BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 35 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 35 / 84 BÖLÜM 25 dk okuma 16,734

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 35. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

24. Bölüm 3 Part halinde paylaşılmıştır. İyi okumalar

- --------------------------------------------------------------------------

Bembeyaz. Evet evet her taraf bembeyaz. Kendimi, sırlar dünyasının yeni bölümünün çekildiği bir sahnede gibi hissettim. Aksakallı, mübarek bir zat çıkıp gelecek ‘’evladum’’ diye lafa başlayacak, öyle bir ortam. Ama işin aslı öyle değil. Beyazlığın nedeni buhar! Bildiğiniz su buharı. Oturduğum iskembe de geriye yaslanıyorum. Üzerim çıplak, altımda peştamal var. Beyazlık dağılınca önümdeki ahşap ıstakayı görüyorum. Hamamda 101 oynuyoruz. Alla alla! Terden elim yüzüm şapır şupur olmuş. Karşımda, karşımda Muhtar Ali dayı var, buhardan yüzünü tam seçemiyorum ama bıyığından ve kasketinden tanıyorum. Sağıma soluma göz atıyorum, sıcaktan koluma yapışmış tüylerim diken diken oluyor. Gavur Ali ve kahvede birbirimize girdiğimiz Bekir oturuyor iki yanımda. Hepsi de benim gibi peştamalli. Bekir’in ağzında kürdan, Gavur Ali sakız çiğniyor caggır cuggur karı gibi.

Sakızı hiç sevmem. Bide bu yavşakta görünce iyice afakanlar bastı beni.

Bekir: (bana dönerek) Ne bakıyon lan atsana daşını, ıstaka da dansöz mü oynuyor?

Gavur Ali: İstasyon oldu amına koyum bu da iyice! Sıcaktan yeterince kızardığım yetmezmiş gibi bu sözlerden sonra bir tık daha koyulaşıyorum sinirden. Olay çıkmasın diye ses etmiyorum alelacele ıstıkaya göz gezdiriyorum el leş gibi, nerde ufak tefek varsa toplanmış. Köşe de yan duran kırmızı 1’liyi alıp atıyorum. ÇAT! Altımda oturan Bekir attığım taşı havada kapıyor neredeyse ‘’Okey attı, huahhhaahaamına’’ benden aldığı kırmızı 1’i ıstıkasına koyup iki eliyle benim ve Ali dayının ıstakasını yıkıyor, masanın ortasına taşını atıp bitiyor. O ara hemen önümde zarın üstünde duran göstergeye (kırmızı 13) gözüm gidiyor. Kafamı sikiyim okey atmışım gerçekten. Gavur Ali ‘’Adama böyle geçirirler işte’’ deyip yumruk yaptığı elinin üstüne diğer elinin avuç içiyle vurunca ŞIRAKKK diye ses çıkıyor.

Bekir masaya indirdiği elini saymaya başlıyor. ‘’Hemen yazda soğumasın orttttaaakk’’ deyip hayvan gibi gülüşüyorlar Gavur Ali’yle. Utançtan Ali Dayı’ya bakamıyorum bir süre. Kafamı kaldırınca göz göze geliyoruz. ‘’Canın sağ olsun’’ diyor göz kırpıyor bana, gayet rahat bir şekilde oturuyor iskembesinde. Gavur Ali elinde kalem önünde yazboz hesap yapıyor 400 biter, 100 ceza, kafa da var 100 de oradan, topluyor çıkarıyor 780 fark var arada, ‘’son el biz açmadan okey atacaksınız, yoksa oyun size girenzii’’ diyor hesabı bitiren Gavur Ali. İmkânsız! Bir de bugün hiç şansım yok, el mel gelmiyor. Ali dayı olmasa yarrağı yedim. Kafamın içinden durmuş bir dişli çalışmaya başlamış gibi tıkır tıkır bir ses geliyor, o ara hatırlıyorum her şeyi. Mevzu bahis köydeki kadınlar. Her el seçtiğimiz bir kadın üzerine oynuyoruz oyunu. Kazanan iddia konusu hangi kadınsa istediğini yapar, diğerleri hiç ilişmeyecek.

İlk el Behiye abla için oynadık biraz zor oldu ama kazandık. İkinci el Fatoş abla üzerine oynanan oyunu onlar kazandı. Bu el sıkıntı… İddia Aynur abla üzerine! Kim çıkarttı, nerden aklımıza geldi bu oyun, bu iddia iş buralara geldi hiç hatırlamıyorum ama bu işin sonunda zararlı çıkan ben olacağım orası kesin. ‘’Aynur benim’’ diyor Gavur Ali ortadaki dağılmış taşları dizerken ‘’zaten Behiye gitti Aynur’u vermem’’ diye ekliyor kazanacağına gayet emin. Bekir olur der gibi kafasını sallıyor ‘’sıkıntı yok ortaamm ben Fatoş’u sikerim ama şimdiden söyleyim sen Aynur’u domaltıp sikerken ben ağzına veririm’’ deyip ağzındaki kürdanı eline alıp kopardığı bir parçasını bana doğru tükürüyor nispet yapar gibi. Nasılsa kazandık havasındalar. Haklılar buradan dönmez oyun. Taşları masanın üzerine toplama işi bitiyor, sıra bende eli ben dağıtacağım. Zarı atıyorum 3 ve 1 geliyor.

Gelen zardan belli sonuç, üçün birini alıyoruz kesin. Taşların dağıtımı bitince kendi taşlarımı ıstakaya diziyorum, gelen taşlar babaannemin dişleri gibi, yan yana taş yok mk. Üstüne bir de Gavur Ali nispet yapar gibi ‘’bu el okeysiz oynayacam’’ deyip okeyi (sarı 5) masaya koyuyor. Aynur abla gitti kesin! Muhtar Ali dayı bana bakıp göz kırpıyor el nasıl der gibi, dudaklarımı sıkıp üzgün üzgün bakarak karşılık veriyorum, sanki Aynur ablayı değil beni sikecekler. Yerden taş da gelmiyor mecbur altıma ufak tefek ne varsa atıyorum. Oyunu kazanmayı neredeyse garantilemenin keyfiyle Bekir’le Gavur Ali’nin çenesi iyice açıldı. Oyun sırası her bana geldiğinde Bekir bir laf vurduruyor ‘’hadi lan oynasana geciktirici mi kullaniyon?, taş atacan mı polis mi çağırıyım, şeytan taşlıyor sanki amk’’ Gavur Ali’de Bekir’den aşağı kalmıyor her çektiği taşta bir lafı var ‘’Siyah yedili kan yapaaarr, Ohhh cuk oturdu, Asya’yla Avrupa’yı bağladı…’’ Ali dayıya bakıyorum yüzünde sabit bir gülümseme.

Ona hava hoş tabi ama benim içim yanıyor. Aynur ablayı bu hayvanlara kaptırmama dakikalar kaldı. Gavur Ali bizim duyacağımız şekilde türkü mırıldanıyor ‘’Aynurada samanlıkta basmışlar oy oy basmışlar. Şalvarını gül dalına asmışlar hey hey asmışlar’’ Gavur Ali: tekte misin?

Bekir: yok karayollarındayım (Huaahuuahhhaa) Gavur Ali: siyah on üçlüye götümü siktiririm şu an!

Bekir: (ıstakasından siyah on üçlüyü alıp masaya çat diye vuruyor) domal lan! (İkisi de hunharca gülüyor) İyice moralimi bozuluyor bu yavşakların böyle gülüp eğlenmesi. Gavur Ali ağzındaki sakızı kafam kadar şişiriyor, bana doğru eğilip patlatıyor. Amın oğlu. Ali dayıya bakıyorum arada bir umut ama tık yok. Bitse de gitsek modunda oda. El dönüyor Muhtar Ali dayıya geliyor mavi 8’li atıyor Bekir. Ali Dayı bir süre sessiz sessiz bakıyor taşa sonra kafasını kaldırıp bana bakıyor.

Uzanıp yerdeki mavi 8’liyi alıp ıstakasında eli çeviriyor bir süre. Nefes bile almadan Ali Dayıyı izliyorum. Ali dayı bir süre taşlarla oyandıktan sonra dudaklarının kenarıyla gülerek okeyi (sarı 5‘liyi) ortaya dik şekilde koyup sırayla Gavur Ali’ye ve Bekir’e bakarak ‘’olum bak bu okeyi böyle dik bırakıyorum ki üstüne oturuşunuz rahat olsun’’ deyip iskembesine gerine gerine yaslanıyor, cebinden çıkardığı sarma tütünü çıkarıp yakıyor. Bekir’le Gavur Ali’nin biraz önceki hallerinden eser yok, suratları trafik lambası gibi renk değiştiriyor sarı, kırmızı, yeşil… ‘’Noldu lan yarrramın kurma kolları’’ deyip masadan kalkıp oynuyorum, sırayla ikisine bakarak ellerimi birleştirip yuvarlak yapıyorum kafamı içine sokup çıkarıyorum. Aynur abla bana kaldı be! Eyvallah Ali dayı eyvallah. Keyiften oynarken diğer yandan Ali dayıya bakıyorum buhar ve içtiği sigaranın dumanı arasında iyice görünmez olmuş.

Mübarek adam bu Ali dayı mübarek adam. Aynur ablayı öldü deyip yasını tutarken önce ölümden kurtarıyor Ali dayı tabiri caizse, sonra sikilmekten kurtarıyor. Eyvallah Ali dayı eyvallah. …Hadi gelin köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim…. 17 Ocak 2012 Salı 07:30 Gözlerimi açtığımda, sırtını bana dönmüş uyuyan Hanife Ebeyi gördüm. Bir elim üzerinde sarılıp uyumuşum ona. Gelişigüzel uzanıp alarmı kapattım. Bir süre gördüğüm rüyayı düşündüm. İki gündür hamamda Hanife ebeyle yaşadığımız zevk ve sefalar o kadar etkili olmuştu ki, rüyamda bile hamamdan çıkamamıştım. Hanife Ebenin neden böylesine bembeyaz olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Son iki günde ne kadar çok hamama girdiysem, ben de pamuk gibi bembeyaz kesilmiştim. Fakat soranlara ne diyeceğimi bilmiyordum. O kadar sıcak suyla haşır neşir olunca derimin, doksanlık dedelerinki gibi kırışıp sarkması gerekirdi.

Ama öyle olmadı. Çünkü Hanife Ebe, hamamdan önce ayrı, hamamdan sonra ayrı masajla birlikte türlü türlü şeyler sürüyordu her tarafıma. Muamele on numara anlayacağınız. İş sadece hamamla da sınırlı değildi. Hanife Ebe her öğün bana kudret macunu ve pelteşin denilen, salebi andıran bir içecek ikram ediyor. Hal böyle olunca, benimki gün boyu dimdik çatı anteni gibi gezdi benimle. Gururum okşanıyor böyle olunca, bi göğsüm kabarıyor. Ama bünye alışkın olmayınca, bir ara fazlasıyla ağırlık yapmaya başladı. Yine de şikâyetçi değildim, yalan yok, hoşuma da gidiyordu. İçimde dinmeyen bir arzu, bitmek bilmeyen bir istek vardı. Fakat bazen kendi kendime şu soruyu sormadan edemiyordum: “Ben bunları gerçekten zevk aldığım için mi yapıyorum, yoksa hazır mal kalkmışken boşa gitmesin diye mi?” Hanife ebe durumdan memnun, yediği önünde yemediği arkasında.

Arkasında demişken inadı tuttu götten vermedi o kadar ısrarıma rağmen ‘’sözüm söz ama ilkin herbişeyi yaparsak bir daha gönlün beni çekmez, ayağın uğramaz buralara, bir dahaki gelişine sebebin olsun’’ dedi her şeyi bilen tavrıyla. Haksızda sayılmazdı o yüzden fazla ısrar etmedim. Hanife ebenin üzerindeki ilk çekingenlik tamamen kaybolmuştu. Kahverengi atına biner gibi çıkıyor üstüme, dört nala zıplıyor kucağımda. Emek var, mücadele var, alın teri var her şey var anlayacağınız. (Bu cümleyi Ertem Şener gibi okuyun) Bunları böyle rahat rahat anlatıyorum ama bazen bu yaşadıklarıma kendim bile şaşırıyorum. Behiye Abla’ya düşkünlüğümü bilirsiniz, onca zaman kaç defa hayalini kurdum, onu düşünürken ne kadar sarfiyat harcadım sayısını bilmiyorum. Kim bilir kaç defa yan yana geldik, aramızda ufak tefek elektriklenme de oldu ama sonunda hiçbir şey olmadı.

Hiç aklında olmayan, hatta ismini duyunca korkudan tüylerim diken diken olan Hanife ebe dört bilemedin beş görüşmede koynuma girivermişti. Bende şeytan tüyü vardı belli ki. Başka türlü bu olanlara akıl sır erdirmek mümkün değil. Aklıma gelmeyen başıma geldi derler ya öyle bir durum. Bir iki defa seviştikten sonra altı yuvarlak, üstü yarım parmak boyunda, ağzı mantar tıpayla kapalı ufacık bir şişe getirdi onun içine boşalmamı rica etti, kırmadım dediği gibi yapıp, dudak payı bırakmayı ihmal etmeden şişenin içine boşaldım. Aklıma daha önce gördüğüm bir rüya geldi, buna benzer bir şeydi. Ne yapacaksın diye sormadım. Bu yaştan sonra çocuk istemeyeceğine göre… Bazen bunlar rüya gibi geliyor; “bir an sonra Ferdi Baba’nın sesiyle uyanacağım” hissine kapılıyorum. Bakalım daha neler göreceğiz. Dile getirmesem de Hanife ebe için üzülüyorum yine de.

60 yaşında benim yüzümden ahiretini yaktı. O kadar sene sabret erkek yüzü görme sonra birden tövbeni boz. Yazık oldu. Ben olsam o kadar sene sonra kendime vermezdim şahsen. Hoş kendisi bu durumu benim kadar kafaya takmıyor. Gözlerinin içi parlıyor bana bakarken. Dün gece tam uykuya dalacakken Hanife ebeyi uyku tutmamış, yatakta bi sağa döndü bi sola döndü durdu, sonunda dayanamadı genç kız gibi cilveleşip ne yaptı etti benim ufaklığı kınından çıkardı. İki gündür bilmem kaçıncı münasebetimizden sonra ustalaşmış öyle bir sakso çekti ki, teşbihte hata olmaz derler 40 yıllık orospu gibiydi. Boşalınca nasıl kendimi kaybettiysem ‘’ağzına sağlık’’ demiş bulundum. Bak aklıma geldi sabah erektesini yeni kaybetmiş olan benim ufaklık da yine kıpırdamaya başladı. Bugün burada son günüm; güzel bir veda yakışır. Hazır uykum da açılmışken… Belimize kadar çekilmiş yorganı usulca ayakucuna doğru indirdim.

Hanife ebe sırtı bana dönük, yan yatmış hâlde uyuyor; üzerindeki beyaz gecelik baldırlarına kadar sıyrılmış. Elimi yavaşça altına sokup kalçalarını okşadım. Uyanacak gibi durmuyor. O hareketsiz haldeyken, içimde ilk kez ona yaklaşıyormuşum gibi bir heyecan kabardı. Geceliğini biraz yukarı sıyırınca, beline kadar açıldı; iri ve yuvarlak kalçaları bütün ihtişamıyla ortaya çıktı. Beyaz bir iç çamaşırı var altında. Amına gelen kısmı biraz yana kaymış, amı ben buradayım diye el sallıyor neredeyse. Manzara harika ama. Offf! Götüne de ayrı bitiyorum. Koca götlü latin hastalığı var bende. Hanife ebenin kalçası da güney Sao Paulo’lu kadınlara benziyor (Uzmanlık alanım sayılır). Alışkanlık oldu, güzel göt görünce bilinçaltımda otomatikman ‘’gürlerrr zaferin teranesiyle… ‘’ diye başlayan topçu marşı çalmaya başlıyor. Ellerimle hafif hafif pürüzsüz kalçasını yokluyorum hamurun kıvamını kontrol eder gibi.

Normalde aramızdaki utanma sınırlarını çoktan aştık ama o uyuyor olunca daha heyecanlı oluyordu. O uyanana kadar ne kadar elleyebilirsem elleyecem. Yavaş yavaş kibarlığı bırakıp biraz daha sert okşamaya başladım. Bizimkiler dizisindeki Halisin meşhur repliği aklıma geliyor kalçasını okşadıkça ‘’yumuşak yumuşak affedersin’’ Hanife ebenin bana verdiği beyaz renk siyah çizgili geceliğin altını sıyırıp sikimi çıkarttım. Lazım olursa hazırda dursun zararı olmaz. Bir süre daha Hanife ebenin kalçasını okşama elleme arası oynadıktan sonra şeytan soldan soldan dürtmeye başlıyor. Bazen şeytana uymak lazım. Sırtı bana dönük yan uzanmış uyuyan Hanife ebeye aynı şekilde yaklaşıp sikimi külotuyla karışık, kalçasının arasına üzerine yavaş yavaş sürtmeye başladım. Gözüm bir yandan Hanife Ebede. İçimdeki heyecan tüm vücuduma yayıldı. Sanki iki gündür defalarca seviştiğim Hanife ebeyi değil de ilk tanıdığım aksi, sinirli Hanife’ye sürttürüyorum gibi bir heyecan ve gerginlik var üstümde.

Hanife ebeye iyice yaklaşıp sikimi külotunun altından kalçalarını arasına boydan boya yerleştirdim. Sikim sıcacık oluverdi. Elimle kalçasını üstten avuçlayıp yavaşça ayırdım. Biraz daha ittirince sikim Hanife ebenin büyük kalçasının arasında iyice yerleşti. Hafif hafif arasında yuvarı aşağı yapmaya başladım, diğer yandan Hanife ebeyi kesiyorum uyanacak mı diye. Hareket yok. Uzatmıyorum! Kalçasının arasından çıkarak yatağın üzerinde dönüyorum ve yüz üstü kalçasını görecek şekilde yanaştım. İyice yana kaymış külotunu biraz daha kenara çekince kalçasının üzerinde ve arasında sikimden bulaşmış zevk sularının parça parça izleri gördüm. Elimle kalçasını tutup tekrar ayırınca hafif bir kahverengilik sonra pembelik ve onun içinde sıkı sıkı kapalı duran götünün deliğini tam karşımdaydı. Etrafında tek tük kıllar. Elimi biraz daha aşağıya kaydırıp ayırınca amının dolgun yanaklarıyla birlikte amı da ikiye ayrıldı, içinin kırmızılığı ortaya çıkıverdi.

Sanki pazardan aldığım karpuzu kesmişimde kıpkırmızı tatlı çıkmış gibi bir mutluluk verdi bu görüntü bana. Elimi uzatıp önce amının kenarındaki kabarıklığı sonra da amının üzerini okşuyorum bir süre. Hanife ebede yattığı yerden kafasını sağa sola oynatıp tekrar uyumaya devam ediyor. Dizlerim üzerinde doğrulup Hanife ebeyi izliyorum sessizce, saçlarına okşuyorum yavaşça. Biraz önceki tedbirli hareketlerim yok, artık daha rahatım. Elimi geceliğinin içinde sokarak memesini dışarı çıkarıp okşayıp uçlarını sıkıyorum. Hanife ebe tekrar kıpırdanıyor yattığı yerde, gözlerini açmadan yanda duran elini başının altına koyup uyumaya devam ediyor. Başka bir tepki yok. Gece kucağımdan inmedi onun yorgunluğunu atamadı sanırım başka türlü bu kadar derin uyumazdı. Memesini bırakıp kalçasına uzanarak iki parmağımı götünün deliğiyle amının üzerinde okşar gibi gezdiriyorum.

Hanife ebe üstteki ayağını biraz daha ileri uzatınca gece hamamda tıraşladığı amı iyice ortaya çıkıverdi. Sikim kazık gibi olmuştu. Hanife ebenin kalçasına yaklaştım, dizlerimi açarak kalçası tam kucağıma gelecek şekilde durdum. Elime tükürerek sikimin kafasını yağladıktan sonra sapından tutup götünün deliğiyle amının üzerinde gezdirdim birkaç defa. Artık daha fazla bekleyemeyeceğim, elimdeki sikimi amının yanakları arasına gelişigüzel bastırıverdim. İlk denememde sikimin kafası yumuşacık amına gömülünce beklemeden devamını getirip içine tamamını soktum. Hanife ebenin nefes alışverişi değişmeye başladı bu esnada. Amında git gel yapmaya başladım, ellerim kalçasının üzerinde onları sıkıyorum. Beyaz teninin üzerinde sıktığım yerlerin izi çıkıyor. Hanife ebe uyandı uyanacak. Artık dikkat edecek bir durum yok kalçasındaki elimi memelerine götürüp memelerini sıkarken Hanife ebe gözlerini açıp yarı uykulu yarı şaşkınlıkla kafasını çevirmeden yan gözlerle bakıyor.

Birkaç saniye geçince olayın farkına anca varabildi. Önce kafasını çevirip memelerini sıktığım elime bakıyor sonrasında bana bakıyor. Ne diyecek diye beklerken dudaklarını ısırarak inlemeye başlıyor. Bir şeyler mırıldanıyor ama ne dediğini anlamıyorum. Amına hızlı girip çıkarken bir elimle dudaklarını burnunu avuçlarımın arasına alıp sıkıyorum. Oradan boynuna ve tekrar devasa memelerini sıkmaya devam ediyorum. Amının sıcaklığı ve ıslaklığı arttıkça Hanife ebenin inlemesi de artıyor. ‘’sabah sabah kudurdun mu bu ne azgınlık’’ cümlesi dökülüyor ağzından inlemesinin arasında ‘’bu sabah böyle uyandırayım dedim’’ diye karşılık verip iki kalçasını da sırayla tokatlıyorum. Elimin beş parmak izi çıkıyor. ‘’İyi etmişsin’’ diyor Hanife ebe, bu sözü bana daha da cesaret veriyor. Götünün üzerine gelen külotu iyice yana sıyırıyorum. Kalçasını avuçlayıp ayırınca terlemiş götünün deliğine diğer elimin başparmağıyla bastırıyorum.

Zor da olsa başparmağım kıvrımına kadar Hanife ebenin götünün içinde kaybolunca amındaki sikimi daha sert köklemeye başlıyorum. Birkaç kere daha gitgelden sonra götündeki parmağımı çıkartıp amındaki sikimi beklemeden götünün deliğine bastırıyorum. Hanife ebe kafasını yan çevirip bana bakıyor. İtiraz edecek mi diye bekliyorum sadece izlemekle yetiniyor. Ses etmeyince biraz daha bastırıyorum, Hanife ebe gözlerini kapatıp dişlerini sıkıyor acıdan. Olacak gibi değil, elime tükürüp önce Hanife ebenin götünün deliğini sonra sikimin kafasını yağlıyorum. Sikimi sapından tutup kafasını tekrar bastırıyorum götüne, sikimin kafası kertiğine kadar girer gibi oluyor fakat durunca götünün ağzı darlıktan sikimi kendiliğinden dışarı çıkartıyor. Niyetim hepsini sokmak değildi zaten. Yan uzanan Hanife ebenin üstteki ayağını tutup yana doğru çekince sırtüstü uzanıveriyor yanımda.

Bacaklarının arasına girip önce beyaz külotunu tek elimle çekip çıkartıyorum. Baldırlarından tutup kendime doğru çekip iyice apış arasına yanaşıyorum. Beklemeden elimde tuttuğum sikimi amına dayayıp sikmeye başlıyorum. Hanife ebe gözlerini koca koca açmış bana bakıyor. Sesi kısılmış gibi inliyor, bir elini önce amına atıyor üzerini okşuyor daha sonra iki eliyle geceliğinin altındaki memelerini çıkartıp okşamaya başlıyor. Zevkten ellerini nereye koyacağın bilmiyor. Bacaklarının arasında gidip gelirken yukarı aşağı sallanan göğüslerine uzanıyorum, sırayla üzerinden tutup avuçluyorum. Hanife ebe göğüslerini avuçladığım bileğimden tutuyor daha sert sık der gibi. Bacaklarını ikiye katlayıp iyice kendine çekiyor. Bu yaşta, bu kalıpta bu esneklik, valla bravo! Daha rahat köklüyorum Hanife ebenin amına bu şekilde. Hızlanıyorum. Ağlar gibi inliyor Hanife ebe, bir yandan da sanki koşar gibi nefes nefese.

Seviştiğin insanın zevk aldığını görmek insanı daha da şevke getiriyor Hanife ebeyle sevişmelerimizde bunu çok iyi anlıyorum. Zevkten ağzı açılıp kapanıyor, amına girip çıkarken çıkan ses artıyor. Şılak şılak şılak! Gözlerini kapatmış göğsü derin derin inip kalkıyor, boşaldığı her halinden belli. Bende boşalmak üzereyim, durmuyorum tam boşalacakken amından çıkıp amıyla baldırı arasına boşalıyorum. Hanife ebe hala nefes nefese kapalı duran gözlerini açıp bana bakıyor devam et der gibi. Uzanıp çenesiyle birlikte yanaklarını sıkıyorum bir parmağımı ağzına sokunca Hanife ebe ağzındaki parmağımı emiyor. Uyumlu kadın gerçekten. İkimizde nefes nefeseyiz, bakıp gülüşüyoruz. ‘’Sabah şeriflerin hayırlı olsun’’ diyorum. Hanife ebe dudaklarını birbirine yapıştırıp bana bakıyor, yüzünde gülümsemesi büyüyor en sonunda dayanamayıp kahkaha atıyor ‘’Allah iyiliğini versin’’ diyor elimden tutup kendine çekiyor ‘’uykulu uykulu bir şey anlamadım bu sayılmaz Bayram Hoca’’ diyor imalı bir şekilde kara gözlerini gözlerime dikerek.

Birbirimize yapışıyoruz Hanife ebe hemen altımda, kendimden emin gülüyorum, ‘’sıkıntı yok biz zaten saymaya 0’dan başlarız’’ Akşam Hanife ebenin yanından ayrıldığımda saat akşamın 6’sına geliyordu. Arabaya kadar kahverengi atıyla götürdü beni. Sıkı sıkı sarıldım bu sefer belinden. İki gün önceki gelirken ki tedirgin, yarım yamalak sarılmamdan farklıydı bu sefer. Arabamın yanına varınca üzerinin beyaz bir örtüyle örtüldüğünü gördüm. Soğukta karın altında öylece bıraktım diye üzülüyordum, aklıma gelmişti ama yine de konusunu açmamıştım. Hanife ebe sağ olsun düşünmüş, muhtemelen Şakir abiye söyleyip üzerini örttürmüş. Hanife ebe beni bırakınca vedayı uzatmadı, atın heybesinden beyaz bir torba çıkardı verdi ‘’uğurlar olsun Bayram Hoca, arayı fazla açmayasın’’ dedi gülümseyerek, atını çevirip yavaş yavaş uzaklaştı. Arabanın üzerindeki örtüyü ve verdiği beyaz torbayı bagaja attım.

Arabayı çalıştırıp motor ısınana kadar içinde oturdum bir süre. Hanife ebeyle yaşadıklarımı düşünmeden edemiyorum. Sanki tüm olanları tekrar tekrar aklımdan geçirmezsem unutacakmışım da hiç yaşanmamış olacak gibi bir his vardı içimde. Kocası diye bildiğim Köse Şakir aklıma geldi. Hanife ebenin evinde kaldığım iki gün boyunca Şakir abiyi yalnızca ayrılırken gördüm. Ben ayrılırken atı hazırlamış kapıda bekliyordu. Merak ettiğim çok şey vardı doğrusu ama Hanife ebe ne kadar anlatmak istediyse o kadar anlattı, daha fazlasını sormadım. Biraz gençlik yıllarını anlattı, ailesinden arkadaşlarından ama en çok şifacılık yeteneğini aldığı Akçiçek ebesinden bahsetti. Daha sonra Köse Şakir ve Şakir’in ölen abisi Ragıp’tan bahsetti. Hanife ebeyle ilk karşılaşmamızdan önce İsmail abi Ragıp’tan için Hanife ebenin kocası diye bahsetmişti o ölünce de Ragıp’ın küçüğü Köse Şakir’i kendine koca yaptı demişti.

(Bölüm 20/1) Kadınlar dâhil tüm köyde bu şekilde biliyor. Oysaki alakası yok. Hanife ebe köydeki kadınlarla görüşüyordu ama onlara dahi gerçekleri anlatma gereği hissetmemişti. Şu an ben ve köse Şakir hariç köydeki herkes Şakir abiyi ve ölen abisi Ragıp’ı Hanife ebenin kocası diye biliyordu. Tabi kocası derken lafın gelişi kocası diyorlar, aslında anlatmak istedikleri düşüp kalktığı adam binevi dostu anlayacağınız. Erkeklerin gözünde iyi bir kadın değil. Elini attığı erkek öteki dünyayı boylamış. Adı çıkmış kocakıran diye, onunla aynı yastığa baş koyan iflah olmuyor köylünün gözünde. Bakalım göreceğiz kim haklı. Hanife ebe belki de benimle bunun yüzünden yatağa girdi. Yıllardır hakkında söylenmeyen, denilmeyen kalmamış. Kendisine atılan iftiraların intikamını alıyordu bir bakıma benimle. Bence tabi. Bana hava hoş yoksa. Hanife ebe köylünün hakkında dediklerini çok umursamıyordu ama aramızda olanlardan sonra bana işin doğrusunu anlattı.

‘’Çok şey gördüm geçirdim şu ömrümde. Genç kızken radyoda sesli sinema olurdu, bacım anam yengelerim oturur başına dinlerdik. Bazen öyle hüzünlenirdik ki anlatılanları dinlerken sanırsın gerçek. İki gözümüz iki çeşme hem dinler hem ağlardık. Belki de kaderim o hikâyeleri dinlerken yazıldı da böyle çileli geçti ömrüm. Kapıya her gün bir habar gelirdi benim için, falan köyde ağanın oğlu, filan şehirde eğitmen, möhendis kimler kimler haber gönderirdi görücü gelmek için. Yaptık bir hata düştü göynümüz hayırsızın birine, anam çok dedi gızım var git buralardan diye dinlemedik. Önce adaşın olacak Bayram denilen namussuzun ettikleri sonra atamın zoruyla yirmi yaşımda yetmişlik adama karı yaptılar beni, çok yaşamadı Allahtan yoksa çekeceğim vardı elinden. Gerçi ölünce iki oğlu birbirine girdi beni kendilerine karı yapmak için ama durmadım kaçtım gerisin geriye baba ocağına.

Sonra da Nurullah. Ağa oğluydu, deli doluydu, göynüm olduğundan değil denize düşen yılana sarılır demişler ya o hesap. Onun da babası istemedi beni, Nurullah'da inat etti kaçırdı beni. Başka bir sebepten yatarı varmış cenderme düştü ardımıza, sonra bir kurşuna göçtü gitti. Çıkıp sorsan köyden birine Hanife vurmuş derler. Desinler! Köye döndüm geldim baba ocağının kapı duvar. Döndüm gidecekken Şakir’in abisi Ragıp dikildi karşıma, gençliğinden gönlü düşmüş bana ama Bayramın korkusuna hiç ilişmemiş. Yanımda kal gitme dedi. Karılık yapmam sana dedim kabul etti. Yanımda dur oda yeter dedi. Yukarıda Allah var iyi adamdı, bi fenalığını görmedim. Mermer ustasıydı, bu evi de içerdeki hamamı kendi elleriyle yaptı. Civar şehirlerden gelip götürürlerdi öyle ehliydi işinin. Ama hocalık hastalığı vardı. Şakirde de var, analarından kalma oda öyleymiş, ırsi anlayacağın.

Taa Lokman hekim zamanından kalma bir tarif var onu verince bir vakit iyi oluyorlar. Sonra gene aynı. Anlayacağın ne onlar benim kocam ne ben onların karısıyım. Varsın ne derse dedinler, nasıl bilirse bilsinler. Bunca ömrümde tek karılığı sana yaptım şu iki günde, gayri bundan sonrası lafügüzaf (*boş laf)’’ Bundan başka da geçmişle ilgili hiçbir laf etmedi. Bende sormadım. Orada kaldığım ikinci gecede Hanife ebe büyük odada bir şeyler hazırlayıp destiye koydu, onu da kapının dışına bıraktı. Sormamıştım ama bu anlattıklarından sonra Şakir abinin hastalığı için hazırladığı ilaç olduğunu anladım. Araba ısınmıştı, hareket edip eve geçtim. Evden içeri adımı attığımda ilk dikkatimi çeken içerisinin buz gibi olmasıydı. Hanife ebede alıştığım sıcaklıktan sonra bu soğuk bana kış mevsiminde olduğumuzu yüzüme tokat gibi çarptı. Dışarısı daha sıcaktı sanki.

Hemen üzerimi dahi çıkarmadan ilk işim sobanın yanıp gitmiş kofasını çıkarıp doldurmak oldu. Yedek kofada boştu işin kötüsü, hazırlıksız yakalanmıştım. Sobayı yakmak bile soğuktan titrememi engellemeye yetmişti. İki gün boyunca nadir elime altığım telefonumu elime alıp geçmiş çağrı listesine baktım. Hanife ebeye geldiğim gün Fatoş ablanın cevapsız 13 çağrısı ölüm fermanı gibi duruyordu. Arkasına Aynur abla, Behiye abla, Ömer Hoca, Rahmi Hoca derken liste uzayıp gidiyordu. Çağrılara Hanife ebeyle yaşadığım aşk dolu geceden sonra sonraki gün öğlen anca geri dönebilmiştim. Fatoş abla telefonumu açmadı. Haksız da sayılmazdı. Bana ulaşamayınca ortalığı ayağa kaldıran da oydu. Aynur abla ve Behiye ablayı da arayıp beni sormuş, evde de kimse beni bulamayınca haklı olarak telaş etmişler. Keşke Ömer hocaya bir mesaj atsaydım ya da Aynur ablaya, ama iş işten geçmişti.

En iyi yalan en basit olanıdır prensibiyle fanteziye kaçmadan beni arayan herkese ilçeye gittiğimi söyledim. ‘’Liseden arkadaşlar aradı Yasin’in yanına gidiyoruz sende in dediler. Bende kıramadım indim’’ dedim. Telefonun bozuk olmasını da bahane ederek yalanı biraz daha süsledim. Yalancıyı sikmiyorlar ya nasılsa. Aynur abla söylediklerimi dinleyince ‘’iyi bok yemişsin aferim’’ dedi ‘’gelince görüşürüz’’ diyerek uzatmadan gerekli gözdağını vermiş oldu. Eve dönerken ona yakalanacağım diye korkuyordum. Aynur ablaya alışkındım ama Behiye abla ‘’karda kıyamette kimseye bir şey demeden çıkıp gitmişsin korkuttun bizi’’ diye başlayıp uzun bir nutuk çekip, azarı basınca biraz şaşırdım. Hatalıydım ama yine de içten içe de bu şekilde beni düşünmeleri hoşuma da gitmiyor değildi. Fatoş abla aklıma geldi, keyfim kaçtı. Evde yalnız kalacağı o akşamın hevesiyle çağırmıştı beni yanına.

Ben ise yolumu değiştirip başka bir kapıya sığınmıştım. Onun gözünde bu, terk edilmişliğin en ağır şekliydi. Üstüne bir de telefonlarını yanıtsız bırakışım. Büyük satış yapmıştım. Nasıl düzeltirim bilmiyorum. Ev ısınınca üzerimdeki montu çıkarıp Hanife ebenin verdiği beyaz torbayı arabadan alıp geldim. Torbayı açtığımda Hanife ebenin bana evde verdiği Kudret macunu ve Salep benzeri içeceğin tozuyla birlikte kendi el yazısıyla üzerine isimleri yazılmış 3 tane daha şişe koymuştu. Şaşırmıştım doğrusu. Bunları bana vererek başka kadınla sevişme ihtimalime göz yumuyordu. Kapı tıkladı o sırada. Hemen şişeleri torbaya doldurup kapıyı açtım. Aynur abla! Karşımda dikiliyordu. Kızacağını biliyordum ama birden karşımda görünce korkuyla birlikte bir titreme geldi Aynur abla: Giderken haber verilmiyor ya artık gelince de haber verilmiyor (ses tonu gayet net ve açıktı)

Ben: Abla sobayı yakayım falan derken hem de geç oldu…(korkudan hızlı hızlı konuşuyordum) Aynur abla: (lafımı tamamlamadan araya girdi) Neyse neyse işini bitir bize gel, yemek hazır Ben: abla hiç zahmet vermeyim! Aynur abla: kaç aydır buradasın, zahmet vermeyim lafını sana yasaklıyorum bundan sonra, bana kullanma bu lafı!

Ben: Tamam abla. Bir de geçen gittim telefon da bozuktu yoldayken ararım …. Aynur abla: O meseleyi konuşacağız, şimdi sırası değil. İşini bitir gel, çok geç kalma! Aynur abla sözünü bitirince bölük astsubayı gibi dönüp gitti. İzinli günümde 3-5 nöbeti yazılmış asker gibi kalmıştım dikildiğim yerde. Bana bir cisim yaklaşıyordu ya hayırlısı. Aynur ablanın kesin emirlerini harfiyen uygulayıp oyalanmadan üzerimi değiştirip onlara geçtim. Yemek çay derken akşam 10:30 gibi ayrıldım. Ömer hoca yemekten sonra laf olsun diye ilçede ne yaptınız falan deyip Yasin’i sordu ne yapıyor diye onun dışında hiçbir şey sormadı.

Aynur abla bir ara bana dikkatlice bakarak ‘’yüzüne bir şey mi sürdün? Rengin açılıvermiş iki günde hayırdır?’’ diye sordu, hazırlıksız yakalanmıştım, hamamda aklandım paklandım diyemedim ‘’biraz hasta gibiyim’’ deyip geçiştireyim dedim ama Aynur ablaya ilçeye gittim yalanından sonra başka bir koz vermiş oldum. ‘’Bu kafayla çok hasta olursun’’ dedi, fazla üstelemedi. Daha sonra havadan sudan konuştuk. Birkaç kez Aynur ablanın kızgın bakışlarını görür gibi olsam da her zamanki gibi keyifli bir akşam oturmasından sonra ayrılmıştım. Ayrılırken Aynur abla çıkmadan kolumdan tutup beni bekletti, arkadan gelen var mı diye içeriyi kontrol ederek Aynur abla: Fatoş’u aradın mı?

Ben: Yok abla Aynur abla: Hiç mi aramadın?

Ben: Aradım: Aradım ama açmadı Aynur abla: Senin köyde olmadığını ilk o fark etti. Sana ulaşamayınca baya baya merak etti. Tamam bizde ettik de onun hali başkaydı.

Sonraki gün ilçede olduğunu öğrendikten sonra sana çok kızgındı, üstelemedim ama hali hoşuma da gitmedi. Kaç yıllık arkadaşım bilirim huyunu. Niye böyle davrandı anlamadım. Doğru söyle ne oldu sen biliyor musun?

Ben: Yok abla yani sen ne biliyorsan bende o kadar biliyorum. İşte müsait olunca görüşelim falan demiştik... Sonraa o gün akşam ilçeye indim ya, işte inmesem sana falan haber verip Fatoş ablaya geçecektik sonra arkadaşlar aradı bende geç olmadan aceleyle çıktım telefonun şarjı bit… (Aynur abla sözümü yarıda kesip) Aynur abla: Sizin aranızda bir şey mi var? (Ellerini bağrında birleştirip) Ben: (Telaşla) Yok abla ne olacak! Aynur abla: Ben bilmem artık, Fatoş…. (Ömer Hoca ‘’Aynuuurr’’ diye seslenince lafı yarıda kaldı) Aynur abla: Neyse hadi sen git şimdi, sonra konuşuruz. Fatoş’u ara, gönlünü yap artık, her ne olduysa ama hali hiç normal gelmiyor bana.

Ben: Tamam abla gönlünü yaparım ben onun. Hayırlı geceler... Hızlıca eve gittim. Üzerimi değiştirince ilk iş sürekli açılıp kapanarak bu belaların başıma gelmesinin en büyük sorumlusu telefonu söküp baktım. Batarya şişmiş, oynadıkça temassızlık yapıyor haliyle telefonda kapanıyor. Kara düzen kapakla batarya arasına kağıt sıkıştırıp kapağın üstünden iki tur siyah bant dönünce işlem tamamdı. Yasin’i aradım hemen. Klasik ne yapıyorsun nasılsın muhabbetinden sonra Yasin’e sıkı sıkı tembihledim Ben: Yasin soran olursa ben pazartesi, salı senin yanındaydım tamam mı?

Yasin: Ne bok karıştırıyon lan yine?

Ben: Olum o kısmı siktir et, soran olursa liseden 2 arkadaş senin yanına geldiler, beni de çağırdılar, bende pazar akşamı çıktım geldim tamam mı?

Yasin: Kim soracak?

Ben: Kim olursa artık, belki kimse sormaz Yasin: Amına goyum yine ne yarram yidin de yusuf yusuf olmuşsun

Ben: Lan olum gevşeklik yapma anlaştık tamam değil mi?

Yasin: Tamam gardaşım tamam da Pazartesi Salı nerde olduğunu söyleyecen bana Ben: Ne meraklısın lan, ne yapacan sen?

Yasin: Benden de mi gizliyon olum. Hayırdır götünümü siktiriyon yoksa ibne. Allah belanı versin senin!

Ben: Amına koyum senin Yasin!

Yasin: Siktir lan. Söyle ne bok yedin merak etim bak, ben seni her halinle gardaşım olarak kabul ediyorum göt benim değil sonuçta (gülerek) Ben: Lan şu radyoyla pikabı verdiğim kadının yanındaydım Yasin: Hanife ebe dediğin!

Ben: He. O!

Yasin: Siktin mi lan?

Ben: He siktim Yasin: Lan yoksa çakarken karı öldü mü?

Ben: He öldü amına koyum, Gömdüm jandarma beni arıyor şimdi Yasin: Hadi lan doğru söyle Ben: Lan ne ölmesi. Benimkini yiyince gençleşti, ömrü uzadı. (Gülerek) Bizim köydeki kadınlar bana ulaşamamış onun yanına gidince, merak etmişler işler karıştı biraz

Yasin: Sende benim mature fantezim var mala vurmaya gittim diyemedin benim adımı verdin yani Ben: He lan. Aslan gardaşım benim!

Yasin: Senin kini yiyince karı gençleşti öyle mi?

Ben: He lan!

Yasin: Lan benim ebemin dizlerinde kireçleme var yürüyemiyor gelince bide ona yapıştırsan sevaba girersin Ben: (Gülerek) ne ibne adamsın lan Yasin: Pörsümüş müydü lan karı?

Ben: Yok lan bembeyaz gram pörsüme yoktu!

Yasin: Siktir lan!

Ben: Valla!

Yasin: Lan götten bacak, lan götten bacak koca okulda o kadar kızın arasında bi bok yiyemedin onca sene, geldin dağın başında amcık sikiyon helal lan gözüme girdin. Lan yine de dikkatli ol, dil altı hapını ney alsın sikişten önce, bir de tabakaneye bok yetiştirir gibi acele etme, yavaş yavaş sakin sakin şak… Şak…şak unutma bak bunlar hep tecrübe olum, sonra heyecana dayanamayıp ölür gider Yasin yetiş dersin gıvrana gıvrana

Ben: Tamam hepsini yazdım aklıma……. Gece uyurken, zihnimin bir köşesinde Hanife Ebe’yi, diğer yanında ise Fatoş Abla’yı düşünerek dalmıştım. Sabah, alarm çalmadan uyandım. Gecem tuhaf rüyalarla bölük pörçük geçmişti. Normalde hasta olduğum zaman böyle olurum. “Yoksa hastalanıyor muyum?” diye düşündüm. Hiç sırası değildi ama hasta olsam belki kadınlar hâlime acır, gönülleri yumuşardı. Fatoş Abla da küslüğü fazla uzatmaz, belki affederdi. Yine de kendimi acındırma düşüncesini bir türlü içime sindiremiyordum. Üzerimi giyinip okula doğru yürürken telefonla yeniden Fatoş Abla’yı aradım. İkinci çalmada meşgule attı. Anlaşılan, hâlâ siniri geçmemişti. Okula vardığımda Ömer Hoca’yı müdür odasında oturur buldum. Selamlaşıp sınıfa geçtim. Sınıfa girdiğimde, Reyhan’ın yerine başlayan Kiraz Abla’yı yanan sobaya odun atarken gördüm. Beni fark edince konuşmadan başıyla selam verdi, ardından işini bitirip hızla çıktı.

Çok geçmeden elinde bir bardak çay ve turuncu-Beyaz desenli bir örtüyle geri döndü. Getirdiklerini masama bırakırken ‘’bu sabah yaptım, afiyet olsun, (yüzüme dikkatli bakarak) bu arada renginiz bembeyaz olmuş, iyisiniz ya?’’ diye sordu. Dün bir bugün iki, Kiraz abla bile rengimin açıldığını fark ettiyse işim yaştı. ‘’İyiyim abla, biraz hastaydım atlattım ondan olsa gerek’’ dedim. Kiraz abla ‘’geçmiş olsun sizi oyalamayım’’ diyerek çıktı. Getirdiği örtünün arasında yuvarlak içi içe bükülmüş tahinli ekmek vardı. Anlaşılan, Kiraz Abla sabah kahvaltısı konusunda Reyhan’ın bıraktığı yerden devam edecekti. Ekmeğin tadına bakarken Reyhan aklıma geldi. Uzun zamandır görünmüyordu. Çay ocağında yarım kalan sevişmemizi düşündüm. Ne zaman sevişsek bir terslik olmuştu. Birinde Ekrem abi ve kardeşi menekşe basmıştı diğerinde okula hırsız girmişti. Aslında bu şartlarda hiç bulaşmamam gerekirdi ama tam tersine, yeni bir fırsatı sabırsızlıkla bekliyordum.

İşin içinde heyecan, aksiyon olmayınca sarmıyordu. İlla bir bokluk olması lazım ki üç buçuk atayım, tadı çıksın. Normal ilişkiler bana göre değil anlayacağınız. Reyhan ilk tanıdığım aksi, insanı sinir eden görüntüsünün ardında tam bir kevaşe yatıyormuş ben fark edememiştim. Geç buldum tez yitirdim. Tadı damağımda kalmıştı. “Dur bakalım,” dedim kendi kendime, “elbet vakti gelecek.” Devam edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #35):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki