BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 6 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 6 / 84 BÖLÜM 8 dk okuma 16,737

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 6. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Aziz Romalılar… Okullar açılana bir gün vardı. Pazar sabahı kalktım; annemin gönderdiği poğaça, peynir, zeytinle kahvaltımı edip okula gittim. Ömer Hoca okuldaydı; kağıt–kürek işleriyle uğraşıyordu. Bana müfredatı ve kaynak kitapları verdi; hangi konuyu hangi tarihte işleyeceğimi, yapılması gereken prosedürleri kısaca anlattı. “Bunları daha çok konuşuruz,” dedi — sıkmadı beni, rahattı. Fırsattan istifade Recep Abi’nin gönderdiği masaüstü bilgisayarı sınıfa taşıdım. Kasayı ve monitörü yerleştirip kabloları taktım. Müdür odasındaki modeme kablo çekilecekti; getirdiğim Cat5 kabloları, kablo çivisiyle özenle kasaya çektim. Masaüstü fena değildi; beklediğimden iyi bir sonuç verdi. Windows XP kurulumunu yapıp standart programları yükleyince bilgisayar cillop gibi olmuştu. Aynur Abla “İnternet çekmiyor” demişti. Lojmanla okulun elektrik hattı ortak olduğundan, modemin yanındaki boş prize getirdiğim çoğaltıcıyı taktım ve modemle arasına internet kablosu çektim.

Diğer çoğaltıcıyı lojmanda uygun bir prize takınca internet, elektrik hattı üzerinden o çoğaltıcıya gidiyordu. Aynur Abla telefonu internete bağladığımda çok mutlu oldu: “YouTube’dan müzik dinliyorum, arada iyi oldu — bir de müsait olunca bana Facebook açalım mı, Ömer’e söyledim o ilgilenmedi,” dedi. “Hallederiz abla, kolay iş,” dedim. Pazar böyle geçmişti. Pazartesi sabahı uykum kaçtı; erkenden kalkıp giyinip okula gittim. Ömer Hoca kahvaltıya çağırmıştı; ben işi hallettim, “Hocam teşekkür ederim,” diyerek okula geçtim. Yeni kurduğum masaüstüne vakit geçsin diye GTA, PES, NFS gibi oyunları kurmaya başladım. O sırada Ömer Hoca gelmiş, öğrenciler de bahçede toplanmaya başlamıştı. Ömer Hoca öğrencileri topladı ve beni tanıttı: 4. Ve 5. Sınıf derslerine ben girecektim. İkisini aynı sınıfta okutmak zor olacaktı ama bir şekilde halledecektik.

Öğrencilerden biri, vefat eden Kepçe Osman’ın torunuymuş; o gelmemişti. “Haftaya gelir,” dedi Ömer Hoca. İlk hafta oryantasyon sayıldığı için ders yapmaya gerek yoktu. Önce oturma düzenini ayarladım: sınıfta beşerli dört sıra, toplam 20 sıra vardı — mevcudun iki katı. Herkesi dikkatli dinlesin diye ön sıralara oturttum; Ömer Hoca’nın teker teker yerleştirme alışkanlığı varmış, öğrenciler birlikte oturacak olmayı sevdiler. Oturma düzenini ayarladıktan sonra kendimi tanıttım: “Bu yılı birlikte bitireceğiz,” dedim. Öğrencilerin yüzlerinden yeni öğretmen heyecanı okunuyordu. Söz onlara geçti; birer birer klasik “Kimsin, annen neci, baban neci?” şeklinde tanıtıldılar. Sonra sırayla onlara Beyaz Yele hikâye kitabını okuttum. Okumaları iyiydi, hepsi gayet güzel okudular. Sıkmamak için dersin geri kalanında önceden indirdiğim öğüt veren, komik hikâye videolarını oynattım.

Günün kalanında sessiz sinema gibi sınıfça oyunlar oynadık; güle eğlene ilk günü atlattık. İkinci gün bilgisayara oyunları kurmuştum; kendi laptopumu da getirdim. “Bilgi yarışması yapacağız, kazanan iki kişi istediği oyunu oynayacak” diye motive etmeye çalıştım. Basit tarih–coğrafya soruları hazırlamıştım: Türkiye'nin kuruluş yılı, en büyük gölün ismi, başkenti gibi. Kazanan iki kişiye 15 dakika oyun oynattım; sonra diğerlerini üzmemek için sırayla herkese oynattırdım. Üçüncü gün için öğrencilere ödev verdim: “Herkes bildiği ilginç bir olayı veya tarihi bir bilgiyi sırayla anlatsın.” Hepsi bir şeyler bulup gelmiş; sırayla kalkıp anlattılar. Onlar anlatırken kapı çaldı; bir kadın ve küçük bir çocuk geldi. ‘’İyi dersler hocam. Kusura bakmayın, bakabilir misiniz?” diyerek beni çağırdı.

Kadın: Hocam, Osmancan sizin öğrencinizmiş bu sene. Dedesi vefat etti, yeniceydi; bu hafta gelmesin dedik ama arkadaşları sizi çok övmüş, oyun oynuyoruz falan deyince gelmek istedi

Ben: İyi olmuş abla gelsin tabii ki bende Osmancan’ı merak ediyordum. Sizin de başınız sağ olsun, Allah rahmet eylesin. Köye geldiğim gün cenazesi vardı Osman amcanın.

Kadın: Allah razı olsun hocam, gördüm sizi komşular göstermişti Ben: Ne demek sizden de razı olsun. Osmancan kalmak istediği kadar kalabilir gözünüz arkada kalmasın Kadın: Çok sağ olun hocam. O zaman müsaadenizle. Tekrardan kusuruma kusura kalmayın Ben: estağfurullah abla ne kusuru. Osmancan sende annene hoşça kal de içeri gidelim Osmancan: Öğretmenim annem değil babaannem Kısa bir şok geçirdim, mahçup oldum bu sözleri duyunca.

Ben: kusura bakmayın pot kırdım ama hiç babaannesi gibi durmuyorsunuz. Osman amca yaşı var biliyordum ben Allah rahmet eylesin sizin eşi olabileceğinizi düşünmedim. (Ne diyorum ben mk özrüm kabahatimden büyük) Kadın: ne kusuru est hocam. Osman bey vefat ettiğinde yaşı vardı.

(Düşünür gibi yapıp duraksadı) 62-63 öyleydi. Bizde genç değiliz ama eşimle aramda 13-14 yaş varmıştır yine de Ben: O yaşı da göstermiyorsunuz. İnşallah bizde sizin yaşınızda sizin gibi genç gösteririz.

Kadın: Sağ olun hocam (mahcup olmuştu) bu arada Behiye ismim. Ben oyalamayım sizi daha fazla hayırlı günler dedi ve kaçamak bir şekilde beni süzerek gülerek ayrıldı. İçimden, “Vay amk,” dedim kendi kendime. Kabul güzel, hoş kadındı, normal karşılaşsam bu kadar aklımda kalmazdı ama böyle olunca birde aklıma mıh gibi sağlanmıştı. Kapalı giyimli, benden kısa (1,60 civarı), ne zayıf ne kilolu, beyaz tenli, muhtemelen sarışın… Yüzünde şaşkın bir ifade vardı; o ifade onu daha tatlı ve çekici kılıyordu. Gözleri çakır, elmacık kemikleri belirgin, dolgun pembe dudakları vardı. Orta yaşlarda olduğu izlenimi veren doğal görünüşüyle ben buradayım diyordu bildiğin.

Başındaki örtüsü bile ayrı bir güzellik katıyor, onu gizlemek yerine güzelliğini daha da vurguluyordu Beni şaşırtansa, bu kadının Kepçe Osman’ın karısı olmasıydı — Aynur Abla’nın “çok çekmiş” dediği kadın. Ali Dayı’nın gösterdiği fotoğraftaki Kepçe Osman’ın tipine bakınca; “E, adamla kadını yan yana koyunca hayal bile edemiyorum,” dedim kendi kendime. Kadın birden dünya güzeli gibi görünmüştü gözüme; vücudumda bir şey kıpırdadı — garip bir his geldi. Neyse, derse döndüm ve o gün Osmancan’ı biraz bilgisayar oynattım. Hafta bitmişti; son Cuma gelmişti. Sabah teneffüsünde bahçedeyken Aynur Abla geldi: Aynur abla: Bayram Hocam, nasılsın? Küs müyüz, görüşemiyoruz Ban: Ne küsmesi abla, olur mu?

Aynur Abla: O zaman öğle arası Rahmi Hoca ve eşi gelecek; namazdan sonra gel, yemek yiyelim. Hem Rahmi Hoca’yla tanışırsın, o da çok iyidir “Tamam abla, olur,” dedim.

Rahmi Hoca, köyün imamı; ayaküstü bir kere sohbet etmiştik ama fazla konuşamamıştık. Öğle arası annemin yaptığı küpecik peyniri ve turşudan birer tabak hazırlayıp götürdüm. Ömer Hoca, Aynur Abla, Rahmi Hoca, Rahmi Hoca’nın karısı Gülşah abla ve genç bir bayan vardı — Gülşah ablanın kardeşiydi. Yanlarına gidip “Selamünaleyküm” dedim; elindeki tabaklara bakınca şaşırdılar. Rahmi Hoca’nın karısı, “Hocam, siz bizden iyisiniz; biz boş geldik,” diye güldü. Oturduk, sohbet ettik; sofrayı beraber kurduk. Kadınlar “hocam siz oturun” deseler de yardıma koştum; “Üç erkekli evde büyüdüm, annem her işi yaptırırdı, alışkınım,” deyince kadınlar gülüştü ve “Bakın, alın örnek” diyerek Ömer Hoca ile Rahmi Hoca’ya takıldılar. Rahmi Hoca ve eşini sevdim; klasik imam tipinden değildi. İmamların olduğu ortamda laf döner dolaşır dine gelir hocalarda fırsattan istifade bol bol nutuk çekerler ya hiç öyle bir şey olmadı.

Rahmi hoca kendine masa tenisi yapmış gel oynayalım diye davet etti, futbol oynamayı, maç izlemeyi, satranç oynamayı falan çok seviyordu. “Gel oynayalım” diyordu; masa tenisi, satranç, futbol, maç izleme — hepsi ilgisini çekiyordu. Bende ortama katkıda bulunup espriyle ortamı ısıttım. Yemekten sonra okul yolunda Aynur Abla, “Sen ne espriliymişsin ya, çok şaşırdım” diyerek takıldı; “Sana hemen bir kız bulmalıyız, yabancıya gitme,” diye Rahmi Hoca’nın eşiyle gülüştüler. Öğleden sonra öğrencilerle aktivitelerle dolu, eğlenceli bir gündü; hafta çabucak geçti. Eve dönerken Aynur Abla seslendi: Aynur abla: Bayram Behiye geldi biraz önce cumartesi kocasının yedisi var seni de çağırıyor Ben: tamam abla. Siz giderseniz birlikte gidelim Aynur abla: gideriz gideriz. Behiye senden için benim Osman’ın karısı olduğuma inanmadı diyor Ben: (mk hemen anlatmış) Sorma abla biraz por kırdım sanırım.

Osmancan’ı getirince annesi sandım ilk başta yalan yok Aynur abla: öyle duruyor gerçekten. Önceden bir içim suydu kocası dirlik vermedi. Benden büyük aslında ama o Azrail kocasına rağmen benden genç duruyor Ben: abla sende gençsin ya. (Beni mi deniyorsun abla) Ömer hocanın kızı sandım seni de ilk görünce Aynur abla: hadi oradan (gülerek) sen öyle konuşunca Behiye’nin hoşuna gitmiş. Cenazeden sonra ilk kez yüzüm güldü diyor. Sende kabul edersen kocasının kırkı çıksın gelir bizden ister seni (gülerek) Ben: sağ ol abla almayım. Sen demiyor muydun daha erken diye Aynur abla: dinle dinle. Ben görümcelik yaparım sana. Bacın yok madem. Hem takılıyorum ben, Behiye’yi de çok severim.

Ben: (Gülerek) Olur abla bana uyar senden iyi görümcemi bulacağım Ayak üstü sohbetten sonra eve geçtim. Behiye karısı kafamı karıştırmıştı. Kocasından çok çekmiş, gün görmemiş bir kadın.

Karda açmış çiçek gibi parlıyordu. O yaşlı ihtiyar kadını yatakta da mutlu edememiştir diye düşündüm. Biraz zaman geçip kocasının acısı hafifleyince bir şekilde gönlünü yapıp "kocan seni böyle sikebiliyor mu?" diye sorusunun cevabı belliydi. Kepçe Osman o göbekle dedikleri gibi içiyorsa en son ne zaman sikti karıyı kim bilir. Boşlukta kalan kadın ilk yanlayana kaçabilir ama Behiye abla öyle kolay lokma gibi de durmuyor. Hem köy yerinde kimse kolay kolay cesaret edemez ama ben yabancı olduğum için en azından bir umut diye aklımdan geçirdim. Doğrusu ben biraz malım orası da ayrı bu işleri pek beceremem. Plan yapması kolay ama iş icraata gelince aceminin elinde am ağaca çıkarmış misali bende de öyle olurdu. Kendi kendime kurcalarken üzerimi değiştirip laptopa yöneldim: Bayram>Notlar>Programlar>Visual Basic>Crack klasöründeki saklı içeriklerden birini açtım.

Bir yandan porno izliyorum bir yandan da Behiye’yi düşünerek iki posta attım. İbrikte su ısıtıp duş almak zor geldiği için abdestten sonra bir iki posta daha atmak istesem de vazgeçtim. Yatıp uyudum. Rüyamda Ömer Hoca’yı gördüm — ama karısı Aynur Abla değil, Kepçe Osman’ın karısı Behiye’ydi. Çok rüya görürüm, laf olsun diye demiyorum; sabah yaşadıklarımla ilişkili şeyleri genelde rüyamda görürüm. Bu köye gelince rüyalarım daha da garipleşti. “Dağın başında köyde birine niyetlendik, rüyada bile elimizden aldılar iyi mi”. Alacağın olsun Ömer Hoca, ille de diyorsun ki “gel Aynur Abla’yı sik”

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #6):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki