BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 44 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 44 / 84 BÖLÜM 27 dk okuma 16,744

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 44. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Kahveye yaklaşınca penceresinden sıcak sarı bir ışık sızdığını gördüm. İçeriden sobanın çıtırtısı, tavla taşlarının sesi duyuluyordu. Kapıyı açtım içeri girdim. Tütün kokusu, sıcak hava ve bir sürü göz aynı anda bana döndü. ‘’Ooo, kimleri görüyoruz! Bayram Hoca teşrif etmiş!’’ diye laf attı masadan birisi. Arkasından biri gülerek ekledi ‘’Hoca, seni avrat mı göndermiyor desek evli de değilsin özletin kendini onca zamandır, unuttun bizi’’ dedi gülerek. Gülüşmeler kahveyi doldurdu. Herkes gülerek bir laf atıyordu. Dudak ucuyla gülümsedim. “Siz hiç değişmemişsiniz” dedim. “Benimle değil, sobayla dalga geçin, bari o karşılık vermez.” Dedim sobaya yaklaşarak. O sırada tezgâhın arkasından Fadime Abla’nın sert sesi yükseldi “Kesin şu kakara kikiriyi! Adamın daha ayağının karı kurumadı, kulak zarını patlattınız! Biriniz sobaya odun atsın!” Bir anda kahve sustu.

Fadime Abla tam söylendiği gibi köyde herkesin çekindiği kadındı. Lafını sakınmazdı. Sonra sesini biraz yumuşattı “Hoş geldin Bayram Hoca. Nerelerdeydin sen?” diye sordu sanki uzun zamandır görüşmüyormuşuz gibi. “Yoğundum biraz Fadime Abla. Dedim, bir uğrayayım, soba başında oturayım az” Diyerek sobanın yanındaki askılığa paltoyu astım ve hemen en yakın boş masaya oturdum. Fadime Abla tezgâhın arkasında bardak siliyordu. İşini bırakıp yanıma geldi ‘’Bir acı kahvemi içersin artık’’ deyince ‘’olur abla içerim zahmet olmazsa’’ dedim. Köylüler yavaş yavaş sohbetlerine dönerken kapı yeniden açıldı. Soğuk hava içeri doldu. Bekir göründü kapıda. Üzerinde gri mont, başında bere. Arkasından arkadaşları Cemal, Vehbi, Tacettin onu takip ettiler. Bekir girince beni görmüştü, gözlerini kaçırıp kafasını eğdi ve uzakta bir masaya oturdu arkadaşlarıyla birlikte.

İyi bari kahveye gelmişti, bakalım bundan sonra nasıl olacak onu düşünmeye başlamıştım. Çaktırmadan baktım arkadaşlarıyla aralarında fısıldaşıp arada bana doğru bakıyorlardı. Etraf sessizleşti. Herkes biliyordu Bekir’le aramda tatsızlık geçmişti. Kahvedekilerin ben gelince laf atmaları biraz da gönlümü alma maksatlıydı. Fadime abla o esnada kahvemi yapıp getirdi. Sandalyeyi çekip karşıma oturdu. Oturmadan önce Bekir’den tarafa sert sert baktı sonra bana döndü yavaşça bana doğru eğilerek ‘’Günlerdir Bekir'in götünden ayrılmıyorlar. Bekir nereye diğerleri oraya. (Bana daha da yaklaştı, dudakları tam kulağımın dibine getirdi içim gıdıklandı) Haberler iyi, fotoğraf işi tamam, öğlen hepsi tam takım buradaydı, gündüz gözüyle gizlice baya bir fotoğraflarını çektim, ruhları duymadı’’ dedi. Bakışıp gülüştük. ‘’Helal olsun abla sana’’ dedim bir yumruğumu sevinçle sıkarak, kahveden bir yudum alıp oturduğum iskemlede geriye yaslandım.

Bekir oturduğu masadan kalkarak doğrudan benim masama geldi. “Hoca…” dedi duraksayarak. “Ben o gün... Kırdım seni. Yanlış ettim. Kusuruma bakma” Konuşmasından zoraki özür dilediği belliydi ama oturduğum sandalyeden kalkarak ‘’Bekir abi sen benim büyüğümsün benim de hatam oldu, bende özür dilerim’’ dedim ve elimi uzattım. Tokalaştık. ‘’Ama bir kahvemi içmeden bırakmam’’ dedim ve oturması için çaprazımdaki sandalyeyi geri çektim. ‘’Arkadaşlarla oyun oynayacaktık ama içeyim bir kahveni’’ dedi gönülsüzce, çektiğim sandalyeye yarım göt emaneten oturdu. Fadime abla ‘’ben kahve getireyim’’ diyerek masadan kalktı, yakın masalardaki boş bardakları toplayıp tezgâha gitti. Ben Bekir’le yalandan ne var ne yok muhabbeti yapıyorduk. Laf olsun diye bana "sen hangi derslere giriyon hocam?" diye sordu mk oğlu, sanki köyde lise varmış gibi. Benimle laflarken cebinden Ericson marka telefonunu çıkarıp, masaya koydu.

Konuşurken bana bakmamak için masada parmağıyla çevirdiği telefonu izliyor. Telefondan gözünü ayırmayınca "hayırlı olsun yeni mi aldın?" gibi bir espri aklıma geldi ama yapmadım. Çok geçmeden Bekir’in kahvesi geldi. Masaya bırakırken Fadime Abla’nın eli kaydı, tepsi yana eğildi. Sıcak kahve Bekir’in üstüne döküldü. “Yandım Allah!” diye fırladı Bekir, sandalyeyi devirecek gibi. ‘’Naptın abla ya yaktın beni’’ dedi Fadime ablaya. Kahvede bir uğultu oldu. Fadime Abla hemen lafa girdi, hiç panik yapmadan “Eh be Bekir! Eh be Bekir! Kıpır kıpır oturursan tabii dökülür! Git tuvalete, dolapta bez var, sil üstünü!” Bekir sinirle söylene söylene tuvalete gitti. Telefonu masanın üstünde kalmıştı. Tam o anda Fadime Abla ellerini beline koydu, etrafa sertçe baktı “Ne bakıyorsunuz öyle! Önünüze dönün! Herkes işine baksın!” Kimseden ses çıkmadı. Hemen kimsenin fark etmediği bir anda telefonu eline aldım.

Ekranı açtım. Şifre yoktu. Parmaklarım hızlıydı. Rehbere girdim, Yeni kişi ekle — Yasin’in alıp bana gönderdiği telefon numarasını ezberimden yazıp isim kısmına ‘’İstanbul Emniyet Müdürlüğü’’ diye yazdım. Sonra fotoğraflara girdim. O lanet görüntü oradaydı. 3 tane resim çekmiş ama hepsi art arda çekildiği için birbirinin aynısı. Kızılötesi paylaşımı açtım, kendi telefonunu seçtim. Gönder tuşuna bastım. Ekranda mavi bir çizgi ilerliyordu. %13… Tam o sırada tuvaletin kapısı gıcırdadı. %27… Bekir üstünü başını çırparak geliyordu. %49… Kalbim sanki boğazına dayanmıştı. %61… Fatoş abla önüme dikildi Bekir görmesin diye %78… Bekir masaya yaklaştı Fadime abla önüne gerildi ‘’nasıl oldun Bekir iyisin ya?’’ diye laf attı %86… İyiyim abla iyiyim. Benim telefon vardı masa da, Fadime ablayı zorla geçerek %97… Hemen telefonu gelişigüzel masaya bıraktım.

Bekir Fadime ablayı geçince telefonu aldı ve doğruca cebine attı. ‘’Hocam ben eve gideyim üst baş battı’’ dedi. ‘’Kahve bir dahaki zamana artık, nasip değilmiş’’ dedi ve benimle tokalaşarak yanımdan ayrıldı. Arkadaşlarının yanına gidip birlikte kahveden çıktılar. Telefon yüzünden nabzım bin beş yüz olduğu için bir şey de diyemedim adama. Keşke ısrar etseydim, çok değil birkaç saniye daha olsa resmi almış olacaktım. Yine de bir umut kendi telefonumun ekranını çevirip baktım. Bağlantı koptu. Ekranda “Dosya gönderilemedi.” yazısı belirdi. Çok yaklaşmıştım oysa. "Olmadı abla alamadık" dedim yanımda dikilen Fadime ablaya bakarak. Tüm keyfim kaçmıştı. Fadime abla birşey söylemedi, kafasını büküp ofladı, "sıkma canını" dedi bir eliyle omzuma vurarak. "Başka bir çaresine bakarız" dedi. Kahvemi kafama dikip Fadime abladan müsaade alarak kalktım. Kahveden çıkınca biraz yürümüştüm Bekir’le arkadaşlarını gördüm.

Köyün eski camisinin önüne bir tenekenin içine ateş yakmış, eller cepte lak lak yapıyorlar. Eski caminin arka tarafında tuvaletlere girmek için bir girişi daha var. Dolandım, kapıdan girip Bekirlerin olduğu tarafa yavaş yavaş yaklaştım. Eski caminin bahçesi kar dolu, hiç dokunulmamış. Ayaklarımla basınca gıcırdıyor, dizlerim ve ellerim üzerinde gittim sessizce. Gören olsa rezillik diz boyu. Hem gidiyorum hem de içimden Fatoş ablaya sövüyorum ‘’amına kodumun karısı köpek gibi yürümediğim kalmıştı senin yüzünden oda geldi başıma’’ diyorum. Sonunda duvara gelince sırtımı yaslayıp dinlemeye başladım.

Bekir: Amına kodumun karısı gitti tam dalganın üstüne döktü kahveyi hala yanıyor yemin olsun geçmedi.

- - Sende suç amına koyum hem hocaya sövüyorsun hem de adamı görünce koştun gittin. Böyle siki daşşa yakarlar iyi oldu sana.

Bekir: Lan keyfimize mi gittik sanki. Köylü diş biliyor bana hocayla dalaştık diye. Yoksa ben onun amına korumda şurada üç-Beş aya siktir olup gidecek, gerek yok

- - Fadime’nin korkusuna yaptım demiyon da. Yarram bilmiyoz sanki seni kimi sikiyon

Bekir: Sikmişim Fadimesini. Onun da amına koyacam merak etmeyin. Hocadan özür dilemezsen bidaha kahvede görmeyim seni diye tehdit etmek neymiş görecek o

- - Ne yapacaksın lan?

Bekir: O Fadime’yi yatırıp sikmeyen Bekir’in amına koysunlar. Kocası olacak godoş sikemiyor, yanan amcığının hıncını bizden alıyor amına kodumun kezbanı.

- - Sende o götü göremiyorum. Fadime senin götüne baldırcanı sokup göndermesin (Bekir hariç herkes kahkahayla güldü bu sözlere)

Bir an sessizlik oldu. Sonra oradakilerden biri söze girdi, sesini alçaltarak

- - Peki... Şu Fatoş işi ne oldu Bekir? Hani karının parasını aldım diyodun. Ne parayı gördük ne Fatoş’u. Sözde, hepimize siktirecektin hala ortada bir şey yok

- - He lan, bir resim gösterdin, onu da parayla sattın bize. Başka da bir şey çıkmadı senden.

Bekir: Ulan siz… Ben size dedim, acele etmeyin. Karı evden çıkmıyor ki! Kasım hâlâ köydeymiş yanına da yanaşamıyom. Ateşe bir dal parçası attı, alev yükseldi. Bekir gözünü alevden ayırmadan konuştu Bekir: sözüm söz olum beni bilen biliyor. Kuru sıkı yoktur bizde. Öyle bir ayarlayacağım ki, Fatoş kendi isteğiyle gelecek. Hepiniz şahitsiniz yapamayan Bekir’in siksinler.

- - Bekir, inşallah dediğin gibi olur ama sen bu işin sonunu iyi getiremeyeceksin gibi geliyor bana.

Bekir: Bana akıl verme! Kimse bana akıl vermesin! Resmi gördünüz amına koyum hepiniz de. Kendi ayağıyla geldi buldu beni. O karı benim elimde artık, kaçarı yok... Rüzgârın uğultusu caminin taş duvarlarından yankılandı. Bir süre daha lafladıktan sonra Bekir elbiseleri battığı için eve gitti. Diğer üçü kahveye geri döndüler. Bekirin telefona numara kaydetme işi tamamdı ama fotoğrafı alma işi yarıda kalmıştı. O olmadan planımız yarıda kalıyor. Bekirlerin gittiğinde emin olduktan sonra saklandığım yerden çıkıp evin yolunu tuttum. Pantolonum karın üstünde sürünmekten su gibi olmuş soğuğu yiyince buz tutmuştu. Eve geçerken Aynur ablayı aradım. 1 kere çalmadan açtı. Anlaşılan telefon elinde bizden haber bekliyordu. İstediğimiz gibi gitmediği için canım sıkkındı, hızlıca olan biteni anlatma niyetindeydim. Aynur abla eve geçtiğimi öğrenince "dur sana geleyim öyle anlatırsın" dedi.

Yaklaşık 10 dakika sonra eve varmıştım. Arabayla gitmediğime pişman oldum, donmuştum. Soğukta hava alayım dersen olacağı bu. Hiçbir yerimi hissetmiyorum desem yalan olmaz. Evin önüne geldiğimde beni bekleyen Aynur ablayı gördüm. Üzerine mont falan almadan çıkmış gelmiş, iki elini bağrında birleştirmiş beni bekliyor.

Ben: Abla erkencisin (gülerek) Aynur abla: araban vardır hızlı gelirsin diye diye geleyim dedim, ne bileyim senin delikanlı gibi yürüyerek gideceğini Ben: Sorma abla ya yürüyerek gideyim hava alayım demiştim, pişman oldum Aynur abla: Belli yüzünün gözünün halinden hava aldığın. Bu havada erkeklik olur mu kafayı mı yedin?

Ben: Bizim hamurumuz acıyla yoğrulmuştur abla bir şey olmaz evelallah Aynur abla: Sen hasta falan ol ben sana gösteririm hamurun neyle yoğrulmuş! Buz tutmuş cebimden zorla anahtarı çıkartarak kapıyı açmaya çalıştım ama elim soğuktan donduğu için deliği tutturamadım.

Halimi gören Aynur abla ‘’Hay Allah’ım yarabbimmm neyse ki hamurun acıyla yoğrulmuş’’ diye söylenerek elimden anahtarı alıp kapıyı 2 saniye de açtı. ‘’bide tatlıyla yoğrulsa ne olurdu bilemiyorum. Geç içeri geç geç donmuşsun’’ diyerek açtığı kapıdan içeri girmemi bekledi. İçeri girmiş üzerimdeki montu çıkarıyordum, Aynur abla kendi kendine ‘’iki eliyle bir şeyini doğrultamıyor hala artistlik peşinde beyefendi’’ diye söyleniyordu içeri girerken.

Ben: Sen benim üşüyormuş gibi göründüğüme bakma abla benim anne tarafım eskimo Aynur abla: (güldü, sessizce eşşek dedi) ozaman burdan ne anlıyoruz Ben: Ne anlıyoruz? Aynur abla: Sen baba tarafına çekmişsin Elimde mont kahkaha attım. Esprisine gülmem Aynur ablanın hoşuna gitmişti. Aynur abla: Geç içeri geç geç! Kendine benzettin beni de Oturma odasına geçip sobanın başına dikildim. Arkamdan gelen Aynur abla içeri girince beni baştan aşağı süzdü, kot pantolonum baştan aşağı ıslandığını görünce

Aynur abla: üstünün başının hali ne Bayram? Nasıl becerdin bunu?

Ben: Abla sorma, kahveden çıkınca Bekirleri… Aynur abla lafımı tamamlamadan araya girdi. ‘’Bırak lafı da git çıkar şunları, değiştir üstünü başını’’ diyerek gönderdi beni. Ben odaya giderken arkamdan Aynur abla: kendi başına becerirsin değil mi, geleyim mi yardıma acıların çocuğu?

Ben: Beceririm abla beceririm, beceremesem de gel demem Aynur abla: Aaa! O niyeymiş?

Ben: Bilmem. Niyesi yok Aynur abla: İyi bakalım (iç çekti) Fatoş kadar yokuz demek ki!

Ben: Ya abla onunla ne alakası var şimdi. Neyse hemen geliyorum ben Odama geçip üzerimi değiştirdim. Durduk yere Aynur abladan trip yemiştim. Hayır kendini ne diye Fatoş ablayla karşılaştırıyorsun ki? İşim bitince tekrar oturma odasına döndüm. Aynur abla yanan sobanın kapağını açmış içine odun atıyordu. İşini bitirince ikili koltuğa ayak ayaküstüne atarak oturdu

Aynur abla: Çay koydum. Sende kahveden geliyorsun sana da sormadım ama Ömer okulda çok içtim deyince demlemedik canım istedi Ben: İyi olmuş abla bende çay içmedim akşam kahve içtim sadece, birlikte içeriz. (Sessizlik oluştu) Aynur abla! (Aynur abla bana döndü) Bu köyde benim en sevdiğim insan sensindir. Fatoş ablayla falan kendini karşılaştırman beni üzer, haberin olsun! Aynur abla: (Dudaklarını sıkıp gülümser gibi kafasını salladı) Takılıyorum be sana, sende ona mı şey yaptın şimdi. Hem sen onu bunu bırakta anlat bakayım olanları, asıl meseleyi unuttuk? Akşam kahvede olanları ve kahveden sonra Bekirlerin konuşmalarının hepsini Aynur ablaya anlattım. Telefon işi tamam ama fotoğraf işi 3-5 saniye yüzünden olmamıştı. Aynur Abla’da olanları duyunca benim gibi canı sıkıldı. Aynur abla: Ne diyorsun peki plan yatar mı?

Ben: Valla abla battı fishing yan going!

Hiç olmadı gözünü korkuturuz arayıp! Aynur abla: Ah be ne güzel de almışsın telefonu. Fadime oyalayıverseydi ya biraz daha. İyi becerir bu işleri aslında Ben: Abla o çok çabaladı Allah var ama Bekir muhtemelen fotoğraf falan aklına geldi kaptı telefonu hemen Aynur abla: Siki tuttuk yani desene Ben: (Gülerek) Yani, öyle biraz Aynur abla: Ne gülüyorsun, sinirim bozuldu bırak rahat rahat konuşayım Ben: Konuş abla, yakıştı da ağzına Aynur abla: Ne yakıştı ağzıma? Sik mi?

Ben: (Lan!) abla küfürlü konuşmanı kastetmiştim. Gece rüyan da beni gördün sanırım benimle bu kadar uğraştığına göre! Aynur abla: (Düşünür gibi yaptı) Seni görmüştüm bir ara ama dün değil ya! Bu aralar çok mu alınganız ne bir şey demeye de gelmiyor Ben: Yok ya hiç alınmıyorum, Rüyanda nasıl gördün hiç anlatmıyorsun da Aynur abla: Ne yapacaksın Ben: merak diyelim Aynur abla: İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir

Ben: (güldüm) abla ya Aynur abla: Ne! Noldu yine! (Oda güldü) O sırada kapı çaldı. Lafımız yarıda kalmıştı. Gelen Fadime ablaydı. Yine meşhur kalın paltosunu üstüne geçirmiş, soğuktan yüzü kıpkırmızı olmuş vaziyetteydi. Tarık AKAN’ın YOL filmindeki Şerif SEZER’i andırdı bu hali bana.

Fadime Abla: Aynur burada mı?

Ben: Burada abla Fadime abla içeri girdi hızlıca. Paltosunu çıkarıp askılığa astı. Aynur abla kapı ağzında ayakta bizi bekliyordu. Fadime abla Aynur ablayı görünce Fadime abla: Kız orosbu telefonunu arıyorum da niye bakmıyorsun? Aynur abla: Ben telefonu evde unuttum. Fadime abla: Dedim herhalde kocasıyla fingirdeşiyor o yüzden bakamadı Aynur abla: Ne demezsin sorma! Mart kedisi gibiyiz ikimizde üstümden inmiyor bizimki Fadime abla Aynur ablanın yanında geçerken çaktırmadan kalçasını sıktı. "senin gibi karım olsa bende inmezdim kız üstünden" deyip içeri geçti.

Aynur abla cevap verecek gibi oldu ama vazgeçti, gülerek sessizce söylendi. İçeri geçtik, Fadime abla oturmadan ‘’Bekir ve diğer yalakaların çektiğim fotoğrafları burada’’ deyip kendi telefonu bana uzattı. Diğer elinde bir telefon daha tutuyordu, iki parmağının arasına alıp havaya kaldırdı, Aynur ablayla bana göstererek ‘’bu daaa Cemal’in telefonuuu! Aradığımız fotoğraf olması lazım, Bekir para karşılığı satmıştı hepsine, göndermiş olmalı" diyerek bana uzattı. Gözlerim büyümüştü birden. Hemen telefonu alıp açtım, menüden galeriye girdim, hiç aramaya gerek kalmadan galerinin en başında çıkmıştı fotoğraf. Normalde şu resmi yanlışlıkla açsam utançtan terin dibine girerim ama o esnada heyecandan Aynur ablayla birlikte Fadime ablaya sevinçten sarıldık. Sen aslansın, sen kaplansın, Nasıl becerdin falan sıralayıp duruyoruz Aynur ablayla. Fadime abla böbürlendi söylediklerimizi duyunca göğsü kabardı.

Çok hoşuna gidiyordu bu şekilde konuşulması. Başladı anlatmaya. Fadime abla: Sen çıktın aradan 15-20 dakika geçmeden bunlar oyuna geldi. Bekir yoktu yanlarında. Başka birini bulup oyuna oturdular. Cemal oyun oynarken çıkardı telefonu koydu masaya. Bunlar oyuna dalınca dünya yansa umurlarında olmaz bilirim huylarını. Bende çay bardağı boşlarını alırken çaktırmadan tepsinin altına denk getirip kaptım telefonu. Pek anlamam şimdi birisi arar falan bende olduğu ortaya çıkar diye kahveyi Rıza’ya bıraktım geldim. Aynur abla mutfaktan çay doldururken bende sehpanın üzerine laptopu açıp telefonları bağladım. Önce Fadime ablanın telefondan çektiği resimleri aldım sonra Cemal’in telefondan Bekir’in Fatoş ablayı sikerken çektiği resmi aldım. Resimde Bekir’in yüzünün yarısı görünüyor, Fatoş abla Bekir’in önünde domalmış vaziyette, etek beline kadar açık kalçası ortada, Fatoş abla kafasını yan çevirdiği için yüzü belli oluyor.

Bilgisayarda kayıtlı 500 gb porno varken ben, Aynur abla ve Fadime Abla oturmuş Bekir’in Fatoş ablaya çaktığı resme bakıyorduk. Fadime abla: Ah eşşek amcıklı Fatoş ah ben sana ne demeyim şu haline bak. Verdiğin adam adam gibi biri olsa içim yanmayacak Aynur abla: Neyse Fadime artık bir şey değişmeyecek. (Sonra bana döndü) Evet ne diyorsun olur mu bu iş Ben: Olur abla. Olacak mecbur! Plan belli. Fotoşop yardımıyla Fatoş ablanın yüzünü değiştirip Bekir’in arkadaşlarının yüzünü koyacağız. Amaç olayı sulandırıp “Bekir birine yaptırmış” dedirtmekti. Parasını verirsen istediğin kişiyi sikerken resmin olabilir. Bekir’in arkadaşları da resimde kendilerini Fatoş ablanın yerinde görünce, sike sike bu işin gerçek olmadığına inanacaklardı. İnanmazlarsa kendi resimlerini açıklamak zorundalar. Yıl 2012. Plan ütopik mi ütopik. Ama o zaman bu resim Fotoşop diye bir bahane yok, varsa da en azından köylerde yok.

Fotoğrafçıların çektiği vesikalıklarda yüzümüz beyazlatılınca vayy bee denilen zamanlar gerisini siz düşünün. Bu resim fotoşop bahanesini ilk kez biz kullanacağız planımız tutarsa. Anladınız işte! Bilgisayarın başına geçip başladım işe. Fadime ablanın gizlice çektiği Bekir ve tayfasının fotoğraflarını açtım, tek tek kestim, özenle yerleştirdim. Kolay değildi; sabır, dikkat ve biraz da şeytan tüyü istiyordu bu iş. Kadınların biri sağımda, biri solumda… Ben her yeni düzenleme yaptıkça hepsi bir ağızdan “Hah oldu, aynen böyle, bak bu şahane, elini bozma artık” diye söylenip duruyorlardı. Onlar beğense de ben tatmin olmuyordum. Gerçeğe en yakın hâli yakalamalıydım. Fatoş ablanın yüzündeki o doğallığı vermek gerekiyordu; yoksa anlayan biri baktığında anında çakardı. Sadece yüzü değiştirmek de yetmezdi, kalçanın hatlarını erkek gibi yapmalıydım, ellerin biçimini de sertleştirmeliydim.

Her detay önemliydi. Bir süre sonra Aynur abla ve Fadime abla sıkılıp kalktılar, kendi aralarında koyu sohbete daldılar. Ben ise ekranın ışığına gömülmüş, inatla çalışmaya devam ediyordum. Saatler geçti. En sonunda klavyeden elimi çekip arkamı yasladım, derin bir nefes aldım. “Tamam,” dedim kendi kendime. Kadınlar merakla başıma toplandılar. Ekrana baktıklarında bir anda hepsi sustu. O an neden bu kadar uğraştığımı anladılar. Gerçekle oyun arasındaki sınır, gözlerinin önünde buharlaşmıştı. Fadime abla ‘’sanki Bekir gerçekten Cemal’i sikiyor’’ deyince Aynur ablayla beni gülme tuttu. Ben daha bir kişiyi bitirmişken saat on bir olmuştu. Aynur abla ile Fadime abla daha fazla kalamadılar, evlerine geçtiler. Ben sabaha kadar resimlerle uğraştım; Bekir ile yaverleri Cemal, Vehbi, Tacettin’i bir bir değiştirip birbiriyle çarpışırken düzenledim fotoğrafları.

Sabah altıda yatağa serildim; okula bir buçuk saatlik uykuyla gidebildim. Teneffüste Aynur abla aradı, “Eve gel,” dedi; Fadime abla da gelmiş, birlikte kahvaltı ediyorlarmış. Yaptığım resimleri telefona atmıştım, gösterdim; gülmekten yerlere yattılar. Küçük telefon ekranında resimler kusursuz duruyordu. Planımızın ilk aşaması zor da olsa tamamlanmıştı. Şimdi sıra ikinci aşamada: öğle arası, Cuma namazı vakti, benim evde toplanıp Yasin’e aldırdığım yeni hattan Bekir’i arayacak; Fatoş ablanın akrabası polis gibi konuşacağız. * Zaman çabuk geçti. Öğle arası Aynur abla ve Fadime ablayla benim evde buluştuk. Cuma’ya gidemeyecektim. Allah affetsin! Yapacağımız işte Allah’ın yardımına o kadar ihtiyacımız varken Cuma’ya gitmemem ayrı bir gariplikti ama artık yapacak bir şey yok. Ben, Aynur abla ve Fadime abla oturduk ne yapacağımızı konuştuk son kez.

Bekir’i aldığım yeni numaradan Fatoş ablanın polis yeğeni gibi arayıp konuşacaktım. Arayınca Bekir’in ekranında İstanbul emniyet müdürlüğü yazacaktı numarayı o şekilde kaydettiğim için. Oda polisin aradığına inanacaktı. İnanmak zorundaydı yoksa yarağa yan basarız. Konuşma esnasında Fadime abla ve Aynur ablanın da bir iki küçük rolü vardı inandırıcılık artsın diye. Başlamadan önce ne konuşacağız diye notlar aldık, Bekir ibnesiyle alakalı ne varsa her şeyi Fadime abla liste yapıp getirdi, önümüze koydu. Anası, Babası, Karısı, çocukları kim, sonra nerde doğdu, nerde askere gitti nerede çalıştığı falan yazmış. Sonra bu yavşak karısıyla evlenmeden önce tecavüz nedeniyle polislik olmuş. Aynur abla bana anlatmıştı (25. Bölüm) Yine bir iki tane de kavga dövüşten ve hakaretten karakolluk olma muhabbetleri vardı, hepsini tek tek yazmış. Adli sicil kaydı alsak bu kadar ayrıntı yoktur.

Listeye göz gezdirince ‘’Fadime abla senden korkulur’’ dedim gülerek. Oda aynı şekilde biraz gülerek biraz da böbürlenerek ‘’Ha şunu bileydin hoca’’ dedi. Deli lakabının hakkını veriyordu. Böyle bir düşmanım olsun istemem. Yazdım bir köşeye hemen. Sesim tanınmasın diye de telefonun hoparlörüne peçete sardık. Aynur ablayla bu şekilde bir iki kere deneme konuşması yaptık. ‘’Senin sesinle alakası yok, daha kalın geliyor, ben bile tanıyamam sesini Bekir mümkün değil anlamaz’’ deyince içime bir rahatlık geldi. Artık beklemenin bir manası yoktu, icraata geçme vaktiydi. Üçlü koltuğun ortasına ben sağımda Aynur abla solumda Fadime abla olacak şekilde yerleştik. Önümüzde uzun bir sehpa, üzerinde telefon, laptop, aldığımız not kağıtları ve Fadime ablanın yanan sigarasının olduğu çay tabağı var. Telefon numarasını çevir yaparak ara tuşuna bastım. Çalmadı!

Elim titriyordu, tam basamamıştım heyecandan. Kalbim güm güm atıyordu. Böyle yaparsam elime yüzüme bulaştırır üstüne bir de kadınlara rezil olurum. Rahatlamam lazım, heyecana gerek yok, bir şey düşünmeliyim... Bir şey düşünmeliyim ‘’Tarihin en çok satan romancısı Agatha Christie hayatı boyunca hiç eğitim görmemişti’’ faydası olmuştu, hayret bi tık rahatladım mı ne? Bi daha deneyim ‘’Türkiye'nin İlk Seri Katili Edirneli canavarı lakaplı Mehmet Yaman, Zehra isimli eşiyle birlikte kurbanlarını öldürüp gömüyor, üzerine de mısır ekiyordu’’ birden kuş gibi hafifledim. İlk kez bir işe yaradı şu olay iyimi. Üzerime bir güven geldi. Tekrar ara tuşuna bastım. Çalıyordu. Telefonu Fadime ablaya uzattım. Telefon çalmaya devam ediyordu, acaba açmayacak mı diye düşünürken Bekir telefonu açtı Bekir: Aloo alo. Buyrun Fadime abla: (sesine resmi bir hava vererek) İyi günler, İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği.

Bekir KIDIMAN mı?

Bekir: Evet benim noldu hayırdır inşallah ablam? Fadime abla: Başkomiser Metin’e bağlıyorum, sizinle görüşecek hatta kalın!

Bekir: ta… Lafını bitirmeden çağrı bekletme tuşuna bastık. Bilerek bir dakikaya yakın beklettim. Beklerken gerilmesi, merak etmesi iyidir diye düşünmüştüm. Kendimi toparlayıp çağrı bekletmeyi kapattım. Telefonu hoparlöre alarak, masaya koydum ve konuşmaya başladım. Ben bir şey söylemeden Bekir hemen lafa atladı Bekir: Alo Alo.. Kimse var mı? (Heyecanlı heyecanlı) Ben: Papağan gibi ne tekrarlayıp duruyon lan, sus iki dakika motorun soğusun Bekir: Tamam abi ses gelmedi, o yüzden şey ettim Ben: Başkomiser Metin ben, Sende Bekir denen dallama olmalısın Bekir: Abicim bir yanlışlık oldu sanırım İstanbul falan dediler ama ben İstanbul’da yaşamıyorum yanlış kişiyi aradın…

Ben: (lafını kestim) Konuşma lan teres bize işimizi mi öğretiyorsun.

Önce abi lafını bırak komiserim diyeceksin sikerim belanı abi abi.. Ne abisi lan?

Bekir: Tamam ab... Ihım ııı kusura kalma Komserim ağız alışkanlığı (korkmuş sesi titriyordu) Ben: Sen Dağkovanlı köyünde ikamet etmiyor musun aslanım?

Bekir: Evet Komserim, orada oturuy…

Ben: Lan tamam uzatma karı gibi evet ya da hayır diyeceksin altı üstü, amına koyum mır mır mır ne uzattın don lastiği gibi Bu arada Bilgisayardan hazırda Bekleyen polis telsizi sesini açtım.

Bekir: Evet Komserim Ben: Şimdi beni iyi dinle Bekir. Bak karşımda bir bilgisayar var, oraya adını soyadını girdim senle ilgili ne var ne yok karşımda şimdi. Yani götünün yarıçapına kadar görüyorum o derece!

Bekir: Doğrudur komserim. Bi hatamız mı oldu komserim? Sen bana niye kızıyon onu bi anlasam önce!

Ben: Dur aslanım öğrenecen biraz sonra, 6 aylık mı doğdun sen? Acelen ne?

Bekir: Tamam komserim.

Ben: Sadık, Melahat… Baba adı ana adı. Karının ismi Zümrüt. 3 çocuğun var. Askerlik, acemi İzmir Narlıdere, Usta birlik Adana Yumurtalık Bekir: Evet Komserim Ben: Senin 2005’de bir tecavüz davası görünüyor Bekir: Yok komserim o iş kapandı gitti, tamamen yanlış anlaşılma o olay yeminle. Şikâyeti geri çektiler, seviyoduk birbirimizi evlendik zati, yazar orda Ben: Konuşma lan! Sen nerden biliyon ne yazıp ne yazmadığını at siki Bekir: Tamam Komserim!

Ben: Basit yaralama var, hakaret falan bir kaç olay daha var. Doğru ayak değilsin anlaşılan. Neyse gelelim asıl meseleye şimdi. Kulaklarını aç beni iyi dinle Bekir: Buyur Komserim dinliyorum.

Ben: Seni sikerim! Duydun mu beni? Seni sikerim Bekir: Duydum Komserim duydum da suçum günahım ne, boynum kıldan ince karşında?

Ben: Fatoş SUROĞLU var köyde, bildin mi?

Bekir: Evet var komserim, ismini duydum ama çok tanışıklığımız yoktur

Ben: Bak bana yalan söyleme…(sinirlenmiş gibi) bak bana yalan söylemeee atlar arabaya gelir götünün ortasından vururum lan seni Bekir: Est komserim vallahi yalan söylemiyorum, iki gözüm önüme aksın yalanım varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın Ben: Lan yavşak.. Lan ibine senin belanı sikerim bak! Bu kadın benim öz ve öz teyzem olur. Annemi aramış köyde iki üç zibidi benimle uğraşıyor, para istediler zorla, ağzımın tadı kaçmasın diye verdim demiş başka da bir şey anlatmamış. Arayıp soracaktım annem aratmadı üzülmesin diye.

Bekir: Yalan Komserim vallahi yalan yok öyle birşey Ben: Annem yalan mı söylüyor lan?

Bekir: Yok komserim olur mu teyzem yalan söylemiyor ama yanlış anlaşılma olmuş biraz. Üç bebemin ölüsünü öpeyim para falan isteme yok. Ben olayı hatırladım Komserim bizim bir arkadaş var Cemal onun başının altından çıktı her şey. Onun adına Fatoş ablanın kocasından borç isteyecektim aram iyidir sever beni, gittim o yoktu Fatoş ablaya söyledim.

Oda kırmadı verdi sonra bizim namussuz arkadaş borcunu ödemedi, hatta ben çok dedim yaptığın ayıp dedim sen ödemezsen ben öderim dedim ama dinletemedim, vallahi benim suçum günahım yok olayda Komserim.

Ben: Hani tanımıyordun lan! Beni mi sikiyon?

Bekir: Komserim kafam iyi değil vallahide billahi de. Hastayım biraz, günde bi torba hap alıyom, gidip geliyo kafam ilaçlardan, affet yalanım varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın Komserim Ben: Ulan sana yarına kadar müsaade. O parayı teyzeme geri vereceksiniz. Artık nasıl bulursun, kim verir bilmem. Ben seni biliyorum! Hele bi verme. Hele bi verme öyle telefonla da aramam, hiç üşenmem basar gelirim, tutarım hakkında yalandan bir zabıt doğru damatlar koğuşuna. Duydun mu hiç damatlar koğuşunu?

Bekir: Yok Komserim duymadım Ben: Erkek giren karı çıkıyor o kadar diyorum sana. Acımam yaparım!

Bekir: Elini ayağını öpeyim komserim bana acımıyosan çoluğuma çocuğuma acı, babam hasta yatalak yatıyor ölür acısından komserim (ağlamaya başladı) vallahi sözüm söz yarına parayı kuruşu kuruşuna Fatoş ablaya verecem.

Ben: Ağlama lan kocası ölmüş karı gibi delikanlı ol. Bekir’in sesi azaldı ama yine de ağlamaya devam ettiği belliydi. O sırada Aynur ablaya göz kırptım. Oda önümüzdeki sehpayı sesli bir şekilde üç kere tıklattı. TIK TIK TIK Ben: Bekle lan kapatma telefonu GELL diye seslendim. Aynur abla bir iki saniye bekledi. ‘’Komserim Emliyet müdürü seni çağırıyor, sabahki olay için görüşecekmiş’’ dedi. Ben de ‘’Tamam geliyorum iki dakikaya’’ dedim üç beş saniye bekleyip telefona döndüm tekrardan Ben: Ben şimdi gidiyorum Bekir. Konuştuğumuz gibi yarına kadar müsaade sana. Zaten bu aralar canım dar, umarım bir yanlış yapmazsın hıncını senden çıkarmayım sonra Bekir: tamam Komserim sözüm söz valla hiç merak etme sen olmuş bil o işi. Telefonu kapat tuşuna bastığımda heyecandan ayaklanıp birbirimize sarıldık. Sanki dünya kupasında son dakika golüyle ülkemize kupa kazandırmış gibi seviniyorduk.

Aynur abla: Ödü koptu geri zekalının, bu korku ona 40 yıl yeter Fadime abla: Şu an kesin altına sıçmıştır korkudan, kendine yeni don bakıyordur Aynur abla: Ciddi ciddi ağladı ben numara yapıyor sandım başta Fadime abla: Yok kızz anıra anıra ağladı veled-İ zina Aynur abla: (Bana sarıldı) Bayram adamın aklını aldın nasıl oyunculuk kestin öyle, nasıl aklına geldi o laflar valla helal olsun sana Fadime abla: Deme deme, vallahi ben bile acıdım bir ara Bekir zırtapozuna. Helal olsun sana değme oyunculara taş çıkartırsın (omzuma vurarak) Kadınların beni övmesi epey sürdü; biri benim taklidimi yapıyor, diğeri Bekir’in taklit ediyor, kahkahalarla gülüşüyorlardı. Planın ikinci aşaması sorunsuz geçmişti, belli ki şansımız yaver gidiyordu. Fatoş abla da neyse ki dışarıda görünmemiş, Bekir’in tayfasına “olay gerçek” diyecek bir falso vermemişti. Zaten Aynur abla onu sıkı sıkı tembihlemişti: “Dışarı çıkma, kimseyle bu mevzuyu konuşma, ağzından bir şey kaçmasın!”

Sıra gelmişti son aşamaya: resimleri bir şekilde Bekir’in arkadaşlarına göstermek gerekiyordu. Benim aklıma sahte bir hesaptan feysten atmak geldi ama sonra düşündük iş büyür, mahkemelik olur, sonra açıklaması zor olur diye vazgeçtik. Sonunda karar verildi: resimleri renkli olarak bastırıp, kısa bir gösteriyle kahvede Bekir’in arkadaşlarının önüne koyacaktık. Köyde renkli yazıcı olmadığından, akşam okuldan sonra ben, Fadime abla ve Aynur abla birlikte ilçeye indik. Üç kafadarlar. Resimleri bastırmak düşündüğümüzden uzun sürdü. Hem kimse görmesin diye gizli saklı uğraşırken hem de yazıcıdan çıkan her fotoğrafa Fadime abla “aynen gerçek gibi, şuna bak!” diyordu. Dönüşte Behiye abla'yıda aldık. Osmancan pazar günü babasıyla birlikte dönecekmiş. Yolculuğun en komik kısmı Behiye ablanın fotoğrafları görmesi oldu. Fotoğrafları görünce elleriyle gözünü kapatıp ‘’töbe töbe kız bunlar ne?’’ diye söylenip Bekir'le arkdaşlarına saydırmaya başladı.

Fotoğrafların gerçek olmadığına, bizim yaptığımıza zor inandı. "Sen birşeyler söyledin ama benim aklımdan böyle birşey geçmedi hiç, bu bildiğin şeytan işi, insan bununla sevmediği insanı her şekle sokar, fena birşeymiş" diye hem söylendi hem de olayın şaşkınlığını atlatınca kendini gülmekten alamadı. Yolda Aynur abla ve Fadime abla Bekiri Polis taklidiyle nasıl korkuttuğumuzu ballandıra ballandıra anlatıyorlardı. Ben direksiyondaydım, Behiye abla da yanımdaki koltukta dinledikçe kahkahalara boğuldu. “Ayy yeter!” dedi, gözlerinden yaşlar gelerek, “Gülmekten çenem çıkacak vallahi!” sonra bana yan gözle bakıp alaycı bir gülümsemeyle ekledi “Zaten iki gündür her tarafım ağrıyor" Planın en zor kısımlarını hiç zorlanmadan atlatmıştık. Son iki üç gündür yaşadıklarımız tam bir film gibiydi, abartı değil. Elbette, hiçbirimiz bunların yaşanmasını istemezdik.

Ama olan olmuştu, ve doğrusu… Sonrası epey eğlenceliydi. Yaşadığımız her şeyden dibine kadar keyif almıştık; kimse aksini iddia etmezdi. Planın son kısmı Fadime abladaydı. Hazırladığımız fotoğrafları Bekir’in arkadaşlarına verecekti. Şimdiye kadar plan yolunda gitmişti. Aklıma Jokerin meşhur sözü geldi. ‘’Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile’’ * Cumartesi sabahı saat on birde, kapı gürültüyle çalınınca uykudan sıçradım. Kapıyı açtığımda karşımda Aynur abla; telaşlı, gözleri ışıl ışıl. “Fatoş aradı” dedi nefes nefese. “Bekir gitmiş, diz çöküp ağlamış resmen. Abla ben şeytana uyup bir eşeklik ettim. Bundan sonra senin bastığın yerden dahi geçmem, affet beni diye dil dökmüş, aldığı parayı da tastamam verip arkasına bakmadan defolup gitmiş.” Aynur abla o kadar sevinçliydi ki, sanki kendi beladan kurtulmuş gibiydi.

Fatoş abla “Bu itin iki günde aklına ne esti, kesin sizin bir parmağınız var bu işte” diyerek Aynur ablanın ağzını aramış. Aynur abla klasik soğukkanlılığıyla, “Daha bir şey anlatmadım, hele şu Fadime fotoğrafları versin, iş hallolsun, ondan sonra her bi’ şeyi tek tek dökeceğim” dedi “Ama önce saçını başını yolacağım, ahtım var, sen de şahitsin!” diye ekledi elleri belinde. Gülşah abla o gün oturmaya geleceği için fazla kalamadı Aynur abla. “Fadime’den haber alırsan mutlaka ara” dedi. Sevinçten “Gel, sana da bir sarılayım” diyerek iki yanağımdan öpüp uzunca sarıldı. Giderken "Biliyor musun, benim hiiiç ama hiç umudum yoktu Bayram. Sana konuyu açmadan önce, kızlarla ne yapabiliriz diye düşünürken boşa kürek sallıyoruz diye geçiyordu gönlümden hep. Sayende oldu vallahi. Bak sana sözüm olsun, şu iş hayırlısıyla bir bitsin, bir nihayete ersin Bayram, sonra dile benden ne dilersen.

Yapmayan Aynur'a aha şurdan şuraya gitmek nasip olmasın" dedi kafasını sallayarak. Tam birşey söyleyecektim "itiraz yok" deyip kestirip attı Aynur abla "sözüm söz" dedi ve evine geçti. Saat iki gibi telefonum çaldı: Fadime abla. “Kahveye gel” dedi kısa kesip kapattı. Kesin bir sıkıntı çıktı diye geçirip arabaya atladım. Kahveye vardığımda içerisi tenhaydı; soba yanıyor ama ortam buz gibiydi. Fadime abla beni görünce yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Beni mutfağın yan tarafında bulunan, genelde babası Ferdi abinin ara sıra demlenmek için kullandığı odaya çekti. “Bravo sana Bayram, helal olsun!” dedi, yüzü gülüyordu. Başladı anlatmaya. Bekir’in arkadaşları kahveye geldiler ama Bekir ortalıkta yok. Dünden beri görünmüyormuş, ne oldu bu adama diye söylenip duruyorlar. Ben de zarfı çıkardım attım önlerine. İlçeden genç bir uşak geldi, Bekir’i sordu; alacağı mı ne varmış.

Tersleyip gönderdim, gitmeden de bu zarfı bıraktı, verin Bekir’e diyerek zarfı uzattım. Adamlar köşedeki masaya geçip zarfı açtılar. İçinden fotoğraflarla birlikte bir bizim koyduğumuz notu okudular önce ** Notta şu yazıyordu: Bekir, resimleri bana yaptırdın ama paramı vermedin. Diğer kadınların resimlerini yapmıyorum, ama erkekleri önceden yaptığım için onları bırakıyorum. Paramı en kısa zamanda gönder, yoksa senin için kötü olur** Resimleri görünce yüz ifadelerini görmeliydin Bayram. Birinin çayı boğazına kaçtı, diğeri gülmemek için dudağını ısırıyordu. En sonunda biri dayanamayıp “Ulan Bekir, senin yaptığın da iş mi! Kadın yetmemiş, bizi de eklemiş resme!” Bir diğeri, elindeki fotoya bakıp “Ula bu ben miyim lan!?” diye kendi aralarında öfkeli öfkeli konuşup durdular. Sonra aralarından biri, “Meğer resimleri birine yaptırmış, bak hâine!” deyince, anladım ki plan tıkır tıkır işliyor.

Lafını bitirince ‘’Kurtulduk'' dedi Fadime abla. “Fatoş anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdi ama sayende tereyağından kıl çeker gibi halloldu bu iş, Bayram Hoca.” Sonra dudaklarını büküp bana baktı; belli belirsiz bir gurur seziliyordu yüzünde. “Akıllı adamı severim,” dedi. “Sen hem akıllısın hem temiz adamsın hem de cin gibisin maşallah. Bir de bizim herife bak; gazeteden verilen promosyon dikiş makinesi gibi mübarek, ayağınla üstüne basmadan çalışmıyor. Senin gibi bir kocam olsa, şimdi olduğumun on katı olurdum.” Gülümseyip başımı eğdim. Fadime abla devam etti “Yok, ben dayanamayacağım, sana sarılacağım hocam.” deyip sıkıca kucakladı beni. Beni bırakırken “Hem ben senin ablan sayılırım, yanlış anlaşılacak bir şey yok” dedi. Ben de ortamın samimiyetinin getirdiği cesaretle “Abla, sen hiç ablam gibi durmuyorsun kusura bakma. Bekar olsan, yazardım sana.” dedim bir gazla

Fadime abla yeşil gözleriyle bana dik dik baktı, sonra hafifçe güldü. “İsmim evli ama halim bekar,” dedi göz kırparak. Sonra içeri geçtik. Fadime abla sade kahve yaptı, karşılıklı içtik. Kalkarken “Ben Aynur’a haber vereyim, şimdi yerinde duramıyordur meraktan. Sen de Behiye’ye haber ver” dedi. Önce Aynur abla, sonra Fadime abladan sarılma ödülü almıştım ama içimden “Kuru kuru sarılma artık ödül sayılmıyor be Bayram” dedim. Aklım karışıktı. “Sahi, Fadime abla dörtlüleri yakmış bana sinyal mi verdi, yoksa ben yine her kadın bana ölüp bitiyor düşüncesine mi kapıldım?” diye düşündüm yolda. Behiye ablayı aradım. Arabayla eve giderken olan biteni anlattım. Hem mutlu olmuştu hem de kahkahaya boğulmuştu. “Kahraman hocam,” dedi gülerek. “Kocam mı dedin, tam anlamadım?” dedim ben. “Kahraman kocacığım,” diye bastı gülmeyi. “Gelsene bana.” “Ne yapacağız ki gelsem?” dedim.

“Bilmem, özledim seni… Sarılırız,” dedi. Ulan yine mi sarılma... Bu köyün sarılmayla alakalı bir problemi var sanırım! Sanki köyde sarılma festivali düzenlenmiş de ben onur konuğuyum mk. “Başka bir şey yok mu?” dedim gülerek. “Ne istersen var. Sana her şey sınırsız, kocacığım” dedi. Bir anlık sessizlik. Sonra “Geliyorum” dedim ve arabayı Behiye ablanın evine doğru çevirdim. Günahın gözüne girecektim yine mübarek gün(cumartesi). Ankaralı Namığın meşhur şarkı sözleri geldi aklıma YAN CEHENNEM YAN 5 KAMYON KÖMÜRLE GELİYOM 11 Şubat 2012 – Cumartesi 15: 54

- -----------------------

İyi okumalar Yo!

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #44):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki