BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 48 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 48 / 84 BÖLÜM 24 dk okuma 16,739

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 48. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Köye geldiğimden beri ilk kez bir cumartesiyi evden çıkmadan geçirdim. Aslında içimden dışarı çıkıp bir yerlere gitmek geçiyordu ama Adeviye ablayı evde tek başına bırakmak içime sinmedi. Evde olmasam da aklım evde olacaktı, o yüzden oturdum oturduğum yerde. Arayıp soran da olmadı. Sadece Fatoş abla birkaç kez aramış; çağrılarına bakmıyorum zaten, bir süre daha burnu sürtsün iyice sonra bakarız. Akşama kadar bilgisayardı, kitaptı derken oyalandım durdum. Akşam yemeğinden sonra Adeviye abla telefonumu istedi bir tanıdığı arayacağım dedi. Geçen hafta Bekir’i işletmek için aldığım hattın takılı olduğu eski telefonu verdim. Durduk yere benim numaramı kullanmasını istemedim. Ben TV izlerken Adeviye abla çayını aldı benim odama geçti telefonla konuşuyordu. Derken kapı bir gürledi “TAK TAK TAK!” Sanki eve icra gelmiş gibi vuruyor kim çalıyorsa, hayra alamet değil.

Adeviye abla odadan çıktı geldi sesi duyunca. ‘’Abla odada kal ben diyene kadar çıkma, ben bakayım!” dedim. Adeviye abla odaya girip kapıyı üstüne kapattı. Kapı ikinci kez aynı hızda vuruldu. Aklıma Ekrem abi geldi bir an, karısının burada olduğunu mu öğrendi acaba? Artık bu saatten sonra yapacak bir şey yok mecbur açacağım. Kapıyı araladım, REYHAN! Ben “Hayırdır kız?” diyecektim ki, yanımdan sıyrılıp içeri daldı. Sanki ev bana emanet ama tapu onda. Ben kapıyı örtünce “Ekrem ilçeye indi, jandarma çağırmış… Eski karısı kayboldu diye,” açıklama yaptı. Üzerindeki pardösüyü çıkarıp askılığa taktı. Yan odada eski karısı oturuyor, çayını içiyor; burada yenisi bilgiyi sunuyor… Ekrem abi görse beni sikmez sabaha bırakır. Reyhan anlattıkça anlatıyor, ben sadece “hımmm” diye kafamı sallıyorum. O sırada gözlerinin bana baktığını gördüm… Niye geldiğini anlayınca mideme sıcak bir şey oturdu.

Her an gelebilirim demişti geçen sefer okuldan ayrılırken. Sözünde durmuştu ama en son olması gereken zamanda durmuştu. Birden dudağıma yapışmaya çalıştı. Uçak kaçıyormuş gibi koşar adım öpmeye çalışıyor. Ben hafifçe geri çekildim “Reyhan yapma, birazdan Rahmi Hoca gelecek,” diye bir yalan sıktım. “Gelmez, yeni ezan okundu daha, hem gelince ne oluyor hoca gelmeden önce öpüşmek yasak da ben mi bilmiyorum?” dedi pişkin pişkin. Niyet belli. Koca ilçeye inmiş, kafes açılmış, benim kuşu kafese koyacak. Elimden tuttu, yatak odasına doğru sürüklemeye niyetlendi. Baya güç uygulayarak durdurdum. “Reyhan yapma dedim,” Sesim yumuşak değil, net, sert. Kaşlarını kaldırdı, yüzünü bana yaklaştırdı: “Ben kırk takla attım buraya gelmek için sen yapma diyorsun. Gönlümü yapmazsan gitmem,” dedi. “Bari mutfağa geç,” dedim. Ev yanıyor ben su arıyorum. Elimden tuttu, bu sefer ben çektim onu mutfağa.

Sandalyeye oturttum. Ben ayakta, o sandalyede… Birbirimize bakıyoruz. Sanki ilişki değil, pazarlık masası. Tam ben sakinleştim, nefes aldım derken “Bayram” dedi, dudakları kısık, sesi hafif kısılmış, “Bana bak bir daha… Kızarım ha.” Aklım Adeviye abla’da, mutfağın açık kapını örtüp hemen Reyhan’ın karşısına oturdum. “Hayırdır kapıyı niye örttün, görende birini saklıyorsun içeride sanacak?’’ dedi. Senin eski ortak yan odada diyeceğim ama diyemiyorum. “Saklamıyorum,” dedim. “Gelen olursa sesimiz dışarı gitmesin diye.” Kaşları havalandı, sandalyeye yaslanıp bacak bacak üstüne attı: “Ses çıkmayacaksa yol bir tane Bayram… Bağırtmadan sik o zaman.” Cümleyi öyle rahat söyledi ki, direk viagra yutmuş etkisi yaptı bana. Normal zaman olsa şimdi ikinci postaya geçmiştim ama şu an hiç zamanı değil amına koyum. Reyhan’a baktım o hâlâ arsız arsız sırıtıyor.

Eteğini iki parmağıyla yukarı çekti, bana bakarak “Sanki yan odada anan varmış da gizli gizli fırsat kolluyormuşuz gibi oldu böyle de” dedi. Yutkundum aklıma söyleyecek bir şey de gelmiyor. Normal davranmazsam Reyhan iyice şüphelenecek. ‘’Kalkmıyor’’ demek geçti içimden ama alakası yok, benimki aşağıdan halay başı gibi mendil sallıyor. Reyhan sandalyeden kalktı bana kadar gelip dudaklarımdan bir santim mesafede durdu “Bayram… Sen beni istedin, ben seni istedim… Konu ne, kimi kandırıyoruz? Gelen olursa sessiz oluruz, sen oyalarken ben kaçarım… Sen becerirsin bu işi.” “Bak Reyhan,” dedim, “şu an değil.” “Tam şu an,” diye kesti sözümü. “Yarın değil, sonra değil. Şu an! Ya sen beni susturur, gönlümü alırsın…Ya da ben burada oturur, Rahmi Hoca geldiğinde gitmem mutfakta çay içerim, ne olacaksa olsun.” Kadın tehdit etmiyor bildiğini okuyor. Bir an sustum.

