Öğlen saat 3 gibi falan çay ocağında yemek hazırlığı yapıyor Fadime ablalar. Sofra hazırlanırken Aynur abla birden aklına Kahraman’ı düşürüyor, bana seslenerek “Kahraman nerelerde? Bir ara buralardaydı, şimdi görünmüyor. Telefonu da açmıyor. İki dakika çağırıp gelir misin, o da yesin.” Aynur ablanın Kahraman hassasiyeti bende hafif bir tansiyon yükseltse de… El mahkûm gidiyorum. Kahraman’ın kaldığı köy odasının yanındaki misafirhanenin önüne varıyorum. Kapıyı çalıyorum, ses yok. Bir daha çalıyorum, yine yok. Yarım yamalak pencereden bakıyorum; içerisi kapalı gibi değil, ama “yaşayan insan emaresi” de yok. Bir süre bekliyorum, kimse gelip “kim o?” demiyor. En son telefonla arıyorum; çalıyor, çalıyor… Cevap yok. Bir daha arıyorum; yine açmıyor. Tam o sırada pencerelerin önünde dolanırken içeriden sanki bir ses geliyor gibi oluyor. Kulağımı cama dayayıp dinliyorum, bariz telefon çalma sesi geliyor.
“Hee… Demek içerdesin.” Bir ara tıkırtı da duyar gibi oluyorum ama içerden mi, dışardan mı emin değilim. “Bu yavşak benden mi gizleniyor acaba? Yoksa duş falan mı alıyor?” diye kafada teoriler dönüyor. Bir iki kere daha kapıya vuruyorum, yine tık yok. Daha fazla beklemiyorum, zaten canıma minnet “Gelmezsen gelme amına koduğum” deyip dönüp okula geri yürüyorum. Oy kullanma saatinin bitmesine yakın Behiye abla, gelini ve torunlarıyla geldi. Oyunu kullandıktan sonra bizim yanımıza geldi, Aynur ablalarla lafladı. Geliniyle çocuklar da okulun bahçesinde biraz oyalandıktan sonra geri eve döndüler. Behiye abla kaldı, seçimi izleyecekti. Aynur abla ıhlamur yapmış, çaydanlıkla bardakları almaya gittik birlikte; Behiye abla da geldi yanımızda yardım için. Tam mutfağa girdik, Aynur abla “siz iki dakika durun, altıma işeyecem” dedi; lavaboya daldı. Bir anda Behiye ablayla mutfakta baş başa kaldık.
Behiye abla bakışlarımdan olacakları fark etmiş gibi kalçasını mutfak tezgahına dayadı, iki elini eteğinin üstünde birleştirip "Ee, ne yapıyorsun Bayram? Ne var ne yok?" diye sordu. "İyi karıcığım işte görüyorsun, sende ne var ne yok?" dedim yaklaşarak. Behiye abla şaşırmıştı karıcım lafına. Gözüyle kapıyı kesti, bana döndü "Aynur falan duyar, n'apıyorsun sen?" dedi. "Duymaz, daha tuvalette" dedim. "Olsun, Aynur cin gibidir; yakalarsa kötü olur" dedi. "İyi o zaman, kocacığım de bir kere..." dedim. "Bayrammm!" dedi Behiye abla. İyice yaklaşıp önünde tuttuğu elini çekip amını gelişigüzel avuçladım. Birden kızardı. "Bayram... Bayram bırak!" dedi fısıldayarak. "Kocacım de" dedim sessizce. "Tamam... Koc... Kocacığım" dedi sessiz ama kızar gibi. Elimi bıraktım. Aynur ablanın tuvaletten çıkışını gösteren kapı sesi gelince Behiye abladan uzaklaşıp sandalyeye oturdum.
Behiye abla hemen laf açtı "Herkes Ekrem kazanır diyo seçimi, sahiden öyle mi?" dedi laf karıştırıp. "Bilmem, herkes dediğin kim?" diye sordum. O sırada Aynur abla geldi yanımıza, laf yarıda kaldı. Ihlamuru ve bardakları alıp çıktık. Saat 5'e doğru Kahraman telefonla beni aradı. "Hocam beni aramışsın öğlen, duymamışım telefonu kusura bakma" diyor. Mk oğlu aradan geçmiş 3 saat neredeyse, şimdi mi gördün aradığımı diyorum içimden ama dışımdan "Yemeğe çağıracaktım hocam, okulda yemek hazırlamıştı bayanlar ama açmadın" dedim. "Doğrudur hocam, bende köyde ihtiyarlardan birisi çağırdı, ona gittim bir tansiyon ölçmeye" diye laf anlatıyor bana ciddi ciddi. Lan yavşak, odanın içinden telefonun sesi geliyordu, kimi sikiyorsun diyeceğim ama tutuyorum kendimi. Biraz laflayıp kapatıyoruz telefonu, telefonu kapatırken "Kardeşim" diyorum muhabbet ilerlesin diyerek.
Arayı bozarsam hiçbir şey öğrenemem. Keşke içerden telefon sesini duyunca kapıya pusu kurup bekleseydim ama iş işten geçti artık. Bu böyle yalan attığına göre kesin odada bir boklar çeviriyordu. Yavşak bir de "Dolmuşla ilçeye gidiyorum" dedi telefonu kapatırken. Ne haber verme var, ne “ben çıktım” deme… Hem yalan söylüyor hem de kaçar gibi kimseye demeden çıkıp gitmiş. Biz seçim telaşına düşmüşken adam fırsat bu fırsat am üstünde fındık kırıyordu. Yavşak kimi attı acaba misafirhaneye, onun merakını yaşıyorum. Oy kullanma bitince Ömer Hoca ve Rahmi Hoca sırayla oy sayma işine başladı. Herkes elinde kalem önünde kâğıt heyecanla adı okunan adayın karşısına çarpı atmakla meşguldü. İlk açılan oylarda Ekrem abi fark attı. Keyiften yüzü gülüyordu. Oy sayımının ortalarına doğru oylar eşit gelmeye başladı ama yine de Ekrem abi rahat 30 oy öndeydi.
