BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 63 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 63 / 84 BÖLÜM 23 dk okuma 16,749

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 63. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Salı günü okula adım atar atmaz çay ocağından gelen o şen şakrak gülüşmeleri duyunca, "Tamam” dedim, "Kiraz abla sonunda kürkçü dükkanına dönmüş." Sınıfa girip montu çantayı alelacele bıraktığım gibi soluğu yanlarında aldım. Ömer Hoca ile Kiraz abla karşılıklı oturmuş, keyif çatıyorlardı. "Hoş geldin abla” dememe kalmadan Kiraz abla ayağa kalktı; sanki askerden dönen biricik oğluna sarılır gibi öyle bir sarıldı ki bana, kemiklerim çatırdadı. Tanıştığımızdan beri aramızdaki ilk temas buydu. Sarılmasının sebebi belli; Nurettin abiyi o delikten çekip çıkarmamdaki emeğimden dolayı şükranlarını sunuyordu muhtemelen. Ben de pek sorgulamadım ama o memeleri göğsüme bu kadar sert bastırınca, ister istemez bir garip oldum; devrelerim bir anlığına yanıyor haliyle. Kiraz abla hemen masadaki böreğin üzerindeki örtüyü açtı, hepimize tavşan kanı çayları doldurdu; başladık hep beraber kahvaltıya.

Ömer hoca da maşallah, son zamanlarda keyfi gıcır. O ilk tanıdığım zamanki daha ciddi, kuralcı Ömer Hoca gitmiş, yerine daha güleç, daha hayat dolu bir adam gelmişti. Tabii bunun en büyük sebebi, Kiraz ablayla aralarında dönen o fırtınalı mesailerdi; adam resmen tazelenmişti. Yıllar önce ipsiz sapsız bir abimiz vardı; bizi etrafına toplar, götürdüğü karıları anlatırdı, biz de ağzımız açık dinlerdik. Yalan yok, oldum olası başkalarının sikiş sokuş hikayelerini dinlemek gibi bir zevkim var; yalan da olsa hoşuma gidiyor. Her neyse, bu abimiz bir seferinde çalıştığı iş yerinde müdürün karısına yürüyordu. Bir elinde telefon, karıya iş icabı attığı mesajları okuyor, sonra fotoğraflarını açıp sırayla gösteriyor, ardından "muhabbet ilerlesin şöyle yapacağım, böyle sikeceğim" diye atıp tutuyordu. Bir arkadaşımız dayanamayıp sormuştu: "Abi neyine güveniyorsun?" Yani kibar haliyle “sen kim, müdürün karısı kim” demeye getiriyordu lafı.

Biz de aynısını düşünmüştük, yalan yok. Abi hiç bozmadı, gözünü bile kırpmadan tek kelime söyledi “Şeytana.” O zaman gülüp geçmiştik ama şimdi aradan yıllar geçince daha net anlıyorum. Birisi eşini sevgilisini aldatıyorsa, çoğu zaman aldattığı kişi “daha güzel, daha yakışıklı, daha zengin, daha akıllı” falan diye bir şart olmuyor. Hatta bazen tam tersi bile olabiliyor. Çünkü aldatmanın olayı çoğu zaman “kalite kıyaslaması” değil; heyecan, gizlilik, yasak tadı. Aldatmanın o yasak cazibesi, karşındakini olduğundan daha güzel gösteriyor insanlara. İnsan bazen karşısındakini değil, yaşadığı hissi seviyor. O his de karşı tarafı bir anda “daha cazip” yapıyor işte. Tam karşımda duran Ömer hocayla Kiraz ablanın o bakışmalarına bakarken, o ipsiz sapsız abinin ne demek istediğini daha net görüyordum. Ortada mantık falan yoktu; sadece o "şeytanın" verdiği heyecan ve yasak olmanın tadı vardı.

Kiraz abla iyi kadın, hoş kadın, güzel de; yalan yok, kendisini beğenirim de. Verse net sikerim ama Aynur ablayla aynı klasmanda değiller maalesef. Gelgelelim, Kiraz ablanın Ömer hocayı daha mutlu ettiği su götürmez bir gerçekti. Ömer hoca, belli ki Aynur ablada yaşayamadığı, belki de teklif bile edemediği ne varsa Kiraz ablada yaşıyordu. Gözümü şöyle bir kapatınca, benim oturma odasında Ömer hocanın Kiraz ablayı domaltıp çatır çatır siktiği o sahne yine film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ömer hocanın bu gizli saklı, yasak elma tadındaki ilişkisi, beni de Aynur ablaya karşı daha bir cesaretlendiriyordu. Sanki “bak o da yapıyor” diye içimde bir kapı açılıyor; yanlışım bile kendi kendine doğruya dönüşmeye çalışıyor. Hani olur da bir gün Ömer Hoca durumu çakarsa, suç bastırmak için "Eee, sen de sütten çıkmış ak kaşık değilsin hocam, sen de Kiraz ablayı götürüyorsun!" deyip işin içinden sıyrılacakmışım gibi bir bahane veriyordu elime.

Adaletini sikeyim dünya; herkes birbirinin arkasından iş çeviriyor, ben de bu çarkın içinde yolumu bulmaya çalışıyordum. O gün öğlene doğru, son dersten hemen önce sınıfa Fatoş abla geldi. Elinde bir poşet, "O gece bizde elbiselerini değiştirmiştin ya, onları getirdim" diyerek uzattı. Unutmuştum doğrusu. Ayaküstü hal hatır yaptık. Meğer Aynur abla, Behiye abla, Gülşah abla toparlanıp Fadime ablaya hayırlı olsuna gideceklermiş. “Aynur’un yanına geldim, burada toplanıp geçeceğiz” dedi. Konuşurken Fatoş ablanın yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Hani bir şey diyecek de dili varmıyor gibi… Ben de üstelemedim. Tam çıkarken dayanamayıp döküldü. "Sana bir şey diyeceğim, gönül koyma bana. Şu dut dut Hüseyin’i var ya... Onu sen öldürdün sandım, biliyor musun?" dedi. Bunu derken benim kızmamı bekliyor gibi baktı. Ben de kala kaldım “Ne alaka abla?” dedim.

"O gece bana geldiğin zamanki halin garipti ne yapayım, korkuttun beni de" dedi. Güldüm, "Hakkın var” dedim. Ben gülünce Fatoş abla da rahatladı, o da gülmeye başladı. O sırada çocuklar sınıfa girmeye başlamıştı. Fatoş abla bu sefer sesini iyice kısıp yanıma sokuldu, kulağıma eğildi “En son geldin… Yalap şalap bir şey yaptın gittin. Kabul etmem bilesin” dedi, bir de göz kırptı… Hop, çıktı gitti sınıftan. Bu konuda da sonuna kadar haklıydı. Fatoş abla, bana Munise’den sonra cinselliğin kapılarını asıl açan kadındı. Bekir mevzusundan sonra araya biraz soğukluk girmişti ama o işte benim de payım olduğu için çoktan unutmuştum. Fatoş ablayla tüm münasebetlerimiz zaten bir garipti; kamyonda, bayram ziyaretinde, en son seferde mutfakta ayaküstü... Hep bir yakalanma korkusu, hep bir oldu bitti. Ama işin acı komiği şu, o telaş, o kaçak göçeklik… Ayrı bir tat katıyordu.

Belki her şey normal, kurallara uygun olsa o kadar güzel olmayabilirdi. Öğle arası doğruca eve geçtim. Şöyle yayılıp rahatça uzanayım diye üstümü başımı çıkarıp attım, koltuğa uzandım. Telefonu elime aldım. Çevir çevir… Bırak… Tekrar al… Yine çevir… Dayanamadım sonunda Fadime ablayı aradım. Telefonu açar açmaz, daha ben "Alo" bile diyemeden benden önce lafa girdi: Fadime abla: Ne yaptın köyün en yahşi erkeği?

Ben: Vayyy, iyiyim Muhtarım; sen nasılsın, seni sormalı? Hiç sesin soluğun çıkmayınca arayayım dedim. Fadime abla: Sen aramasan ben arayacaktım, kalp kalbe karşıymış.

Ben: Önemli değil. Misafirin varmış, hayırlı olsun haberini aldım. Fadime abla: Evet, birazdan burada olurlar, sen de gelseydin.

Ben: Eve geldim uzandım; o kadar kadının arasında ben ne yapacağım? Fadime abla: Sanki yabancı var; öğle yemeğini yer çıkardın.

Ben: Siz oturun kız kıza, böyle iyi…

Dün ne yaptın bakayım? Muhtarlığın ilk günü nasıl geçti? Fadime abla: Hiçbir şey yapmadım. Bütün gün evde yattım, başım çatlıyo.

Ben: Hayırdır inşallah, hasta falan mısın? Fadime abla: Hastalıktan falan değil yahu... Seçim akşamı peder beyin zuladan birkaç kadeh yuvarladım, ondan böyleyim. Uzun zaman sonra ilk defa içince haliyle çarptı biraz.

Ben: Şaka yapıyorsun! Fadime abla: Niye şaka yapayım canım hocam? Keyfim yerindeydi, iki kadeh attım o kadar.

Ben: Hiç farkına varmadım. Meyve suyu içiyorsun sandım. Fadime abla: Öyleydi zaten. Elma suyuydu ama katkılısından (gülerek). Sen de nasıl hocasın bilmiyom ki; içkin yok, sigaran yok; ben kolundan tutmasam bizi de sikeceğin de yoktu. Kafan her türlü dümene de çalışıyor ama iş icraate gelince yokuşta kalmış eşek gibisin anam. Valla genç kız olsam kaçırır, silah zoruyla nikâhı basardım sana. Yok ki şu köyde şunu yapacak bir deli (gülerek).

Ben: Abla övüyor musun, yeriyor musun anlamadım? Fadime abla: Aşk olsun! Sen tanımadın mı Fadime ablanı bunca zaman? Seni methediyoz tabii ki, başka türlüsü mümkün mü?

Ben: Değil, yapmazsın sen. Ama benim kafama takıldı şimdi. Sen o gece kahvede olanları hatırlıyorsun değil mi? Fadime abla: Evet… (Düşüne düşüne sırayla saydı) Kahvede oturduk…. Seçimi kutladık… Sonraaa kahveyi toparlayıp kapattık… Sonra da evlere dağıldık.

Ben: Gerçekten mi diyorsun, şaka mı yapıyorsun? Fadime abla "Evet, gerçekten diyoz sana yalan borcum mu var?" dedi başta; sonra ben ses etmeyince kahkahayı koyverdi. "Hatırımda hatırımda; iki bardak anca içtim, sarhoş olmadım ama” dedi açıklama yapar gibi.

Ben: Yani kafan güzeldi sonuçta. Fadime abla: Biraz güzeldi. Hem olanları unutsam bile sabah götümün acısından yine hatırlardım olanları! Bu sözüne engel olamayıp güldüm.

Fadime abla ise sanki karşımdaymış gibi kızar gibi söylendi "Gül sen gül, elin oğluna eğlence çıktı tabii!" dedi. Sonra muhabbeti bir şekilde tatlıya bağladım. "Akşam sana geleceğim” dedi Fadime abla "Müsaitsen şu seçimden önce konuştuğumuz birkaç konu vardı, ne yapılacaksa onlara bir bakalım", “Müsaitim abla” dedim. “Gel, konuşuruz” Akşam için sözleştik. Telefonu kapatmadan önce Rıza abinin önceki gün sabahın köründe beni arayıp konuşmamızı anlattım, Fadime ablaya söylememiş Rıza abi, duyunca çok güldü. "Montu akşam gelirken ben getiririm" dedi ve telefonu kapattık. Ben koltuğa yayıldım, seçim gecesini düşünmeye başladım. İçen bir adam değilim ama içeni de az çok anlarım, halinden, tavrından, konuşmasından… Kokusu zaten ayrı imza. O gece Fadime ablayı hiç anlamamıştım. Hayret. Demek ki o gece olayı birdenbire sikişe getirmesinin, o kadar girişken davranmasının sebebi biraz da babasının zulasından yürüttüğü katkılı elma sularından kaynaklanıyormuş.

Ben de bir an, "Vay be Bayram, neymişsin sen” diye kendimi cazibesine karşı konulamayan birisi sanmıştım. Alakası yokmuş; her şey o iki kadeh elma suyunun kerâmetiymiş. Neyse ki olanları hatırlıyordu, en azından "O gece ne oldu?" diye açıklama yapmak zorunda kalmayacaktım; bu da iyi bir şeydi. Öğleden sonra okulda Kiraz abla sınıfa çay getirdiğinde, "Akşam Nurettin’le birlikte Hüseyin amca için başın sağ olsuna gideceğiz, müsaitsen sen de gelir misin?" diye sordu. Ömer Hoca ile Rahmi Hoca da onlara eşlik edecekmiş. Olan bitenden sonra Hüseyin amcanın ailesine yalnız gitmeye çekiniyorlar, beni de eşlik edeyim diye yanlarında istiyorlar belli ki. "Fadime ablaya sözüm var abla" dedim; sağ olsun anlayışla karşıladı. Okul çıkışı eve geçince "Ne yesem ne yapsam?" diye düşünürken Fadime abla aradı, "Geliyorum” dedi. Ben daha geç gelir diye bekliyordum.

"Gel abla evdeyim” dedim. "Öğlen bir sürü pasta börek arttı, yemek falan yeme sakın, onlardan getiriyorum” dedi ve kapattı. Hemen üzerimi değiştirip kendime bir çekidüzen verdim. On beş dakika geçmeden kapının önünde bir araba sesi gürledi. Baktım, evin önünde arkası kasalı, beyaz bir Toyota 4x4 duruyor. Fadime abla daha ben ağzımı açmadan "Peder beyin hediyesi" dedi. Gemi gibi, kocaman bir araba, etrafında bir tur dönüp hızlıca göz attım "Valla yakışmış, beni gezdirirsin artık” dedim. "Nereye istersen oraya” diye yapıştırdı cevabı. Eve geçtik. Fadime abla baştan aşağı siyahlar içinde. Üzerinde beline kadar gümüş düğmeleri olan, dizinin bir karış altında biten ve etek ucu hafif çapraz kesilmiş boydan siyah bir elbise vardı. Altında siyah uzun çorapları, sırtında da o meşhur siyah kaşe montu... Muhtarlıkla beraber bu giyim kuşam işini iyice bir üst seviyeye taşımıştı; her geçen gün daha da güzelleşiyordu gözümde.

“Abla fıstık gibi olmuşsun” dedim. Yüzünü ekşitti “Fıstık sayılmayız artık, biz ona tuzlu fıstık diyelim. Hem karşında muhtar var, ağzını topla.” Diye beni tiye aldı ama yüzünden de belliydi, sözlerim hoşuna gitmişti. Arabanın arka koltuğundan indirdiği paketi kucağıma bırakıp eve geçti. Fadime ablanın getirdiklerini mutfağa yerleştirdik. Kahvede unuttuğum o lacivert montu da koltuğun kenarına bırakıverdi. "Abla çay demliyorum, içersin herhalde? Ya da kahve var, soda var... Gerçi sana göre pek bir şey yok bende ama idare et artık” dedim hınzırca gülerek. Fadime abla oturduğu koltukta şöyle bir yayılıp bacak bacak üstüne attı. "Bayram… Bayram bak anana sövdürtme bana, kadının günahı yok durduk yere!" diye gürledi. Sonra gözlerini kısıp, "Lan sen benim seninle ayyaş kafayla mı sikiştiğimi mi sanıyon yoksa?" diye yapıştırdı soruyu. "Yok abla, öyle düşünmüyorum” dedim ama sesim biraz cılız çıktı.

"Eee, ne bu laf sokmalar o zaman?" dedi ters ters. "Ya takılıyorum işte, kızma hemen. Ama şaşırdım yalan yok; hiç içtiğini falan da anlamadım. O kadar öpüştük ettik, hiç kokusu da gelmiyordu, ondan yani” dedim. Fadime abla bir hadi oradan bakışı attı "Ey anası güzel! Her içki kokacak diye bir kural mı var?" "Kokmaz mı?" "Kokmaz tabii... Votka içtim ben, votka kokmaz!" "Haaa... O zaman lafım yok” dedim, geri vites yaparak. "Haaa ya! Belli zaten halinden. Sikiniz kalkınca aklınız başınızdan gidiyo birden” dedi ve o kendine has kahkahasını patlattı. "Şu haline bak Allahım yarabbim, hıh! Sanki normalde vermeyeceğim de, sarhoş kafa vermişim gibi davranıyon aynı." Eliyle yanını işaret edip, "Gel yanıma” dedi. Kalktım, tıpış tıpış yanına yürüdüm. "Otur şöyle yamacıma” dedi, dediğini ikiletmeden oturdum. Fadime abla gözlerini tam gözlerimin içine dikti "Oğlum, kafam kıyak dediysek, amımıza da sahip çıkamayacak kadar sarhoşuz demedik ya!’’ deyince ben tam “yok abla…” diyecektim, gözlerini dikip ‘’Lan yoksa...

Sen beni yine sikmek için gaza mı getirmeye çalışıyon?" "Yok abla ne sik… Ne alakası var..." dedim ama o simsiyah elbiseyle dibimde oturan Fadime abla karşısında gaza gelmemek mümkün değildi. "Bırak şimdi, anlamayacak mıyım sandın?" diyerek bacak bacak üstüne attığı ayağını indirdi ve eteğini yukarı çekti; o simsiyah dantelli külodu bir anda meydanda kaldı. Bacaklarını ayırdı, bir eliyle "şap şap" diye amının üzerine vurdu. "Gel, ayık kafayla da vereyim ben sana, dert ettiğin şeye bak! Gel yanaş iyice şöyle” diyerek beni yanına çağırdı. Koltuğun köşesinden kalktım, dibine oturdum. Elini arkama uzatıp kanepenin sırtına dayadı, muhtar otoritesiyle emretti "Çıkart bakalım şu senin kambur sopayı!" Ben elimi kemere atıp heyecandan beceriksizce çözmeye çalışırken, Fadime abla daha fazla dayanamadı. Koltuktan aşağı kaydı, önümde diz çöktü; acelesi varmış gibi kemerimi ustaca halletti, fermuarı tek hamlede indirdi.

Elini doğrudan boxerın altına sokup çoktan "hazırolda" bekleyen onbaşıyı avuçlayıp dışarı çıkardı. "Erkek dediğin böyle olacak işte! Karı isteyince tak diye dikecek malı... Aferin” dedi gözlerimin içine bakarak. Hemen ayağa kalktı, eteğini yukarı toplayıp kaldırdı: "Al bakalım, bizimkinin tozunu al şimdi!" Amının üstünde eliyle ovalayarak, davetkar bir edayla. "Tamam muhtarım” dedim sesim titreyerek. "Ben köyün, sen de benim muhtarımsın” dedi Fadime abla ve lafını bitirir bitirmez dizlerini kırıp kucağıma çöktü. Bir eliyle çenemi tutup gözlerime kilitlendi: "Düzgün sikmeyenin kaynanası 100 yaşına kadar yaşasın inşallah!" diyerek bedduasını bastı. Kucağımda kalçalarını ileri geri bastırarak kıvırırken "Hadi bakalım deli oğlan!" diyerek beni iyice ateşlemeye başladı. Aramızda kalmış sikimi avuçlayıp ‘’vakit dar, tez gel’’ diyerek yukarı aşağı hızlı hızlı oynadı.

Sikimi tutan elini ağzına götürüp tükürdü tekrar sikime yapıştı ‘’Bak bayram… Oyalanmak yok’’ diye uyardı tekrar. Anlaşıldı hızlı bir sikiş istiyordu. Göğüslerini yüzüme bastırdı; o gümüş düğmeler birer birer çözülürken elim çoktan eteğinin altına gitmişti. Bir yandan sütyeninden taşan memelerini hırsla öpüyor, bir yandan da parmaklarımla amını yokluyordum. Nefesi hızlandıkça, avucumun içindeki o ıslaklığın her geçen saniye daha da arttığını hissediyordum. Fadime abla kucağımdan süzülüp bacaklarımın arasına diz çöktü. Kontrol tamamen ondaydı. Bir eliyle sikimi kavrayıp diğerinin avuç içiyle kafasına "tık tık" diye birkaç kez vurdu; hani kürsüye çıkan hatip mikrofonu kontrol eder ya, aynen öyle... "Bunu var ya bunu” dedi malı şöyle bir sallayarak, "Yerim yerim!" Gözlerini gözlerime dikip öyle bir hırsla ağzına aldı ki, kafasıyla git-Gel yapmaya başladığında önce bir gıdıklanma ardından zevk hissi anında tüm vücudumu sardı.

Zevkten başım geriye düşerken, "Böyle konuşuyorsun ya, bitiyorum, çok hoşuma gidiyor" diye inledim. Fadime abla sikimi ağzından ıslak bir sesle çıkarıp yüzüme baktı; "Karı dediğin yatakta arsız olacak Bayram! Utanan karı gitsin rahibe olsun” deyip ve yarım bıraktığı o muazzam saksoya kaldığı yerden, daha iştahlı bir şekilde devam etti. Oturduğum yerden tişörtümü çıkarmaya yeltendim, Fadime abla elimi yapma der gibi tutsa da dinlemedim, fırlatıp attım kenara. Fadime abla hemen atağa kalktı; koltuğun üstüne çıkıp yüzü bana dönük şekilde beni bacaklarının arasına aldı. Yavaşça çömelirken bir eliyle sikimi kavradı, diğeriyle yana sıyırdığı külotunu tutuyordu. Kafası amına girer girmez omuzlarımdan bastırıp beni koltuğa iyice yasladı. Ayaklarının üstünde, kucağımda o yavaş yavaş oturup kalkmaya başladı Fadime abla. Kucağımda yarağı yerken aklı hala biraz önceki meseledeydi "Ayık kafayım bak, sonra yine lafını yapma!" dedi.

Kalçalarına yapışıp kucağımda zıplamasına destek veriyordum, "Yaparsam ne olur?" dedim. Kucağıma kalçasını iyice bastırıp zımpara yapar gibi gidip gelmeye başladı, "Bir daha siktirmem!" diye yapıştırdı cevabı. Neredeyse taşaklarıma kadar amına girmiştim, fazla iddialı bir cevaptı. Altta kalmadım, "Ben de götünü sikerim!" dedim. "Götümü de siktirmem!" diyerek yavaşça kalçasını kaldırıp sikim amından çıkmadan sert bir şekilde kökledi içine Fadime abla, bunu birkaç kez aralıksız tekrarladı. Bir ara sikim dışarı fırladı, hemen eliyle tutup tekrar yerine yerleştirdi. "Sikimi kıracaksın yavaş” dedim, o ise "Kırılsın! Sen götümü sikerken bana acımadın, ben sana mı acıyacam?" diyerek resmen intikamını alıyordu. Koltukta hafifçe doğrulup kalçalarını iki avucumla doldurdum, alttan hızlı hızlı vurmaya başladım. O sırada sütyeninden dışarı fırlayan memesi tam karşımdaydı, birkaç denemeden sonra ucunu yakalayıp hırsla emmeye başladım.

Fadime abla dayanamadı, memesini ağzımdan kurtarıp inlemeye başladı. Amı iyice su gibi olmuştu; "Bayramm... Ah, sakın durma, sakın durma! Ben senin orospunum, istediğin gibi sik beni, sarhoş değilim bak!" diye inliyordu. Amına girip çıktıkça odada "şlap şlap" sesleri yankılanıyordu. Sonra ellerini boynuma doladı, bütün ağırlığıyla yapıştı bana ve titreye titreye, içini boşalta boşalta geldi; inanılmaz bir zevkti. Birkaç dakika öylece asılı kaldı üzerimde. Titreyişi geçince, ikimiz de olduğu yerde kaldık. Ne konuşacak hâl, ne hareket edecek takat kalmıştı Fadime ablada. Kafasını kaldırıp, "Amımı göl yaptın” dedi. Kucağımdan kalkarken amının zevk suları sakız gibi uzuyordu sikimden. İndiğinde üzerime şöyle bir baktı; "Sen hala boşalmamışsın” deyip sikimi şöyle bir avuçlayıp kafasını sıktı boşalıp boşalmadığıma emin olmak için. Sonra koltuğun üzerine attığım tişörtü kaptığı gibi önce kendi amını ve bacak arasını, sonra da benim sikimi ve kasıklarımdaki zevk sularını bir güzel sildi.

Fadime abla iki elini dizlerime koyup bana doğru eğildiğinde, yüzünün o nar gibi kızarıklığı iyice belli oluyordu. "Abla kıpkırmızı olmuşsun” dedim gülerek. O da yüzündeki o muzip ifadeyle, "Benim yediğimi sen de yesen, sen de kızarırdın!" diye yapıştırdı cevabı. "Abla yaa..." dedim, ne diyeceğimi bilemeyerek. Ciddileşti bir tık. "Elbisemi çıkarmayım, fazla zamanımız yok. Aynur da gelecekti, eli kulağındadır, oyalanmayalım daha fazla" dedi. Üçlü koltuğun üstüne dizlerinin üstüne çıktı. Eteğini toparladı, altını başını ayarladı. Bana dönmeden, omzunun üstünden kısa kısa konuştu “Bak… Şartım var.” “Hayırdır muhtarım?” dedim. “Göt yok bu kezleyin” dedi. “Sadece işimizi görelim.” “Tamam tamam” dedim Siyah külotunu baldırına kadar sıyırdı. "Gel hadi” dedi, davetkar bir sesle. Hemen dizlerimin üzerinde arkasına geçtim. Fadime abla kafasını kanepeye, ileri uzattığı kollarının arasına gömdü.

Sikim kuru kuru olmuştu elime tükürüp üzerine yaydım. Diğer elimle Fadime ablanın amının dudaklarını okşadım birkaç kez. İyice yanaştım, sikimin kafasıyla amını birkaç kez yukarı aşağı fırçalayıp tek hamlede hızlıca soktum. Sert sert, derin derin gidip gelmeye başladım. Yeni boşaldığı için amı biraz önceki aşırı kayganlığını kaybetmiş, sikimi daha bir sıkı kavramaya başlamıştı. Ben tempoyu artırdıkça Fadime abla aradan, "Yavaş, yavaş..." diye inliyordu. "Güzel mi?" diye sordum hırsla. "Hayır, hiç de değil!" dedi inatla. Ben daha da hızlandım, "Oooofffff!" diyerek sesli sesli inlemeye başladı. Arka fonda benim kasıklarımın onun o sert kalçasına her vuruşunda çıkan sesler odayı inletiyordu. Tam o esnada, Fadime ablanın telefonu çalmaya başladı; hemen önünde, uzanabileceği bir mesafedeydi. Durakladım, meşgule atacak diye beklerken bir anda Aynur ablanın o net sesi odada yankılandı: "Alo, Fadime?"

Fadime abla hiç bozuntuya vermeden, sanki muhtarlık evrakı imzalamıyormuş gibi "Buyur bacım?" diye cevapladı telefonu. Bir eliyle telefonu tutuyor, diğeriyle koltuğa yaslanıyordu. Yakalanmışız gibi bir korku bastı beni Aynur ablanın sesini duyunca, birden hareketsiz kaldım. Sikim o anın şaşkınlığıyla Fadime ablanın amından çıkacakken refleksle geri soktum... Kulağım bir yandan da konuşmalarında. Aynur abla bir şeyler hazırlamış, "Ömer çıksın, 10 dakikaya geleceğim” dedi. Ha şimdi ha birazdan kapatırlar diye beklerken Fadime abla konuşmayı kısa kesecek gibi de durmuyordu. Beklemekten sıkılmıştım; üstelik Aynur ablanın sesini bu vaziyette duymak içimde garip bir duygu uyandırdı. Hem heyecan hem huzursuzluk. Hani bir yandan “dursam mı?” diyor beynim, öbür yandan içimdeki Bayram “durursan adam değilsin” diye bağırıyor. Daha fazla dayanamayıp yavaşça ve özenle Fadime ablanın amında gidip gelmeye başladım.

Fadime abla karşı koymayınca gittikçe hızlanıyordum. Telefonla konuşan Fadime ablanın ses tonu değişti, duraksaya duraksaya zar zor cevap verdi "Şimdi... Tamam… Seni bekliyoz” diyerek telefonu kapattı. Telefon kapanır kapanmaz tempoyu iyice artırdım. Bir elimi belinin üzerine koyup asılmaya başladım, diğeriyle arada o dolgun kalçalarını tokatlıyordum. Bir parmağımı, deliğinin etrafı kızarmış götüne yavaşça soktum. Fadime abla acıyla karışık bir ses çıkardı ama umursamadan devam ettim. "İki parmağımı sokayım mı?" dedim, "Sakınn!" diye reddetti. "Boşal artık, dizlerim koptu” diye söylenmeye başladı. Yavaş yavaş çıkıp sertçe köklemeye başladım. "Bundan sonra bu amla göt kimin?" dedim hırsla. "Ahhh Bayram, senin!" dedi. "Bir dahakine götünü de sikeceğim!" dedim; "Kabul” dedi. "Hadi Bayram, uzun sürdü, gel gayli!" diye inledi. "Geliyorum, az kaldı” dedim.

Dün gece Behiye abla ve Aynur abla için harcadığım mesailerden dolayı boşalmam bu sefer uzun sürmüştü. Kendimi sıktım, boşalmaya yakın daha da hızlı gidip geldim Fadime ablanın amına. Tam boşalacakken amından çıkıp kalçasının üzerine 31 çekmeye başladım. "Üzerime gelmesin!" diye uyardı Fadime abla. Kalçasının tam üzerine, tam o götünün deliğine boşalmıştım. Şükür, fazla dağılmadı. Biraz önce temizlendiğimiz o tişörtüme uzanıp aldım, Fadime ablanın kalçasından yol yapıp kaymaya başlayan döllerimi bir güzel sildim. Fadime abla yorgunluktan bitap düşmüştü. "Belim koptu, daracık yerde... Keşke yatakta yapsaydık” dedi sitemle. Hemen banyoya gidip ellerimizi yüzümüzü yıkadık, kendimizi toparlayıp tekrar oturma odasına geldik. Fadime abla camları açıp evi havalandırdı, ben de hemen mutfağa geçip çayı demledim. Oturma odasında karşılıklı oturduk, Fadime ablanın yüzünde o zafer kazanmış muhtar gülümsemesi vardı.

"Yaaa işte öyle hocam..." dedi, lafı bir yerden açmak ister gibi. Sadece gülümsedim, sessiz kaldım. "Böyle aniden olunca daha dadlı oluyor de mi?" diye devam etti. Kafa salladım. “Heyecanı başka oluyormuş. Bak tansiyonum fırladı.” Elimi bileğime koyup doktorculuk oynadım. “Şu an 14-9 falandır.” Fadime abla sırıttı, koltuğun köşesine iyice yerleşip bir ayağını altına aldı. Bakışlarını üzerime sabitleyip "Aynur'un sesini duyunca ne hissettin, delikanlıca söyle bakayım?" Beklemediğim yerden gelmişti soru. "Hiç... Bir şey mi hissetmem gerekiyordu?" dedim, savunmaya geçerek. Fadime abla yüzünü bile bozmadı, öylece bakmaya devam etti. "Ne ima ediyorsun, açık açık söylesene abla" dedim. Kafasını hafif yana eğdi, gözlerini kıstı "Bir şey ima etmiyom oğlum, sadece sordum” dedi. "Hiç inanmadım” dedim üsteler gibi. "Peki, madem merak ettin açık açık sorayım, Aynur'u seviyon değil mi lan?" diye sordu Fadime abla.

Pat diye... "Anlamadım abla, ne alaka?" dedim. Fadime abla beni taklit ederek, "Anlamadım abla..." dedi, "Bal gibi de anladın, bana maval okuma şimdi. Senin gittiğin yolları biz patika yaptık." Altındaki ayağını indirdi, ayak ayaküstüne attı. Anlaşılan bu köyün kadınlarında kuraldı; sorgu moduna geçince o bacak üst üste atılacaktı. "Seninle ilk tanışmaya gelmiştik ya hani... Şu kahvede olay olmuştu, senin Bekir'le. Sonra ben, Aynur'la sana gelmiştik..." dedi hatırlatmak ister gibi. "Evet abla” dedim. "Taa o zaman anladım. Ben burda oturuyodum. Aynur şurda. Sen de benim yerimde… Gidene kadar gözün sürekli Aynur’daydı. Aynur farkına varmadı ama ben vardım. Seviyon sen onu." Cevap bekler gibi durdu. Ben ağız açamadım. “Neyse” dedi eliyle geçiştirir gibi. “Olur bunlar, gençsin ama Aynur benim gibi değil, sana vermez. Aslında verir de vermez...

Belki de verir.

Ben: Abla? Fadime abla: Sus, dinle. Hani öyle bir niyetin varsa, bam telini yakalaman lazım. İnkar etmenin bir faydası olmayacağını anlamıştım. "Kıskandın mı sen peki?" dedim, lafı ona çevirerek. Fadime abla eliyle havayı yarar gibi yaptı, "Yok be, ne kıskanacakmışım?" dedi gayet rahat bir tavırla. "Yalan yok, hoşuma gidiyon, tam benim kalemimsin. Şu her şeyi hallederiz tavırları, hiçbir şeyi siklemiyormuş gibi hareketler falan... Bazen alıp içime sokasım geliyor seni, yalan yok. Ama boş yere kendimizi kandırmaya da gerek yok. Ne demişler; karıncayı sikecen ama belini incitmeyecen. Yani demem o ki, kıskançlığın hiiiiç lüzumu yok. Bak, Rıza'yı pek kaile almam, aşk sevgi desen hiç olmadı aramızda. Yine de kocamdır; yakalayayım birisiyle ağzına sıçarım ki yapmışlığım da vardır ama sen... Bugün varsın, yarın yoksun. Akıllı adamsın, çok da faydan oldu, hakkını vereyim.

Kıskanmadım o yüzden. Hoş… Gidecen ya… Üzülüyom da..." Laf bitince odaya bir sessizlik çöktü. Fadime abla koltuğa iyice gömülüp bana baktı bir süre. Belli ki yeni bir soru geliyordu "Peki..." dedi ve sustu. "Dört demiştin geçen kahvede... O dördün içinde bu köyden var mı?" Kaç kişiyle birlikte olduğumu sorduğu o günü ima ediyordu. Hiç uzatmadan, "Var” dedim. "Kim?" Bir-İki saniye duraksadım, sonra döküldüm: "Behiye abla." Fadime abla bastı kahkahayı. "Hocam hem sikiyooon hem abla diyon..." dedi, gülmesi durunca "Bak sen şu bizim gavur İzmirliye! Güzel kadın, ağzının tadını da biliyon köpek. Sevindim ama, severim Behiye'yi. Kocadan yüzü gülmedi garibim. Bizim hayırsızın bir benzerlerinden de onda vardı. Hoş, bizimki yine yüzü yumuşaktır; ne bok yiyecekse gizli yapar, sonra yapmamış gibi durur ama onunki tam ayıydı. Yap gönlünü, sevinsin kadın."

Ağzımdan otomatik "İnşallah” kelimesi dökülüverdi. O an kendimi sanki bir hayırsevermişim gibi hissettim. Madem seviniyordu, demek ki bu da bir nevi hayır işiydi. "Az evvel de dedim ya; kafan her türlü cinliğe, dümene zehir gibi çalışıyor ama iş ciddiye bindi mi götünün üstüne oturuyon. Bak Fadime ablandan sana bir tavsiye, kulağına küpe yap da konuyu kapatalım, “Haddini bilirsen olursun patron… İstemesini bilirsen iner sana her don!” Dediğiyle sustu. Tam o sırada kapı "tık tık" etti. Fadime abla, "Sen dur, ben bakarım" diyerek yerinden doğrulup kapıya seyirtti, bende arkasından yavaşça kalkttım. İçeri giren Aynur ablaydı; elinde tepsiyle içeri daldı. Bizi görünce o meşhur neşesiyle, "N’aptınız bakalım Edi ile Büdü? Hayırdır pek düşünceli gözüküyorsunuz, derin mevzulara mı daldınız?" diyerek takıldı. Elindeki tepsiyle doğruca mutfağa geçti.

Üzeri örtülü tepsiyi tezgâha bırakırken bir yandan da ocaktaki çayı şöyle bir kokladı. "Olmuş olmuş, tavı gelmiş; tam vaktinde yetişmişim!" diyerek bardakları dizmeye başladı. Bir yandan çayları doldururken bir yandan da "Eee, anlatın bakalım, ne yapıyorsunuz?" diye sorguyu başlattı. Aynur ablayla Fadime abla laflarken, bende götün götün oturma odasına geçtim, pompadan sonra açtığımız camları kapattım. (Ev havalansın diye açmıştık… Aynur abla gelince evi suç mahalli gibi bırakmayalım dedim.) Sonra hep beraber oturma odasına geçip çaylarımızı yudumlamaya başladık. Laptopu getirdim; Fadime ablanın seçim vaatlerinde sözünü ettiği, köylere destek programları kurcalamaya başladık. Fadime abla pür dikkat notlarını alıyor, aradan bir iki tane danışman firma gözüne kestiriyordu; "Müsait bir vakitte şunları bir darlayalım" diye de ekledi. Laf döndü dolaştı, Fadime ablayla Aynur ablanın o büyük projesine geldi.

"Köydeki kadınlar için bir şeyler yapmamız lazım” dediler dertli dertli. "Erkeklerin odası var, kahvesi var; sabahtan akşama kadar taş dizip laf yarıştırıyorlar. Kadınların şöyle bir nefes alacak meşgalesi yok. Hem benim bu seçimden zaferle çıkmamın asıl kahramanları kadınlar, kimse çaktırmıyor ama orası ayan beyan ortada” dedi Fadime abla. Akıllarında bin bir çeşit fikir uçuşuyor ama henüz rayına oturmuş net bir plan yoktu. "Bize önce sağlam bir yer lazım, o işi çözersek gerisi gelir” diyorlardı. Niyetleri; ayda bir Kadın Danışma Günü gibi bir şey yapmaktı. Fadime abla gülerek, "Şöyle bir araya gelelim; yiyelim, içelim, dertleşelim... Erkekler kahvede bizi nasıl çekiştiriyorsa, biz de onları çekiştirelim. Kötü mü olur?" dedi. Ben de merakla sordum: "Peki, bu planın benimle ilgili kısmı ne?" Aynur abla söze girdi "Yahu hangi eve gitsem, iyi kötü bir köşeye bilgisayar koymuşlar.

Ama kadınlar makinelerin tozunu almaktan başka bir şey yapmıyorlar. Hiç değilse açsa bir müzik dinlese, internetten merak ettiği yemek tarifine baksa oya örneğine baksa fena mı olur?" dedi, cevabımı bekler gibi gözlerimin içine bakarak. "Güzel olur abla, hem de çok güzel olur” dedim. "İşte” dedi Aynur abla, "Bir yer ayarlarsak sen de gelip kadınlara iyi kötü şu bilgisayarı öğreteceksin. Hem sadece o da değil, senin elin her işe yatkın, bize her noktada faydan dokunur. Başka kime şunun ucundan tut diyeceğiz ki?" "Olur abla” dedim, "Ben her türlü varım. Siz isteyin yeter ki, dükkan sizin." Saat 10 sularıydı, telefon titredi; baktım Rahmi Hoca. "Eve yeni geçtim" dedi sesi yorgun ama hevesli geliyordu. Kiraz ablalarla birlikte Hüseyin amcanın taziyesinden dönmüşler muhtemelen ”Müsaitsen gel de şu oyunu bir canlandıralım” dedi. Ben de isim vermeden "Hocam misafirim var, şimdi çıkamam” diyecek oldum; "Tamam o zaman" dedi ama hemen arkasından asıl arama sebebini söyledi "Yahu bu oyun yine sistem dosyası eksik hatası veriyor, açılmıyor mübarek!"

Aslında çözümü basit; internetten bir 'dll' dosyası indirip oyunun kurulu olduğu klasöre kopyalayacaksın oldu bitti. Ama gel de bunu Rahmi Hoca’ya telefonda tarif et! Anlatması, yapmasından bin kat daha zor. "Hocam” dedim, "Ben bir koşu geleyim de iki dakikada halledivereyim." Önce bir "Yok mok, zahmet etme" diye naz yaptı ama belli ki içi içini yiyor, oyun açılmazsa gece ona uyku yok. "Fazla vaktimi almaz” diyerek kestirip attım. Hemen Aynur ablayla Fadime ablaya durumu çıtlattım "Tamam git gel bakalım, biz laflıyoruz zaten" dediler. Gidince vakit kaybetmeyeyim diye laptoptan lazım olan dosyayı indirip flaş belleğe attım. O sırada aklıma bir cinlik geldi... Benim laptopta 'foobar2000' diye bir program var; bilen bilir, Winamp’ın bir değişiği. Ses kaydı da yapabiliyorsun. Kulaklığı taktım, laptopu da sanki çok masum bir iş yapıyormuş gibi sehpanın tam ortasına bıraktım.

Programda kaydı başlattım; "Ablalar, bilgisayar güncelleme yapıyor açık kalsın. Ben beş dakikaya geliyorum” deyip kapıyı çekip çıktım. Arabaya atladığım gibi Rahmi Hoca’nın kapısındaydım. Bir baktım, hoca balkona çıkmış, sanki asker yolu bekleyen taze gelinler gibi gözü yollarda beni gözlüyor. Canım hocam, gerçekten çok seviyorum kendisini ama oyun aşkı bambaşka bir seviye. Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #63):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki