BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 41 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 41 / 84 BÖLÜM 25 dk okuma 16,738

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 41. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

26. Bölüm 4 Part halinde paylaşılmıştır. İyi okumalar

- --------------------------------------------------------------------------

Birader: Anneeeeee, şu abime bir şey söyleee, bana televizyon izletmiyooo!

Annem: Bayraaaam, getirme beni oraya!

Ben: (Sesimi kısarak, sinirli bir şekilde) La bebe, son bölüme geldim. Prensesi kurtarayım, bitiyo zaten. Sonra ne istiyosan bak!

Birader: Anneeeee! Yaslandığım kırlenti kaptığım gibi biraderin kafaya geçiriyorum. Biraderin gözünde yaş hazır zaten, ağlayacak gibi oluyor. Hemen ağzını kapatıp susturuyorum. Ölmeden birkaç saniye önce elimi çekip hayatını bağışlıyorum ibnenin. Konuşmaya başladığından beri evde huzur yok. Çaktırmadan kumandanın pillerini çıkartıyorum. “Kumanda bozuk, çalışmıyo.” deyip eline veriyorum: “Al, açabilirsen aç.” Biraderin maymun zekâ testini geçmesi beş dakika sürüyor. Pilleri çıkardığımı anlayınca ağlayarak mutfağa, annemin yanına gidiyor. Tesadüfen atari kasetlerinden birinde sınırsız can veren Süper Mario buldum.

Saatlerdir uğraşıyorum; 8’in 4’üne geldim. Bitirmeden kalkmam başından, sikseler kalkmam. İki üç dakika sonra annemle birader geliyor. Biraderin iki gözü iki çeşme, gören kaçırılıp böbreklerini aldılar sanır. Annem “Bıktım artık senle!” diye başlayıp “Babana söyleyeceğim!” diye bitiriyor azarını. Eteğine yapışmış beş yaşındaki biraderin ağzından o ilk küfür dökülüyor: “Orospu çocuu!” Küfrün şokunu atlatan annem, önce biraderi sonra beni güzelce çarpıştırıyor. Sonra işaret parmağını bize doğrultup, “Sesinizi duyarsam…” deyip mutfağa dönüyor. Annemden dayağı yiyince ağlaması kesilen birader, şaşkın şaşkın bana bakıyor:

- Orospu cocuu ne demek abi?

“Gel” diyorum, “gel otur yanıma. Prensesi kurtaracam, izle bak.” deyip yanıma oturtuyorum. Oynayanlar bilir; Süper Mario’da 8’in 4. Aşamasında prensesi kurtarınca oyun bitiyor. Keyif, sadece oyunu bitirmekte değil; mahalledeki bebelere hava atmakta da. Bu oyunu bitirirsem ölene kadar havasını atarım. Saatlerce uğraştım, sonunda çabam karşılığını verdi. Şerefsiz kaplumbağa canavarı belki yirmi, belki otuzuncu denememde geçtim. Gerçi geçerken ateş atma özelliğini kaybedip boyum sik kadar kaldı ama olsun. Köprüden geçip prensese doğru koşuyorum. Esmer, kıvırcık saçlı prenses bana bakıyor:

- Bayram, diyor.

- Kahramanım, diyor.

- Haşin ve gaddar erkeğim, diyor.

Sonra sarılıp öpüyor Mario’yu. Biraderle birbirimize bakıyoruz şaşkın şaşkın.

- Noluyo lan!?

**Hadi gelin köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim** * 4 Şubat 2012 Cumartesi — Saat 10:30 Gözlerimi açınca ilk iş uzanıp alarmı kapatıyorum. Annem o esnada kahvaltıyı hazırlamış, beni uyandırmaya geliyor. Sucuklu yumurta, patates kızartması, biber kızartması; üstüne domates rendelenip kızartılmış, patatesin üstüne dökülmüş… Keyifler on numara beş yıldız. Çatalla patatese uzanırken annem elime vuruyor “Yüzünü yıka da gel” diyor; sonra çayları dolduruyor. O ara hatırlıyorum gece gördüğüm rüyayı. Mario oynarken kurtardığım prenses aynı Fatoş ablaya benziyordu, mk. Prensesin o olduğunu bilsem kumandayı biradere verir, çizgi film izlettirirdim. Anca rüyamda kurtarırım mk karısını. İki haftalık tatil su gibi geçti gitti. Mevsim kış olunca yapacak pek bir şey de yok. Kahveye gitmeyeni sikiyorlar gibi; her akşam 101, batak, gece 1–2’lere kadar takıldık.

Bir ara kahvede oyun oynayan başka masa oyun yüzünden birbirine girdi; gürültü olunca kahvenin bulunduğu apartmanda oturan bir savcı polisi arayıp şikâyet etmiş. Polis geldi; kahvede biz de dâhil kim var kim yok karakola götürdü. Normalde “iyi oldu” denir mi böyle bir şey için, ama iyi oldu. Rakibimiz olacak arkadaşlarımız kaybederken Hulusi Kentmen gibi takılırken, kazanacağını anlayınca anında Tecavüzcü Coşkun moduna geçiyordu. Daha fazla nasıl hesap kitleriz düşüncesiyle tost, atom (üstü fındıklı kola) ne varsa sipariş verdiler. Sallandıracaksın bunlar gibi üç beş ibneyi meydan da, bak bakalım bir daha yapan oluyor mu? Her neyse, polis abiler sağ olsun, hem oyunda kaybetmekten hem de hesap ödemekten kurtulmuştuk. Tatilde köy tarafından pek kimseyle görüşmedim. Kendimi özletmek iyi olur diye düşündüm. İki haftanın ardından bugün yola çıkıyorum.