Son kalan zarflarda denk mi geldi yoksa oy kullananlar arasında anlaşıp bilerek mi yaptılar bilinmez, son açılan 50-60 oyun hemen hepsi Fadime ablaya çıktı. 241 kişi oy kullanmış, 7 geçersiz; Ekrem abi 99, Fadime abla 135 oy almıştı. Ekrem abi elinde tesbih oturduğu koltuğa yapıştı. Yüzü de gülmüyordu artık. Sonuçların şokundan bir süre oturduğu yerde sabit şekilde karşıyı izledi. Fadime abla sıraya giren tebrikçilerle tokalaşıyor, sevincini paylaşıyordu. Sonra bir ara fırsattan istifade Ekrem abiye dönüp "Ee Ekrem ağa, seçimi kazanmak için dokuz doğurdun, doksan dokuz oyun ettin emme köylü sana yüz vermedi!" diye lafı çaktı. Ekrem abinin bu sözler karşısında sadece göz bebekleri hareket etti; içine oturmuştu belli ki. Halim dede geldi o esnada, Ekrem abiyi kolundan tuttu, ayağa kaldırıp Fadime ablanın yanına getirdi. "Bu güreşin kazananı Fadime oldu, sen de kendine yaraşanı yap; bükemediğin bileği öp" dedi Ekrem abiye.
Ekrem utana sıkıla "Hayırlı olsun, muhtar oldun Fadime, başın göğe ermiştir gayri, al hayrını gör. Kapım her zaman açık, bir isteğin olursa beklerim ammaa olur da bir yanlışını görürsem önce ben karşına dikilirim, bilesin!" dedi elini uzatarak. "Sağol Ekrem sağol" dedi Fadime abla, Ekrem abinin uzattığı eli sıktı. "Yanlışları görmeye kendinden başlarsın umarım, benim de kapım her zaman açıktır. Eski davaları gütmek artık sana yakışmıyor" deyince Ekrem abi "Pekâlâ, öyle olsun" dedi. Sonrasında etrafına dönüp kendi ailesine, azalarına bakarak "Kaybettik! Yarışır şekilde çıkalım hele" deyip döndü çıktı. Akrabaları ve azaları da "Hayırlı olsun" deyip çıktılar okuldan. Hep birlikte kahveye geçildi. Fadime abla çoktan Mıstık’ı gönderip çayları yaptırmış; bütün masalara sarı siyah kola, kurabiye, lokum ve bayram şekerleri dağıttırmıştı. Birçoğunu benimle oy pusulaları için ilçeye gittiğimizde almıştı; o zaman pek anlam verememiştim ama kadın kazanacağına öyle inanmış ki kutlama hazırlığını bile önceden yapmış.
Bütün köy kahveye akın etti. Biz seçim telaşıyla meşgulken Ferdi abi de ilçeye gidip dün kırılan camları takması için camcı getirmiş, her yeri yaptırmış; görünce hepimize büyük sürpriz oldu. Akşam olunca karılı kocalı, uşaklı, herkes kahveye akın etti resmen. Sandıktan çıkan 135 oydu ama "Ben de sana oyumu verdim" diyen belki 200 kişi vardı. Fadime abla laf arasında "Eee ne yapacaksın, kimsenin alnında yazmıyor kime oy attığı, mecbur inanacağız artık" dedi. Sadece erkekler değil, kadınlar da geldiler o gün. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı oturup çaylarını içtiler, ikramlardan yeyip sohbet ettiler; vakti dolan sırayla kalkıp gitti. Herkes "İyi oldu Ekrem’e, parayla seçim kazanacak sandı zaar" diyordu. Fadime abla "Hanife ebenin de çok faydası dokundu, kadınlara sıkı sıkı tembihlemiş sağ olsun" dedi. Saat ilerledikçe kahve yavaş yavaş boşalmaya başladı.
Aynur abla ile Gülşah abla tüm günün yorgunluğuyla kocalarının koluna girip evlerine geçtiler; Aynur abla giderken Behiye ablayı da yanına kattı. Saat 12’yi geçince, herkes evine döndüğünde kahvede sadece Fadime abla, Rıza abi, Ferdi abi, Mıstık ve ben kaldık. Ferdi abinin, arada içtiği o katkılı limonatası sayesinde kafası biraz iyiydi. Sarhoş değildi ama üzerinde tatlı bir hoşluk vardı. Artık yorgunluktan dayanamadı, Rıza abiye "Beni eve götür hele, tek başıma gidecek halim kalmadı" dedi. Rıza abi "Ben Ferdi babayı bırakıp geleyim" deyince Fadime abla araya girdi; "Gelme artık, ben kapatır gelirim. Çocuklar da ne zamandır tek başınaydı, Bayram bırakır beni eve" dedi. Rıza abi "Bugün doğru düzgün bir şey yemedin, aç aç durdun; eve gidince yemek ısıtayım mı?" diye sorduysa da Fadime abla "İstemem, hiç uğraşma" diyerek kestirip attı. Ferdi abiyle Rıza abi gittikten sonra ortalığı süpüren Mıstık, sandalyeleri masaların üzerine koyuyordu.
Fadime abla "Mıstık, sen de yoruldun bugün; yarın izinlisin, hadi git dinlen. Kalanını ben hallederim" diyerek ocakçı Mıstık'ı da gönderdi. Mıstık "Yok abla, olur mu öyle?" diyecek oldu ama Fadime abla "Hadi hadi!" deyip işini yarım bıraktırıp onu da yolladı. Mıstık'ın yarım bıraktığı sandalyeleri masalara ters çevirme işini Fadime ablayla birlikte tamamladık. Sonra Fadime abla kahvenin pencerelerinin perdelerini bir bir çekti. Her şey tamamlanınca üzerime montu geçirdim; Fadime abla gülerek "Hayırdır hocam, evde bekleyen mi var seni?" dedi. "Yoo, gitmeyelim mi biz de?" dedim. "Gideriz gitmesine de dur iki dakkalık soluklan, terledin; bu ayazda pat diye dışarı çıkma" dedi. Kahvenin ışığını kapattı, "Gel" deyip beni Ferdi abinin odasına çekti. Siyah deri koltuklara karşılıklı oturduk; Fadime abla üçlü koltuğa oturdu, ben ikili olana. Bu koltukları ne zaman görsem aklıma Çek'lerin meşhur fakeagent pornoları geliyordu, bütün aksiyon bu koltukların üzerinde dönerdi.
Hemen bu düşünceyi kafamdan attım. Fadime abla ayağındaki topuklu ayakkabının tekini çıkarıp ayağını ovalamaya başladı. "Of off... Uzun zamandır giymiyodum şu zıkkımı, şişmiş ayaklarım" dedi. Bana bakıp "Muhtar ol ol ol, başımın etini yedin; al işte, oldum!" dedi gülerek. "Kötü mü oldu abla, ne güzel" dedim. "İyi mi oldu kötü mü oldu bilemiyom, onu zamanla görecez hocam" dedi; bu esnada diğer topukluyu da çıkartmış, ayağını ovalıyordu. "Yoruldun değil mi?" diye sordu. "Eh işte" dedim. Sırtını koltuğa yaslayıp dizlerini kırarak ayağını karnına doğru çekti, çoraplarını çıkarıp ayaklarını ovalamaya devam etti. Kibar ve küçük ayakları vardı, yanları topukludan dolayı iyice kızarmıştı. "Ne gündü ama" dedim. Fadime abla dudaklarını ısırıp "Sorma sorma!" diyerek kafasını salladı. "Sonu iyi oldu ya, sen ona bak" dedi. "Ben bir ara umudu kesmiştim abla, yalan yok" deyince "Zarf işini çözemezsek halimiz haraptı..." dedi.
"Mıstık'a helal olsun, onun sayesinde..." dedim. Fadime abla gülerek "Başka bir şey bulurduk elbet ama hakkı var; tereyağından kıl çeker gibi halletti. Şımarmasın diye çok dillendirmiyom ama emeği büyük" deyip güldü. Fadime abla ayaklarını ovmayı bırakıp düz uzattı, geriye doğru esnedi. Üzerinde sadece beyaz gömleği vardı; gerinince memelerinin üstündeki düğmeler de gerildi, araları açılır gibi oldu. Böyle anlar beni çok etkiler. Bir kadını çıplak görmektense ufak bir frikiğini yakalayıp çıplak hayal etmek… Harika bir olay ama şu an zaman ters. Benimki ufaktan kıpırdamaya başlayınca tehlikenin yaklaştığını hissettim. Bir şey düşünmeliyim acil; hemen "Türkiye’nin ilk kadın muhtarı Gül Esin, 1933 seçimlerinde Aydın’ın Demircidere Köyünde 32 yaşında muhtar seçildi" yok, bana mısın demedi. "ABD'de seçimler salı günü, Kanada'da pazartesi, İngiltere'de perşembe günü yapılıyor" bunun da faydası olmadı.
Fadime abla bana bakarak "Ne düşünüyon kukuman kuşu gibi?" diye sordu. "Hiiçç abla, Ekrem nasıl bozuldu sen lafı koyunca, onu düşünüyorum" dedim lafı değiştirerek. "Seçim belli olunca söylediğim lafı mı diyosun?" diye sordu. "Evet abla, dokuz doğurdun köylü sana yüz vermedi falan dedin ya, nereden aklına geldi?" dedim gülerek. Fadime ablada gülümsedi "Bilmem, seninle dura dura sana benzedim ben de" dedi, sonra "Ay, uzatsana ayağını, kız istemede oturur gibi oturuyon!" dedi kızar gibi. "Ya da oraya uzanma dar orası, sıkışma, gel buraya" dedi; uzandığı yerden elini ayak ucundaki boş yeri gösterdi. Dediğini yapıp ayak ucuna oturdum. "Çıkar ayakkabıları" dedi Fadime abla. Eğilip Yasin’in hediye ettiği ayakkabının bağcıklarını çözdüm, çıkardım. "Yan dön, yasla sırtını, uzan şimdi" dedi Fadime abla. Sırayla hepsini yaptım. Koltuğun dibinden ayaklarımı uzattım; Fadime ablanın yanında, kalçası hizasına denk gelmişti.
Onun ayakları da benim yanımda duruyordu. Fadime abla "Hah şöyle, rahatla biraz" dedi. Boynunu sağa sola çevirdi ısınma hareketi yapar gibi, elini beline koydu; "Her tarafım tutulmuş valla" dedi. Fadime abla ayaklarını iyice uzatıp "Kaç yaşındaydın sen?" diye sordu birden. "Yirmi beş" dedim. Bir gözünü kısıp düşünür gibi yaptı; "Yirmi yaşımda evlenip bebem olsaydı seninle aynı yaştaydı şimdi" dedi. "Doğrudur abla" dedim. "Sana bir şey soracam" dedi. "Tabi abla buyur" dedim. "Daha önce biri oldu mu hayatında? Ama sevgili gibi değil; yattın mı yani hiçbir kadınla o anlamda?" diye sordu. Böyle bir soru beklemediğim için birkaç saniye cevap veremedim. Sonra "Oldu" dedim utanarak. Fadime abla cevabıma mı yoksa utanmama mı bilinmez, güldü; "Kaç kişi?" dedi. Düşündüm... Kaç desem diye... "Üç" dedim önce, sonra hemen "Dört!" diye düzelttim. "Üç mü dört mü karar ver" dedi Fadime abla.
"Dört" dedim. "Hımm, maşallah... Hiç öyle bir halin de yok. Saman altından su yürütüyormuşsun da bilememişiz" dedi ağzının kenarıyla gülerek. Köyden var mı diye soracak diye bekledim bir an; sorarsa ne desem acaba diye düşündüm o boşlukta. Fadime abla iki elinin parmaklarıyla saçlarını önden arkaya tarak gibi yapıp düzeltti. "Peki o dört kadının arasında hiç muhtar var mıydı?" dedi gözlerini gözlerime dikerek. "Yok... Yoktu" dedim. Gözümün önüne pos bıyıklarıyla Muhtar Ali dayının hayali geldi gitti; sikim soğuk suya girmiş gibi küçüldü de küçüldü anında. "Demek yoktu he!" dedi Fadime abla kafasını sallayarak. Yani dünya üzerinde muhtar siken kaç kişi vardır ki diye düşündüm içimden Fadime abla devam etti, "Sen o cevabı şimdilik olmadı diye düzelt de bakarsın…" deyip lafı yarıda bıraktı. Yanımda duran ayaklarından birisini kaldırıp kucağıma uzattı ve sikimin üzerine ayak parmaklarını denk getirip toprağı eşeler gibi yukarıdan aşağı yaptı.