O sustu. Avucunu göğsüme koydu. “Bayram…” dedi, fısıltıyla, “beni istemiyor olsan gözlerinden görürdüm. İstiyorsun.” İş istemeye kalsa ananı bile sikerim de öyle olmuyor işte. Baktım niyeti bozmuş istediğini almadan gitmeyecek. Artık konuşacak hâl bırakmadı. Sandalyeyi dizlerimle geriye ittirdim, Reyhan’ı masaya doğru yasladım. Bacaklarını biraz açıp ellerini masaya dayadı. Ben ayağa kalkıp pantolonun kemerini açtım hızlıca, düğmeleri çözerken Reyhan eteğini kalçalarına kadar sıyırdı, altındaki beyaz külotu baldırlarına kadar indirince oradan kendiliğinden ayak ucuna düşüverdi. Reyhanın çıplak kalçası biraz önce yemek yediğimiz masaya dayalı haldeyken Reyhana yaklaşıp dudaklarına ufak öpücüklerle başlayıp hızlanarak öpüşmeye başladım. Bir elimi de Reyhan’ın amına götürüp yukarıdan aşağıya okşuyor diğer elimle elbisesinin altındaki göğüslerini okşuyordum.

Tam o sırada Reyhan’ın omzu titredi, nefesi hızlılaştı. Ses çıkacak korkusuyla hemen elimi ağzına götürdüm, “şşş” der gibi. Amına eğildim… Sıcaklığı yüzüme çarptı, resmen ateş püskürtüyordu. Dudaklarımı değdirir değdirmez bacak kası titredi, nefesi bozuldu. Tam içine girecekken dilimi çektim, “ne olur devam et” diye yalvarır gibi konuştu. Tekrar daldım bu kez; yalamadım, içime çektim bu sefer… Suyunu ağzıma doldurup geri bıraktım, sonra tekrar aldım, her defasında nefesi değişti. Ayak parmakları kıvrıldı. “Yeter” dedi… Ama sesi “sakın durma” diye yalvarıyordu. Ayağa kalkıp Reyhanın boynundan tutup dudaklarına yapıştım. Dizlerimi bükerek bacaklarımı açınca Reyhanla aynı hizaya gelmiştik. Reyhan kalmış sikimi yakalayıp yalanmaktan dışı, sulanmaktan içi pırıl pırıl parlayan amcığının dudakları arasına yerleştirdi, kafası içine gömülene kadar sokunca belimden tutup beni kendine çekti.

"Hadi sok, taa dibine!" dedi kısık bir sesle, dediğini yaptım bütün ağırlığımla bastırınca tamamen Reyhanın içindeydim. ‘’Ohhhhhh’’ dedi Reyhan içten bir şekilde. Sanki tüm dertlerinden kurtulmuş, rahatlamış gibiydi. Bende zevk almak istiyorum ama ses çıkarmamaya çalışmaktan olaya konsantre olamıyorum. İleri geri derken iyice dipledim. Dudaklarını emerken bir anda durdum. Reyhan gözlerini açtı, neden durduğumu anlamaya çalışır gibi. "Açık söyle, kocandan daha mı iyi?" Reyhan iç çeker gibi nefes aldı. "Senin tırnağın etmez…" Ellerimi Reyhanın yanından masaya dayamış şekilde amını sikmeye devam ettim. Bir iki dakika bozmadan bu şekilde devam etim. Reyhan gözlerini kapattı, inlemeye ve kasılmaya başladı, ayakta zor duruyordu. Ellerimi baldırlarına götürdüm o an titremesini elimle de hissediyordum. Boşuna bu kadar ısrar etmiyordu, iki dakika bile zor dayanmıştı.

Reyhan kendine gelir gibi olunca amından çıkıp yüzünü masaya gelecek şekilde çevirdim, dikilir vaziyette ellerini masaya dayadı kalçasını iyice dışarı çıkarttı. Refleks olarak elime tükürüp Reyhan’ın amıyla götünün üzerine gelişigüzel sürdüm. Üzerine giydiği gömleği kalçasının yarısına kadar geliyordu elimle kaldırıp sikimi dayadım. Ellerimle kalçasını aralayarak amına daha rahat girebilmek için biraz daha dizlerimi bükerek eğildim ve amına elimle tuttuğum sikimi yerleştirdim. Amını sikerken bir elimi dolayarak amına ulaştım ve üzerini okşuyordum. Kalçalarını tokatlamak, elimin izini çıkarmak istiyorum ama yapamıyorum. Ses çıkmasın diye kökleyemiyorum doğru düzgün. Reyhan çok geçmeden ‘’dahada bastır’’ demeye başladı. Mecbur dediğine uydum, köklüyor dibine kadar sokuyordum, vıcık vıcık ses çıkıyordu amından. Reyhan sikilmenin verdiği zevkle derin nefesler alıyor kendinden geçiyordu.