İstikamet önce ilçeye; bir gece Muniselerde kalacağım, sonra pazar günü ver elini köy. Behiye ablayla yaşadıklarım kafamın bir köşesinde bozuk plak gibi oynadı durdu tatil boyunca. Ne zaman aklıma gelse kış vakti içimi bir sıcaklık aldı. Evde, yatağımın duvar kenarında kalorifer peteği var. Behiye ablaya yasladığımı hayal ederek her gece peteğe yaslayıp uyuyordum. Bazen, yan yana uyuduğumuz o gece Behiye ablayla daha ileri gitmediğime pişman oldum; bazen de “Acaba Aynur abla falan bizi gördü mü?” şüphesi geldi içime. Yaptıklarımdan pişman değilim ama Aynur ablaya karşı yeni bir rezilliği bünyem kaldırmaz. Memleketteyken bir kez cesaret edip aradım “Ne yapıyorsun?” diye, Behiye abla'da tatilde torunu Osmancan’la birlikte oğlu Ferhat’ın yanına gitmişler. Hal böyle olunca yanlış anlaşılır diye Ferhat’tan çekindim, aramadım. Behiye ablanın oğlu Ferhat’la aram iyidir; tatildeyken Osmancan beni anınca Ferhat da beni aradı, konuştuk.

Böyle durumlarda yelkenleri suya indiriyorum hemen; içime “ne kadar şerefsiz bir adamım” düşüncesi gelip yerleşiyor. Bu devirde birini sikeceksen yakın çevresinden kimseyi tanımayacaksın; gidip tıkılayıp geleceksin. Sonra oğlu, kızı, ne bileyim bir yakınıyla yüz yüze bakınca ben vicdan yapıyorum. Neyse! Tatilde fantezilerimin diğer yarısını süsleyen diğer kişi Suna’yla da çok fazla görüşme fırsatı olmadı maalesef. Zaten Azrail ablası sürekli başında. Arada birkaç kez kısa telefon görüşmesi yaptık. Bir iki gece de MSN üzerinden yazışsak da muhabbet ne var ne yoktan öteye gidemedi ben aile evinde olduğumdan mütevellit. Bir de birader sağ olsun, masa üstü bilgisayara kamyon oyunu kurmuş. Ne zaman bilgisayarın başına geçsem, benim kalkmamı gözledi durdu. Oyun için direksiyonu, gaz pedalı, vitesi falan olan konsol almış; adam sanki uzun yol şoförü.

Sabaha kadar direksiyon salladı mk. Suna sağ olsun, anlayışlı kız. Arada kamera karşısına geçip birkaç güzel fotoğraf göndererek gönlümü yapmayı ihmal etmedi yine de. Tatilin ikinci haftası Ömer Hoca ve Aynur abla, yeğenlerinin bir düğünü için memlekete gittiler. Bir sabah ben uyurken Aynur abla aradı “Feysi açsana, bir şey gönderdim” deyip lafı uzatmadan kapattı. Hemen açıp baktım; feysten bana aynanın karşısında iki farklı elbiseyle çekilmiş birkaç resim göndermiş. Düğünde giymek için biri beyaz, diğeri mor iki elbise denemiş ama kararsız kalmış. “Ömer yardımcı olmuyor, aklıma sen geldin. Sence hangisini alayım?” diye sormuş. İlk bakınca beyaz olanı daha çok yakıştırmıştım ama kuru kuru “Beyaz elbise” demek içime sinmedi. Hemen internetten o dönem popüler olan TV8’in Bugün Ne Giysem programının çok izlenen bölümlerinden birini açıp hızlıca jürinin yorumlarını dinledim.

Barbaros Şansal’ın yarışmacı kızlardan birine yaptığı şu yorumu kelimesi kelimesine yazıp gönderdim: “Elbisen gerçekten harika durmuş! Beyazın saflığı ve sade şıklığı her daim etkileyici. Vücuduna tam oturmuş, zarif ve feminen bir duruş sergiliyor. Özellikle omuz detaylarıyla asil bir hava yakalamışsın” Üstüne İvana Sert’in (bu karıya bitiyorum) yarışmacı bir kızın saçı için yaptığı yorumu biraz değiştirerek yazdım: “Saçların için küllü röfle tercih edersen güzelliğinin ışıltısı daha da ön plana çıkar” Aynur abla mesajlarımı okuyunca “Vay vay vay, bakıyorum da anlamadığımız şey yok Bayram hocam, maşallah maşallah, tü tü tü!” yazdı ve yorumum için teşekkür etti. Bir an gaza gelip, “Düğün günü fotoğraf isterim” yazıp gönderdim. Sonra biraz pişman oldum ama o zaman mesajı geri almak falan yoktu. Aynur abla mesajı okuyunca, “Tamam canım” deyip gülücük atarak cevap verdi.

Resmen Aynur ablayla birbirimize kur yapıyorduk. Sabah sabah bu muhabbetlerin üstüne, annem de mukabeleye gidince evde yalnız kalmıştım. Şeytana uyarak Aynur ablanın gönderdiği resimlerine bakıp Allah affetsin 31 patlattım. 31 esnasında mor elbisenin beni daha çok etkilediğini fark edince beyaz elbiseyi tavsiye ettiğim için içime bir pişmanlık hissi çöktü. O gün anladım ki mantıklı kararlar almadan önce 31 sonra karar almalıyım. Ve tabiki erkek adamın kelime dağarcığında kıyafet yorumlarken hava atmalık birkaç cümle olmalı, işe yarayacağı bir zaman geliyormuş mutlaka. (Kadınları etkileme sanatı sf13) Kahvaltı sonrası valizi kaptığım gibi ilçenin yolunu tuttum. İki hafta boyunca milleti nasıl bıktırdıysam sadece birader uğurlamaya geldi. O da tam otobüse binecekken kem küm yapıp para istedi. “Siteden para geliyor” diye anlatır durursan olacağı bu tabii.

Neyse, canı sağ olsun. İlçeye varınca Yasin’le Munise otogarın önünde beni bekliyordu. Erkek ağırlıklı bir tatilden sonra özellikle Munise’yle vakit geçireceğim için ayrıca mutluydum. Biraz kız muhabbetine ihtiyacım vardı. Yasin beni görünce “Sinan Çetin’le Film Gibi” programında karısı barışmaya gelen adam gibi sarıldı bana. Munise de Yasin’i kıskanmış olacak ki o da uzun uzun sarıldı. Doğruca meşhur çay bahçesine gittik. Çay, nargile derken bir iki saat oturduk. Yasin lafı kimseye vermedi, anlatıp durdu. O kadar çok anlattı ki bir yerden sonra takip edemedim. Yalnız Munise’de bir haller vardı. Arada telefon elinde biriyle mesajlaşıyor gibiydi. Normalde Yasin’in ağzında bakla ıslanmaz, hemen söyler ama o da bir şey demedi. Belki de ben yanlış yorumluyordum. Saat dördü geçmiş, hava kararmıştı.

Munise: Canım sıkılıyor ya, çok canım sıkılıyor.

Öyle böyle değil.

Yasin: Niye sıkılıyor ki yav?

Munise: Bilmem, sıkıldım ben.

Ben: Bir şeyler yaparız.

Munise: Canım bir şey istemiyor.

Yasin: Oyun oynarız, okey döneriz, çay kenarına gideriz, müzik dinleriz, halay çekeriz (?) Ben: (Bir an duraksadım) Nasıl çekeceğiz lan halayı? Yer yok. Burada çeksek alan dar, hem aşağıya çok ses gider, olmaz şimdi.

Yasin: Tabii o kadar seçeneğin arasında halayı sorgulaman da güzel.

Ben: Yani halay çeksek niye çekelim tabii o da var, ama çekeceksek de şartlar uygun değil gibi geldi o bakımdan.

Yasin: Yasin: (elini 31 çeker gibi yukarı aşağı yaptı) başka bir şey çekelim. Yasin’le karşılıklı güldük bu hareketi sonrası.

Munise: Ne pis adamlarsınız ya, kalkın bize gidelim. Annemler ‘geç kalmayın’ demişti.

Yasin: Kız sen de her şeye karışıyorsun bacım, biraz görmezden geliver.

Munise: Gamze’nin yanında da böyle misin?

Yasin: Neyim varmış? Has Anadolu erkeğiyim kızım.

Ben: Munise haklı. Bazen Sivaslı otobüs şoförleri gibisin.

Yasin: Diyene bak, gören İstanbul beyefendisi sanacak! Yasin’le didişe didişe Muniselerin eve geçtik. Geçerken çaktırmadan eski okul muhabbetlerini açıp beni rezil etme diye özellikle uyardım. Normalde biraz kalın kafalıdır ama iş itlik, puştluk olunca beyninin yüzde yüzünü kullanabiliyor. “Tamam lan, anlatmayacağım, söz” dedi. Muniselere girdik; sırayla Feride abla ve Gülseren teyze hoş geldin diyerek sarıldılar. Feride abla saçlarını sarıdan biraz daha kahve tonuna çevirmiş. İlk görünce biraz yadırgadım ama bir süre sonra alıştım; hatta daha güzel bile geldi gözüme. Munise’ye çay bahçesinde otururken babasını sormuştum. “Rahatsız ediyor mu yine?” dedim. “Arayıp sormuyor, umudu kesti artık” deyince sevinmiş gibi yapsam da içten içe biraz üzülmüştüm.

Onun bahanesine Feride abla yine gelir kalırlar umudu vardı ama anlaşılan o iş yaştı artık. Muniselerde oturmuş Gülseren teyzeyle sohbet ederken Aynur abla aradı. Ne yapıyorsun, neredesin diye sordu. Düğünde çekildiği fotoğrafı göndermiş, onu söyledi. Telefonu kapatırken “Köye gelince konuşacaklarımız var” dedi. Böyle söyleyince ne konuşacak diye merak etmiştim. Konuşmadan sonra hemen telefondan feysi açıp bana gönderdiği resme baktım. Benim tavsiyeme uyarak aldığı beyaz elbiseyle çekilmişti. Saçlarını falan yaptırınca çok yakışmış. Yan durarak gönderdiği resimde hatları da belli oluyordu. Hemen telefona kaydettim resmi. Klasik Ne var ne yok, tatil nasıl geçti, sizinkiler ne yapıyor? Muhabbetleri derken saat yedi gibi akşam yemeğini yedik. Yemek sonrası çay içerken Feride abla “Munise’de biriyle görüşüyor, haberin vardır belki. Çok iyi çocuk, inşallah bu sefer olacak gibi” deyince ortalık birden sessizleşti.

Ben, “Aa, öyle mi? Hayırlı olsun, haberim yoktu” dedim; yüzüme zorla gülümseme mimiği vermeye çalışırken. Munise annesine sinirli sinirli bakarak, “Anne sana ne ya! Ben söylemeyi bilmiyor muyum?” Diye söylendi, sonra bana dönerek, “Ortada bir şey yok ya. Kaymakamlığa mühendis bir çocuk başladı, biraz gönlü var gibi ama ortada bir şey yok. Bizimkiler benden kurtulma derdinde” dedi. (Annesine dönüp kızar gibi baktı, sonra tekrar bana döndü.) “Öyle işte, ben söyleyecektim zaten sana ama annem sağ olsun, ayaklı gazete gibi yetiştirdi hemen” diyerek mahcup bir şekilde bitirdi lafını. Daha önce de söylemiştim; her çiçekten bal almaya çalışmak gibi bir yapım var ama sıkıya da gelemiyorum. Bir bok yiyince “Acaba ipin ucu borum bok bir yere çıkar mı?” diye kesin düşünürüm. Munise, 24 yıllık ömrümde ilk cinsel deneyimimi yaşadığım kadındı. İçime bir kıskançlık duygusu yerleşti, başka bir erkekle konuştuğunu duyunca.

