S2 - B16 [SIĞ SULARIN BALIĞI] Yemekten herkes kalktığı an sinirliydim. Hayır böyle bir şüpheli gözüken adamı, nasıl olur da direk ailenin için davet eder. Ben bile İlsa'yı evimize davet etmedim? Bu kadar her şeyi düşünürken, bu yaptığı hareket aşırı derecede saçmaydı... Ben kendi kendime düşünüp dururken, bizimkiler ön bahçeye geçmişti, ancak İlsa beni kenarda bekliyordu. Gözlerine baktığımda yüzünde güller açmış gibiydi, gözlerime tatlı ve manalı baktı... Marcus'un bu gelişi yüzünden odak noktam ona kaymıştı evet. Belki de şuanlık bu durumun biraz gelişmesini beklemeli ve de odağımı İlsa'ya yöneltmeliydim. Kısa adımlar atarak İlsa'nın yanına geldim. Ellerini önünde birleştirmiş ve ayaklarının uçları birbirine temas ederken, bana tatlı bir şekilde "aşkım!" demişti. “Bitanem!” İl: İyi misin? “Elbette iyiyim.” İl: Sen sanki bu gelen adamdan tiksindin gibi.
Ama ben de öyle merak etme. “Yani biraz şüpheli ama boşverelim onları! Hadi gel biz de ön bahçeye geçelim, onlara katılalım bebeğim.” İl: Elbette şövalyem... Yüzüne baktım ve boynundan öptüm. İlsa koluma girdi ve yavaşça onların yanına doğru ilerledik. Annem tekli koltuğa oturmuştu ve soğuk içeceğinden yudumlar alırken, Ayla da Marcus'a kur yapıyordu. Durum sinir bozucuydu ama şuanlık bir şey yapmayacaktım. Duruma bağlı tabi müdahale edebilirdim de! Niye olmasın? Koltuğa yan yana oturduk ve İlsa'ya herhangi bir şey ister mi diye sordum? Ancak yanıt olarak kafasını hayır şeklinde sallayıp kulağıma yaklaştı ve "seni isterim!" diyerek, gözlerime göz kırpmıştı. “Zaten seninim!” Daha sonra elimi omzuna attım ve kafasını göğsüme yasladım. Alnına dudaklarımı tatlı tatlı dokundurup, saçlarındaki o leziz bir o kadar da mükemmel kokuyu içime çektim.
Ben bunu yaparken Ayla iyice bizi görüp kuruldu ve bir elini Marcus'un bacağına attı. Bunları bilerek yapıp, beni tahrik etmeye çalışıyordu. Tabi bu işin sonunda kendisi bir hayli fazla zarar görecekti... Biz İlsa ile havadan sudan konuşurken, Ayla yüksek sesle konuşmaya başlamıştı.
Ay: Peki Marcus buraya neden geldin? Hiç anlatmadın!
Ma: Eğlence, zaman geçirme.
An: İş nedir peki?
Ay: Anne tatile gelen adama bu sorulur mu? O benim hayatımı kurtarmış, işi falan umrumda değil?
Ay: Değil mi Aras? Kurtardı beni! “Ne dedin? Dinlemiyordum?” Ay: Her şeye dikkat eden Aras kayboluyor galiba? “Sadece gereksiz ve saçma sohbetlere kulak asmayıp, zamanımı harcamıyorum!” Ma: Kız kardeşin ölebilirdi, onu umursamıyor musun? “O kendi başının çaresine bakabilir, ben artık ayak bağı olan kişileri korumam!” İl: Neden öyle dedin ki? “Boşver yavrucuğum. Ben sadece olanı dile getirdim.
O niye olduğunu biliyor!” Ma: Dostum bir kadınla nasıl konuşacak olduğun çok önemli yalnız. Marcus adeta cesaret hapı yutmuştu, doğrulmuş ve baskın bir vücut dili ile bana meydan okuyan bir tavır sergiliyordu. Bense iyice vücudumu rahat bir hale aldım ve bacak bacak üstüne atıp güldüm. Bu gülüş biraz rahatsız edici olmuştu ki anlık da olsa yüzündeki tavır onda aslında "umursamıyorum!" hissi yaratmıştı.
Ay: Teşekkürler Marcus, kardeşim bir-... “Sen sus bir Ayla. Şimdi Marcus, o ne olursa olsun benim ailemden. Biliyorsun?” Ma: Biliyorum evet. Ama-... “Şunu bilmeni öneririm. Ben ailemden birisiyle konuşuyorum ve bu kişi yaşını almış bir kadın, yani çocuk atlama olaya.” “Çünkü çocuk, ben senin gibi insanların iyilik timsali gibi davranıp, öğütler vereceği birisi değilim. Aklım düşünmeye yetiyor.” İl: Aşkım lütfen normal konuşur musun, o da bir insan.
Rencide eder gibi konuşma. “Bitanem ne rencidesi? İkimiz de gayet rahat ve sakin şekilde konuşuyoruz! Öyle değil mi Marcus?” Ma: Şey... “Hahahah. Bak o da kabul ediyor!” Ma: Ha-Haklısınız...
Ay: Aras sen biraz yine de saygılı olmak zorundasın! Madem rahatsın, kelimelerini düzgünce seç o benim misafirim. “Ayla ben cümlelerimi senden daha iyi kurarım. Yerinde ve anlaşılırdır ağzımdan çıkan her kelime.” “Hem ne zamandan beri benim haberim olmadan, bu eve misafir geliyor? Niye bana söylenmiyor?” İl: Ama ben de habersiz geldim. “Sen bilmiyordun! Ama Ayla bunu çok iyi biliyor.” Ma: Dostum fazla mı abartıyorsun? “Abartabilirim aslında ama buna değecek mi pek de sanmıyorum. O nedenle şuan bir şeyler demiyorum aslında. Rahat olun!” Ay: Burası senin değil babamın evi. “Babamız bir hata yaptı ve onun hatalarını temizlemek uğruna neler yaptım. Hem bu ev onun değil!
Benim ve benim olanı da ailemle paylaşmaya çalışıyorum.” Ay: O zaman düzgün paylaş. “Nasıl paylaşıp, paylaşmayacağım sadece ama sadece benim kararıma bağlı. Çünkü bunları hakkımla aldım. Bu aldıklarım bende çalınan şeylerin sadece bir kısmını oluşturur. Benden çalınana kıyasla az bu!” Ay: Hıh! Kim çalmış? İpler iyice kopmuş, alan adeta savaş mevzisine dönmüştü. Bir tarafımız ayın karanlık, diğeri de aydınlık yüzü olmuştuk. Ancak ondaki aydınlığa rağmen içinde karanlık, benim içimdeyse aydınlık vardı. Çok saftı, hata yapıyordu. Sıkı sıkıya bir şekilde bağlı olması cidden bizlere zarar verebilirdi. Marcus denilen bu adamı hayatına almaya çalışıp, bana da nispet yapması ailemize cidden zarar verebilirdi. Sanıyordu ki, ben kıskanıyorum. Hayır! Ben sadece onlara karşı bu kadar yumuşamış ve onları kabullenmişken, eski beni görmelerini istemiyordum.
Görmemeliler. Ben bunları içimde düşünürken, annem olaya müdahil olmak istemişti.
An: Tamam sakin olun çocuklar! “Ben sakinim Annem. Bence kızına bir şey demelisin, sınırı aşan o oluyor ben değil!” İl: Cidden sakin değil gibisin. Hem o senin ablan bitanem, alttan almalısın.
Ay: Öyle değildir o, hep dikine. “İlsa'm bitanem. Alttan alınacak olsaydı eğer, yapmaz mıydım sanıyorsun?” Bunu söyledikten sonra, Marcus direk Ayla'nın kulağına eğildi ve müsaade istedi.
Ma: Ben gideyim en iyisi. Tatsızlık çıkmasın.
Ay: Kal lütfen. “İyi günler Marcus!” İl: Böyle de olmadı sanki? “Kendisi gitmek istiyorsa zorla tutamayız!” Marcus aniden kalktığında Ayla da ardından gitmek istedi ama "otur!" dedim. Sadece gidişini izleyebilmişti ve suratı kıpkırmızı olmuş, sinirden yumruğunu sıkıp bırakıyordu. “İlsa gel biz içeri geçelim seninle yavrum!” İl: Şey benim gitmem lazım aslında.
Evde iş vardı, ben seni görmek için geldim. “Kısa oldu ama böyle.” İl: Diğer sefer herkese kapalı bir yerde buluşursak, iyice uzun sürer işimiz. Bunu söylerken yüzünde güzel bir gülümseme ve de göz kırpmasıyla adeta büyülenmiştim. “Ben o zaman araç çağırayım, seni alsın!” İl: Hiç gerek yoktu.
An: Olsun kızım ne olur, ne olmaz. “Haydi gel!” Koluma girdi ve bana yaslanarak adımlar atmaya başladık. Her adım atışımızda, o güzel kokusu içime doluyordu. Ciğerlerimde dolan bahar havası gibiydi. Ama kendisine ait olan kokusu inanılmazdı!
İl: Cidden bu iyi olmadı gibi ama aşkım. Senin gibi birisine laf dalaşı yakışmadı sanki. Bence daha sakin kalmalıydın. Niye bu kadar çok yapıcı konuşmayı deniyor anlamıyordum. Biraz garip geliyor elbette ama kafaya da takmasam iyidir. “Özür dilerim bitanem. Eğer ki öyle hissettirip seni de tedirgin ettiysem üzüldüm açıkçası.”
Vicdana oynamak her zaman en iyi seçenektir. Çünkü daima kazandırır. Durdu ve elini yüzüme atıp "sorun yok, en azından farkına hızlı varıyorsun!" dedi. “Kızdın mı bana?” Yüzündeki buruk ifade yerini o tatlı gülüşe bıraktı ve "hayır kızmadım, sadece tedirgin hissediyordum. Ancak geçti!" diyerek, durumu tatlıya bağladık. Biraz daha yürüdük ve kapıya vardık. Kapının önüne geldiğimiz an bana sarıldı ve dudaklarıma yapıştı. Aynı bar'da olduğu gibiydi. O güzel dudakların dudaklarıma teması, dilinin dilimle dans etmesi... Mükemmel ve eşsiz bir lezzetti bu benim için. Ellerimi beline atmış kavrarken, bir anda elleri elimin üstüne geldi. Koca kıçına doğru ellerimden tutarak uzattı ve sanki emaneti teslim eder gibi koydu. Sıkıca kavradım ve dudaklarından kendimi koparıp, kafasını iyice kulağına yaklaştırdım. Kulak memesine azıcık dil vurduktan sonra özlü sözleri söyledim.
“Senin o amcığını doldurmak istiyorum...” İl: Aras... Aşkımmm. “Çarşamba boşsun seninle özel bir yerde buluşuruz.” İl: Hmhm... Özel demek? “Sürpriz!” İl: Söyle nolur... “Sabırsız mısın bebeğim sen? Sabırsızsan kafanı salla!” Kafasını salladı ve "kızın hem ilgiye hem de sana muhtaç babacık!" demişti. Bu söylediği içimi adeta gıcıklamıştı. Derin bir nefes aldım ve tekrar dudaklarını öptükten sonra memelerini sıktım.
İl: Acıdıı! “Daha çok yakacağım canını, babacık sana acımayacak!;)” İl: Şey korkarım ama... Yavaş ol biraz olmaz mı? “Hmm! Bakarız...” İl: Ama Araas! İşaret parmaklarının ucundan birbirine birleştirip, hafif pick me girl edasıyla bana "kızın narin bir güzellik!" diyerek, yumuşak davranmam için taviz istedi. Yüzüne güldüm. “O zaman kabul. Ancak bir şartım var!” İl: Nedir? “Videomuzu çekeceğim!” Anlık şaşırdı ve kafası sola doğru yattı.
Galiba böyle bir şeyi beklemiyordu. Ancak neden diye sormak aklına gelse bile, muhtemelen şuanki durumdan dolayı sormaya çekiniyordu. “Şey yanlış anlama, benim bir fantezim var birlikte diğer sefer seks yaptığımızda onu açıp izleyerek sevişmek istiyorum!” İl: Kulağa garip geliyor ama şey...
İl: Tamam olur! “Bitanesin bitanem!” İl: Ama kabul etmeliyim ki, düşününce zevkli olacak gibi duruyor. Dibine girdim ve sağ kulağının önüne düşen saçlarını işaret parmağımla kulak arkasına atıp "zevkten öleceksin!" dedim ve dudaklarına son öpücüğü kondurdum. Araç geldikten sonra zaten İlsa bindi ve de aramızdan ayrıldı. Eve geri girdiğimde ortam orta doğu gibi karışıktı. Ayla sinirli, annem tedirgin ve ben de hafif sinirliydim. Felicia'ya kafamla çık işareti yaptıktan sonra, Ayla kollarını birbirine bağlamış şekilde otururken kalktı ve bana doğru yürümeye başladı.
Gözlerinin içine baktığımda bir ateş vardı ama elbette gelip geçici bir ateşti bu.
Ay: Sen aslında tam bir ucubesin.
An: Ayla, sus! “Sen karışma anne! Bu benim ve ablam arasında bir konu!” Ayla sağ elini bana uzattı ve işaret parmağıyla göğsüme bastırarak "sen, artık bir ucubesin. Ben, senin sözünü dinlemeyi bırakıyorum! Eziksin ez-..." derken, ben ayağa kalktığım gibi geri adım atmıştı. Ne kadar söylemlerini ciddi söylese de, bana söyledikleri yüzünden tedirgindi. Nihayetinde bir canavar ile konuşuyordu... “Artık beni dinleyip dinlememen umrumda değil. Sen artık benim için yoksun. Sen sırf bu olay yüzünden, senin götünü defalarca kurtaran birisini yüzüstü bırakıyorsun!” Ay: Sen mi benim götümü kur-... “Cenk (ex) seni dövecekti! Araya girmesem sen haşat olacaktın Ayla!” Ay: Ona bir şey yapmadın ki! “Acaba yapmadım mı?” “Onu 2 gün sonra gördüğünde, senden özür dilemek istediğinde kolundaki alçı kimin sayesinde oldu sanıyorsun?”
“Veya Emre, en yakın arkadaşın! Hani sözde gay olan ve gerçekte gay olmadığı anlaşılan! Sana ilaç verip bağımlı yapmaya çalışacaktı!” Ay: O tutuklandı bir kere tama-... “Onu kim ihbar etti sanıyorsun! Kim o bilgileri verdi sanıyorsun, arkadaşımdan yardım aldım gittim onun bütün sınavlarına da kopya hazırladım.” “Kıyafetlerini çalan arkadaşın Özlem! Özlem'in kıyafetlerini çaldığını nasıl anladın acaba? Çantasını açık bırakan bendim! Sırf gör ve anla diye!” Ayla git gide kızarmış başını iyice yere eğmişti. Adeta rezil oluyordu ama bir şey demek istiyordu ancak, gerçekler ortada ve basbaya kılavuz istenmiyordu. “Sen bana sandığından çok daha fazla şey borçlusun Ayla! Sen de anne! Sizleri böyle koruyor olmam, bazı şeyleri unutturmasın!” An: Ben zaten farkındayım... “O zaman güzel! Size her iyilik yapanı iyi sanmayın! Ha şu var size iyilik yaptığım için iyi değilim!
Kendimi iyi birisi olarak kefeye koyacak adam zaten değilim.” Ortam adeta terkedilmiş bir köy gibi sessiz ve ürpertici hal almıştı. İkisi de bir şey demeden yanımdan ayrılırken "yarın hazır olun, yemeğe gidiyoruz! Bay Alexei'nin davetlisi olarak!" demiştim. İkisi de sessizce "hazırlanırız!" dedi ve de arkalarını dönüp odaya geçmişti. “Felicia!” Fe: Efendim, Aras Bey! “Otur bakalım sen de!” Felicia karşıma oturdu ve iki elini de bacağının üstüne hizalayıp pür dikkat bana doğru bakarken, kocası hakkında konuşmaya başlamıştık... GENÇLİK ÖFKESİ S2 - B16 SONU