna kadar gelen uzun, dalgalı saçları görülüyordu.
Üzerinde vücuduna yapışmış, beyaz renk içlik var, sanki derisi gibi. Hanife ebe önce üzerini çıkarttı oturduğu yerden. Kafasından çıkartırken yukarı toplanan memeleri elbiseden elbise den kurtulunca aşağı bıraktı birden kendini, çok büyükler! Canlı gözle gördüğüm en büyük memeler. Büyüklüğünden biraz aşağı sarkmış ama top gibi yuvarlak görüntüsü. Pembe meme uçları ve meme uçlarının etrafını kaplayan avucumun içi büyüklüğünde kahverengilik. Yumulmamak için zor tutuyorum kendimi. Gözüm memelerinden Hanife ebenin kalçasına ve kasıklarına tamamen yapışmış, altındaki beyaz içliğe kaydı bir an. Bacaklarının arasında amı belli oluyordu içliğin altında. Beyaz pantolon hastalığı sonrası diğer hastalığım nüksetti. Çocukken Eczacıbaşı kadın voleybol maçlarını izlerken kaptığım hastalık, şorttan belli olan am hastalığı. Gerçi bu her erkeği etkiler ama ben kendim için konuşuyorum bayılırım bu görüntüye.
Hanife ebe sırt üstü uzanıp elini altındaki içliğin üzerine götürdü, kalçasını kaldırarak içliği aşağı sıyırıp ayaklarını bana doğru uzattı ve "çek" dedi bana. Dizine kadar inmiş beyaz içliği çekip çıkardım. Elimde içlikle bir süre dondum kaldım. Hanife ebenin kalın bacakları arasındaki bir avuç amı ortaya çıkmıştı. Beyaz bacaklarının arasında üçgen şeklinde belirgin bir kabarıklık, bu kabarıklığın arasında parmak boyutunda içeri göçmüş düz bir çizgi gibi amı vardı. Amını dudakları belli olmuyor. Amının hemen üzerini kaplayan saçları gibi yarısı beyazlamış amının kılları. Yattığı yerden amının bir karış üzerinde göbeğinin kırışıklığı belli oluyor. Onun dışında kusursuz bir vücut. Şaşkınlıkla "At gibi karı" lafının karşılığını tam anlamıyla dolduran bir görüntüye bakıyorum. Hayal ettiğimden bile daha güzel, beyaz bir ten, büyük yuvarlak göğüsler, dolgun ve şekilli kalçası, kalın bacakları ve kabarmış amıyla yaşıyla hiç alakası olmayan bir kadın.
"Sen neyi bekliyorsun" deyince gözlerimi Hanife ebenin amından zorla çekip hızlıca üzerimdeki elbiseleri çıkarttım. Kalkmış sikimi gören Hanife ebe yatağın ucundan doğrulup uzandı, sikimden tutup beni kendine doğru çekti. Ben ayakta dikilirken o sikimi kedi yavrusu sever gibi oynadı bir süre. Bilerek yukarı aşağı salladım sikimi, Hanife ebe kafasını kaldırıp bana bakıp gülümsedi. Ağzına alacak mı diye bekledim yapmadı o an. Sabırsızlanarak yatağın üzerine dizlerimle çıkıp Hanife ebeyle birlikte yan yana uzanarak dudaklarına yapıştım. Hanife ebenin başlangıçtaki çekingenliği kaybolmuş, bu sefer öpüşmeye karşılık veriyordu, kendimi sakınmasam dudaklarımı ısıracak neredeyse. Dudaklarından ayrılıp boynunu ve kulak memesini emerek geziyorum, oradan göğüslerine inerek uçlarını önce dilimle yavaş yavaş yalıyor sonra ağzıma sokarak emiyordum. Altlarından kavrayarak memelerini birleştirip bi birini, bi birini yaladım sırayla.
Hanife ebe ses çıkarmıyor ama yattığı yerden kafasını kaldırıp beni izliyordu memelerini emerken. Ben emdikçe göğüslerinin damarları belirginleşti, göğüs ucundaki pembelik koyulaşıp kırmızıya dönüşmüştü. Göğüslerinden öpücüklerle göbeğine, oradan bacaklarının arasına indim. Bacaklarını ellerimle ayrılıp biraz daha geri giderek kafam tam amına denk gelecek şekilde uzandım. Amının üzerinde parmaklarımla daireler çizerek okşadım önce. Hanife ebe kalçasını geriye doğru kaçırdı, uzandığı yerden doğrulup oturdu beni kendine çekti gel der gibi. Alışık değil buna belli ki, amını oynamayı bırakıp kafamı kaldırarak ‘’rahat ol, uzan sen’’ dedim. Bana bakıp zorda olsa dediğimi yaptı. Elleri göbeğinin üzerinde sırt üstü uzanınca bende tekrar kafamı indirip bacaklarının arasına girdim. Bacaklarının arasında vücudunun beyazlığına göre biraz daha esmer duran üçgen şeklinde, kabarmış, yumuşacık amının yanaklarını iki elimle tutup ayırdım.
Düz çizgi şeklindeki amı ayrılınca içindeki sulu pembeliği ortaya çıktı. Sular sünüyor arasını açtıkça. İyice sokuldum, dilimi uzatıp boydan boya yaladım güzel amcığını. Hanife ebe huylanıyor amına dokundukça, geri geri kaçırıyor kalçasını, inat ettim o geri geri kaçtıkça tekrar yanaşıp dilimle amını kovalayıp yakaladıkça üzerinden yaladım. Bir ara elleriyle kafamı itecek gibi oldu Hanife ebe ama sonra bıraktı. Yattığı yerde duramadı, tekrar dirsekleri üzerinde doğrulup izlemeye başladı. Ben amını iç dış yalarken "çok kurcalama bozacaksın" diyecek sandım bir an. Olayın zevkine kaptırmıştı kendini. Ben amına gömülmüş yaladıkça Hanife ebe kalçasını sabit tutmakta zorlanıyordu. Alışık olmadığı her halinden belli. Bir şey diyecek gibi ama diyemiyor, kendini bıraktı tekrardan yatağa. Mahalle çeşmesi gibi yaşamaya başladım başlayalı suyu eksik olmadı, ben yaladıkça geliyor içinden.
Birkaç kez dört parmağımla şap şap tokatladım amını, suları yüzüme sıçradı. Elleri ayakları gibi amı da bedenine göre küçük Hanife ebenin. Sahibinden az kullanılmış cillop gibi am. Amının üzerindeki tüylerdeki beyazlıklar harici yaşını gösteren en ufak bir iz yok vücudunda. Varsa da azgınlığım gözümü kör etti o an, bilemiyorum! Amını emdikçe kalçalarının oynaması arttı, bazen sağa sola bazen kaldırır gibi oluyor, sıkı sıkı yapıştım baldırlarından bıraksam kaçıp gidecek. Hanife ebe uzatmış olduğu iki ayağını da kendine çekerek katladı, ayak bileklerinden tutup iyice iki yana ayırdım bacaklarını. Büyük kalçalarının arasında gömülmüş götünün deliğinin koyuluğu belli oluyordu ilk kez. Amının suları artıyor emdikçe, bacaklarını kapatıyordu zevkten, onun bu hali daha da hırslandırdı beni, dudaklarımla iyice vakumladım amını. Ayaklarının arasındaki kafamı kafamı sıkıştırdı bir ara.
Hiç sesi çıkmıyor sadece derin derin nefes alışını duyuyordum. Daha fazla dayanamayacağım, doğrulup bacaklarının arasına girdim. Üzerine uzanıp dudaklarından öptüm, öpüşmeye devam ederken parmağımı kasılmış olan amcığına daldırdım, ıpıslaktı. İrkildi, kaçmaya çalıştı yapıştım belinden bırakmadım. Kaçamayınca elimi tutup amından çekmeye çalıştı Hanife ebe. Bacaklarının arasında doğrularak kalkmış sikimi emilmekten sulanmış içinin pembeliği iyice belli olan amına dayadım. Hanife ebe gözleri kapalı kafası yana çevrilmiş yatıyordu, aldığı zevki belli etmemeye çalışır gibi bir hali vardı. Sikimin kafasını amına bastırınca kapalı gözlerini açıp baktı. Sevişmeye başladığımızdan bu yana ilk kez göz göze geliyorduk. Simsiyah gözlerine bakarak yavaş yavaş girdim amına. Artık benimsin Hanife ebe. Kafamda ‘Tabib Sen Elleme Benim Yaramı’’ şarkısı çalışıyor.
Beklediğimden daha çok zorlanıyorum Hanife ebenin amına girerken. Kayıp gitmesi lazım ama aksine daha çok bastırmam gerekiyor. Sanki toprağa kazık çakarken ucuna taş gelmiş gibi ilerlemiyor. Hanife ebeye karşı cinsel olarak çekim hissettiğim ilk andan itibaren ‘’gözüme tatmin edilmesi zor bir kadın olarak görünmüştü her zaman’’ heybetinden dolayı. İzlediğim pornoların etkisinden olsa gerek. Bu yüzden bazen kendi kendime senin kalemin değil Bayram deyip onun hayalini bile kurmaktan vazgeçiyordum. Hakkını veremedikten sonra rezil olmanın gereği yok. Ama şu an fark ediyorum ki düşündüğümle alakası yok, içine girerken ki darlığı hissediyorum. Bana bir özgüven veriyor. Ama daha çok şaşırıyorum doğrusu. Amına bastırdıkça Uff Uff diye sayıklıyor Hanife ebe. İlk kez nefes alıp vermek dışında sesli tepki veriyor. Acıyor mu zevk mi alıyor kararsız kalıyorum ama sonunda tamamen içindeyim.
Kasıklarımız birbirine yapışık durumda, ellerimi Hanife ebenin iki yanına uzatıp amında yavaşça gir çık yapmaya başlıyorum. Arada sağa sola hareket eden koca memelerini emiyorum. Hanife ebe hoşuna gitmiş olacak ki elleriyle kafamdan tutup bastırıyor memelerinin üzerine. Amı gir çık yaptıkça sikime alışıyor, artık daha rahatım, hızımı arttırıyorum. Dolgun vücuduna girdikçe şap şap sesi dolduruyor odayı. Şakir abi duyarsa koşar gelir, demek ki evde değil. Sikimde de değil! Hanife ebe inlemeye ve kasılmaya başlıyor ben amına girip çıktıkça, adeta ağlar gibi çıkıyor bir ara sesi. Kendini kaybedip kollarımı sıkıyor, parmaklarının izi çıkıyor kollarımda. Taşaklarıma oradan baldırlarıma doğru bir ıslaklık hissediyorum. Hanife ebenin bu hali çok fena yaptı, amının kaygan sıcaklığından sikimi zorla ayırabiliyorum, tam boşalmak üzereyken amından çıkarak sikimi elimle tutup göbeğine ve göğüsleri üzerine boşalıyorum.
Üzerimdeki zevk halinden kurtulana kadar neredeyse kıpırdamıyorum. Gözlerim kapanmış, kafamı zevkten geriye doğru atmış bekliyorum bir süre. Gözlerimi açınca beni izleyen Hanife ebeyle göz göze geliyorum. Yüzündeki gülümsemeyi görmek, içimdeki "acaba hatamı yapıyorum?" düşüncesinin son kırıntılarını alıp götürüyor. Bacakların arasından çıkarak Hanife ebenin yanına, kafamı elimin üzerine koyarak yan uzanıyorum. Hanife ebe bir eliyle üzerindeki spermleri oynarken tavana izliyor. Çıplak halini süzüyorum fırsattan istifade baştan aşağı. Şifada usta ama sikişte acemiydi. Ya da ilk seferin utangaçlığı yüzünden böyleydi, gelecek sevişmelerimizde öğrenirim kesin cevabını. Sonunda bana doğru dönüyor Hanife ebe, yüzündeki küçük gülümsemesi büyüyor bana bakarken, bembeyaz dişleri ortaya çıkıyor. Gülümsemesine gülerek karşılık veriyorum, ellerimle memelerini sıkıyorum.
Ben: Seni öyle çok hayal edip istedim ki anlatamam. Şimdi ise yanımdasın. Açıkçası biraz da korkuyordum senden! Hanife ebe: (Kafasını çevirip tekrar tavana bakıyor) Buraya ilk geldiğin gün (derin bir nefes çekip bırakıyor) seni gördüğüm ilk an bu anın geleceğini biliyordum. Kaçmak için çok çabaladım. Ama yapamadım.
Ben: Dün ki tavırlarının sebebi bu muydu? Hanife ebe sadece kafasını sallıyor Ben: Pişman mısın peki? Hanife ebe: (Bana dönerek) Evet!
Ben: gerçekten pişman mısın? (Yattığım yerden doğrularak) Hanife ebe: Evet gerçekten pişmanım. Dün senin olmadığım için, bugüne kaldığı için pişmanım Gülüyorum. Kendimi tekrardan yatağa bırakıyorum Ben: Nasıldı peki? Hayal ettiğin gibi miydi? Hanife ebe: Uzun zaman oldu böyle hissetmeyeli. 30 yıl geçmiştir en son münasebetimin üzerinden Ben: Gerçekten mi? Hanife ebe kafasını evet anlamında salladı
Ben: Peki şeyy kocan, Şakir abi? Hanife ebe: Kocam değil o, köylünün uydurması! Sonra anlatırım. Hem boş ver onu. Sen ne hissediyorsun? Pişman mısın?
Ben: Pişman mı? Rüya da gibiyim(gülerek) Ben gülünce Hanife ebede güldü.
Ben: En çok ne hoşuna gitti? Hanife ebe: Hepsi güzeldi. Ama oramın yalanması (elini amının üzerine götürdü utanarak) garipti! Hem seninnn (kalkık sikimi göstererek) bu neden hala böyle?
Ben: Neden olacak, sana daha doymamış demek ki (gülerek) ‘’Doyuralım o zaman garibi’’ diyerek Hanife ebe yattığı yerden yanaştı, vücudunu bana yapıştırdı, dudaklarımız tekrar kenetlenmişti. Bir anda elini sikime götürüp, sikimi gövdesinden kavradığı gibi amına sürtmeye başladı. Acele etmemesini söyledim, "Yalamak ister misin?" dedim. "Daha önce hiç yapmadım ki!" dedi. "Dondurma yediğini düşün, tıpkı dondurma yalar gibi yalayacaksın." dedim.
Hanife ebe ürkek ürkek doğruldu, kucağıma doğru uzandı ve sikime baktı, "Bunun hepsi ağzıma sığmaz." dedi. "İlla hepsi olmak zorunda değil ama sığdırmak istersen sığdırabilirsin." dedim. Eğildi, dilini yavaş yavaş sikimin başında gezdirmeye başladı. Dili yanıyordu, dilinin sıcaklığını sikimin başında hissetmiştim. Artık yavaş yavaş ağzına almaya başladı. Sikim yarısına kadar ağzındaydı ve sikimin küçük diline değdiğini hissetmeye başladım. Bunca sene sonra sevişen bir kadın için fena değildi. Boşalmam an meselesiydi! ‘’Gelsene’’ dedim elinden tutup kucağıma doğru çektim. Hanife ebe yüzü bana dönük şekilde iki bacağının arasına beni aldı. Alttan sikimi tutup amına yerleştirdi. Ağırlığını verince sikim amında hokuz pokuz kayboluverdi. Ellerini dizine koyarak, dizleri üzerinde oturup kalkmaya başladı. Amındaki sikim bir ara dışarı çıkınca hızlıca avuçlayıp tekrar soktu amına.
Sikimin üzerinde oturup kalkıyor yavaş yavaş ritmini arttırırken, diğer yandan elleriyle yukarı aşağı sallanan memelerini tutuyordu. Memelerinin sallanmasını izlemek için ellerine ellerimi kenetledim. Hanife ebe ata biner gibi gidip gelmeye başladı. Çabası ve kondisyonu çok iyiydi. Ne zaman duracak diye bekliyordum ama uzun süre durmadan devam etti. Yorulunca ellerimle kalçasından kavrayarak sikimi alttan yukarıya doğru amına vurdurmaya başladım. Bir ara öyle bir hızlı çarptırıyordum ki, kasıklarım ağrımaya başladı. Birkaç vurdurmadan sonra Hanife ebenin amından akan sular sikimi, taşaklarımı ıslattı ve daha da kayganlaştırdı. Kaçıncı boşalmasıydı bu gece merak ediyordum. Kendimi göstermek için yorulsam da durmadım, kalçalarını avuçlarımın içine alıp sıkı sıkı yapıştım, amına dikiş makinesi gibi saydırıyordum. Sikim amından dışarı fırlayınca Hanife ebe sonunda "Ooof dur biraz, bende hiç hal kalmadı!" dedi.
Üzerime eğildi dudaklarımdan öptü ‘’kendin gibi genç görme beni’’ dedi öpmeye devam etti. Uzanıp sikimi amına dayadım, bir iki denemeden sonra deliği tutturup içine girdim. Hanife ebe kalçasını üzerime iyice bastırarak ileri geri yapmaya başladı. Ellerimle kalçasını tutup ayırdım, bir parmağımla götünün deliğini parmaklamaya çalıştım, Hanife ebe ‘’onu yapma’’ dedi. İki elimle belinden sıkı sıkı sarılarak yatakta ters çevirdim. Bacaklarını aralayarak arasına iyice yanaşıp bir elimle sikimi tükrükledim. Şınav çeker gibi uzanıp sikimi elimle tutmadan amcığına birkaç kez sürterek deliğine ayarladım ve bir kerede dibime kadar geçirdim. Hanife ebeden ince bir zevk çığlığıyla karışık derin bir, "Ohhhhh!" sesi geldi. ’’Fena yaptın beni’’ dedim, sert hareketlerle sokup çıkarıyordum. "Oyyy, yandım anammm! Öldüm… Mahvoldum…’’ diye söylendi Hanife ebe.
Sikim uyuşmuş gibiydi, boşalmak üzereydim. ‘’Geliyorum’’ dedim gözlerine bakarak. Gözlerini kapatıp açtı Hanife ebe tamam der gibi. Kasıklarından tutup kendime doğru çektim ve sikimi sokup çıkarmayı hızlandırdım, son bir kez dibine kadar yüklendim ve içine boşaldım. Boşalmam bitince içinden çıkmaya niyetlenmiştim ‘’kal öyle’’ dedi Hanife ebe belime sarıldı, bende kafamı memelerine koyup kendimi bıraktım. Bir süre öyle kaldık. Hanife ebe: Gece burda kal, burdan gidersin okula Ben: Okul iki gün tatil Hanife ebe: İki gün burdasın ozaman Ben: (Doğrulup gözlerine baktım) Kabul. Ama iki gün istediğim gibi yaparım! Hanife ebe: Ne yaparsın (gülerek) Ben: Yaparım işte…sikerim (gülerek) Hanife ebe: Sikersin.
Kabul Ben: Hamamda da yaparız! Hanife ebe: Yaparız.
Kabul Ben: Bir de … Götünden de yapar mıyız? Hanife ebe: istiyor musun?
Ben: Evet. İsterim
Hanife ebe: Sen istersen yaparız. Sarıldım öptüm. Biraz daha bu şekilde bekledikten sonra Hanife ebenin içindeki amım küçülmüş kendiliğinden çıkmıştı. Kalkıp Hamama gittik birlikte. Bu sefer bende Hanife ebeye kese attım. Götünü merak ediyordum. Sevişirken birkaç kez niyetlenmiştim ama iri kalçalarının arasında görme fırsatı olmamıştı. Kese bahanesiyle merakımı gidermiş oldum. Keseden sonra hamam taşı üzerinde biraz müstehcen şeyler yaşandı şimdi onları da uzun uzun anlatıp kafanızı şişirmeyim, tek şunu söyleyeyim ama götten vermedi Hanife ebe ‘’başka zamana’ ’dedi. Olsun beklerim. Hamamdan sonra yatağa geçtik direk olarak. Biraz önce uykuya daldı Hanife ebe. Aynı yatakta uyuyoruz. Arada dönüp ona bakıyorum. Bu kadından bir ara korkuyordum. Hayret! Klasik bir motivasyon sözü vardır, mutlaka duymuşsunuzdur ‘’korkularınızla yüzleşin’’ diye.
Ben ise ‘’korkularımla sevişiyordum!’’... Olayı biraz yanlış anladım sanırım. Alem adamım. Bana müsaade. Ben uyuyorum! ** Kapıyı tıklatıyorum. Çok geçmeden Aynur abla kapıyı açıyor. İçeri buyur ediyor gülen yüzüyle. Mutfakta Behiye ablayı görüyorum, servis tabakları önünde, sarmaları tabaklara dolduruyor. Salona gidiyorum doğruca, Fatoş abla sehpaları diziyor, beni görünce gülüyor hoş geldin deyip sarılıp öpüyor beni. Kasım abi ve Ömer Hoca yan yana tekli koltuğa oturmuş konuşuyor, beni görünce ayağa kalkıp sırayla benimle tokalaşıyor. Ömer hoca yakınındaki üçlü koltuğu gösteriyor eliyle "buyur hocam" diyor. Ben otururken Aynur abla, Behiye abla ve Fatoş abla ellerinde servis tabaklarıyla içeri giriyor. Tabakaları sehpalara koyunca Fatoş abla ve Behiye abla karşımdaki ikili koltuğa oturuyor. Aynur abla çayları alıp geliyorum ben deyip içeri giriyor tekrar.
Karnım gurulduyor, açım! Önümde sehpadaki tabağı uzanıp kucağıma alıyorum sarma, börek, revani, kurabiye birde mavi hap var. Mavi hap! Elime alıp bakıyorum, bir yanlışlık olmuş sanırım. Kafamı kaldırıp yanımda Kasım abiyle laflayan Ömer hocanın tabağına göz atıyorum onda da var. "bu ne?" diyorum elimdeki hapı kaldırıp. Fatoş abla "ha o viagra! Gürcistan'dan getirdik gelirken’’ diyor sonra Behiye ablayla konuşmaya devam ediyor. Çok normal bir şey gibi söyledi Fatoş abla. Odadakilere bakıyorum benim dışımda garipseyen yok bu durumu. Fatoş ablanın Behiye ablayla konuşmasına kulak kesiliyorum Fatoş abla: normalde bir kere yalap şaşap siker uyurdu, bunu içince 2 postadan aşağısı yok çok şükür Behiye abla: Maşallah! İyi olmuş, yaşasa bende Osman’a verirdim Fatoş abla: Sen yanına al bulunsun yine, bi siken bulunur elbet bacım! Hadiii! Aynur başlatıyorum diye sesleniyor Ömer Hoca elinde kumanda.
"geldiiim.. Geldim" diyor Aynur abla elinde çay tepsisiyle içeri giriyor, çayları dağıtıp yanıma oturuyor. "Ne izliyoruz" diye soruyorum. "Karayip Korsanları" diyor Ömer Hoca. 4 filmini de izledim ama yine izlerim güzel seridir. Ömer hoca kumandanın oynat tuşuna basıp filmi başlatıyor. Oyuncu isimleri geçiyor başlangıçta "Jesse Jane, Evan Stone, Tommy Gunn, Steven At Croix..." alla alla nasıl ya! Johnny Deep, Orlando Bloom, Keira Knightley falan nerede? 5. Film çıktı da ben mi kaçırdım ama 4. Film daha yeni çıktı 5 imkansız! Film başlayınca ben bunu nasıl kaçırmışım diye kendime şaşırıyorum. Filmin 15. Dakikasında falan kaptan iki tane sarışın kadınla sevişmeye başlıyor. Yabancı filmlerde bunlar normal diyorum kendi kendime. Daha sonra çırılçıplak soyunup adam ikisini de çatır çutur sikmeye başlıyor. Lan bu porno. Bildiğin porno! Tabi ya, filmin başındaki isimleri şimdi hatırlıyorum.
Ömer hoca yalnışlıkla açtı sanırım diye düşünüp göz ucuyla odadakileri süzüyorum herkes Türk dizisi izler gibi izliyor. Alla alla, kafayı yiyorum sanırım. Nese bende izleyim bari, dönüp bakmaya devam ediyorum. Sonunda olayı çakıyorum, Karayip korsanlarının parodi pornosu bu. Normalde porno bilgim master seviyede ama parodi pornoları hiç sevmem, o yüzden izlememişim. Tam kabul edemedim durumu yinede. Bana şaka falan mı yapıyorlar diyecemm böyle şaka olmaz ama. Kızarıyorum oturduğum yerden. Odadakilere göz gezdiriyorum tekrar kimsede tık yok, herkes pür dikkat izliyor. Fatoş abla ve Behiye abla heyecanlı heyecanlı çekirdek çitleyip pısır pısır konuşup gülüyorlar aralarında. Ömer hoca bir ara bana dönüp "nasıl çakıyor ama hocam" diyor ekranı gösterip ‘’evet iyi çakıyor hocam, zaten Tommy Gunn abimiz sektörde duayendir’’ diyorum. Penis boyuda 19 cm ama bu bilgiyi kendime saklıyorum.
Aynur abla çayları tazeliyor arada. Kasım abi geri sarsana falan diyor bazı sahneleri tekrar izliyorlar. "Adamlar oynuyor abi" diyor, Ömer Hoca’yla sardırdığı sahneyi tartışıyorlar aralarında. Aynur abla anal sahnesinde "nasıl alıyor ya kocaman şeyi arkadan, Hayret!" diye yorum yapıyor sonra bana dönüp "götten yapıyorlar ya bi merakım var ki" diyor. Elimde çay bardağı titreyerek içiyorum. Töbe Töbe diyorum kendi kendime. Düzgün adam kalmamış memelekette, bi ben! Töbe töbee! Sabah ezanıyla uykumdan uyandım. 16 Ocak Pazartesi 2012 04:04 (birisi beni düşünüyor)!