S2 - B15 [ANİDEN BELİREN] Bizimkiler hazırlanırken ben de güzel şeyler giymek için odaya girmiştim. Dolabı biraz inceledikten sonra bu sefer yeşil bir gömlek giymeye karar vermiştim. Yeşil keten gömleği elime aldım ve üstünü biraz inceledikten sonra, altına da ona uygun bir şey ayarlamak için iyice baktım. Sonra beyaz ve diz tarafının sağ kısmında tek cebi olan siyah dikişli güzel bir pantolon gözüme hemen çarpıvermişti. Bunlara uygun direk beyaz ve yeşil tonlu güzel bir converse olmalıydı bende. Onu da giyince tam otururdu. Üçünü birden sıraladıktan sonra, asıl konu saat kısmına geldi. Bir sürü seçenek vardı elbette ama gözüme en güzel "seiko prospex speedtimer" gelmişti. İç kısmı zaten gömlek rengimle uyuşuyordu. Kombinimi giydikten sonra, aşağı yavaşça indim ve beklemeye başladım. Onları beklerken Felicia'da bana doğru geldi ama yüzünde bir endişe vardı.
Fe: Efendim, efendim! “Ne oldu?” Fe: Kocam işi bırakmış, iki gün içinde burada olacağını söylüyor. Napayım? “Bir şey yapma, bırak gelsin.” Fe: Ama size rahatsızlık verir ve bazı şeyleri farkederse kullanmaya çalışır. “Farkedemez ve kullanamaz. Sen bunları hiç düşünme, sadece gelsin ve yanına yerleşsin. Madem çok merak etmiş, neler olduğunu da kendisi görür.” Fe: Aklınızda bir şey varsa söyler misiniz? “Olunca söylerim, şimdi gidebilirsin. Biz gece geç geliriz. Şimdiden iyi geceler!” Fe: Size de efendim. Felicia ayrıldıktan sonra, annem ve ablam sanki Angels of Charlie gibiydiler. İkisi de birbirinden ateşli ve seksi duruyordu. Giydikleri topuklu ayakkabılar, merdiven basamaklarını indikçe tok ve doygun bir sesle içeriyi dolduruyordu. Annem mini ve dar bir etek, altında küçük aralıklı fileli çorap ve hafif dekolteli giyinmiş ve de saçlarını salmıştı.
Kıyafeti siyah, deri ve hafif taş işlemeleri vardı. Ablam ise mini, kırmızı bir etek ve üstüne beyaz krop, küçük yarım kesim beyaz deri ceket ve ayakkabı olarak kırmızı ucu açık topuklularla kendini belli ederken saçları topuz yapmıştı. “Hanımlar! Gayet şık duruyorsunuz!” An: Eee senin gibi uzun boylu, çekici bir erkeğin yanında ev hali ile mi duralım?
Ay: Annem haklı, yanına yakışalım dedik. “İyi yapmışsınız. Birazdan özel araç geliyor ve bizim gece klubüne gidiyoruz. Son olay sonrası güvenlik çoğaltıldı ve başka bir firma ile anlaştım. Ayrıca yöneticiyi yolladım ve de yeni sistemler getirdim!” An: Ne ara yaptın bunları?
Ay: Cidden bize kayarken onları nasıl hallettin ki sen? “Siz bunları düşünmeyin hanımlar, takılın ve rahatınıza bakın! Bu gece bizim gecemiz bebeklerim!” An: Sen nasıl diyorsan. Bir süre sonra arama aldım ve aracın kapı önünde beklediğini öğrendiğim gibi annem ve Ayla'yı koluma takıp araca bindik..
Yolda güzel bir İtalyanca müzik açtırdım ve de bizimkilerle bu şarkıyı söylemeye başladı. Ben söyledikçe ablam daha gür söylüyor ve de annem bizi videoya alıyor. Hepimizin neşe kölesi olmuştu sanki, gülüş hepimizde bir yer edinmişti ve şimdiden klübe varmadan eğlenebiliyorduk. [27 dakika sonra] X: Geldik efendim. “Teşekkür ederim, bir şey olursa ben sizinle yine irtibatta bulunurum.” X: Her zaman efendim, iyi eğlenceler. Gece klübü'nün önü yine kalabalıktı ve herkes sıra beklerken, biz rahatça geçtik. İçerisi o olaydan sonra biraz boyandı ve biraz da dekorasyonları değişti. Hem parlak hem eğlenceli ve hemde aydınlık da bir tarza bürünmüştü, bu haliyle eski halinden çok daha iyi gözüküyordu. Sakince kadınlarımı koluma takıp, Vip kısmına doğru ilerledik ve hem en güzel hem de en rahat yere geçtik. Biz oturunca hemen bir adam yaklaştı ve "ne içersiniz efendim?" diyerek, siparişleri almak istemişti.
“Hanımlar ne isterse onlara getir, ben kendim bar kısmından alırım şimdi.” X: Peki efendim.
Ay: Bizlere en meşhurundan getir.
An: Bana viski shaker ile yapılsın lütfen. Yanına da meyveli ama alkol oranı az olan başlangıç yemeği tarzı içecek istiyorum! Annem ve ablam buraya daha önce geldiler ama pek de içki içmediler. Daha doğrusu babam ne verirse onu içerlerdi, ancak şimdi durum öyle değildi. “Hanımlar ben kendim seçeceğim, siz rahatınıza bakın!” An: Tamam oğlum. Ayağa kalkıp bar kısmına yürüdüm ve biraz bekledim. İlsa tek tek ne varsa hazırlarken, yanındaki çalışan yeni kadınlar da onu izleyerek iyice kavrıyordu işlerini. “Hanımefendi bana da bir elma likörü olan güzel bir içecek hazırlar mısınız?” İl: Pe-... Arasss! “Tatlım!” İl: Hoş geldinn! “Hoş buldum yavrum, nasılsın?” İl: İyiyim, özledim seni. Neredeydin? “Buradayım, ailemle geldim.
Gelmişken de sana bir uğrayayım dedim. Yarın müsait misin canım?” İl: Sabah uyuyorum genelde biliyorsun, akşam da iş oluyor. “Tamam sana izin yazdım, yarın akşam birlikte güzel bir şeyler yiyeceğiz.” İl: Sen ciddi misin? “Evet! Baş-Başa sadece biz olacağız.” İl: Tamam! “Sen şimdi benim içeceği hazırlar mısın, bizimkileri kontrol etmem lazım!” İl: Hemen canım! İlsa içkiyi hazırlarken bir adam yaklaştı ve İlsa diye seslendi. Adama baktığımda sarışındı ve almanları andırıyordu. İlsa hemen baktığında gözleri bana kaydı ve "evet efendim, ne istersiniz?" diyerek soru sormuştum. Adamsa "her zamankinden" diyerek yanı başımda beklemeye başladı. Sanki İlsa tedirgin olmuştu... Adama hafifçe bakıyordum. Açıkçası böyle birisine güven duyulmazdı. Suratından da okunuyordu ama beni ilgilendirmez. İlsa benim içkimi hazırladıktan sonra içkiyi alıp arkamı döndüm ve küçük adımlar ile oradan uzaklaştım.
Ancak bir anlık başımı çevirdiğimde adam İlsa ile konuşuyordu. Bu adam acaba ona bir şey mi yapıyordu emin değilim ama hal ve tavırlarını göz önüne alırsak, kız aşırı derecede tedirgindi. Bilmediğim tek şey, bir şey varsa o da ne zaman ortaya çıkacağıydı. Bekleme zamanı ve bu sürecin geçip, puzzle'ın birleşmesinin zamana dayalı olduğunu farkındaydım. Bizimkilerin yanına varınca yüzlerinde güzel bir keyif esamesi vardı. Yanlarına oturdum ve içkimden yudum aldım. “Nasıl ortam güzel mi?” Ay: Hahahaha çok iyi. Burası daha da güzel bir hale gelmiş. Sanki eskisini söküp atıp, yerine yeni bir kalite sağlanmış.
An: Oğlum burasının renkli ve canlı olması, fazla elit, fazla modern ve de daha hoş bir hava katmış. Bravo! Annem yanağımdan öptü ve kulağıma duyacağım şekilde "burasının tuvaletleri nasıldır acaba?" dedi. “Arada deneyebiliriz!” An: Riskli değil mi?
“Riskli olduğunu sen de biliyorsun ama istiyorsun. Demek ki ikimizin de risk o kadar da umrunda değil ha anne?” Kulağıma yaklaştı ve tahrik edici bir sesle "umrumda olan tek şey, beni sertçe sikmen!" demişti. “Deliğini daha ne kadar genişletmeyi istiyorsun olgun orospu?” An: Baktığında deliği kapanmayacak kıvama gelesiye kadar şekerim. “Yalnız Muğla'ya dönünce çok zor kapanır o amcığın. Baya zor bir iş-...” İşaret parmağını dudağıma bastırdı ve "şşh oğlum! Kapanıp, kapanmaması önemli değil ki! Önemli olan senin beni amının sularının hepsini boşaltasıya kadar deli gibi ve hatta bir makine gibi sikmen!" dedi. “Daha yeni geldik anne! Az tatil yapmak hiç istemiyor musun?” An: Daha önce buraya geldik, baban burada bana çok tatil yaptırdı. Ama hiç senin siktiğin gibi de sikmedi! “Anne...” Gittikçe sikim kalkmıştı ve kafası pantolonu delecek gibiydi.
O an, ben kendimi resmen bir kaplan gibi hissediyordum. O bir vahşi hayvandı evet ama nasıl avına dikkat ediyor ve nasıl delirircesine açsa, hem annem hem de ben bir o kadar açtık birbirimize... Biz tam ortamın karanlık ambiansına kapılıp öpüşecektik ki, Ayla elimden tutup beni kendine doğru çekti.
Ay: İnsanlar görecek! Zaten burada tanınıyor ve herkes tarafından biliniyorsun artık. Bunlar haberlere düşerse biteriz. Elimi yüzüme attım ve biraz ovuşturup kendime geldim. Cidden bu ateş, bu istek ve bu açlık bizlerin sonunu da getirirdi...
An: Peki! Ama o tuvalete gidilecek... Annemin yüzüne elimi uzattım ve baş parmağımı dudaklarına dokundurup, yakınlaştım. “Seni orada sikeceğim. Ancak vakti var!” Annem hemen kızarmış yanakları al al olduğu için daha da tatlı hale bürünmüştü.
Ay: Ben kalabalığa karışıyorum. “Tamamm! Ama yamyamlara dikkat et!”
Ay: Göster ama elletme yaparım. “Aylaaa!” Ay: Şakaydı! Suratına baktım ve dudak hareketleriyle "şakanı sikeyim!" dedim, o da bana "beni sik!" diyerek dudaklarını hareket ettirmişti. Onu uzaktan izlerken, mutlu bir şekilde dans edişi ve eğlenmesi beni mutlu ettti. Ne diyebilirdim ki, belki de artık bunca yaşanan şey ve bana yaptıklarının cezasını hem annem hem de Ayla çekmiştir ha?
An: Aras? Aras? “Efendim?” An: Bir şey mi oldu daldın. “Ha yok, sadece sevinçliyim!” An: Galiba artık bizi affediyorsun gibi? İçkimden biraz yudum aldım ve annemin çakmak çakmak parlayan gözlerine baktım. Eline şeker verilmiş, mutlu bir kız çocuğundan farkı yoktu şuanda. “Öyle görünüyor!” Eli bacağıma gitti ve "Affetsen bile, bizlere ceza vermeyi unutma. Bizim hoşumuza gidiyor." diyerek sert olmamı vurgulamıştı. “Size gereken muameleyi uygulamak benim için bir görev gibi annem!
Bundan vazgeçer miyim sence hiç?” An: Vazgeçmemelisin... “Asla!” An: Bu arada tuvalete gitmem lazım. “Sana orada yıldızlar gibi kaymak isterim ama ben de içkilerimizi yenileyeyim!” An: Kabul bebeğim. İkimiz de yerimizden kalktık ve o tuvalete ben de bar kısmına doğru yürümeye başladım. İki basamak indikten sonra, bar'ın önüne geldiğimde İlsa yoktu. X: We can help you. “No ma'am! I want my everything from İlsa! Cause she does her job very well!” X: Okay! Kadın biraz bozulsa bile pek üstüne gitmedi durumun. Evet anlıyorum bir şeyler öğreniyor ve uygulamak istiyor ama ben İlsa'dan istiyordum bunları. İlsa bir anda arkamdan belirtip "Aşkım hoş geldin!" dedi ve de yerine geçti. “Neredeydin?” İl: Kısa bir partiye katıldım o kadar. “Güzel, güzel! Bize ortaya karışık 2 tane etkileyici kokteyl hazırla. Alkolden kısma!” İl: Elbette... İlsa terlemişti, yakası nemlenmiş ve elleri nedense hafif titriyordu ama neden?
“İyi misin, biraz endişeli gibisin?” İl: Yoo. Sadece midem kötü o kadar! “Eğer ki gerekiyorsa izin iste 1 hafta veririm ben zaten!” İl: Canım gerek yok. “Sen nasıl dersen öyledir!” İlsa içkileri uzattığı esnada bir anda elektrikler gitmişti. Herkes "Aaa!" demiş ve de ışıklarını açmıştı. Tabii tam ışıklar açılsa bile, elektrikler yeniden gelmişti.
İl: Bir an uzun sürecek sandım. “Normalde elektrik gitmez burada. Tabii bunlar olmayacak şey değil! Seni seviyorum ben şimdi gideyim!” İl: Aras! “Efendim?” İl: Bir köşeye gelsene! “Tabii!” İçkileri kenara koydum ve birlikte köşeye doğru yürüdük ve İlsa perdeyi çekip, bana sarıldığı gibi dudaklarıma yapıştı. Dolgun vücudunu bana yaslamıştı. Dudakları dudaklarımı ısıra ısıra emerken, elim kalçasına kaymıştı. Onunsa minik elleri pantolonumun üstünden sikimi okşuyordu. Dilim ağzının içine kaydığında, birbirmizin tadıyla sınav oluyorduk.
Nane aroması ve çilek aroması birbirine karışırken, alkolün o uyarıcı tadı dilimden boğazıma akıyordu.
İl: Seni seviyorum! “Ben de seni seviyorum yavrum!” İl: Yarın görüşelim. “Kaçırmam bu fırsatı!” İlsa ile tekrar dışarı çıktım ve içkilerimizi alıp masaya döndüm. Annem oturmuş beni bekliyordu ve bir yandan da ortamı izliyordu. “Ee neler oldu ben yokken?” An: Hiç klasik eğlence. Ancak sen olmadan da eğlence olmuyor bebeğim... “Hmm! Al o zaman içelim ve eğlenceye devam edelim...” İçkimizi içerken etrafa iyice bakındığımda bir şey farkettim! Ayla yoktu? Ya da ben mi göremiyordum? Tek bir yolu var öğrenmenin! Hemen bakınayım. “Anne, sen bir dur ben Ayla'ya bakıyorum!” An: Tamam... Klübün her kısmına göz gezdirmeye çalıştım ancak büyüktü. Bu nedenle hemen uygulamadan görevliyi çağırdım ve "bana 5 adam getir, bu kızı arıyorum onlara fotoğrafını at!
1 de bar dışından kadın personel getir kadınlar tuvaletine baksın!" diyerek talimatı verdim. [5 Dakika sonra] X: Efendim her tarafa bakıldı ve yok. “Ne? Nasıl?” X: Yok efendim! Nefesim daralmıştı ve elimi duvara atıp, derin derin nefes almaya başladım. X: İyi misiniz? “He-Hemen bu adamları dışarı sür. Ben de güvenlik şirketine haber veriyorum olmadı 1 saat içinde bulamazsak, polise haber vereceğiz! O kızı bulmadan kimse evine gitmeyecek, anladın mı?” X: Tamamdır efendim! Hemen annemin yanına döndüm ve özel aracı tekrar arayıp anneme soru sormamasını söyleyerek, onu eve yolladım. Onunla çıktıktan sonra her sokağa bakıyordum. Her köşeye bakarken, her insana da soruyordum. Ama hep "yok!" cevabı alıyordum. Bu durum içimi sıkıştırmaya başlamıştı. Taa ki bir ses arkamdan bana ismimle seslenince dönmüştüm. Karanlığın içinde bir adam kucağında birisini tutuyordu.
Adamı tanımıyordum ama kucağındaki kişi Ayla'ydı ve yarı baygın halde "Aras..." diyordu. Sanki bütün kan içimden boşalmış vücudum soğumuştu. Resmen betim benzim attı. Bu nasıl olur, nasıl böyle bir şey başına gelebilirdi? X: Yardım çağır kendisinde değil! Adama baktığımda, bu bardaki adamla aynıydı! Hemen telefonu açtım ve ambulans çağırdım. Telefon kapanınca Ayla'yı adamdan bildiğin söküp aldım. “Ne oldu? Nasıl oldu bu?” X: Bilmiyorum elektrikler kapandığında dışarı çıktım sahilde yürürken, bir bot yerleşti ve içinde 2 adam vardı. Kızı zorla götürüyor diye düşündüm. Atladım ve biraz kavga ettik... “Sonra?” X: Sonra suya düştü ve adamlar kaçtı. Bense suya atladım. “Sağ ol!” X: O iyi olsun. Teşekküre gerek yok! [1 saat sonra!] Doktor durumun ciddi olmadığını sadecd küçük bir darbe olduğunu söyledikten sonra, Ayla ve ben sevinmiştik. “Hadi yine iyisin!”
Ay: Evet ama çok korktum. “Özür dilerim!” Ay: Sorun yok ama o çocuk olmasa galiba kurtulamazdım! Sahi o nerede? “En son dışar-...” X: Merhaba!
Ay: Merhabaa! Buradasın, kahramanım! Ayla bunu söylerken gözlerimin içine baktı tabii. Anlamış oldum ki, bana kırgındı...
Ay: İsmin ne?
Mc: Marcus!
Ay: Ben de Ayla!
Mc: İyi misiniz hanımefendi!
Ay: İyiyim çok iyiyim, sayende. Marcus, garip bir adama benziyordu ama kardeşimi kurtarması beni mutlu etmişti. “Konuşmanızı bölmek istemem ama çıkmamız lazım! Araç geliyor Ayla!” Ay: Bir dakika! Odanın önüne geçtim ve beklemeye başladım. 2 dakika sonra Marcus çıktı ve "iyi geceler beyefendi!" dediği gibi gitti. Ardından Ayla çıktı ve suratsız bir şekilde koluma girip yürümeye başladık. “Kızgınsın.” Ay: Yok, değilim. “Bilmiyordum!” Ay: Her şeyi bilsen bile, bazen bazı şeylerin olacağını bilemezsin kardeşim!
Bunu söylerken kardeşim kısmını iyice vurgulamaktan da çekinmemişti.
Ay: Ama pelerinsiz kahramanlar çok olmasa da beni bir tanesi buldu. “Sen hemen kapılma ona da!” Ay: Kıskanır mısın yoksa? “Kıskanmak değil, herkese hemen güvenme. Şüphe duy!” Ay: O adam beni tanımadan kurtardı ama beni tanıyan, bana sahip olan insan beni kurtaramadı. “Senin amacın ne?” Bu konuşmanın sonu nereye gidiyordu. Ne bu hiddet? Bu öfke neden artan oranda yükseldi ve bana çemkiriyordu?
Ay: Amacım yok, sadece eve gitmek istiyorum. Hadi gidelim. “Bugünlük bir şey demiyorum. Ama bunu sonra konuşacağız!” Ay: Konuşma burada bit-... “Seni mahvederim, kes sesini!” Ay: Yine başlıyoruz. “Anlamıyorsun çünkü!” Ay: Cidden seni çok büyütmüşüm ben gözümde! “Ayla!” Ay: Aras! “Beni kiminle karıştırıyorsun bilmiyorum ama eğer diğer benliğimle muhatap olmak istiyorsan, dene şansını!”
Ay:... “Ben de öyle düşünüyorum!” Konuşma burada bitti be araca binip eve doğru yola koyulduk. 25 dakika sonra evimize vardığımız vakit annem bizi karşıladı ve Ayla'ya destek olup uzaklaştı. Bense kendi odama çekilmiş olayları tekrar tekrar düşünüyordum. Tek sorduğum soru "nasıl?" hep bu tekrar ediyordu kafamda. Bunu düşünerek yatakta kıyafetlerimle uyuya kalmıştım. Ancak bir süre sonra bir ses beni uyandırdı. Bu Felicia'nın sesiydi. “Saat kaç?” Fe: 9 efendim! “Erkenmiş, siz yapın kahvaltı. Ben uyuyacağım!” Fe: Onun için uyandırmadım, az çok tahmin ediyorum. Misafirler var görmek istersiniz diye düşündüm! “Misafirler mi?” Felicia'yı odadan yolladım ve hemen üstümü değiştirip, yüzümü yıkadıktan sonra bahçeye indim. Gördüğüm manzara beni şaşırtmıştı. Dün geceden Marcus gelmişti ve de İlsa da buradaydı. “İlsa?” İl: Canım, olayı duydum hemen geldim!
Şükür ki kardeşin iyiymiş... “İyi, iyi! Geldiğin için teşekkür ederim.” İlsa sarıldı ve "senin için her zaman!" dedi. Diğer misafire bakıyordum ki, Ayla bana bakarak elini Marcus'un elinin üstüne atıp bana da bakarak "kahramanım da burada! Selam versene Aras!" demişti. “Bu kahraman nasıl geldi buraya ya?” Ay: Telefonumu verdim bir de aradım dün gece, kahvaltıya gelmesini istedim. “Bana sormadan!” Ay: Büyüğün olarak uygun gördüm. Ablanım sonuçta. “Cidden kaşınıyorsun!” Ay: Bir şey yapamazsın. “Yaparım!” Tam Ayla'ya yürüyordum ki, araya annem girdi ve "sakin ol tamam mı, Türkçe bilmiyorlar zaten. Yine de belli etme!" dedi. İçimden kendime "neyse." dedim ve yerime yöneldim. Bu sefer yanımda annem ve de İlsa vardı. Ayla da benden uzaktı. Sinirliydim ama belli edemezdim. Yapmacık bir gülüşle hem annem hem de İlsa ile sohbet ederek, kahvaltımı yaptım ve kahvaltı bitince herkes diğer bahçeye geçti.
Düşünüyordum! Bir adam aniden böyle hayatımıza girmesi basit değildi. Evet örnekler vardı, bunlar olmuyor değil ama sizce de garip değil miydi? Off! Aklımı kaybetmek üzereyim... Ben bu adamı araştırmaya başlamalıyım. Belki bir şey çıkar ve çıkarsa da ailemi kötü bir durumdan kurtarabilirdim... SEZON 2 - BÖLÜM 15 SONU...