Uzandığım yerde kilitlendim kaldım. Gülerek yüzüme bakıyordu Fadime abla, "Put gibi oturacan mı öyle?" dedi, elini uzatıp parmaklarıyla gel işareti yaptı. Ayağa kalktım, yanına yaklaşırken elimi tutup kendisine çekti. "Gel bir de muhtar amı sik nasıl oluyomuş bak!" dedi. Yanına oturunca bana yakın kolunu omzuma atıp parmaklarını arka saçlarımın arasına daldırdı; "Sen bana oy vermedin emme ben sana verecem" dedi. "Sanki oy kullandım da vermedim; adresim burada olmadığı için olabilir mi?" dedim gülerek. "Beni bağlamaz, vermedin sonuçta; köyde hocaysan alacaksın adresini buraya" dedi Fadime abla, sesi ciddiydi. "Yani haklısın bir bakıma ama yine de en az kırk oy getirdim sana" dedim. "Sahiden var mı o kadar, beni yemiyon demi?" dedi şaşırmış gibi. "Var. Bugün oy kullanmaya gelenlerden nazım, hatırım geçecekleri tek tek tutup tembih ettim; ağzından yemin aldım hatta sana oy atması için" dedim.
Hepsinden haberi vardı Fadime ablanın ama o bunu cilveleşmek için yapıyordu besbelli. "İyi!" dedi. "Kırk oy..." Kafasını hesap yapar gibi sallayıp, "Sen olmazsan bu seçimi kaybediyordum yani desene?" dedi. "Yani..." dedim. "Rıza o kadar çalışmamıştır" dedi. "Sayende muhtar oldum, o yüzden muhtar Fadime’yi ilk sikme hakkı senin!" Kendimi tutamadım, yüzümde gülücük açtı birden. Daha ben bir şey demeden gömleğimin yakasından tutup beni kendine doğru çekti, "Her oy için bir kere sikebilirsin" deyip kendi sırtüstü yatarken beni üzerine çekti. "Yalnız baştan söyleyeyim, hanım evladı gibi yapacaksan bozuşuruz ona göre!" dedi. Yavaşça dudaklarıma yaklaştı ve öpüştük. Bir iki dakika öpüştükten sonra Fadime ablanın elleri üzerindeki gömleğin düğmelerine gitti, çözmeye başladı. "Sen de soyun hele, şu zımbırtılardan kurtulalım!" dedi bana. Ayağa kalktım; üzerimdeki buz mavisi gömleği, lacivert kumaş pantolonu çıkarıp biraz önce oturduğum koltuğa attım.
Fadime abla da gömleği çıkarmış, pantolonunu kalçalarına kadar çekmişti uzandığı yerde; ''şunu da çeksene Bayram!" dedi, ayaklarını kaldırdı. Ben de paçalarından tutup çıkardım pantolonunu, kendi elbiselerimin üzerine attım. Döndüğümde Fadime abla beyaz sütyenini de çıkarmıştı; külotu kalmıştı üzerinde sadece. Sapık gibi görünmemek için memelerine bakmamaya çalıştım. "Oh be, dünya varmış!" dedi rahatlamış gibi. Daha sonra "Gel, işini tam yap!" dedi ve uzandığı koltukta dönüp elleri ve dizleri üstünde domaldı; "Bunu da sen çıkar elin değmişken" dedi, küçük bir emir gibi ama gözlerinin içi gülüyordu. İçime bir ateş saplandı bu görüntüyle birlikte. Aynı hissi en son senesini hatırlamadığım bir yılbaşı gecesinde almıştım; durduk yere beş dakika içinde ateşlenip birden hasta olmuş, ölüyorum sanmıştım. Aynısıydı, içimde bir ateş... Fadime abla koltukta domalmış, benim beyaz külotunu indirmemi bekliyor.
Genelde cinsel istek duyduğum kadınlara karşı "Acaba çıplak nasıl görünüyor, amı götü nasıl acaba?" merakı olur içimde. Fadime abla da son zamanlarda artan muhabbetten sonra özellikle dün gece şahit olduğum konuşmalardan dolayı bu merak edilenler sınıfına girmişti ve on saniye sonra cevabını alacaktım. "Hadi hoca, dua mı ediyon? Amin diyeyim mi?" dedi kafasını çevirip bana bakarak. O lafla kendime geldim. Yanına yaklaşıp yavaşça eğildim; ellerim titremedi desem yalan olur. İki elimle Fadime ablanın külotunu iki yanından tuttum, yavaşça sıyırıp dizlerinin kıvrımına kadar indirdim. Manzarayı görünce "Vay be!" döküldü içimdeki Bayram’dan. Kırk küsur yaşında, iki çocuk anası, kahvecilik yapan köylü kadından çıkan ama ve göte şaşkınlıkla bakıyordum. "Kitabı kapağına göre yargılamamak gerek" sözü doğruymuş gerçekten. Etli dudakları olan, tüysüz teniyle aynı renkte bir am ve külotunun lastik izleri belli olan beyaz, yuvarlak bir göt...
Ayağa kalkıp tak diye bi amına bi götüne sokmamak için zor tuttum kendimi. Fadime abla dönüp bana baktı gülerek, sonra döndü sırt üstü uzandı tekrardan. Fadime abla karşımda çırılçıplak koltukta yatıyordu. "E hadi, utanıyon mu yoksa?" dedi külotumun hala üzerimde olduğunu ima eden bir tavırla. "Yooo, çıkaracam" deyip sadece özel günlerde giydiğim ‘’Türkçe karşılığı Lara’nın şarkısı olan adam gibi adam’’ anlamına gelen a man’s man yazılı lacivert, beyaz çizgili boxerımı iki elimle tutup aşağı indirdim. Sikim çoktan kalkmıştı. Fadime ablaya yaklaşırken "Çorapları da çıkartsaydın temelli" dedi. Aklıma dün gece Rıza abiye çorap yüzünden sövmesi geldi birden, biran kararsız kalır gibi oldum. Fadime ablanın yanına oturdum, önce sağ sonra sol çorabımı çıkardım. O esnada Fadime abla bana doğru doğrulmuş, bir eliyle kalkmış sikime yapıştı. "Hiç dışarıdan sessiz sakin duruyon emme malı kaldırmışsın çoktan.
Beni sikmeye dünden razısın bakıyom da!" dedi. "Aynen muhtarım, razıyım" dedim. "Dünden değil ama çok daha önceden razıydım" deyip Fadime ablanın üstüne uzandım, dudaklarından öpmeye başladım. O bacaklarını ayırırken ben daha da yaklaştım ve o an büyük meme uçlarının sertleştiğini fark ettim. O büyük ve sert meme uçları gerçekten çok azdırıcıydı. Yuvarlak, üzerinde damarları belli olan memeleri vardı. Aşağı doğru kayıp memelerini emmeye, dokunmaya, yoğurmaya başladım. Onlarla istediğim gibi oynadım. Memelerinin emilmesi Fadime ablayı çok fena yaptı, altımda kıvranıyordu; bir yerde dayanamayıp memelerini ağzımdan kurtardı, kendine çekti beni. "Çok fena oldum Bayram, boşalacam biraz daha emersen!" dedi. Öpüştük tekrar; dudakları, boynu, kulak memeleri arasında gidip geldim. Oradan göbeğine ve amının üzerine kaydım. Ayaklarım koltuğun diğer tarafından sarkıyordu artık.
Amına kafamı yaklaştırdım; etli yanaklarını iki elimle yana ayırınca amının kırmızılığı ortaya çıktı. Emmek için kafamı gömecekken Fadime abla araya elini koydu. "Dur dur!" dedi. "Ne oldu?" dedim. "Bayram, akşama kadar ileri geri terledim, üst baş da değiştirmedim; rezil olmayım sana, bilemedim şimdi, dokunma kalsın!" dedi. "Bir şey olmaz, terli terli daha güzel gider" dedim. "Yok yok, gitmez" dedi. "Benim işime niye karışıyorsun, uzanır mısın sen?" dedim; dinlemedi. "İyi o zaman" deyip doğruldu, masanın üstüne göz attı, sonra "Tezgâhta ıslak mendil olacaktı, onu al getir" dedi. "Tamam" dedim; telefonu elime alıp ışığını yaktım, çırılçıplak kahvenin içine girdim. Benim bir şey bulma konusunda sorunum var. Birisi bir şey getirmem için beni gönderse yüzde 90 o istediği şeyi bulamam. Çocukluktan kalma alışkanlık... Peder sağ olsun kızardı, ben de korkudan hiç bulamazdım; sonra bu bende alışkanlık oldu.
Elimde telefon tezgâha bakıyorum. Çay tepsisi, çay bardakları, büyük kapta çay, şekerlik... Sağa sola dönüp durdum. Arkamdan bir tıkırtı geldi, "Bulamadın mı?" dedi, aklım gitti birden. Fadime abla dayanamaymış, çıkıp arkamdan gelmiş. Tezgâhın en köşesinde peçeteyle ıslak mendil yan yana… Kabak gibi ortada duruyormuş meğer. Birini alıp, gözümün içine baka baka salladı. “Gözünün önündeki şeyi görmüyon… İki saattir neye bakıyon?” deyip geri döndü. Ben de arkasından onu takip ettim. Dün gece çiçekli gecelikle gördüğüm götü önümde şıp şıp cıbıl cıbıl yürüyordu. Tam koltuğa otururken kalçasına uzanıp sıktım. Düşündüğüm gibi yumuşacıktı. Fadime abla ıslak mendil paketinden çıkardığı peçetelerle bacaklarının arasını, amını sonra da kalçasını sildi. Ben ayakta onu izledim. İşi bitince "Gel" dedi, yaklaştım. Elindeki ıslak mendille sikimi ve taşşaklarımı sildi, elinde topladığı ıslak mendilleri avucuma verip "Çöpe at" dedi.
Geldiğimde sırtüstü koltuğa uzanan Fadime ablanın üzerine eğilip önce ağzından, sonra boynundan öptüm; memelerini yoğurdum, meme uçlarını emdim, göbeğini öptüm. Bacaklarını kaldırıp yüzüstü arasına girdim. Ayaklarını sırtıma koydu. Etli ve büyük am dudaklarına gömüldüm doğrudan. Fadime abla "Çok mu hoşuna gidiyor am yalamak?" dedi. Kafa salladım sadece evet der gibi. Amının üzerinden dilimi dokundurdukça Fadime ablanın ayakları sırtımda yukarı aşağı irkilir gibi hareket ediyordu. Uzatmadan ağzımı amına dayadım, emmeye başladım. Burnuma aloe vera özlü ıslak mendilin kokusu geliyordu. Parmaklarımla araladım amını, ıslak kırmızılığa daha da gömüldüm. Bu kadar büyük bir amı yalamak epey işti. Amının tam tepesinde, o etli dudakların arasından fırlamış, emilmekten şaha kalkmış klitorisi kızarmış bir horoz ibibiği gibi kabarmıştı. Etli, açık dudakları ve parmağını soktuğunda hiçbir direnç göstermeyen kocaman bir delik...
Onu önce bir parmağımı, sonra iki parmağımı sokarak amıyla oynadım ve yaladım. "Çok fenayım, deli ettin beni, amıma koydun Bayram... Amıma koydun, sikmeden boşaltacan!" diye söylendi. Onu bu şekilde tatmin etmek istiyordum ve istediğimi almak üzereydim. Aynı anda hem parmaklamak hem de klitorisini yalamak sonuç verdi. Kafamı sıkıca tuttu; önce bir eli saçlarımda, sonra iki eliyle kafamı amına doğru bastırdı. Kafamı zorla oynatarak amını aşağıdan yukarıya doğru yalıyor ve parmaklıyordum. İkinci parmağımı da amına sokmayı başardığımda, baş parmağım doğruca götünün deliğine gitti, üzerinden bastırarak okşadım. Bacaklarını kapatır gibi yapınca kafamı sıkıştırdı; boştaki elimle bir bacağını yana ayırıp amındaki parmaklarımı amının içine daha da çok bastırdığım zaman Fadime ablanın inlemesi daha da sesli hale geldi ve aniden uzun bir "Aagggh" çıkarana kadar daha da uzun inledi.
Boşaldığını anladım ve sonra ilk kez amından gelen suyun tadını ağzımda hissettim. Bacaklarının arasından kalkıp koltuğun ucuna dizlerim üstünde oturdum. Fadime abla öylece nefes nefese yattı; bacakları ayrılmış, taze boşalmış amı odanın loş ışığında parlıyordu. Bu manzarayı izleyerek otuz bir çekmeye başladım. Fadime abla kafasını kaldırıp bana baktı, biraz doğruldu ve yaklaşıp sikimi eline aldı, önümde domalarak sikimi emmeye başladı. Bunu çok iyi yapıyordu. Ağzıyla o kadar iyi emiyor ve eliyle tam kıvamında çekiyordu ki, içimde bir gıdıklanma yayıldı birden. Bir süre bu şekilde yapmasına müsaade ettim. Daha sonra geri çekilip ağzından sikimi kurtardım ve koltuktan indim. "N'oldu? Hayırdır Bayram, jandarma görmüş kaçakçı gibi?" dedi gülerek. Cevap vermedim. Fadime ablayı omuzlarından iterek koltukta sırt üstü yatırdım, ben de bacaklarının arasına dizlerimi koyup üzerine uzandım.
Sikim bir an önce amına girmek için can atıyordu. "Noldu cevap versene, boşalırsam tekrar kaldıramam diye mi korktun?" dedi Fadime abla, ellerini boynuma dolamış beni kendine çekip dudaklarımdan öptü. Bir elimle sikimi tutup amını aradım; dudaklarının arasına kafasını denk getirince elimi çekmeden, çorba karıştırır gibi amının içinde sikimin kafasını gezdirdim. Daha sonra yavaşça geniş, ıslak amına girdim. İkimiz de aynı anda "Offf!" sesi çıkardık. Elimi sikimden çekip amının içinde gidip gelmeye başladım. Doğrudan gözlerinin içine bakıyordum. Çok güzeldi. Hafif balık etli bir kadın olması gerçekten hoşuma gidiyordu. Tamamen üzerindeydim. Onu istediğim kadar sikebilirdim. Başlamadan sert olmamı istemişti; bazen dizlerimi koyup bazen şınav çeker gibi amını siktim. "Nasıl, iyi mi böyle?" dedim bir ara. "İyisin… Çok iyisin!" dedi. Daha da hızlandım, "Sen de harikasın" dedim.
Onu sikmeye devam ettim; sikimi amının derinliklerinde dairesel hareketlerle çeviriyordum. Gittikçe daha yüksek sesle inlemeye başladı. Onu ne kadar süre bu pozisyonda siktim bilmiyorum. Pozisyon bile değiştirmedik ama o kadar azmıştım ki, boşalmanın eşiğindeydim; Fadime abla gittikçe daha sesli inliyordu. Uzun süre sikebileceğimi kanıtlamak istesem de bu benim için bile fazlaydı. Sadece onun da yakında boşalmasını umuyordum. Tüm gücümle yüklenmeye başladım. Sert olmak için var gücümle amına girip çıktıkça deri koltuk gıcırdıyor ve hatta milim milim hareket ediyordu. Fadime ablanın memeleri ben amına kökledikçe zıplıyordu. Sonra uzun bir "Aaaaaaah!" çıkardı, ardından daha uzun bir tane daha... Ben boşalmak üzereyken amından çıkacağımı anlayınca belime sıkıca sarılıp beni kendine çekti; amını döllerimle doldururken en uzun "Aaaaaaah!"çıktı dudaklarından.
Bir süre içinde kaldım ve üzerine uzandım. İkimiz de terli ve yapış yapıştık. Sikim sonunda indiğinde, onu amından çıkardım. Sonra üzerinden kalkıp yanına uzandım. Bir milim yana kaysam koltuktan düşecektim. Fadime abla bana doğru yan döndü. Soluklarımız hala normale dönmemişti, nefes nefese birbirimize bakıyorduk. Güler gibi oldu Fadime abla; "Ölmüşlerinin canına değsin!" dedi... Güldüm. "Alemsin abla ya" dedim. "Siktiğin kadına da abla deme amına koyayım!" dedi gülerek. "Laf aramızda, dün Rıza da ilişti, zorla gönlümü yaptı; bayram namazı gibi iki salla bir bağla hoop kendi işini gördü, beni mındar bıraktı geberesice!" dedi. "Biliyorum abla" dedim... "Biliyon mu? Nasıl?.." Omzuma vurdu; "Bizi mi seyrettin yoksa gizlice köpek!" dedi. "Yok be o kadar da değil; aradaki kapıdan her konuşmanız duyuluyordu, ben de kulak misafiri oldum." "Biz de seni yorgunluktan kafayı koydu uyudu biliyoruz." dedi.
"Siz rahatsız olmayın diye bilerek uyuyormuş gibi yaptım." dedim. "Bak sen ne gavursun valla. Sonra da oturdun bizim al takke ver külahı dinledin öyle mi?" dedi. "Sayılır." dedim. "Nasıl sayılır, dinlemişsin işte!" dedi. "Sonra da..." deyip sustum. "N'olmuş sonra?" dedi Fadime abla gözlerimin içine bakarak. "Sen Rıza abiye kızdın erkenden şey yaptı diye, ben de senin zevk almadığını düşünerek otuzbir çektim..." Fadime abla elini ağzına götürüp güldü... Hatta kahkaha atıyordu desek doğru olur. Gülmesi geçince "Bir ara odaya girdiniz ya, ses nereden geliyor diye baktınız..." dedim. "Evet öyle oldu." dedi. "Benim altımdaki koltuk sallanırken çıkıyordu o ses..." dedim. "Allah cezanı, bizi evin içinde döndürüp durdurdun!" deyip kolumu çimdikledi. "Kedi arıyoruz evin içinde biz de..." dedi. "Bir de abla, siz birden girince heyecandan elim ayağıma dolandı, yatağa geceliğe hep benim döller bulaştı, haberin olsun." dedim.
"Vay babam vay, neler olmuş da haberimiz yokmuş!" dedi. Doğruldu yanımdan, ayağa kalktı. Masanın üstündeki ıslak mendil paketini açıp bacaklarının arasını, amını iyice temizledi. Amından çıkan döllerimi bana gösterip ‘’bak benim sandıktan da Bayram çıkıyor’’ dedi gülerek, sanki seçimi kazanmışım da müjde veriyormuş gibiydi. Kendi temizliği bitince yanıma gelip oturdu, inmiş sikimi temizlemeye başladı. Fadime abla sikimi temizlerken elinde tekrar büyüdü. "Ooo, bakıyorum da seninkinin işi bitmemiş!" dedi. Islak mendilleri çöpe atıp gelince doğrudan ayağını bir yanıma atıp dizlerimin üstüne oturdu, sikimi avucunun arasına aldı, oynamaya başladı. "Hadi hocam, bi daha!" dedi. Bu laf aklıma internette izlediğim bir videoyu getirdi birden; "Cibili cibili şak şak şak, hadi oğlum bi daha!" Fadime abla bu sırada sikimin kafasına tükürüp her tarafına tükmüğü dağıttı.
"Bana böyle şeylerle gel işte!" dedi sikim iyice büyüyünce. Parmağını sikimin üstünde gezdirip "Bunu hangi karıyı sikerken eğdin böyle?" diye sordu. "Doğuştan abla o" dedim. Güldü... "İçimde girip çıkıyon ya, amımın çatısına sürtüyor gibi oluyor; daha çok zevk veriyor biliyon mu? Normalde bir kere boşalınca ikinci sefer kolayınan olmam ben." dedi. Bu laflar gururumu okşadı. Fadime abla "Hadi şu etin suyunu da sıkalım, yolumuza bakalım!" dedi. Dizleri üstünde doğruldu, sikimin üstüne apalayarak geldi ve yarağımı avuçladı. Kalçasını iyice yarağıma yaklaştırıp ayarladı ve yavaşça amına soktu. Üzerime sertçe yüklendi ve hiç de hafif değildi; ciğerlerimdeki bütün hava ağzımdan çıktı. Ata biner gibi yaylanıyordu üzerimde yavaştan hızlıya doğru. Memeleri sola, sağa, yukarı ve aşağı uçuşuyordu her gidiş gelişinde. "Kaç yaşında milli oldun?" diye sordu birden.
"Yirmi bir" diye attım. Fadime abla bir eliyle memelerinden birini yakalamayı başardı ve meme ucunu ağzına soktu. Bu beni çok tahrik etti. Üstümde zıplamasının şiddeti yüzünden memesini ağzında tutamadı, geri bıraktı ama elini amına koydu ve üzerini ovmaya başladı. Sertçe oturup kalkarken "İlk siktiğin kızın adı neydi?" diye sordu. "Derya" dedim, ilk kız arkadaşımın adını söyledim. Doğru cevap Munise’ydi oysa. Bir elini arkaya doğru uzatıp taşşaklarımı avuçladı, oynamaya başladı. Gözlerimi kapattım zevkten. "Hoşuna gidiyo mu ha Bayram?" diye sordu; cevap vermedim. "Söylesene, sikin amımdayken daşşağını oynamak hoşuna gitti mi?" diye sordu tekrardan. Kafa salladım. Taşşağımı oynamayı bıraktı. Artık hiçbir şey söylemiyordu; sadece inliyor ve sikimin üstünde düşmanmışım gibi sert gidip geliyordu. Fadime abla ellerini göğsüme koydu, yorulmuştu gidip gelmeye ara verdi, götünü sağa sola çalkalamaya başladı.
Fadime Abla: Muhtar amı mı sikiyon he Bayram?
Ben: Evet Fadime Abla: Evet deme erkek gibi sikiyom de Ben: Sikiyom… Muhtar amı sikiyom! Fadime abla: Güzel mi oluyomuş muhtar amı?
Ben: Hem de nasıl Fadime abla: (götünü iyice bastırdı) Nasıllll?
Ben: Bal kaymak gibi! Fadime abla o kadar güçlü hareketler yapıyordu ki, benim yerimde daha zayıf bünyeli bir adam olsaydı onu parça parça ederdi. Çaresizdim, boşalmam çok yakındı ve kontrol bende değildi. Doğruldum, sallanan memelerini avuçladım, sıkmaya başladım. Yarrağım amında, memeleri ellerimdeydi. Bu kadar erken boşalmak istemiyordum. Kalçasından avuçlayıp amından çıkmadan ayaklarımı koltuktan aşağı indirdim; Fadime abla kucağımdayken ayağa kalktım ve onu koltuğa oturur şekilde bıraktım. "Dön" dedim. Hemen anladı; elleri ve dizleri üzerinde domalıp dört ayak pozisyonuna gelince arkasına geçtim, beline bastırdım.
Fadime abla belini aşağı indirdi, götü iyice havada kaldı. Manzara harikaydı; tavana bakan hafif kararmış göt deliği harika görünüyordu. Aradan sulanmış, kenarları kızarmış amına sikimin kafasını aşağıdan yukarıya doğru birkaç kez vurdurdum. "Şap şap" diye ses geldi. Sikimi tutup kafasını az bir şey sokup çıkardım. Kalçalarını ayırdım ve sikimi amına tekrar dayayıp ittim. Sokar sokmaz içeride tuttum ve dairesel hareketler yaptım; sonra kalçalarını sıkıca kavrayıp onu sikmeye başladım. Kafasının altına yastığı çekmişti Fadime abla; yastığa gömülü olduğu için inlemeleri çok daha sessizdi. Onu böyle sikmek gerçekten güzeldi. Gücümün yettiği kadar sertçe siktim ve kalçasına arada birkaç tokat attım. Gittikçe daha yüksek sesle inlemeye başladı. Bir elimle terlemiş kalçasını iyice ayırıp baş parmağımı göt deliğine bastırdım. Zorlanmadan tırnağım kayboldu içinde.
O an aklıma onu götünden sikebileceğim geldi. Sikimi amından çıkardım ve götüne bastırdım. Fadime abla kafasını çevirip "Bayram dikkatli ol, daha önce yaptın mı?" dedi. "Yaptım, evet" dedim. "Kurban oluyum yavaş ol; acıyo. Ocakta zeytin yağ vardı onu sürelim olmadı." dedi Fadime abla. "Gerek kalmayacak. Her yer ıslak zaten" dedim. Sikimin başını götüne bastırdım ve yavaşça ittim. Pek işe yaramadı. Sert olmak istemiyordum ama o kadar heyecanlıydım ki, yavaş olmam konusundaki uyarılarına rağmen biraz daha sertçe ittim. Sonra sikimin başı bir "pıt" sesiyle o dar deliğe girdi ve Fadime abla yüksek sesle inledi. "Ah! Bayram napıyon, öyle değil. Biraz yavaş!" diye beni uyardı. Yavaşça daha derine, daha derine ittim; sonra sadece başı içeride kalacak şekilde geri çektim ve tekrar biraz daha sertçe bastırdım. "Offf, abanma okadar... Bayram o kadar değil, ah, ah!" diye şikayet etti Fadime abla.
İnliyor ve sızlanıyordu ama duymuyordum; daha da hızlanarak onu sikmeye başladım. İnlemeleri artınca "Sikişmeye kaç yaşında başladın?" diye sorguya başladım. "Boş ver..." diyerek geçiştirdi. Kalçasını sert bir şekilde tokatlayıp götünü daha sert sikmeye başladım. "Söyle, söyle... Seni. İlk. Kim. Sikti?" Her kelimeyi bir vuruşla vurgulayarak sorumu tekrar sordum. "Ah, Bayram, napıyon!" dedi hızlıca Fadime abla. "Sen sorarken iyiydi, seni ilk kim sikti!" deyip ayağa kalktım; götüne yukarıdan aşağıya doğru bastırarak sikmeye başladım. "E-Ekrem... Ah... Ekrem'di ah..." dedi, cevap ağzından zoraki çıktı. Cevap beni şaşırtmıştı. "Gerçekten mi? O mu? Kaç yaşındaydın?" diye sordum. Yaşını sessizce fısıldadı. "Tamam, anladım" dedim. "Tamam öğrendin işte, biraz yavaşla artık!" dedi. Sikimi içinden çıkardım. Buna bayılmıştım. İki elimle kalçasını iyice açarak götünün yavaşça kapanan deliğine baktım.
Rönesans toblosu gibi yeminle. Fadime abla iyice koltuğa yapışmış, sikilirken sadece götü havada kalmıştı. Onun daha dar olan götünü sikmek kendimi çok güçlü hissettiriyordu. Sızlanmalarına ve inlemelerine aldırış etmedim; götünün deliği kavuşmadan tekrar dayadım sikimi, sikmeye devam ettim. Bir ara girip çıkarken ossurdu. O an acayip hoşuma gitti. Fadime abla ‘’ossurta ossurta sik götümü’’ diye söylenerek gaz verdi. Devam ettim. İnliyor muydu, zevk mi alıyordu yoksa başka bir şey mi bilmiyorum; çoğunlukla çok gürültülüydü ve boşalmaya yaklaştığımda daha da sertleştim, daha da sert vurdum. Götüne boşaldım. İçinde bekledim bir süre. Geri çekildiğimde bir kez daha inledi Fadime abla. Hareket etmeden karnının üzerinde yatmaya devam etti. Ayağa kalkıp masanın üstünden ıslak mendil paketini aldım ve geri döndüğümde Fadime abla hala aynı vaziyette yatıyordu.
"Manyak… Köpek ya, götümü parçaladın! Tam bir hayvansın" dedi söylenerek. "Özür dilerim abla, seni üzdüysem..." dedim. Fadime abla sırtüstü döndü, koltuğa uzanıp dizlerini kendine doğru çekti. "Nasıl yanıyo götümün ağzı!" dedi, eliyle götünü yoklayıp parmaklarına baktı. "Vur dedik öldürdün!" dedi yüzünü buruşturdu önce sonra kafasını çevirip güldü. O gülünce ben de güldüm. "Köpek... Canımı çıkardın bir de gülüyon!" dedi. "Sen de gülüyorsun" dedim. "Ben acımdan ne yaptığımı biliyom da sanki... Yavaş diyorum duymuyon bile!" dedi. "Yapana değil yaptırana bakacaksın" dedim. "Bak sen..." dedi; cevabım hoşuna gitmişti. ‘’Dünü telefi ettik sanırım’’ dedim Rıza abiyle olanları ima ederek ‘’Rızadan sonra eşekten inip de ata binmiş gibi oldum’’ diyerek memnuniyetini dile getirdi. Fadime abla ayağa kalktı, çırılçıplak lavaboya gitti. Yerinden kalkınca terlemiş vücudunun izi deri koltukta kabak gibi belli oluyordu.
O gelince ben de aynı şekilde çırılçıplak tuvalete gidip geldim. Kahvenin içinde böyle çırılçıplak dolaşmak her zaman nasip olmazdı; garipti ama güzeldi. Üzerimizi giyindik. Fadime abla, "Bu kadar uzun sikilmeyeli uzun zaman oldu, gençliğin gözünü seveyim" dedi. Bir övgü daha almıştım giderayak. Kahveden çıkarken Fadime abla önden çıkıp etrafı kontrol etti; kimseler yoktu. Birlikte çıkıp hemen benim arabaya atladık. Saat biri geçmişti eve vardığımızda. Fadime abla arabadan inmeden, "Bayram, sağ ol her şey için" dedi. "Ne demek abla, sen mutluysan ben de mutluyum" dedim. "Baştacısın" dedi. Dudaklarını birbirine yapıştırmış, o tatmin olmuş ve muzip ifadesiyle gülüyordu. Mutluydu. İkimiz için de her açıdan verimli bir gün olmuştu; o muhtarlığı ben ise o etli amın ve daracık götün tadını cebime koymuştum. İnmek için niyetlenirken tekrar bana döndü; "Bir de şu Ekrem mevzusu…" dedi.
O devamını getirmeden, "Aramızda abla merak etme" dedim, devamını söylettirmedim. "Sağ olasın" deyip arabadan inip gitti. Fadime abla gidince üstüme birden ağırlık çöktü. Eve giderken bugün olanları düşündüm; önce seçim maratonu, sonra Fadime ablayla olanlar... Aramızda bir cinsel gerilim vardı muhakkak ama hep imalı sınırlarda gezeceğiz, işin sonunda bir şey olmayacak diye düşünüyordum. Bir kadınla sevişmem için aramdaki en büyük engel elbiselerimdi; yeter ki birisi sinyali çıksın. Genç, yaşlı, kör topal, köylü, muhtar…Hayır diyemiyordum hiç kimseye maalesef. Bu işi bir gözden geçirmem gerek diye karar aldım. Bir duruşum yoktu ve bundan memnundum mk. Sen artık olmuşsun bayram dedim içimden. Fadime ablayla Ekrem’i düşündüm yolun kalanında. Hanife ebe aralarında bir vakit bir şeyler olduğunu söylemişti; o ara şeytana uymuşlar demek ki. Sonra ne olduysa ayrılmışlar.
Fadime abla bu yüzden köyden evlenmemiş demek ki... Babasıyla köyü terk etmişler, yıllar sonra Rıza abiyle evlenip geri dönmüş. Bir yaşıma daha girmiştim doğrusu. Yirmi otuz sene önceki mevzular... Fadime ablayı asla Ekrem abiyle yan yana koyamıyordum. Şu an garip, saçma gelen şeyler yaşandığı zamanın çok normal şeyleriydi belki de. Ekrem abiyle aramızdaki düşmanlığı arttıracak olaylara bir yenisini daha eklemiştim; duyarsa yatacak yerim yoktu. Eve gelince haymana davarı gibi yığılıp kaldım. Duş almaya dermanım bile kalmamıştı. Sabaha artık! * 12 Mart 2012 Pazartesi 01:28