Reyhanın zevkten iyice eğilmiş masada domalır duruma gelmişti. Ayakta duracak hali kalmamıştı besbelli “Orospu, hoşuna gidiyor mu amına koymam?" dedim bu halini görünce. ‘’Gidiyor gidiyor da ayaklarımın dermanı kalmadı, sen ne zaman boşalacan bittim ben’’ dedi. Cevap veremedim, amcığından akan zevk suları sikimi sırılsıklam yapmış taşşaklarımdan akıyor, gözlerimi kapattım o sırada kontrolü kaybedip hızlanınca masanın üstündeki tuzluk yuvarlanıp düştü. Artık boşalmak üzereydim. Son ana kadar git gel yapmaya devam ettim boşalacağım zaman içinden çıkıp kalçasının üzerine boşaldım. Reyhan doğrulup bana döndü sikimi yakalayıp ‘’Kurban olurum sana, sikine kurban olduğum’’ dedi. Gönlü olmuştu anlaşılan. Masanın üstünde bulunan peçetelikten aldığım peçetelerle Reyhanın kalçasını temizleyip üstümüzü başımızı düzelttik. Reyhanın yüzünde güller açıyordu.

‘’İstemem diyenden korkacaksın bu devirde’’ dedi bana laf vurdurarak.

Reyhan: Ama olmadı şimdi bak Ben: Olmayan ne?

Reyhan: Seninkini emmedim bugün hiç Ben: Aman kalsın o iş, onu bilerek yapmadım. Ne zaman benimkini ağzına alsan birine yakalanıyoruz Reyhan: (gülerek) Allah cezanı! Neyi düşünüyon Giyinmem biter bitmez telefona baktım. Reyhan telefona baktığımı görünce, “Tamam tamam gidiyorum, bakıp durma öyle,” dedi hem şaka hem sitem karışık. Mutfaktan önce ben çıktım. Koridorda odama hızlıca göz attım, kapı hâlâ kapalı, oh. Reyhan bir şeyler anlatıyordu ama vallahi söyledikleri bir kulağımdan girip öbüründen çıkıyordu artık. Kapıya gelmeden önce durdurup dudaklarından küçük bir öpücük aldım. Sonra önce ben çıktım, sağa sola baktım, yol temiz olunca Reyhan’ı uğurladım. Kapıyı kapatınca üstümden yük kalktı resmen. Doğruca banyoya gidip kendimi topladım.

Saç başı düzelttim, yüzümü yıkadım. İçimden bir ses “Adeviye sorarsa ne diyeceksin?” diye dürtüyordu ama net bir cevabım yoktu. Odanın kapısını tıklattım. Elinde telefonla çıktı, “İşim bitti, sağolasın,” deyip telefonu geri uzattı. ‘’Sende kalsın abla kullanmıyorum onu zaten’’ dedim. Adeviye abla ne yüzüme baktı ne soru sordu. Çok konuşkan bir hâli yoktu o akşam. Sessizce televizyon izledik, ben de onun sessizliğine uyup hiçbir şey açmadım. Yatmaya yakın aniden, “Ben gidecem… Karar verdim, gidecem,” dedi. Yorum yapmadım, nasihat vermedim; belli ki kafasında bitirmişti. “Sana kalmış abla,” dedim sadece. * Fark ettim ki evden çıkmayınca zaman daha yavaş geçiyor. Cumartesi günü sanki iki gün sürmüş gibi gelmişti bana evde kalınca. Pazar günü evde oturmaya öğlene kadar dayanabildim. Adeviye ablaya ‘’ben kahveye gidiyorum, bakalım bir haber var mı seninkinden’’ dedim Ekrem abiyi kastederek daha sonra çıktım.

Şansıma Fadime abla kahvedeydi. Beni görünce hemen uzaktan el edip tezgâha yakın masaya oturmamı istedi. Ben söylemeden çay getirdi ‘’taze çay, ilk bardağı sen iç’’ dedi. Rıza abi görünürde yoktu. Ocakta ara sıra gördüğüm herkesin Mıstık diye konuştuğu 20’li yaşlarda bir genç duruyordu. Çaydan bir yudum alıp Ben: Eee muhtarım çalışmalar nasıl gidiyor Fadime abla: Bak ya, hala mı? O mesele yaş hocam, ben BE CE RE MEM!

Ben: Bunları geçtik artık diye biliyordum Fadime abla: Taktı kafaya Ben: Sen azaları belirlemeye başla Fadime abla: Daha ben kesin olur demedim sen aza diyorsun Ben: Halil Dede’yi yaz bak sonra İsmail abi olur, Çoban İsmail karısını bilirsin Hacer abla Fadime abla: Allahım yarabbim ben diyorum Çanakkale boğazı sen diyorsun yandı götümün ağzı. Ağzımı bozdurdun yani sonunda Ben: Sen istediğini de abla sıkıntı yok. Bak kadınlardan da yaz.

Aynur abla olur Gülşah abla olur Fadime abla: yok yok sen zorla muhtar yapacan beni Ben: Tercih sana kalmış abla. Seve seve kabul edeceksin… Fadime abla: Bak sennn. Seve seve olmazsa?

Ben: Onu o zaman düşünürüz artık Fadime abla: (gülerek) Ebeni eşekler kovalasın emi.

Ben: Rıza abi’yi de yaz listeye Fadime abla: Allah korusun. Ondan 1 adım uzaklaşan Allah’a 3 adım yaklaşır. Sen beni sinir etmek için mi yapıyon?

Ben: Takılıyorum abla kızma hemen Fadime abla: Geç dalganı bakalım Fadime ablayla kahvede 2 saat kadar oturdum. Konuşmanın devamında Ekrem’in eski karısı Adeviye’nin lafını yaptı. Arama çalışmaları dün akşam tamamen bitmiş. Ekrem’le kız kardeşi Menekşe’yi jandarma ifadeye almış, sabah salmışlar. Buraya gelirken Menekşe’yi gördüm… Kireç gibi, bembeyaz. Yürüyen kefen gibi. Adeviye kaybolmadan son kez Menekşeyle kavga ettiğini öğrenmiş Jandarma artık kim anlattıysa, Adeviye ölürse mölürse kabak benim başıma patlayacak diye aklı gidiyor.

Bu kadar süre bulunamadıysa kesin ölmüştür. O karının günahını nasıl çekecekler bilmiyorum artık. Fadime ablanın anlattıkları içimi soğuttu. Oh olsun dedim. Suçsuz günahsız kadına yapmadığınız kalmamış hiç değilse biraz korkun belki yaptıklarınızdan utanırsınız diye düşündüm. Kahveden çıkınca doğruca eve gittim. Adeviye ablaya olanları tek tek anlattım. Birden yüzünün şekli değişti gülmeye başladı. Adeviye abla: Senden bir şey istesem yapar mısın?

Ben: Buyur abla Adeviye abla: Bana Adeviye’nin numarasını bulur musun?

Ben: Bilmem ki (biraz düşündüm) bulmaya çalışayım bakayım Aklıma Reyhan eldi önce. Mesaj attım hemen lafı dolandırmadan sebebini sonra anlatacağımı söyleyerek Adeviye ablanın numarasını istedim. Reyhan uzatmadan gönderdi numarayı. Sonrası için iyi bir yalan düşünmem gerekti artık ona zamanı gelince bakacaktım. Numarayı hemen bulmam Adeviye ablayı hem şaşırttı hem sevindirdi.

Benden aradığım kişi numaramı görmesini istemiyorum deyince numaranın başına #31# yazıp araması gerektiğini tarif ettim. Telefonu alıp odama geçerek uzun bir süre çıkmadı. Adeviye abla odadan çıktığında yüzü sanki bir şeyi başarmış gibi mutlulukla parlıyordu.

Ben: Haberler iyi sanırım abla yüzünün haline bakılırsa Adviye abla: Çok şükür iyi ama daha iyi olacak Ben: Hadi bakalım inşallah, bana da anlatırsın artık olayı? Adeviye abla: Menekşe’yle konuştum. Sesimi duyunca nasıl sevindi mendebur… Görsen sanırsın dün beni öldürmek isteyen o değil de ben ona sarılmaya hasretmişim. Benim kafa kâğıdım Ekrem’in elinde. Ne yap ne et bulacaksın. Bir de çeyiz sandığım kaldı orada, anamdan yadigâr… Onu da istedim. Dediğimi yapmazsa, ölürsem sorumlusu Menekşe’dir diye bir mektup çiziktirir, gider kendimi uçurumdan atarım dedim. Heh, bunu duyunca var ya…

Yanımda olsa ayaklarıma kapanacak. Orospu nasıl yalvardı, nasıl mızmızlandı duysan şaşarsın. Yarına kadar bulacam söz dedi. Bulduktan sonraki günde bebelerimi ikna edip benimle görüştürecek, bende o zaman ortaya çıkacam dedim. Kabul etti.

Ben: Valla helal olsun abla sana. Böylellerine çok bile ama uğraşmaya değmez. İyi yapmışsın. * Menekşe, Adeviye ablanın istediklerini söz verdiği pazartesiye kadar yetiştiremedi tabii. Önce kimliği Ekrem’den gizlice almayı becerememiş. Onu zor bela halledince bu sefer de koca sandığı konaktan çıkaracak bahane bulamamış. İş uzadıkça uzadı, en son çarşamba gecesine kaldı. Çarşamba gecesi, Menekşe abla Adeviye ablanın istediklerini tarif edilen yere bırakırken, biz önceden gidip orayı gören bir yere yerleştik, uzaktan pusu kurmuş gibi izliyoruz. Menekşe’yle yanındaki bir adam arabadan sandığı indirdiler, söylendiği yere sürükleyip bıraktılar, tek kelime etmeden de basıp gittiler.

İyice gözden kaybolduklarından emin olunca bu sefer biz arabayla sandığın yanına yanaştık, farları bile yakmadan. Apağır, kocaman bir sandık… Üstüne de bir örtü serilmiş, örtünün altından Adeviye ablanın nüfus cüzdanı poşete koyup iliştirmişler. Sandığı zor bela arabaya yükleyip doğru evin yolunu tuttuk. Eve gidince sandığı odanın ortasına taşıdık, Adeviye abla elini göğsüne sokup bir anahtar çıkardı, kapağını açtı ‘’Muntazam, elleşen olmamış’’ dedi sandığın içinin düzenini görünce. Kapağını kitleyip tekrar koynuna soktu anahtarı. Hadi gözün aydın abla dedim, bende Adeviye abla kadar seviniyordum doğrusu ‘‘Yarın da çocuklarınla görüşeceksin hayırlısıyla’’ deyince Adeviye ablanın yüzü değişti ‘’evet öyle ya çok mutluyum gerçekten’’ dedi gülümseyerek. Aynur ablayla aramız limoni olduğundan beri, kendimi bilerek Adeviye ablanın meselesine gömüyorum.

Sanki kafamı oyalarsam Aynur ablayı düşünmeyeceğim… Düşünmeyeceğim sandım, öyle de olmuyor ama insan da başka ne yapsın? Ömer Hoca arada “gel yemek yiyelim” diyor, “çay içelim” diyor, her defasında bahane uydurup sıvışıyorum. Kafam kazan gibi diyorum, işim var diyorum, öğrencilerin ödevine bakacağım diyorum…Yalan dolan derken artık evlere şenlik oldum. Ama söz verdim kendime, Aynur abla çağırmadan gitmeyeceğim. Çağırmazsa ben de gitmem. Beni görecekse, kendi gelsin. Yarın perşembe… Yani köyün doktoru Kahraman geliyor. Benim stres yine başlıyor anlayacağınız. Çocukta bir kabahat yok, iyi adam. Ama sevemedim. Üstüne üstlük gelince Aynur abla da adama yardım edecek. Doktorun yanında dolaşacak, hastaları birlikte karşılayacak, gülüşecek, konuşacak… Lan ben kıskanç değildim bana ne oldu böyle mk. Kendi çapımda durumu çözmek için yapmadığım kalmadı birkaç gündür.

CİMER’e yazdım: “Köyümüze doktor geldi, hemşire de gönderin.” Yetmedi, Sağlık Bakanlığı iletişim hattına da yazdım. Yetmedi, dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın sosyal medya hesabına yorumlara kopyala–yapıştır: “Köyümüze hemşire istiyoruz.” Diye döşedim yüzlerce yorumu. Sonuç? Benim gibi bakanın gönderilerinin altına ‘’sağlıkçılar atama bekliyor’’ mesajı yağdıran sağlıkçıların linçine maruz kaldım. Benim mesajlar yüzünden sağlıkçıların talepleri arada kaynayınca binlerce kişiden aynı anda küfür yemek değişik bir deneyim oldu itiraf etmek gerekirse. Tavsiye ederim! Gece başımı yastığa koydum, nihayet kafa biraz boşaldı derken… Tıkırtı. Gözümü açtım, karanlıkta biri hareket ediyor. Adeviye abla odadan çıkmış sanırım, lavaboya gidiyor diye düşündüm. Ama gitmedi lavaboya… Başucumda dikildi. Üzerinde gece yatarken giydiği paçalı don ve atlet vardı.

Bakmamaya çalıştım.

Ben: Buyur abla? Adeviye abla: Bugün yerine yat istersen (eliyle yatak odasını göstererek) Ben: Abla ben iyiyim burada sen geç yat, şimdi bunu mu kafaya takıyorsun Adeviye abla: Ben yatacam zati (birkaç saniye duraksadı) demem o ki sende yat Yatakta doğrulup Adeviye ablaya baktım. ‘’Nasıl yani’’ dedim. Adeviye abla cevap vermedi. Elimden tutup beni çekeledi. Bu hafta ikinci kez birisi beni yatak odasına çekeliyordu. Bu sefer Reyhan’daki gibi karşı gelmedim. Odanın kapısından geçerken durdum ‘’Abla eminmisin, bu kapıdan girersem olacaklardan sorumlu değilim ona göre’’ dedim. Başını az yana eğdi, gözlerini kısarak “Gel.” dedi sadece. Tek kelime. Ama öyle bir “gel” ki Diyanet görse fetva vermeyi düşünür. Işığı açıp beni içeri aldı. Yatağın yanında durduk. Bir an, sadece nefes seslerimiz duyuldu. Sonra ellerini paçalı donunun iki yanına atıp, sağa–sola–sağa–sola yaparak aşağı indirdi.

Don yere düştü. Ben yutkundum. Altında hiçbir şey yoktu, gözüm aşağı yukarı 1 haftalık tüyleri olan, kalın bacaklarının arasındaki amına kaydı. Üçgen çeklinde kabarmış yanaklarının arasında içe gözük bir çizgi gibiydi. ‘’Hadi neyi bekliyon’’ dedi bana bakarak elini atletine attı yukarı sıyırdı, atleti yukarı çekerken yukarı toplanan göğüsleri serbest kalınca aşağı doğru sallanarak düştü. Üzerinde mor damarları belli olan uçları koyu kahverengi kocaman memeleri karşımda beni bekliyordu. Çırılçıplak kalmış Adeviye ablaya gözüm dalmışken o tekrar ‘’Hadi’’ deyip beni kendine çekti. Üzerimdeki geceliği çıkarırken Adeviye abla önümde eğilip altımdaki geceliği külotumla birlikte aşağıya indirdi. Sırt üstü yatağa uzanıp gelmemi bekler gibi bana baktı. Üzerine uzanınca bacaklarını araladı uzanıp sikimi tuttu ve amına sokmaya çalışınca belimi kaldırdım.

‘’Acelen ne abla’’ dedim, ‘’Ne yapacağız, işini gör işte’’ dedi. Sikimdeki elini tutup yan tarafa çektim. Bu aşamaya onun isteğiyle gelmiş olsak da gergin olduğu belliydi. ‘’Acele etme’’ dedim. Onu kucakladığım gibi altıma aldım, sevişmeye başladık. Ağzını, boynunu, memelerini her tarafını yalayıp öpüyordum. O sadece saçlarımı okşuyordu. Vücuduna öpücüler kondurarak yavaş yavaş aşağı doğru indim. Amının üzerindeki kıllarına gelince eliyle amının üzerini kapattı. Elini çekmek için uğraştım çekmedi ‘’Çek elini’’ dedim ‘’Yanıma gel’’ dedi. ‘’Elini çek’’ dedim sert bir şekilde gözlerine bakarak. Dediğimi yapıp elini çekti. Bacak içlerini yalayarak yavaşça amına kaydım, yattığı yerden arada kafasını kaldırmış beni izliyordu. Amını iki elimle ayırıp arasını yalamaya başladım, Adeviye abla bacaklarını kapatıp yan dönecek gibi olunca iki bacağını sıkıca tutup sabitledim ve amına ağzımla birlikte burnumu dayayarak yalamaya başladım.

Amı öyle sıcaktı ki... Yaladım yaladım... Kasılıyordu... Emmeye başladım, direnmeyi bıraktı, saldı kendini, boşalmıştı. Kumanda piline dilimi değdirmiş gibi bir tat gelmişti ağzıma. ‘’Hoşuna gitti mi?’’ dedim doğrularak, kafasını salladı ‘’değişik’’ dedi, ‘’ilk kez mi yalanıyor’’ dedim “Karıştırma orasını…” dedi. Tekrar üzerine uzanıp öpüşmeye devam ederken parmağımı kasılmış olan amcığına daldırdım, ıpıslaktı. Bir süre sonra ‘’sende benimkini yala’’ dedim. Kabul etmeyecek gibi biraz baktı sonra kalkıp dizleri üstünde yanımda durdu, eğilip sikimi tutarak yalamaya çalıştı. Üzerinden üzerinden yalıyor sadece kafasını ağzına sokuyordu. Diğer eliyle taşşaklarımı oynuyordu. Bu hareketi beni boşalacak gibi yapınca kendime çektim. O sırt üstü uzanınca bacaklarını araladı, kalkıp bacaklarının arasına yerleştim ve sikimi amına dayadım, bastırdım...

Başta zorlanarak biraz girdiğimde, Adeviye abla derinden, "Aahh..." diyordu. Yavaş yavaş git çık yaparken birden kökledim amına, Adeviye abla bunu beklemiyordu, kızar gibi "ne yapıyon yavaş biraz" dedi gözlerini kocaman açarak. Eğilip dudaklarını ısırır gibi öptüm "olacaklardan sorumlu değilim dedim sana" derken diğer yandan ileri geri iyice amına dipledim. Kırışmış göbeği, amında gidip geldikçe sallanan memeleri, tam bir köylü güzeliydi, çok geçmeden Adeviye abla'da zevke gelmeye başladı "Ohh çok güzel..." dedi, daha da hızlandım onun sözlerini duyunca. Dudaklarını memelerini emiyordum. Amına girip çıkarken zevkten ellerini beline dolamış gözleri kapalı, her içine girişimde oflayarak tepki veriyordu. ‘’Geliyorum’’ dedim, amından çıkıp göbeğine boşaldım. Kendimi Adeviye ablanın yanına bıraktım. Bir süre sessizce yan yana uzandık. İlk hareket eden Adeviye abla oldu, ‘’Suyu hazırlayım önce sen yıkan’’ dedi.

Elinden tutup kalkmasına müsaade etmedim ‘’gitme gitme bir kere daha yapalım’’ dedim kendime çektim. ‘’bir de arkadan yapalım.” Bana döndü, “Tövbe tövbe” dedi. “Niye, yapmadın mı hiç arkadan?” “Yaptım da…” “Eeeee…?” dedim “Çok zaman oldu yapmayalı…” derken bana öylece bakıyordu. “Ciddiyim! Hem sen de zevk alacaksın.” dedim. Çaresizce bakarak bir süre daha sessizce durdu. Onu elinden tuttum, “Acır şimdi, hiç canım çekmiyor” dediğinde “Korkma, bana güven! Krem kullanırız” dedim ve dudaklarından öptüm. Yatağın üzerine oturdum ve yatağın başlığında asılı duran cembere uzanıp aldım ‘’bunu başına taksana’’ dedim ve izlemeye başladım. Adeviye abla garipser elimdeki çembere uzanıp başına geçirdi ve klasik şekilde iki ucunu arkasından çevirerek boynundan omuzlarına doğru bıraktı. Bense elim sikimde hem izliyor hem de sikimi oynuyordum. Kapalı hali daha çok hoşuma gidiyordu.

Adeviye abla işi bitince bana döndü. Sessizce bakmaya başladı. Elinden tuttum ve kendime çektim. Dudaklarımız yeniden birleşti. Durduğumuz yerde bir süre öpüşüp onu yatakta domalttım. Arkasına geçip çömeldim pırıl pırıl amı ve götü karşımdaydı. Yumuldum, yalamaya başladım amını. Sıcacıktı, yanıyordu. Komodinin önündeki kremi aldım ve yarağıma sürdüm iyice. Sonra da göt deliğine sürdüm. İşaret parmağımın ucuyla içine yedirdim biraz da. Başladı gene inlemeye. Dibinden tuttum sikimi ve kafasını göt deliğine bastırmaya başladım. Deliği dardı. Sanki daha önce sikilmemiş gibi… Yavaş yavaş ittiriyordum yarağımı. “Ay. Ay. Yavaş.” diyordu. Yarağımın kafası yavaş yavaş içine girmeye başlamıştı. Ağır ağır yüklenmeye başladım. Bağırmaları arasında yarağım az da olsa içindeydi şimdi. Bir süre bekledim götünde. “Ayyy, çıkar, Ayy, yandım anam, yandım, ağhh, çıkar!” diye bağırırken, ben kalçalarından sıkıca tutmuştum onu.

“Sakin ol… Az kaldı, çok hoşuna gidecek.” dedim. Kafasını çevirip bana baktı. Yüzüne bakarken sikimi biraz daha ittirdim. Yarısı girmişti sikimin... Daracıktı götü... Sonra içinde hafif hafif gidip gelmeye başladım. Çıkarmadan içinde bir süre bekliyor, sonra tekrar gidip geliyordum. Götü iyice alışsın istiyordum. Bu şekilde dakikalarca siktim götünden. Her seferinde yarağım götüne daha çok girerken, bağırtıları da azalmıştı. Alışıyordu. Bağırmak yerini artık inlemeye başlamıştı zevkten. Harikaydı. İnci'de paylaşılan bir ifşa aklıma geldi. Aynısıydı. Kapalı muhafazakâr bir kadını, eşarbı başındayken domaltmış götünden sikiyordum. O daracık delikten hiç çıkmak istemiyordum. “Nasıl hoşuna gidiyor mu?” “Hı hı… Çok iyi’’ “Offf… Çok iyisin Adeviye abla... ‘’ “Acıyor, yeter yeter, hepsini sokma, dur, ne olur dur…” söyledikleri daha da hırslandırıyordu beni

Daha da hızlı girip çıkmaya başladım götüne. Kasıklarım dibine kadar girdiğimde kalçalarına çarptıkça şlap, şlap diye ses çıkarıyordu. “Daracık harikasın. Doyamıyorum… Oohhh…” “Offf… Gözünü seveyim yandı…” diye söylendi. Girip çıkmaya devam ediyordum. Boşalmaya yakındım. “Ağzına, yüzüne attırmak istiyorum…” deyince götünden çıktım. Sikimi elbisesiyle temizledim ve yeniden yatağa oturdum. Önüme eğilip sikimi ağzına aldı, kafası yukarı aşağı hareket ediyor, dibinden tuttuğu sikimi yalıyor, somuruyordu’’ Yarağımın baş kısmı morarmaya başlamıştı. Taşaklarımı avuçladı sonra topları ağzına alıp teker teker emmeye başladı. Uçuyor gibiydim zevkten. “Ohhh… Çok güzel… Devam et… Yala yarağımı.” dedim. Dayanamadım daha fazla. Bacaklarımın kasıldığını görünce hızlı hızlı sıvazlamaya başladı yarağımı. Birden döllerim fışkırmaya başladı. Tazyikle fışkırmış, yanakları, dudakları döllerimle dolmuştu.

İnek sağar gibi sağıyordu yarağımı. Elleri becerikliydi. Kafasını bastırıp ağzının içine soktum. Kızar gibi bakış attı önce ama ses etmedi, sikimin kafasını somurmaya başladı. İliklerimi kurutmuştu. Yatağa kendimizi bıraktık. Ben sırt üstü uzandım tavanı izliyordum. Adeviye abla yan dönmüş, bir ayağı ayaklarımın üzerinde, bir eli göbeğimin üzerinden bana sarılmıştı. Gözleri benim üzerime sabitlenmiş kırpmadan beni izliyordu. Beni izliyor görünüyordu ama aklının başka yerde olduğu belliydi. İlk kapıyı açtığım zaman ki hali aklıma geldi. Yıllardır tanıyor gibiydim ama bir hafta anca olmuştu. Bir süre öyle kaldık. Kendimize gelince inleye inleye doğruldu, belini tutuyordu. “Ayy, sızlıyor çok fena.” diyerek götünün acıdığını söyledi. “Ufak tefeksin ama götten de iyi alıyorsun, taşaklarıma kadar aldın!” dediğimde, söylediğim hoşuna gitmiş gibi,

“Sahi mi?” dedi, ‘’Beğendin mi essahtan’’ dedi yüzüme bakıyordu. “Evet… Sahi…” deyip sarıldım. ‘’Ben de beğendim, okumuş adamın şeyi de başka dadlı oluyomuş’’ dedi. Son günlerde aldığım en güzel iltifattı. Mutlu olmuştum. Duşumuzu aldıktan sonra yerlerimize yattık ikimizde. Başımı yastığa koyarken aklıma Ekrem abi geldi. Bir haftada önce yeni sonra eski karısını siktim. Hiç birisinde benim suçum yoktu ama anlat anlatabilirsen. Sözde Aynur ablaya da söz vermiştim uslu duracağım için ama orospunun yemini yarağı görene kadarmış misaliydi benim sözümde böyleydi. Bunları düşünürken dalıp gitmiştim. * Rüyamda dağın tepesindeyim… Tek başıma. Her taraf kar boran, bembeyaz. Kendi kendime “ulan yine mi arama işine katıldım ben” diye söylenirken birden önümden Adeviye abla koşarak geçiyor. Sadece kafasında kırmızı eşarp… Gerisi yok. Çırılçıplak. Koşuyor, ben arkasından.

“Adeviye abla!” diye bağırıyorum. Dönüp bana bakıyor… Ama durmuyor. Her dönüşünde de bir gülme… Sanki hem dalga geçiyor, hem çağırıyor gibi. Bende inat, bırakır mıyım? Koşuyorum, kar dizime giriyor ama koşuyorum. Tam yakalayacakken elimi uzatıyorum… Ayağım takılıyor, kayarak yuvarlanıyorum. Önüm uçurum. Duramıyorum… Son anda bir ağaç köküne yapışıyorum. Üşüme yok, acı yok, sadece panik. Önce “Adeviye abla!” diye bağırıyorum, gelir kurtarır umuduyla ama tık yok. Kesin kafayı yedi bu kadın. Son çare: “Kimse yok muuu?!” Sesim iyice kısılıyor. Mecalim yok ama son bir defa daha bağırıyorum: “KİMSE YOK MUUUU?!” Tam tuttuğum dal elimden kayacakken bir el yakalıyor beni. Elin sahibine bakıyorum… Doktor Kahraman. Gülüyor bana. “Tuttum, yetiştim korkma,” diyor. İçimden “helal olsun adama, şurdan kurtulayım söz sana ilaç hap ne istersen yaz bana” diye geçiriyorum.

Ama Kahraman elimi bırakmıyor, çıkartmıyor da. “Bayram,” diyor gözümün içine bakarak, “seni çıkarırım… Ama bir şartla.” Şart mı? Ben asılıyım, adam şart koşuyor. “Ne şartı?” diyorum nefes nefese. “Aynur ablayı unutacaksın.” Cevabımı hızlandırmak için elini gevşetiyor bilerek. “Bak bırakırım ha” der gibi. Ama beni korkutmaya çalışırken ben elimi çekip Doktor Kahraman’dan kurtarıyorum. Ve son nefesle bağırıyorum: “BAŞKA KİMSE YOK MUUUUU?!” Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde Halay çekelim * Alarm sesiyle gözümü açtım. Gecenin yorgunluğundan kendime gelip alarmı kapatmam zor oldu. İlk bir iki saniye neredeyim, kimim, uçurumdan düştüm mü derken kafamda dün gece gördüğüm rüya pat diye geri geldi. “Hayırdır inşallah…” dedim içimden. Kar, boran, uçurum, Doktor Kahraman… Sabah sabah beynim hâlâ film şeridinde. Yataktan kalktım yüzümü yıkamaya gittim.

Normalde Adeviye abla ben okula gitmeden çoktan ayakta olur, kahvaltıyı hazır eder. Ortada çıt yok. Demek ki dün geceki pompadan sonra pili bitmiş. Lavabodan çıkıp oturma odasına geçecekken koridorda gözüme sandık ilişti. Adeviye ablanın sandığı. Açık. Hem de ağzına kadar açılmış. Sağına soluna çamaşırlar saçılmış. İçime kurt düştü. “Eyvah! Eve hırsız mı girdi?” dedim kendi kendime sandığı o halde görünce. Afalladım. Elim belimde sandığa bakakalmıştım, aklıma Adeviye abla geldi. Hızlıca onu uyandırmaya koşup odasının kapısını açtım. Yatak boş. Bir de üstelik toplanmış. Yani kalkıp gitmiş… Ama nereye? “Lan bir insan kaçarken yatağını niye toplar?” diye kafamdan geçirirken gözüme komidindeki kâğıt ve üstünde bir bilezik gözüme çarptı. Kâğıdın üstünde kocaman yazıyla: “Bayram Hoca” Kalbim tak diye mideme indi. Yatağın kenarına çöküp kâğıdı elime aldım.

* Bayram Hoca sen olmazsan bugün kim bilir hayatta bile olmazdım, o yüzden en son diyeceğimi baştan deyivereyim hakkını helal et. Sana çok şey söyledim bir kısmı doğru bir kısmı benim uydurmamdı. Onun için bu anlatacaklarımı sana borç bilirim. Öylece çekip gitmeye gönlüm el vermedi, sende ardıma düşerdin, bir hasım daha olsun istemedim. Sana Menekşe beni tezgâha getirdi kaçmış gibi gösterdi dedim ya, yalandı. O gün gerçekten Halamın oğlu Mesut’la kaçmaya niyetlenmiştim. Ben kendimi bildim bileli onu severim. Ha dersen ki Menekşe’nin Mesut’ta gözü var mı? Var! O mesele doğruydu, onu uydurmadım. O gün her şey istediğim gibi gitse hiç bu kadar tantanaya gerek kalmayacaktı. Amma velakin Mesut’un karısı kaçacağımızı sezmiş, her şeyi Menekşe’ye yetiştirmiş. Bende o korkuyla arkama bile bakmadan ortadan kayboldum. Ekrem kinci adam, hakkı da var.

O durumda kim olsa vurası tutar. Beni bulamayınca hırsını Mesut’tan çıkarmış. Haşatını çıkarmış Mesudun, öldü diye terk etmişler. Bunca zaman onun hastaneden çıkmasını bekledim. Bebelerimi görme falan bahaneydi. Allah içime bebe sevgisi vermemiş, benim suçum mu? Onlarda zaten artık beni anası olarak görmüyor. Asıl geliş niyetim, Ekrem yıllar önce oğlu olduğu vakit sevincinden bir Bahçe’nin tapusunu üzerime vermişti. İmam nikahı kıyarken Mehir olarak verdiği altınlarla birlikte sandıkta sakladım yıllardır. Ekrem’e sorsan hatırlamaz bile. Bir de kafa kağıdım olmadan bir yere gidilmez bilirsin onu almam gerekti. Bahçe İstanbul’da. Mesut bahçenin olduğu yere baktı, oraya köprü yapılıyor çok kıymetlenmiş dedi, satsak 7 sülalemiz para tasası çekmez deyince kaçma planı yaptık. İlkinde beceremedik ama sayende bu sefer oldu. Bir ara ümidi kesip geri dönecektim…Ta ki sen bana Menekşe’yle Ekrem’in Jandarma’daki halini anlatana kadar.

Yeniden umutlandım. Menekşe uyanık gözükür ya… Sen bakma. Aklımın zekâtını versem 10 defa satın alırım o donsuz orospuyu. İki lafla nasıl gözünü korkuttum, nasıl da tıpış tıpış yaptırdım dediklerimi, gözünle gördün şahitsin. Sandığın içinden bana lazım olanları aldım. Geri kalanı bıraktım. Sana zahmet, yak onları. İsteğimdir. Telefonu kullanmıyorum dedin diye yanıma aldım bilesin. Hakkın ödenmez ama bir bilezik bıraktım helali hoş olsun. Rahatça kaçayım diye koynuna girmem icap etti. Bilirim erkek milleti münasebetten sonra gevşer deliksiz uyur. Gece yaşananlar aramızda sır. Merak etme. Kocama, Mesut’a yapmadıklarımı sana yaptım. Kıymetini bilesin. Ben sana bütün sırlarımı döktüm… Senin de bende bir sırrın var. Ekrem’in yeni avradı geldi olanlara şahidim. Bu sır mezara kadar bende. Tasalanma. İkimizde aynıyız anlayacağın. Kimseye tam ait değil, kimseye tam güvenmez…

Sabah namazına Mesutla sözleştik gelip beni alacak. Uğurlar olsun. Adeviye * Elimde mektup kalakaldım. Kadın fena ketenpereye getirmişti beni. Bıraktığı bileziği çevirip baktım. Bileziğe bakarken aklıma Umudumuz Şaban filminin meşhur bir repliği geldi.

- Manası çok derin...

- Ben adama bilezik gibi geçiririm demek...

- Saksıya fesleğen gibi oturturum anlamı da çıkar…

23 Şubat 2012- Perşembe 07:44

- -----------------------

Tüm Kaynatasızlara sevgiler, selamlar. İyi okumalar Yo!

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #48):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki