Eve geçerken Aynur ablaların ışığının yandığını gördüm. Eve girer girmez ilk işim telefonu açmak oldu. Çok geçmeden telefon çaldı. Baktım, arayan Ömer Hoca’ydı.
Ömer Hoca: Hocam, hayırlı akşamlar.
Ben: Hayırlı akşamlar hocam.
Ömer Hoca: Hocam, Rahmi Hoca’ya gelmedin, telefonun da kapalıydı. Merak ettik.
Ben: Gelemedim hocam. Nurettin abinin arızalı bilgisayarına bakmaya gitmiştim. Yemeğe de kal deyince gün orada geçti. Telefona bakmaya fırsatım olmadı. Nurettin abiyi biliyorsunuz, lafa başladı mı ardı arkası kesilmiyor. Kusura bakmayın hocam.
Ömer Hoca: Estağfurullah hocam, latife yapıyorum ben. Ama şu telefon meselesini çözelim artık, gözünü seveyim. Sonra kadınlara ben hesap vermek zorunda kalıyorum. (gülerek) Ben: Tamam hocam, söz en kısa zamanda çözeceğim.
Ömer Hoca: Tamam hocam. Aman diyeyim, beni bu delilerle daha fazla yüz göz etme.
Ben: (gülerek) İnşallah hocam.
Ömer Hoca: Bu arada, Aynur istiyor. Ona veriyorum. Hadi hayırlı geceler, görüşürüz.
Ben: Hayırlı geceler hocam.
Aynur Abla: Bayram, sende bu telefon kapatma işi alışkanlık oldu sanırım. Bilerek mi yapıyorsun?
Ben: Yok abla, niye bilerek yapayım?
Aynur Abla: Bilmiyorum artık. Ama bilerek yapıyorsan, bir daha olmasın. Hatırımız varsa tabii.
Ben: Tamam abla. (Sesim içime kaçmıştı.) Aynur Abla: Fadime aradı öğlen. Hani bizim kahveci Ferdi’nin kızı. Senin eve gelmiş, yine bulamamış. “Bayram Hoca benden mi kaçıyor?” diyor. Biz de sonra seni aradık, ulaşamadık malum… (sitem ederek) Ben: Abla, ne diyeyim ki… Müneccim değilim, geleceğini bilip de kaçsam. Nasip değilmiş diyelim.
Aynur Abla: İyi bakalım. Bu kış mevsimi sana pek yaramadı sanırım.
Ben: Yaradı mı, yaramadı mı bilmem ama ben kışı sevmem abla. Ben yaz mevsimi adamıyım.
Aynur Abla: İnşallah öyledir, havalar ısınınca da böyle olursan elimden çekeceğin var. Unutmadan, Behiye Bayram Hocanın kışın kar üstünde mangal sözü vardı, unuttu mu diyor?
Ben: Yok abla, unutmadım. Siz ne zaman derseniz, yapalım.
Aynur Abla: Önümüzdeki hafta sonu ara tatil değil mi? Sen hemen memlekete gitmezsen o zaman yapalım.
Ben: Tamam abla, yapalım. Gitmem ben.
Aynur Abla: Oldu, konuşuruz yine. Bu arada Behiye’nin selamı var sana. Akşam sana geldi, halini hatırını sormaya. Sen evde olmayınca kapıdan döndü.
Ben: Aleyküm selam abla.
Aynur Abla: Oldu, hadi iyi geceler.
Ben: İyi geceler abla. Ömer hocaya selam söyle, görüşürüz. Haberler güzeldi. Demek ki durumlar düşündüğüm kadar kötü değildi. Aynur ablayla konuşmak bana iyi gelmişti. Hemen bu cesaretle Behiye ablayı aradım. Aynur abladan selamını aldığımı söyledim. Telefonda uzun uzun konuştuk.
Behiye abla, telefonda bana ulaşamamaktan, uzun süredir yan yana gelememekten dert yandı. Bugün yanlarına gitmeyince üzülmüş. “Bize bir kırgınlığı, dargınlığı mı var acaba?” diye düşünmüş. Biraz konuşup gönlünü aldım. Aynur ablayla yaptığımız mangal planını Behiye ablaya da söyledim. O da ayrıca mutlu oldu. “İyi olur, bize de değişiklik olur” dedi. Telefonu kapatırken iki sevgili gibi gülerek vedalaştık. Behiye ablanın sesini duymak, Hanife ebenin ilaçları gibi şifa vermişti bana. Telefonu kapatınca fark ettim ki benim ufaklık da farkında olmadan kalkmıştı. Behiye abla hem kalben hem siklen beni esir almıştı resmen. Yeşil gözleri aklıma geldi, içim bir hoş oldu. Ölen kocasının telefonundan aldığım resimlerini bilgisayardan açıp baktım. Kendimi tutamadım, sonrası malum… Kış vakti küçük tüp, ibrik, bakraçla duş almak zordu ama Behiye abla için değerdi.
Duştan sonra sobanın yanına koştum hemen, mangalda köfte yapar gibi bir önümü bir arkamı sırayla dönüp ısıtırken telefonuma mesaj geldi. Bilmediğim bir numaradan gelmişti. “Hayırlı geceler, müsait misin?” yazıyordu sadece. “Buyurun, kimsiniz?” yazıp gönderdim. Telefona geri bırakmıştım ki bir mesaj daha geldi: “Suna.” Ne diyeceğimi düşünürken arkasına bir mesaj daha geldi: “Rahatsız ediyorum, kusura bakma. Yarın müsait misin?” “Evet, müsaittim” diye yazıp gönderdim. “Yarın öğlen 12’de bize gelebilir misin? Sınavlar için yardımın lazım.” “Tabii, gelirim” diye cevapladım. “12’de bekliyorum unutma: ) İyi geceler.” “İyi geceler” yazıp gönderdim. Gece akıyordu, hem de güzel akıyordu. Aynur abla, Behiye abla derken şimdi de Suna… Banyoya girmesem, iki posta Sunanın resimlerine bakarak atardım kesin. Yastığa başımı koyduğumda, yılın 12 ayı tatil yapan şarkıcı Fedon gibi gülüyordum.
Güzel bir pazar geliyordu. Pazar sabahı uyandığımda kar yağıyordu. Bir haftadan sonra yeniden kendini hatırlatmıştı. Bugün Suna’yla buluşacaktım. Güzel bir kahvaltı hazırladım kendime. Kahvaltı yaparken telefon çaldı, arayan Yasin’di. Normalde bu saatte kolay kolay aramaz, merakla açtım.
Yasin: Gardaş günayyydınsfnsf… (esneyerek) Ben: Rüyanda beni mi gördün mk? Uyanmadan beni aramışsın.
Yasin: He la, bildin valla. Rüyamda huzurevine ziyarete gidiyordun gardaş. O tatlı mı tatlı tontiş teyzeleri bi’ sikiyon, bi’ sikiyon, sorma! (gülerek) Ben: Diline düştük ya artık, konuşur durursun.
Yasin: Şaka yapıyorum ya, keşke herkes senin gibi büyüklere saygıda kusur etmese. (gülerek) Ben: Espiriler aklına gelmişken yapayım diye mi aradın? Ben malım, sonra unuturum dedin galiba!
Yasin: Yok olum, hepsini şimdi uydurdum valla. Yav gardaş, neyse, takılıyorum kızma.
Dün senin karılar aradı beni la!
Ben: Hangi karılar?
Yasin: Lan işte, Aynur abla… Arkadan da fısır fısır başka kadınların sesi geliyordu.
Ben: Eeee, ne diye aramışlar?
Yasin: Ya işte, “ne yapıyorsun” falan dedi. İlçeden bir esnafı sordu, tanıyor musun falan filan, muhabbet çevirdi. Sonra, “Bayram iki gün yanında kaldı, döndüğünde hastalanmış, hiç bakmamışsın” falan dedi. Lan gardaş, ebem uyanık, karılara “teyyare” derdi; bunlar tam teyyare, yeminle. Az daha unutup seni ele veriyordum. Bir yalan sıkmışım, duysan sen bile inanırsın. Hadi yine götünü kurtardın sayemde. Var ya, nasıl ödeyeceksin borcumu bilmiyorum!
Ben: Senin daşşağını gezdiren yesin, Yasin’im! Adamsın, adam, adam! Bir süre daha konuştuk. Yasin, Aynur ablalara anlattıklarını bana da söyledi. “Olur da lafı geçerse sen de aynı ağızdan konuş” dedi. Gerçi bunun bir anlamı kalmamıştı.
Çünkü Fatoş abla ilçeye gitmediğimi biliyordu. Aynur abla aradığına göre, ya Fatoş abla benim Hanife ebeye gittiğimi söylememişti, ya da başka bir şey vardı. Bilemedim… Kafam iyice karışmıştı. 2012 Türkiye’sinde, kışın ortasında, dağın başında son bir haftada yaşadıklarımı birine anlatsam, “Siktir lan!” der. Dallas dizisi gelsin, entrika görsün amına koyayım. Suna beni neden çağırmıştı? Tamam, ders çalışma işi bahaneydi, orası belli. Ama amacı neydi ki? MSN’de yaptığımız konuşmaların etkisi olduğu kesindi. Bana “MSN’de konuştuğun kız benim mi?” diyecekti, yoksa ağzımı mı arayacaktı? Göreceğiz. Her ihtimale karşı güzelce hazırlandım. Altıma daha önceden aldığım sevişme donlarımdan birini giydim. Saat 11.30 gibi yola çıkmak için arabaya bineceğim sırada telefon çaldı. Arayan Fatoş ablaydı. “Bismillahirrahmanirrahim!” dedim içimden.
Ben: Efendim abla?
Fatoş Abla: Ablan yesin seni! N’apıyorsun hocam, neredesin?
Ben: (N’oluyo mk?) İyiyim abla, İsmail abilerin evine geçiyorum. Sen ne yapıyorsun?
Fatoş Abla: Ben de ne yapayım, bizimkileri dün ilçeye postaladım. Kasım’ın bacısına gittiler… Malum, geçen sefer gidince kalamadan geri dönmüşlerdi. Bi başıma evde oturuyorum işte. Sen hangi İsmail’e gidiyorsun, çoban İsmail mi?
Ben: Evet abla.
Fatoş Abla: İşin ne zaman biter?
Ben: Bilmiyorum abla, bir–iki saat sürer.
Fatoş Abla: O kadar saat ne yapacaksın orada? Saat 1’de bana lazımsın.
Ben: Lazımsın derken?
Fatoş Abla: Lazımsın işte, anladın sen.
Ben: Peki abla…
Fatoş Abla: Hah şöyle! Yola gel. Saat tam 1’de, ama eve değil. Evin avlusuna girmeden devam ediyorsun, eski samanlık var yanında. Onun arkasına dolan. Tahta kapı var, taş merdivenden çıkıyorsun, 4–5 basamak ancadır. O kapıdan içeri gir, sessizce beni bekle!
Ben: Samanlık niye?
Fatoş Abla: Sürpriz. Fatoş ablana güven, soru sorma. Tamam mıyız hocam?
Ben: Tamam abla.
Fatoş Abla: Unutma, saat 1’de. Bu sefer de geç kalır ya da gelmezsen elimden çekeceğin var, ona göre! Telefonu kapattık. Önce Suna, sonra Fatoş abla, ikisi de tam saat vererek ayaklarına çağırıyor. Hadi Suna neyse de Fatoş abla beni biraz gerdi. En son konuşmamızdaki halini düşününce, birdenbire her şeyi unutup sindirmesi bana normal gelmiyordu. Aklından kim bilir neler geçiyordu yine? Evde yalnızken samanlığın üstüne çağırması garipti. Ama kamyonda sevişmemiz aklıma gelince, Fatoş abladan her şey beklenirdi. Eve dönüp Hanife ebenin bana verdiği kudret macunundan bir çay kaşığı aldım. “Ne olur ne olmaz!” dedim kendi kendime. Arabayla yola çıktım. Köyün içinden, eski caminin yanından geçerken İsmail abi yanımdan arabasıyla geçti. Beni görünce kornaya basıp selam verdi.
Yanında birisi oturuyordu, yüzünü tam göremedim ama karısı Hacer abla olmalıydı. Suna evde yalnızdı muhtemelen… Ya da İsmail abilerle birlikte gitmemişse, yanında yeğeni Güldane vardı. İsmail abinin evine yaklaşınca içimi gizli bir şey yapıyormuşum hissi sardı. İsmail abileri yolda görmesem daha rahat olurdum. Neyse ki evleri köyün uzağındaydı; buraya gelip gittiğimi gören olmuyordu. Arabayı evin yan tarafına, kışın hayvanlar için hazırlanmış, üzeri büyük bir örtüyle kaplanmış devasa saman balyaları yığınıyla avlu duvarının arasına park ettim. En azından gelen falan olursa görmezdi. Kapıya vardığımda, ben açmadan kapı açıldı. Suna beni içeri buyur etti. Sanki önceden anlaşmalı bir buluşmaymış gibi hiç konuşmadan o önde ben arkada gidiyorduk. Üzerinde benim ona hediye ettiğim, üzerinde kırmızı, pembe, mavi, yeşil çiçek desenleri olan boydan mor elbise vardı(bölüm 16).
Acayip yakışmıştı. Suna’yı takip ederken, “Suna, nereye gidiyoruz?” diye sordum. Dönüp gülümsedi ama cevap vermedi. Evin antresinin en sonuna kadar yürüdü, bir kapıyı açıp içeri girdi. Ben de peşinden girdim. Benim girmemle kapıyı kapatıp kilidi çevirdi. Yatak odasıydı! Muhtemelen İsmail abiyle Hacer ablanın yatak odası. “Suna, burası neresi? Niye geldik buraya?” diye sordum. Suna kıpkırmızı olmuş bana bakıyordu. Heyecandan titrediği çok belli oluyordu…
Suna: (sıkılmış gibi iç çekti ve hızlıca konuştu) O konuştuğun kız benim (kafasını kaldırıp bana baktı). Msn’de konuştuğun kız!
Ben: Dertler Deryası.
Suna: Evet, Dertler Deryası!
Ben: (yüzüme şaşırmış bir ifade verdim) Nasıl yani?
Suna: Ne desen haklısın… Ama sen orada benden hoşlandığını söyledin, yani öyle yazdın ya işte. Ben de en baştan bu yüzden sana yazdım ama kendimi göstermekten çekindim.
Ben olduğumu bilirsen konuşmazsın sandım.
Ben: Konuşurdum… Öyle konuşmazdım ama konuşurdum.
Suna: Ben pişman değilim. Birlikte pazara gittiğimiz günden beri seni düşünüyorum. Güldane bile fark etti, o kadar belliymişim. Ablam o yüzden senin eve gelmeni istemiyor.
Ben: Neden çağırdın peki buraya? Gelirken eniştenler arabayla yanımdan geçtiler, ya gelirlerse?
Suna: Gelmezler. Eniştemin anasının evine gittiler. Olur da gelirlerse, ben çağırdım derim. Senin suçun olmaz.
Ben: Güldane de gitti mi?
Suna: O gitmedi, odasında uyuyor. Sen geleceksin diye sabaha kadar uyutmadım bilerek. Uykusu derindir, uyanmaz.
Ben: İyi… Peki. (Ne diyeceğimi bilemedim) Ne yapacağız şimdi?
Suna: Sen ne yapmak istersen… (bana iyice sokuldu) Ben: (etrafıma bakındım) Burada yapmasak mı?
Suna: Burada yapalım! Birbirimize sarıldık, dudaklarımız buluştu. Montumu çıkarıp kenara bıraktım, Suna’yı kucakladığım gibi yatağa götürdüm.
Kuş gibi hafifti. Bir anda altımda dönüp üzerime çıktı. Başındaki örtüyü çıkarıp attı; saçları sarı ile kahverengi arasında, bal rengine çalıyordu. Tekrar dudaklarıma yapıştı. Heyecanımı bastırmaya çalışıyordum ama kolay değildi. Suna üzerimde doğrulup pantolonumun kemerini çözdü, ardından yataktan kalkarak paçalarımdan tutup pantolonumu çıkardı. Altımda, ilk kez giydiğim yeşil-Siyah parlak boxerım ortaya çıktı. Kendisi de elbisesini çıkarınca geriye sadece iç çamaşırları kalmıştı…siyah sütyen, beyaz külot. Dizlerinin üzerine çökerek yanıma geldi. Ellerini boxerımın üzerinden sikimin üzerine koydu, sonra gözlerime bakarak fısıldadı İstediğin gibi sik beni… Üzerimdeki boxerı iki eliyle sıyırıp çıkardı ‘’kamerada göründüğünden daha güzel’’ diyerek sikimi tuttu. Yüzü gülüyordu. Eğilip sikimin kafasına birkaç öpücük kondurdu. O sırada yüz yüze geldik.
Gözlerimin içine bakıyordu ateş saçan gözleriyle… Sikimi bırakıp üzerime uzandı tekrardan, yanağımdan öyle sıcak öptü ki, bir tuhaf oldum. Bir yandan hoşuma gitmişti, Boynumu, boğazımı öpmeye, kulak mememi emmeye başladı. Sonra kulağıma eğilip, titrek bir sesle fısıldadı:
- Aramızda kalacak bu yaptıklarımız… Ben artık dayanamıyorum, Bayram!
Bedenim titriyordu resmen... Yavaşça tişörtümü çıkardı, kendi sütyenini de açtı. İncecik bedeni, uçları parmak gibi kabarmış göğüsleri gözlerimin önünde belirdi. Birkaç saniye büyülenmiş gibi bakakaldım. Sonra belinden tutup altıma aldım, yüzümü göğüslerinin arasına gömdüm. Çocuk gibi, arsızca ona sarılmıştım.… Ellerim bacaklarına uzandı. İncecik teni, sıcacık bedeni, nefes nefese kalışımız. Külotunun üzerinden amını okşadım, bacak arası sıcacıktı. Hatta yanıyordu. Göğüslerinden ayrılıp altındaki külotunu iki elimle çekip çıkardım. Bembeyaz bacaklarının arasında taptaze, küçücük amı ortaya çıkmıştı. Hayatım da gördüğüm en güzel amdı. Daha önce evlendiğini bilmesem bakire olduğunu düşünüp sikmeye korkardım öyle bir görüntü. Bacaklarının arasına doğru uzandım, niyetim o harika amcığını doyasıya yalamaktı. Aniden geri çekildi ve utangaç bir ifadeyle fısıldadı ‘’Sana bişey diyecem ama kızma’’ dedi.
İkimizde çırılçıplak haldeyken utanılacak ne olabilirdi ki diye düşündüm o an ‘’niye kızayım, söyle tabi’’ dedim. ‘’Ben bugün şeyy oldum… Sabah adet oldum’’ dedi. Çekine çekine söylemişti. “İstersen yapmayabilirsin, bir şey demem. Gönül de koymam, hakkındır” dedi utanarak. Ellerim dizlerimin üzerinde olayın heyecanıyla derin derin nefes alıp veriyordum. Masmavi gözler, beyaz, incecik bir vücut, dimdik memeler… Tornadan çıkmış gibi bir kız karşımda duruyordu. Hayal kuracak olsam bu kadar güzel kızı yanıma yakıştıramam daha çirkin birini hayal ederim. Bir de Sunanın utangaç hali ayrı bir tatlılık katmış, o kadar güzeldi ki, kelimeler kendiliğinden döküldü ağzımdan ‘’Hiç sorun değil. Senin her halinle kabulüm’’ Suna gülümsedi. “Gel” dedi, yanına uzandım, dudaklarından öptüm. Suna dudaklarımdan boynuma, göğüslerime, göbeğime ve sikime kadar neredeyse tüm vücudumu yalayarak indi.
Bu kadar hevesli olması beni çok fena yapmıştı. Her hareketinde içim titriyordu. Çekingen bir tavırla, titreyen elleriyle tuttuğu sikimi yalamaya başladı. Ama kafası bile ağzına sığmıyordu, zorlanıyordu iyice. Acemice ve korkuyla karışık merak içinde, elinden geldiği kadar yaladı... Birkaç dakika geçmeden, "Şimdilik yeter bu kadar! Şimdi de amının hünerlerine bir bakalım!" deyip sikimi ağzından çektim. Böyle konuşmam Suna'yı güldürmüştü. Sırtüstü uzandığım yerden "İlk seferinde gel sen üzerime canım!" dedim. "Şeyy!" dedi tereddütle… "Hiç öyle yapmadım yalnız!" Güldü, ‘’Gel bebeğim… Merak etme sen…" Elimle havaya dikili sikimi tutup iki yana salladım, "Benim yarak taş gibi oldu seni görünce, görüyorsun. Senin amında de su içinde kalmış, bir an önce içine gireyim diye sabırsızlanıyor. Sen kendini akışına bırak, onlar yolunu bulur." dedim. ‘’Delisin biliyomusun?’’ diye söylendi Suna üzerime çıkarken.
Suna acemi hareketlerle üzerime çıkarak kalçasını kasığımın üzerine dayadı. Sikimi içine almasına izin vermedim önce... Belinden tutup bastırarak am dudaklarıyla göbeğime yapışmış sikimin üstünde ileri geri gitmesini sağladım. Tüm bu sürtünmeler sırasında aldığım zevk delirtti beni… Suna'da aynı durumdaydı, gözlerini kapatıyor arada tekrar kendine geliyordu. Amının içlerinden çağlayarak akan zevk sularıyla resmen yıkadı yarağımı... En sonunda benim yönlendirmemle yarağımı başından tutup ıslak amının ağzına yerleştirdi. Amının dudakları adetli olmasında dolayı şişmişti, o kadar ıslak olmasına rağmen sikimin kafasını içine alana kadar öldü nerdeyse... Ben hiç alttan hareket etmedim, "Yavrum sen kendin ayarla, yavaş yavaş. Hepsi girince biraz acır belki, ama sonra alışırsın!" dedim. ‘’Sana söylemesi kolay, o yarak bana giriyor sonuçta’’ dedi elinde tuttuğu yarağıma otururken.
‘’ufff amım yırtılıyor sandım’’ dedi bana bakarak, ama sonunda yarısını almıştı ve artık durmak niyeti yoktu. Biraz daha, biraz daha derken sonunda taşaklarıma kadar oturdu. Suna'nın acemiliği, içine girerken ki zorlanması... Şaşırmıştım, ama belli etmedim. Hiç daha önce evlenmiş gibi durmuyordu. Sanki ilk kez sevişiyor gibiydi. Yarağım komple Suna'nın amında iken hiç kımıldamadan, on dakikaya yakın sadece öpüştük, yiyiştik. Bir ara Sunanın gözleri kayar gibi oldu kafasını omzuma yaslayıp durdu bir süre ‘’ boşaldın mı?’’ diye sordum, kafasını omzumdan kaldırıp ‘’evet’’ der gibi kafasını salladı. Sonunda dayanamadı, üzerimde doğrularak hafiften kalkıp oturmaya başladı... Bu ne güzel bir şeydi böyle, amının içinde yarağımın tamamen girdiğini hissediyordum. Suna’nın amı yarağıma alıştıkça alıştı ve hareketleri de daha bir serileşti. Gittikçe hızlanan bir tempoyla kalkıp oturuyordu artık.
Bir ara çok hızlanmıştı yarağım içinden çıktı neredeyse kırılacak gibi oldu. "Aşkım acele etme, hepsi senin, elinden alan yok, tadını çıkar!" deyince yavaşladı. Bir süre sonra Suna kucağımda zıplamayı bıraktı, sadece kalçasını sağa sola hareket ediyordu sikimin üzerinde, böyle olunca daha fazla dayanamadım Suna’yı belinden tutup kendime çektim ve sikimi tutup Suna’nın sırtıyla kalçası üzerine gelişigüzel boşaldım. Boşalmam bitince Sunayla göz göze geldik, bana bakarak gülümsüyordu. Sikimi tuttuğum elimin üzerindeki kırmızılığı fark ettim. Suna durumu fark etti sessizce kalkıp ayaklarının ucunda koşa koşa kapıdan çıktı. Biraz sonra elinde siyah bir bezle geldi. ‘’Islak mendil yok muydu?’’ dedim bezi görünce ‘’bizimkiler kullanmazlar’’ diye cevap verdi Suna, elindeki nemli bezle önce elimi, sonra sikimi sildi. O silerken izledim, hayal ettiğim gibi sikimin kıpkırmızı kana bulanmış bir görüntüsü yoktu, rengi biraz koyulaşmıştı o kadar.
Suna sikimi ve kasıklarımı da sildikten sonra kendi amını ve bacaklarının arasını silerek yanıma oturdu. Sırtında ve kalçalarındaki döllerimi silmem için elindeki bezi bana uzattı. Hala inmemiş olan sikimi tutarak ‘’ne güzel ya hala dimdik’’ dedi şaşırarak. ‘’Şimdi içinde hala sperm kalıntıları kalıyor, tekrar yaparsak içine gider, hamile kalırsan falan’’ dedim, Suna bu lafımı duyunca elini ağzına götürüp güldü ‘’akıllım adetim zaten, istesem de hamile kalamam içim temizleniyor, çocuk düşünenlere bile adetten sonra 10-15 gün sayıp ilişkiye girmeleri tavsiye edilir, hamile kalmak kolay değil ki hemen öyle’’ dedi kendinden emin bir şekilde. Bunları duyunca rahatladım, içimde şüphe kalmamıştı. ‘’Sen öyle diyorsun madem’’ diyerek Suna’yı altıma aldım. Suna yatağın başucunda bulunan üzerinde çıkardığı elbisesine uzandı, yatak kanı bulaşmasın diye sırtını kaldırarak kalçasının altına serdi.
Sunanın iki bacağını bileklerinden tutarak omzuma attım. İki büklüm olmuştu. Yarağımın kafasını amına birkaç kez sürttükten sonra tek seferde köküne kadar sokunca acıyla karışık kendini tutamayarak ‘’Ahhh…bayram yavaş… Yavaşşş…ufff birden girdin acıdı’’ diye sesini yükseltmiş bulundu. "Yavrum sakin ol, adam öldürüyorum sanacaklar!" diye güldüm. "Gülme, o yarak sana girse ölürsün valla!" dedi. Ufak ufak hızlanarak amını pompalamaya başladım. Amının içi vıcık vıcık olmuştu. Hiç bozmadan devam ettim, arada Sunanın göt deliğini parmaklıyor, kalçalarını avuçluyordum. Kalçaları o kadar küçüktü ki avuçlarımda kayboluyordu... Suna’da yine bir titreme başladığında iyice hızlandım. Suna kendinden geçmiş halde ‘’Ben seninim, istediğin gibi sik, bağırta bağırta sik, inlete inlete sik beni erkeğim, canım sevgilim, ben artık seninim..." sözleriyle iyice tahrik ediyordu beni.
İkimizde zevkin doruklarındaydık. Ben amına girip çıkarken Suna elleri yana açılmış yatak örtüsünü çekiştiriyor "ohhhh.. Aşkımm" diye mırıldanır gibi tekrarlayarak inliyordu. Sesi kesildi bir süre sonra, sadece kedi sesi gibi incecik bir sesle inlemeye başladı. Göz bebekleri yukarı kaymış, gözleri neredeyse bembeyaz halde Suna yeniden orgazm oluyordu. Bu hali... İçimdeki adrenalini, heyecanı, iştahı tavan yaptırdı anında. Tutamadım kendimi daha fazla. Aynı anda boşalmıştık. Suna’nın amından çıkınca kırmızıya bulanmış döllerim amından yavaşça bacaklarının arasına doğru akıyordu, bacaklarını omzumdan indirip Suna’yı izledim. İyice yorulmuş ve mayışmış, uykuya dalmış gibi yatıyordu. Yavaş yavaş inen sikimi altından kavrayarak Suna’nın kıvrılmış bacaklarının arasına sokuldum, elimin yardımıyla sikimi yavaşça dudaklarının arası açık duran amına bastırıp soktum.
Uyur halde duran Suna gözlerini açarak bana baktı. "Sen nasıl bir insansın böyle, halen mi sikiyorsun beni?" dedi gülümseyerek, "Evet canım, doyamıyorum sana!" dedim ve elimde tuttuğum sikimi amının üzerine vurdurdum birkaç defa sonra sokup çıkartmaya devam ettim. Suna’nın amındaki döllerim girip çıktıkça sikimin her tarafına bulaştı. Suna yüzünde güller açmış beni izliyor halinden memnundu. Sikim iyice inince Suna’nın getirdiği beze uzandım ve sikimi temizledim, daha sonra Suna'nın amıyla bacaklarının arasını ve kalçasının arasını sildim. İşim bitince Suna’nın yanına uzandım. Suna bana yanaşarak sarıldı, kafasını kaldırarak benimle göz göze geldi ‘’bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştım’’ dedi. Bir süre konuşmadan bu şekilde bekledik. Suna parmaklarını göğsümün üzerinde okşar gibi hareket ettiriyordu. Saatime baktım 12:38. Fatoş abla aklıma geldi.
Bu seferde ekersem halimi hiç düşünemiyordum. Saate baktığımı gören Suna anlamış olacak ki ‘’Ne oldu? Bir işin mi var?’’ diye sordu. ‘’Saat 1'de ilçe milli eğitimden geleceklerdi’’ dedim yüzüme memnuniyetsiz bir ifade vererek. Bu tarz durumlarda özellikle resmî kurumları da işin içine katarak yalan söylerdim ki inandırıcılığı artsın. Yatakta doğrulup ‘’Ben gideyim’’ diye ekledim, bana bakan Suna’nın yüzünü avuçlarımın arasına alıp dudağından ve yanaklarından sırayla öptüm. ‘’Peki’’ dedi Suna. Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi yüzü düşmüştü. İkimiz de kalkarak üzerimizi giyinmeye başladık. Gözüm bir yandan Suna’nın üzerindeydi. Bazen yaşadığım şeyler rüya gibi gelir, acaba uyanacak mıyım diye düşünürdüm. Bu hissi en çok yaşadığım an, bu andı diyebilirim. Çok kişiyle hayal kurmuştum ama gördüğüm ilk andan itibaren Suna çok farklıydı benim için.
Doğrusu bunları hayal etmemiştim ama olanlardan da hiç şikâyetçi değildim. Dağınık yatağı göstererek ‘’Ablanlar anlamaz inşallah’’ deyince Suna omuzlarını silkerek ‘’anlarsa anlasın’’ dedi önce, sonra beni gereksiz yere telaşlandırmamak için ‘’anlamazlar merak etme, ben toplarım sen gidince’’ dedi. İçinde ablasına karşı bir öfke vardı, bu şekilde ondan intikam alıyordu anlaşılan. Ablasının tavırlarını düşününce haksız da sayılmazdı. Üzerimi giyinince Suna’nın yanına yaklaşarak götünü tokatladım. Bana dönüp, ‘’Dua et işin var, işin olmasa ben sana yapacağımı biliyordum’’ dedi, biraz şakayla karışık sitemle. ‘’Bir dahakine yaparsın’’ dedim, kalçasını sıkmaya devam ederek. Suna tam bir şey demek için bana döndüğü esnada ‘’Teyzeee’’ diye ses geldi. Güldane’nin sesiydi. Suna alelacele elindeki elbisesini başından geçirip kapıdan çıktı. Ben de üzerimi giyinerek beklemeye başladım.
Güldane’ye görünmeden çıkmam lazımdı, yoksa annesi ya da babası duyarsa biterdim. Biraz sonra Suna geri geldi. ‘’Korkma, korkma. Güldane mutfakta, patates verdim, soyuyor. Ben seni geçireyim’’ dedi. Elimden tutarak beni evin içinden avluya kadar çıkardı; elimi hiç bırakmadı. Dış kapıdan çıkmadan önce sarıldık, son kez öpüştük. ‘’Müsait olunca mutlaka ara’’ dedim. ‘’Kontörüm olmuyor bazen, fırsat buldukça MSN’den yazarım’’ diye karşılık verdi. Kapıdan çıkar çıkmaz oyalanmadan arabaya binip Fatoş ablanın evinin yolunu tuttum. Sırada Fatoş ablanın kaşıntısını alma vaktiydi. Bugün kaçarı yok götten iki postası garantiydi. Coşmuştum bir kere. Özgüven patlaması yaşıyordum. "Bayram demişler bana, adamın amına korum ben!" diye söylendim kendi kendime. Biraz fazla gaza gelmiştim sanırım ama olsun keyifler gıcırdı. Radyoda Atiye’den “Budur” şarkısı çalıyordu, ben de mırıldanarak eşlik ettim.
Enteresan bir hayatım vardı doğrusu: Bir hafta içinde önce 60 yaşındaki Hanife ebe, sonra 20 yaşındaki Suna… Rocco Siffredi misin mübarek? Rocco reis görse yaptıklarımı, kesin bir bölüm birlikte oynama teklifi ederdi. Kesin! Fatoş ablalara yaklaşınca arabayı uzakta bir yere çektim. Kalan yolu yürüyerek gidecektim. Yolda görenler selam verdi ama neyse ki kimse “Nereye gidiyorsun?” diye sormadı. Çünkü o an aklıma söyleyecek bir yalan gelmiyordu. Evin yakınına geldiğimde Kasım abinin kamyonunu gördüm. Ağaçların altında, kabinin üzeri örtüyle kapatılmış şekilde duruyordu. Fatoş ablanın tarif ettiği gibi evin yanındaki samanlığın önüne vardım. İki katlıydı; altı tuğladan, üstü ahşaptan tamamlanmış eski bir yapı. Onun dediği gibi samanlığın arkasına dolanıp arka kapıyı buldum. Etrafımı gözetledim, kimsecikler yoktu. Küçük taş merdiveni çıkıp kapıyı ittim.
Uzun zamandır açılmamış olacak ki kapı gıcırdayarak açıldı. İçerisi kalas ve inşaat malzemeleriyle dolu, loş bir ortamdı. Ne diye buraya çağırır ki bir insan? Gözlerim karanlığa alışınca ileride hafif bir aydınlık gördüm. Yavaşça o yöne doğru ilerledim. Saate baktım: 13.03. Tam o sırada bir ses işittim. Bir erkekle bir kadın konuşuyordu. Sessizce yaklaşıp kulak kabarttım. Erkek— Birisi gelmiş olmasın, emin misin? Kadın— Kimse gelmez, kedi falandır, hadi devam et. Erkek— Kocan falan yakalarsa ikiye böler bizi, acımaz yeminle. Kadın— Lan korkma hadi devam et. Onlar akşamdan önce gelmezler. Seslerin geldiği yöne yaklaştım. Önümde tahtalarla gelişigüzel kapatılmış bir duvar vardı. Ben samanlığın üst katındaydım. Üst katın sadece bir bölümü kullanılıyordu, gerisi boşluktan oluşuyordu. Camiilerin üst katı gibi düşünün. Tahta duvarın arasındaki boşluğa gözlerimi dayayıp baktığımda gördüğüm manzara karşısında donup kaldım.
Aşağıda, samanlığın ortasında Fatoş abla eteği beline kadar sıyrılmış, elleri ve dizleri üzerinde domalmış vaziyette; arkasında bir adam iki eliyle Fatoş ablanın belinden tutmuş sikiyordu… Yuh! Yuhhhh! Şok oldum. Vay amına çaktımın karısına bak sen! Adam kim? Kime veriyor lan? Amına koyayım, yabancı da gelmedi. Biraz daha dikkatli baktım; kirli sakallı, çirkin birisi. Bekir! Kahvede Muhtar Ali dayı yüzünden birbirimize girdiğimiz yavşak Bekir. Hay amına koyayım, demek bunun için çağırdın beni. Kendini siktirirken izletmek için. İntikamını böyle alıyordu Fatoş, orrrrrospu Fatoş! Dönüp gidecektim. Fatoş abla: Topal Dilaver’in uyuz eşeği gibisin, biraz hızlan, yanıyom diyom sana!
Bekir: Motor mu var götümde, sabret biraz, zor duruyorum zati, attıracaam şimdi! Fatoş abla: Boşalma sakın, bir de genç olacaksın.
Bekir: Al amına koydumun karısı (sert sert sikmeye başladı, diğer yandan eteğini iyice sıyırıp götünü tokatlıyordu)
Fatoş abla: Offf... Hah, şöyle erkek ol biraz. Bi kerecik de götümü siksen keşke?
Bekir: Yapmam! Fatoş abla: O niyeymiş?
Bekir: Hak deliği dururken bok deliğini sikmem ben! Fatoş abla: Aman sende… (gözleri bir an yukarıya, bulunduğum yere çevrildi.) Beni görmüş müydü? Görmese de orada olduğumu biliyordu, ona emindim. İzlemeyi bıraktım. Sessizce geri döndüm. Çıkarken hâlâ Fatoş’un inlemeleri kulağıma geliyordu. Nispet yapar gibi bağırıyordu. Bok gibi olmuştum. İçimde bir kıskançlık kabardı ama elimden bir şey gelmiyordu. Arabaya bindiğimde ilk andaki sinirim biraz hafifledi ama onun bana yaşattığı şey içimde kaldı. Fatoş abla öyle ya da böyle intikamını almıştı. Hiç sevmediğim adama kendini siktirirken bana izletmişti. Şeytanın aklına gelmez şu yaptığı. Fatoş’un inlemesi kulaklarımdaydı hâlâ. Müziğin sesini açtım. Eve giderken birkaç gün önce gördüğüm rüyayı hatırladım.
Ben bunu rüyamda görmüştüm. Tabi lan, hatırladım şimdi. Rüyada da orospu Fatoş’u Bekir ibnesine kaptırıyordum. Böyle aşkın ızdırabını… 22 Ocak 2012 Pazar, 13:19