Munise’yi seviyor muydum? Hayır. Ama nasıl anlatsam… Bir arkadaşım bir eşyasını kullan diye bana vermiş, ben de kullandıkça o eşyayı “BENİM” diye düşünmeye başlamışım. Arkadaşım benden geri isteyince “İSTEDİ” diye kızıyorum ya, aslında kızmaya hakkım yok. Aynı durum vardı. Ortada benim olan bir şey yoktu ama çevremdeki her kadında olduğu gibi Munise için de aynı hisse kapılmıştım zamanla: O BENİM! O yüzden bu haberi duyunca kıskançlık duygusunun etkisiyle beni üzse de uzun vadede güzel bir haberdi. Hatta tam benim istediğim gibi bir durum vardı ortada: yaşandı ve bitti. Hem Munise’nin annesi Feride Ablayla aramızda yaşanılanları düşününce iyi bile olmuştu. Anlattıklarına göre çocuk çok seviyormuş Munise’yi. Önceden evlenip boşandığını, geçirdiği hastalığı falan da söylemiş ama niyetinden dönmemiş. Yasin bile “Ben kız olsam, o bebe beni bu kadar sevse, hiç düşünmem, verir…

Şey yani evlenirim valla” diye fikrini beyan edince, herkesi güldürmüş, ortamdaki gerginlik biraz azalmıştı. Daha sonra gaza gelerek boşboğazlığı tuttu: “Size Bayram’ın lisede staj yaparken ceviz macerasını anlatayım da biraz gülelim” dedi. “Oğlum yapma etme” desem de beni dinlemedi. Hayatımda, çocukken köy camisinde çıkıp ezan okumaya çalışmakla birlikte — heyecandan sesim kısılmış, makam falan kalmamıştı; yarısından sonrasını düz konuşma gibi tamamlamıştım, sonra utancımdan köy bostanlarına kaçıp akşama kadar gelmemiştim —bu olayla birlikte, en utandığım anımdır. Ben ne yapsam fayda etmedi, kadınlar da “Anlat, anlat!” diye diretince, Yasin oturduğu yerde dikleşip (sanki basına poz verecek pezevenk) başladı anlatmaya. ** Bu yavru lisede staj yaparken bir arkadaşıyla internet kafenin bilgisayarlarını kurmaya gitmişler. İnternet kafe de şehrin taa öteki ucunda.

Birlikte gittiği çocuk da arkadaşım; Fatih diye bir bebe. Neyse, bunlar başlıyorlar iş güç derken öğlen oluyor. Dinlenme arasında bunun yanındaki Fatih yol üstünde ceviz satan birinden ceviz içi alıyor. (Bana dönüp “Ne kadar almıştı iki kiloydu değil mi?” diye soruyor ama ben sinirden duymamazlıktan geliyorum.) Tabii Fatih boğazına düşkündür, görseniz anlarsınız, ikiye beş! (Eliyle ne kadar iri olduğunu tarif etmeye çalıştı.) Fatih ceviz yerken dayanamıyor, bizim bu akıllının da canı çekiyor. Oturuyor yanına, ikisi birlikte artık iki kilo mu üç kilo mu ceviz içini yiyorlar. (Ben: “Yok, bir çuval, abart abart.”) Neyse, ceviz bitince Fatih yemek almaya gidiyor arabayla, Bayram yalnız kalıyor. (Ben “Yemek değil, malzeme getirmeye gitti”) Her neyse artık... Fatih gidince Bayram’ın midesi guruldamaya başlıyor, karnı buruluyor falan. (Kadınlar olacakları anlamış gibi “Hiiiyy, eyvah eyvah!” diye tepki veriyorlar.)

Bu sağa sola bakıyor, gidecek tuvalet yok. Zaten çok geçmeden tutamıyor daha fazla, ne var ne yok koyuveriyor. (Yasin anırır gibi gülmeye başladı, kadınlar da onunla gülüyordu.) Sonra Bayram çorapları çekiyor paçaların üstüne, gidiyor bir tane bankın üstüne oturuyor. Sonra bu akıllım staj yaptığı yeri arıyor telefonla: “Abi çabuk gelin, ben internet kafenin karşısında parktayım” diyor. Bu öyle arayınca adamlar da kavga var sanıp transite ne kadar adam varsa atlayıp geliyorlar mı? Gelince bir bakıyorlar, bu bankın üstünde, çorapları çekmiş paçaların üstüne, bir başına oturuyor mu? Transitten adamlar iniyorlar, kimisinin elinde sopa falan var, “Hani adamlar nerde?” diye bakınıyorlar. Sonra bunun yanına gidince olay ortaya çıkıyor. Adamlar tabii gülmekten karnına ağrı girmiş, sonra arabanın içine yere gazete sermişler, bunu da gazetenin üstüne yüzüstü yatırmışlar.

Bayram da annesini aramış. Teyzem de evin girişinden banyoya kadar halıları kaldırıyor, gazete seriyor; bu öyle giriyor içeri... (Kahkahalar, gülüşmeler.) ** Feride Abla: Uzun zamandır bu kadar gülmemiştim yaa, gözümden yaş geldi gülmekten, ilahi Bayram. (bir eliyle ağzını kapatıp diğerini iler doğru savurarak) Munise: (Gülerek) Yakında hiç tuvalet falan yok muydu, internet kafenin falan?

Ben: Cık.

Yasin: Bu o zamanlar malın tekiydi ya! (Beni göstererek) Yeni yeni kafa basmaya başladı. Ben olsam hiç utanmam, bir köşeye yapardım!

Ben: Yaptığını da biliyorum canım benim, merak etme; utanmazsın sen.

Munise: Hadi yaa! Ne yaptı ki, söylesene?

Ben: Mevlüt Hoca vardı, Teknolojinin Bilimsel İlkeleri diye bir dersin hocasıydı. Bu (Yasin’i göstererek) hocanın arabasının kaputuna sıçtı!

Yasin: Hakketti ama.

Munise: Yuh ya, ne yapmış olabilir de böyle bir şeyi hak etsin adam?

Ben: Dersine kitabını getirmemişti, Hoca da yoklama kâğıdına “kitapsız” diye not almıştı. (Gülerek) Kadınlar da benimle güldüler. Saat on ikiye kadar oturduk. Gülseren teyze, Feride Abla gelmemize çok sevinmişlerdi; “Sayenizde keyfimiz yerine geldi,” diyorlardı. Yasin, eve giderken “sende kal” deseler de, “Sabah dükkânı ben açacağım” diyerek gitti. Gece uyumak için Munise’nin yatağını bana hazırlamışlardı. “Salonda yatarım” desem de özellikle Munise “Olmaz” diyerek geri çevirdi. İyi geceler faslından sonra yerime geçtim. Gecelediklerimi falan giydikten sonra uzanıp telefondan Aynur Abla’nın gönderdiği resme baktım bir süre. Uykum iyice bastırınca telefonu bırakıp yorganı kafamın üzerine çekmiştim ki telefon titredi. Elime alıp baktığımda Munise’den mesaj gelmişti: “YANA KAY:))” Mesajı okuyunca tam “Anlamadım!” yazıp gönderecektim ki odanın kapısı açıldı.

Önce Munise’nin kafası göründü kapıdan. Benimle göz göze gelince hızlıca içeri girip sessizce kapıyı kapattı ve ayak uçlarında koşarak kapıyla yatak arasındaki mesafeyi geçip yanıma geldi. “Hâlâ yana kaymamışsın ooooo!” dedi gülerek ve yorganı açarak benim yana kaymama izin vermeden kucağıma oturarak üzerime uzandı. “Bundan dolayı burada yatmamı istedin, değil mi?” dedim. Gülerek “evet” der gibi göz kırptı. “Sizinkiler?” diye sordum. Munise dudaklarıma yapışıp öpmeye başladı beni. Daha sonra kafasını kaldırıp, “Güzellik uykusunda ikisi de merak etme, ruhları duymaz,” dedi ve tekrar öpmeye başladı. Beni öperken diğer yandan kucağımdaki kalçası ileri geri oynamaya başladı. Hayat gerçekten sürprizlerle doluydu. Munise’yi kaybettik diye aklımdan geçmişti oysa uykuya dalmadan önce ama birkaç dakika geçmeden kucağımdaydı. Nasip dedikleri böyle bir şeydi sanırım.

Belki de konuştuğu çocuğu benden gizlemiş olmanın vicdan azabıyla gönlümü almaya çalışıyordu ama ben böyle ufak tefek oyunlara kanacak birisi miyim? Kesinlikle öyle birisiyim. Kafamda kendi kendime konuşmayı bitirip ellerimle Munise’nin kalçalarına yapışıp öpüşmesine karşılık vermeye başladım, dudaklarına yumuldum iyice. İstekli tavrım Munise’yi memnun etmişti. Bir süre sonra üzerimde doğrulup yatağa götünün üstüne oturdu ve altındaki eşofmanı külotuyla birlikte dizlerine kadar sıyırdı. Bende beklemeden eşofmanımı ve külotumu indirdim. Munise tekrar bacaklarımı dizleri arasına alarak üzerime çıktı, dizlerimin üzerine oturarak kalkmış sikimi eliyle 31 çeker gibi oynamaya başladı. Diğer eliyle de amını oynuyordu. Sikim iyice büyüyünce üzerine eğilip tükürdü ve avucuyla her tarafına dağıttı. Kalçasını kucağıma yanaştırıp sikimin üzerine yavaşça oturdu.

Sikim içine gömülene kadar elini sikimden çekmedi. Tamamen içine girdiğimde elini çekip yavaşça üzerimde yukarı aşağı yaparken dudaklarını dışarı çıkartarak ‘’offf uffff’’ diyerek inlemeye başladı. Sesini kısma ihtiyacı hissetmiyordu. Sesin duyulmasından korkup olduğum yerde doğruldum ‘’yavaş, duyan olacak’’ diye uyardım sessizce. Munise kucağımda yukarı aşağı yapmayı devam ederken ‘’sikin mi büyüdü senin, acıdı birden ne yapayım?’’ dedi. Birkaç defa oturup kalktıktan sonra neyse ki sesi azaldı zevk alışı sadece nefes alıp verme sesine yansıyordu. Munise yorulunca üzerime doğru eğildi. Ben iki kalçasını avuçlayarak amını alttan git gel yaparak sikmeye başladım. Munise’nin saçları öne düşmüş, zevkten arada gözlerini kapatıp kafasını kaldırıyor arada bana bakıyordu. ‘’Özledin mi beni?’’ diye sordu, dudaklarını sıkarak üzerimde sert sert birkaç kere gidip geldi, sorusunu pekiştirdi.

‘’Özledim’’ dedim önce memelerini sonra da kucağımdaki kalçalarını avuçladım sırayla ‘’içimde tütüyorsun ne zamandır’’ dedim avuçlarımdaki kalçasını sıkarak. Ellerimi kalçasının üzerinden yavaşça amına yanaklarına doğru yanaştırdım. Önce bir ıslaklık sonra sıcaklık hissi parmaklarımı kapladı. Bu hareketi yapmamla Munise’nin boşalmaya başlaması bir oldu. Birkaç gel gitten sonra iyice kendini kaybedip sarsılmaya başladı. Kalçasını iyice bastırarak sikimi amının içine hapsetti, titreye titreye boşaldı. Bir süre Munise kucağıma yapışmış vaziyette kaldık. Munise yüzüne düşen saçları eliyle arkaya atıp bana bakarak doğruldu ve kucağımda oturup kalkmaya başladı. ‘’İstersen pozisyon değiştirelim’’ diye sordu. Ben ‘’olur’’ deyince üzerimden inerek yatağın üstüne oturdu. Ben de beklemeden yataktan inip Munise’yi tutup aşağı indirdim. Çevirip kafasını yatağın üzerine bastırarak önümde domalttım.

Arkasına geçerek ellerimle kalçasını araladım. Sikimi kalçasının arasında bir iki defa sürterek amının yerini bulmaya çalıştım. Beline iyice bastırınca kalçası biraz daha ayrıldı ve amı götü daha net belli olmaya başladı. Ellerimle kalçasını iyice ayırıp sikimin kafasını amına denk getirince bastırıp içine zorladım. ”Bayrammm Ihhhmmm yavaaaş ne… Ol urrhhh” sözlerini tamamlayamadan Munise’nin çoktan amına köklemiştim. Yavaşça gidip geliyordum, Munise kafasını koyduğu yerde yan çevirmiş vaziyette hareketsiz duruyor, ses çıkarmadan boşalmamı bekliyordu. Ben gidip geldikçe kalçaları sallanıyor beni tokatlamak için feci şekilde teşvik ediyordu ama ses çıkarmamak için kendimi tutmak zorunda kaldım. Boşalmak üzereydim nerdeyse ‘’Geliyorum’’ dedim, birkaç defa daha amına bastıra bastıra kökleyip sikimi çıkarttım ve 31 çekerek Munise’nin kalçasına boşalacaktım.

Ama Munise hızlıca doğrularak komodinin üzerindeki 100’lü peçete paketinden peçeteyi aldığı gibi önümde çömeldi ve elimde tuttuğum sikimi alarak peçeteye boşalmamı sağladı. Gözlerimi kapatmış olduğum yerde ayak ucunda inip kalkıyordum zevkten. Gözümü açtığımda Munise peçetenden halıya damlayan döllerimi siliyordu. O sırada odanın kapısının yavaşça kapandığını fark ettim. Munise fark etmemişti sadece ben görmüştüm, belli etmedim. Munise halıyı temizleyince olduğu yerden doğrulup komodinin üzerindeki ıslak mendil paketinden çıkarttığı mendillerden bir tanesini bana verdi. Ben sikimi taşağımı temizlerken Munise dikildiği yerde amını ve kalçasını temizledi. ‘’Duşa gir hadi’’ dedi bana. ‘’Hayatta olmaz’’ dedim ve külotumu ve eşofmanımı çekerek ‘’Yarın alırım’’ diyerek yatağa uzandım. Munise yanıma oturdu ve saçlarımı okşar gibi oynuyordu, birden gülmeye başladı.

Ne oldu diye sorunca ‘’Yasin’in anlattığı (ceviz olayı) aklıma geldi ya’’ dedi. Kolundan çimdikledim ve ‘’çıkar mısın’’ diyerek yorganın altına gömüldüm. Munise yorganı zorla açarak üzerime uzandı sırayla yanaklarımdan ve dudağımdan öperek gönlümü aldı ‘’iyi geceler’’ dedi ve çıktı. Çok geçmeden banyo kapısının açılma sesi gelmişti. Munise duşa girmişti. Biraz önce kapıyı açan kimdi acaba? Hoş öğrensem ne olacaktı? Ama tek dileğin o kişinin Gülseren teyze olmamasıydı. Bir süre bunları düşünürken uykuya dalmışım. Bir el beni dürtüyordu ‘’Sssss Bayramm.. Bayrammm’’ Gözümü açtığımda bir karış mesafeden bana bakan Feride ablayı gördüm. Uykunun ağırlığıyla birden geriye doğru kaçtım. Feride abla halime bakıp gülümsedi ‘’YANA KAY’’ dedi ve yorganı açtı. Maşallah bugün de işler iyi yana kay diyen geliyor. Ben olduğum yerde bi götlük yana kendimi çalınca Feride abla yanıma uzanıp yorganı üzerimize çekti.

Feride abla: Eee ne yapıyorsun? (Gülerek) Ben: (gülme tuttu beni, yorganı kafamın üstüne çekip güldüm sonra kafamı çıkartarak) uyuyordum abla sen ne yapıyorsun? Feride abla: Bende ne yapayım işte canım sıkıldı bir isteği var mı diye sorayım dedim(yüzünde hınzır bir gülüşle) Ben: Benim yok abla da senin var gibi! Feride abla: Çok mu belli oluyor?

Ben: Evet! Feride abla: Neymiş peki?

Ben: 5 Harfli bir şey! Feride abla: Hımm.. Ne acaba? (tek gözünü kapatıp düşünür gibi yaptı) Ben: Huzur! Feride abla yorganın altından bacağımı çimdikledi gülerek Ben: Şaka şaka sen yarak istiyorsun abla. Yarak! Feride abla: (dudaklarını bastırıp gülmemeye çalıştı) Doğru cevap! Elimi yorganın altından uzatıp Feride ablanın üzerindeki tek parça geceliğin altından içeri soktum. Altında bir şey yoktu direk olarak amına dokunmuştum. Amını yavaşça okşarken iyice yanaştım Feride ablaya,

Feride abla: Munise’ye kaç kere attırdın (gözlerimin içine bakıyordu) Ben: Demek bizi izleyen sendin(gülerek) 1 kere attırdım Feride abla: benim hakkım iki o zaman Ben: Tamam sana iki. Bi amına bi götüne (Elimi amından götüne götürüp avuçladım) Feride abla: Bi amımaa (elini uzatıp eşofmanın üstünden sikimi sıkıca avuçladı) bi götümee!!

Ben: Yakalanırsak ne olacak? Feride aba: Kapıyı kilitledim merak etme Ben: Sağ ol abla çok rahatladım şu an. Feride abla gülerek omzuma vurdu ve yattığı yerden kalkıp yataktan indi. Üzerindeki geceliğin omuzlarını yana çekince aşağı düşüverdi. Aynı Türk filmlerindeki gibi bir sahneydi. Kamera kadının ayaklarını çeker ve gecelik ayağının altına düşerdi. Aynısı. Sikim birden kazık gibi oldu. Yattığım yerde doğruldum üzerimdeki geceliği ellerimi çapraz yaparak çıkarmaya çalıştım (bu tarz elbise çıkaran erkekler çok sikici oluyormuş) Kafam gecelikten çıkmayınca Feride abla çekip çıkardı.

Hay böyle işin! Elbiseleri çıkarmak büyük riskti ama Feride abla sorun etmiyorsa benim yapabileceğim bir şey yoktu. Ben yataktan inmek için yeltenince Feride abla elleriyle dur der gibi yaptı ve ‘’atletini çıkar uzan sen’’ dedi. Feride ablanın dediği gibi yaparak atletimi çıkarıp uzandım. Feride abla altımdaki eşofmanı iki yanından tutarak çekeledi ve bacaklarımdan çekip aldı. Daha sonra Gençlerbirliği altyapısında oynayan arkadaşımın hediye ettiği Gençlerbirliği logolu külotumu da çekip çıkardı. Heyecanına bakılırsa yarak yemek için yanıp tutuşuyordu. Hiç vakit kaybetmeden kendini üzerime atarak kucağıma oturdu ve uzanıp benimle öpüşmeye başladı. Sevişmenin bu aşamaya kadar ki kısmı çıplak kalmamız haricinde Munise’yle yaptığım sevişmeyle benzer gidiyordu. Feride abla dudaklarımdan ayrılıp yavaşça geriye doğru kaydı ve sikimi parmaklarının arasına alarak yalamaya başladı.

Munise yalamamıştı oysa. Feride abla sikimi ellerinin arasında gezdirerek yalıyordu. Bir ara bana bakarak ‘’Özledin mi’’ beni diye sordu. ‘’Özledim’’ dedim. Güldü. Yalamaya devam etti. Yaşına rağmen yatakta Munise’den daha istekli olduğu kesindi. Üzerime tekrar doğruldu sikimin üzerine oturacak gibi oldu ama müsaade etmedim. Hakkı geçmişti, kalçasından tutup kendime çektim ve kafama yaklaştırdım. Yüzüme oturdu. Dar alanda tekniğimi konuşturarak iki kolumu baldırlarının altından dolayarak sıkı sıkı kavradım ve Feride ablanın kalçasını kaldırarak amını yavaştan hızlıya doğru yalamaya başladım. Arada ağzımı burnumu sıkıca amına dayıyor Feride ablayı iyice zevke getiriyordum. Feride abla zevkten bacaklarını kapatmaya çalışıyor ben izin vermeyince üstümden kaçmaya çalışıyordu ama onu bırakmayarak iyice deli ediyordum. Yaladıkça amının suları iyice artmıştı, Feride abla sessizce ‘’Yeter, bittim Bayram, bacaklarım uyuştu bırak artık’’ dedi.

Ben bırakınca baldırlarının tuttuğum yerleri kıp kırmızı olmuştu. Feride abla üzerimden inip ayakucuma kendini sırt üstü bıraktı. Olayın heyecanından göğsü yukarı aşağı inip kalkıyordu. Olduğum yerde doğrulup ‘’boşaldın mı?’’ diye sordum. Feride abla iki eli göbeğinin üzerinde birleşmiş şekilde bana bakarak ‘’hı hı’’ dedi ve doğrularak yanıma geldi. Beni itekleyerek yatağa uzanmamı istedi, ayağa kalkarak beni ayaklarının arasına aldı. Sikimin üzerinde alaturka tuvalette oturur gibi çömeldi ve eliyle yarağımı yakalayarak kafasını zevkten gevşeyen amına dayayınca içine kendiliğinden girdi. Amının sıcaklığı anında tüm bedenime yayıldı. Feride abla sikimin üzerinde oturup kalkmaya başladı. Bu pozisyona bitiyordum gerçekten. Feride abla oturup kalkmasını bilen kadın cümlesinin tam karşılığını veriyordu performansıyla. En son sevişmemize göre daha iyiydi, beklediğimden uzun süre bu şekilde devam etti.

Bir süre sonra yattığım yerden doğrularak Feride ablanın kalçalarından avuçladım ve oturup kalkmasına yardım ettim. Feride abla baştan aşağı terlemişti, iki elini boynuma atmış zevkten dudaklarımı ısırıyordu. Amı da vücudu gibi zevkten sırılsıklam olmuştu. Artık her giriş çıkışta ŞAP ŞAP ses geliyordu. İşin zevki daha ağır bastığı için tedbiri elden bırakmıştım artık. Feride abla yorulunca ayaklarını arkaya alarak dizileri üzerinde ileri-Geri, sağa-Sola, daire çizerek kucağımda inliyor, memelerini göğsüme sürtüyordu. Artık geliyordum, ona daha fazla dayanamayacaktım, üstümden kalkmasını, boşalacağımı söyledim. Feride abla, "Hadi içime boşal, bende tam ucundayım aynı anda olsun, hepsini içime boşalt!" deyince beline sıkıca sarılarak amının içine patladım. Oda ne? Feride abla birden eski model singer dikiş makinesi gibi titremeye başladı, acayip sesler çıkartıp, kıvrana kıvrana benimle birlikte boşaldı ve "Hiç çıkartmadan devam etmemi..." istedi.

Yatağa kendimi sırt üstü bıraktım ve Feride ablanın amından çıkmadan alttan git gel yapıyordum. Aslında Feride abla kucağıma yapıştığı için onu indirip kaldırıyordum demek daha doğru olur. Ferim kesilmişti ama Feride ablanın kucağımda kendini zevkten kaybetmiş hali bana güç oldu. İnsanın seviştiği kişinin zevk almasını görmek kendi zevk alması kadar güzel bir şey. Feride abla kendine gelince kalçasını havaya kaldırdı, amına daha rahat girip çıkıyordum. İçine boşaldığım için girip çıkarken sesler daha çok belirgindi. Bir süre sonra amının içinin kayganlığı azalır gibi olunca içinden çıktım. Sikimin üzeri beyaz beyaz köpük gibi olmuştu. Feride abla ellerini geriye atarak baldırım üzerine oturdu. Bana bakarak gülüyordu. ‘’Şu birrr’’ dedi. ‘’Sırada’’ dedim nefesim düzelsin diye bekledim biraz, benden önce Feride abla konuştu ‘’sırada götüm var’’ dedi gülerek, üzerimden kalkarak yataktan indi.

Yerden aldığı geceliğiyle önce amını ve apış arasını sildi sonra yanıma gelerek sikimi ve taşaklarımı sildi. Elbisesini bırakarak yanıma uzandı. Yan dönerek kafasını bir elinin üzerine yasladı. Diğer eliyle küçülmüş sikimi avuçladı ve oynamaya başladı. Hiç konuşmadık ben tavana bakarken Feride abla sikimi büyüyene kadar oynadı, istediği büyüklüğe ulaşınca kucağıma uzanıp yalamaya başladı. Neredeyse yalayarak boşaltacaktı beni. Feride ablayı yanıma çekip yatağa sırt üstü uzanması için yönlendirdim. Bacaklarını bileklerinden tutarak omzuma aldım. Altımda İki büklüm olmuş Feride abla götten yemek için hevesli görünüyordu, bu hali beni daha fazla azdırdı. Burnunu sıkarak parmaklarımı dudaklarının üzerinde gezdirdim. Feride abla niyetimi anlamış gibi parmaklarımın uçlarını sırayla emdi. Onun emdiği parmaklarımla yarağımı tutarak kafasını amının ve götünün üzerinde gezdirdim.

Feride abla iki eliyle kalçasını ayırdı ve götünü sikilmek için hazır hale getirdi. Yarağımı götünün deliğine dayayıp yavaşça ittirerek kafası gömülene kadar durmadım. Feride abla kalçasını ayırmayı bıraktı ve yarağımı sapından tuttu. O tutunca ben bıraktım. Yavaş yavaş götüne bastırmaya devam ettim, kontrol Feride abladaydı. Yarağımın büyük kısmı götüne girmişti artık. Feride abla canı yanar gibi yüzünü buruşturdu ‘’dur dur tamam dur daha yer kalmadı” dedi ama onu dinlemedim ”Az kaldı yavrum dayan” dedim götüne bastırmaya devam ettim. ‘’Bitti… Bitti… Dibindeyim artık… Hastayım şu götüne’’ diye kulağına fısıldadım her bastırışımda. Birkaç saniye içinde kasıklarım Feride ablanın kalçasıyla birleşmişti. Feride abla kapalı gözlerini açarak omzuma vurdu ‘’Amına koyduğumun çocuğu, deldin götümü’’ diye söylendi gülerek. ‘’Öylemi basılır ne zamandır sikilmedik zor oluyor’’ diyerek omzumu dişledi.

Bu sözleri duyunca kibarlığı bırakmak gerektiğinin farkına vardım. İki elimi yumruk yaparak yatağa sıkıca bastırdım, şınav çeker gibi Feride ablanın götünde ileri-Geri yaparak iyice alıştırdım. Feride abla bir eli götünün deliğinin yanında bir eli göğsüme dayamış şekilde yarağımın hepsini girmesine engel olmaya çalışıyor, her giriş çıkışımda ‘’yavaş… Bayram yavaş… Bayram sakin… Kime diyorum’’ diye söyleniyordu. Bir süre sonra alışınca götünün üzerindeki elini çekti ve şikâyetler yerini ”Ihhmm… Bayrammm… Devam et… Çoook güzel” cümlelerine bıraktı. Her giriş çıkışımda yataktan ses geldiği için hızlanamıyordum, aynı ritimde Feride ablanın götünü sikmeye devam ettim. Feride ablanın daracık götünde çok fazla dayanamayacaktım. Bir iki dakika sonra nefes alışverişim hızlanmış şekilde inlemeye başladım, zevkten titriyor ve boşalıyordum derin bir ohhhhhhh çekerek yarrağımı götünden çıkarıp göbeğinin üzerine boşaldım.

Döllerim göbeğinden üzerinden yatağa akıyordu. Boşalmanın sonlarına doğru Feride ablanın etrafı kıpkırmızı olmuş, açık duran götünün deliğine tekrar dayadım yarağımı ve yarısına kadar sokarak git gel yapmaya başladım. Birkaç kez git gel yaptıktan sonra küçülen yarrağımı çektiğimde dizlerim titriyordu. Feride ablanın omuzlarımdaki bacaklarını indirip kendimi yatağa sırt üstü attım. Feride abla bir süre sonra uzandığı yerden ayağa kalkarak geceliğiyle göbeğindeki ve götündeki döllerimi sildi. Elbisesini bana uzattı ve kapının yanındaki aynanın karşısında yan dönerek kalçasının arasına bakmaya çalışıyordu. Yanıma geldi ve "kanamış mı baksana bi" dedi ve arkasını döndü. "Biraz eğil" deyince eğildi ve kalçasının arasını ellerimle açarak götünün deliğine baktım. Kızarması dışında sorun görünmüyordu. "Kan yok" dedim. Doğruldu, bana dönerek ‘’acıdı yine de, alıştım sanıyordum’’ dedi.

Eliyle kalçasının arasını ovalıyordu ‘’keşke yapmadan önce yağlasaydık, pis köpek canımı çıkardın’’ dedi. "Neyi yapmadan önce" dedim uzandığım yerden ellerimi başımın altına koymuş, sırıtarak "ebenin amını" dedi Feride abla "oldu mu, ebenin amını yapmadan önce" diye söylenerek arkasını döndü, elbisesini giyinmeye başladı. Giyinince yanıma uzandı, bir süre yatakta lafladık. Feride abla ‘’Munise mi ben mi?’’ diye sordu bana. Amını kızıyla yarıştırıyordu. Sorunun cevabı apaçık belliydi ‘’kesinlikle sen’’ dedim Feride ablaya. Cevabım onu mutlu etmişti. Telefondan saate baktım 06:27! Ben saate bakınca Feride abla ben gideyim artık dedi ve gitmeden bir öpücük vererek vedalaştı. Devam edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #41):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki