Sabah olmuştu, gözlerimi açtığımda mutfaktan gelen çay karıştırma sesini duydum. Alarm çalmadan uyanmıştım. Bir anda çocukluğum geldi aklıma; en son köyde, yine böyle çay kaşığı sesleriyle uyanmıştım. Sebepsiz bir mutluluk çöktü içime, yalan yok. Sıcaktan üstümde ne yorgan kalmış ne çarşaf. Hızlıca üstüme bir şeyler giyip dışarı çıktım. Aynur Abla elinde tava, kapıdan çıkıyordu.
Aynur Abla: Günaydııın! Nasıl uyudun, rahat edebildin mi?
Ben: Ettim abla, sağ ol. Benim yerimi yadırgama huyum yoktur her yerde uyurum Aynur Abla: İyi maşallah. Dağ havası iyidir, az da uyusan çok da uyusan insan sabah dinç kalkar.
Ben: Aynen abla, biz de yılın yarısında köyde kalırız. Alışığım. Kısa sohbetten sonra sofraya geçtim. Hemen arkamdan Ömer Hoca geldi. *“Oo, günaydın hocam,”* dedi. Hal hatırdan sonra, “Bugün ilçe millî eğitime geçeriz, sen de oradan servisle şehre gidersin.
Haftaya yine gelirsin,” dedi. Kahvaltı sırasında okul bahçesinden birkaç kişi geçti. Herkesle tanıştırdılar beni “yeni öğretmen” diye. “Hoş geldin, hayırlı olsun, bu sefer sen kalırsın inşallah,” muhabbetleri döndü. Ömer Hoca da birkaç kişiye takılarak,
- Hocam bekarmış bakın, bir kız bulun evlendirelim de burada kalsın, dedi takılarak
Bazıları şaka mı ciddi mi belli değil, hemen aday bulmaya bile kalktı. Aynur Abla gülerek,
- Boş ver, yaşı genç daha. Ne acele ediyorsunuz, bakalım Bayram Hoca istiyor mu? Dedi.
Kahvaltıdan sonra hazırlanıp Ömer Hoca’nın arabasıyla ilçe millî eğitime gittik. İçerisi ana baba günü; başka köylerden gelen öğretmenler, yeni başlayanlar… Sanki halk ekmek kuyruğu gibi kalabalık. Müdürün yanına çıktık. Meğer Ömer Hoca’nın eski arkadaşlarındanmış. Bana “Hayırlı olsun,” dedi, çay söylediler. Evrak işleri için Munise isimli bir personele yönlendirdi, ayrıca telefonla da haber verdi. Recep Abi daha önce poşet dosya içinde evrakları vermişti, “Bunları ilçe millî eğitime teslim edersin,” diye. Dosyanın en üstünde ataçla tutturulmuş vesikalık fotoğrafım vardı. Çekilirken aceleden bakamamıştım ama şimdi görünce… Baygın bakan gözler, ucuz Amerikan traşı gibi saç, tip desen ayrı bir dünya "10 lira ver senin için adam pıçaklayım abi" diyen kekolar gibi görünüyordum. İçimden fotoğrafçıya iyi sövdüm ama dışımdan belli etmedim. Munise’nin odasını bulup kapıyı tıklattım.
İçeride, benden birkaç yaş büyük gösteren, kısa boylu, hafif toplu, kıvırcık saçlı, yeşil gözlü, yanağında gamzesi olan sıcak bakışlı, genç bir bayan oturuyordu. “Müdür Bey gönderdi,” dedim. Başını kaldırıp gülümsedi, önümdeki sandalyeyi işaret etti. Oturdum. Evrakları aldı, kontrol etmeye başladı. Vesikalık fotoğrafımı görünce kâğıttan gözlerini kaldırmadan hafifçe gülümsedi; belli ki o da içinden bir şeyler düşündü ama söylemedi. Sonra,
- Hocam maaşlar şu bankaya yatıyor. Hesabınız var mı? Diye sordu.
Üniversitede çalışırken aynı bankadan hesabım olduğunu söyledim.
- Tamam hocam. Hesap kartını bir ara getirirsin. Evrakları imzalatacağım ama yazıcı çalışmıyor, çıktı alamıyorum. Hesap kartınızı getirince onuda hallederiz, acelesi yok, dedi.
Ben de “Ben anlarım bakayım istersen,” diye teklifte bulundum. Sevinerek kabul etti. Bilgisayarın başına geçtim, yazıcı driver2ını kaldırıp yeniden kurunca sorunu çözdüm. Kadının internet tarayıcısında bir sürü sekme açıktı; eskiden meşhur olan Markafoni’den elbise bakıyordu. Tam o sırada,
- Hocam, bir de müzik dinleyemiyorum. Winamp açılmıyor, ona bir şey yapabilir miyiz? Dedi.
Sene 2011. O zamanlar internetten iki tıkta program indir-Yükle devri pek yok. Yanımda her zaman taşıdığım Toshiba marka USB belleğim vardı. İçinde programlar, sürücüler, ne lazımsa bulunurdu. Hemen Winamp’ı kaldırıp yerine kullandığım Foobar programını kurdum. Bilgisayarda bir Word sayfası açıktı; “orijinal değil” uyarısı veriyordu. Onu da küçük bir programla hallettim, lisanslı gibi gösterdim. Munise resmen rahatladı.
- Hocam gerçeken laf olsun diye demiyorum sen harikasın! Ben bu işlerden hiç anlamıyorum, burada da bilen yok. Aylardır müzik açamıyorum, çıktı alamıyorum, kimse de ilgilenmedi. İyi ki geldin, deyip durdu. Sonra hemen Rafet El Roman’ın o yaz çıkan “Direniyorum” şarkısını açtı, yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi müziği duyunca,
- Oh be, dedi bana gülümseyerek.
Benim için çok basitti ama onu öyle mutlu etti ki ver desem verecek kıvama geldi.
- Senin gibi biri lazım buraya hocam. Eskiden İdris vardı, o hallederdi. O da tayin isteyip kendi memeleketine gitti, diye anlattı.
Bir yandan sıcak su istedi mutfaktan, gelince nescafe yaptı, ikram etti. Sohbet ilerledi. Telefon numaramı istedi, “Facebook’tan da ekleyeyim hocam, hafta sonu ilçeye gelirsen haber ver mutlaka,” diye tenbihledi. Ben de “Olur,” dedim.
- Ben de seni ara ara rahatsız ederim ama, diye ekledi gülerek.
Bir süre sonra kapı açıldı, Ömer Hoca ve müdür içeri girdi. “Yemeğe inelim,” dediler. Hep beraber yemekhane tarafına geçtik. Masaya yan yana oturduk: Müdür, Ömer Hoca, Munise ve ben. Munise, yemekte de müdüre beni övmeye devam etti:
- Yazıcıyı kurdu, bilgisayarı düzeltti, müziği açtı falan… Diye anlata anlata bitiremedi.
Bizimle oturan bir de Dursun Abi vardı; orta yaşlarda, her işe koşan bir hizmetli gibi. O da sessizce dinliyordu. Munise konuşurken o an kulağıma eğilip fısıldadı:
- Hocam yanlış anlama ama bir de sikivirsen şunu da sinirini alsan bek iyi olur biliyon mu, hem sevabada girersin, dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim. Gülmemek için kendimi zor tuttum, yüzüm kızarmasın diye elime telefonu alıp onunla ilgilendim bir süre. Yemekten sonra biraz daha oturduk, müdür müfredattan, kaynak kitaplardan bahsetti. Ne gerekiyorsa hallederiz dedi, gayet rahat biriydi. Onun bu tavrı içimi rahatlattı. İlk günün gerginliği dağılmıştı. Biraz daha sohbet ettikten sonra, beni Dursun Abi dediğim o hizmetliyle birlikte gönderdiler. Okulların açılmasına bir hafta kalmıştı. Ömer Hoca’yla “Cumartesi görüşürüz” diye sözleşerek ayrıldık. Dursun abiyle birlikte ilçe milli eğitimin arabasıyla yola çıktık. Dursun Abi arabada konuşmayı hiç kesmedi. Neredeyse ilçedeki herkesi anlattı ama en çok Munise’den bahsetti. ‘’Kocayı kaçırmış, kafada varmış, iyi bir yarak istiyomuş, birisi iyi bir çakarsa pamuk gibi olurmuş, ah ah gençliği olsa o yapacağını biliyomuş’’ anlata anlata zorla Munise’yi kafaya soktu.
Baktım Dursun abi susmayacak sonra camdan dışarı bakmaya başladım. O, anlatmaya devam etti. Sesini artık bir uğultu gibi duyuyordum ama bazı kelimeler istemesem de aklımda kalıyordu. Eve vardığımda bizimkiler beni üç büyüklerin transfer ettiği hava limanına inen yabancı topçu gibi karşıladılar. Bir tavırlar bi hareketler gören milli eğitim bakanı oldum sanacak. İlgiyi alakayı görmeniz lazım. Gece yorgunluktan erkenden bayıldım kaldım. Rüyamda Dursun abiyle Munise’yi gördüm. Ben Munise'yle tam sevişmeye başlayacakken Dursun abi yanımıza tabureye oturmuş çene yapıp duruyordu. Müdürlerden birisinin karısından bahsediyordu ‘’aranıyormuş da, günahından korkmasa yapacağını biliyomuş da, bi kere yapıştırsa karı peşini bırakmazmış da’’ anlatıp duruyordu yine. ‘’Sus artık Dursun abi’’ dedim sinirlenerek, Sus! Adam bilinç altıma nasıl işlediyse artık rüyalarıma girmişti.
Ben sus deyince Dursun abi susup soyunmaya başladı. Çıplak kaldığında küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Adam da kocaman yarak vardı, benimki yanında pipi kalıyordu. Keşke susturmasaydım dedim içimden. Utandığım için benimkini pantolonun içinden çıkaramıyordum. Munise zorla fermuarımı açıp sikimi çıkarttı ve elleriyle oynayarak boşalttı beni. Rüyada boşalınca gerçekte de boşalmışım, uyanınca fark ettim. Vay mk dedim hemen peçete falan sildim. Gözümü kapatınca gözümün önüne Dursun abi geliyordu. Kulaklarımda hala onun sesi. Sinirim bozulmuştu uyku tutmadı. Rüyanın etkisiyle Munise’yi siktiğimi hayal ederek 1 posta daha attım sonra uykuya daldım.