BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 68 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 68 / 84 BÖLÜM 22 dk okuma 16,740

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 68. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Aynur abla bir an durdu, sonra sitemle “Anlatacağım merak etme, hepsini anlatacağım kafamı bıraktın be çocuğum.” Hay çocuğunun amına koyum dedim içimden. Yorum yapmadım, sustun. Aynur abla devam etti anlatmaya “O gün biz Ömer, Gülşah, Rahmi falan Fadime’ye gittik otururken Rahmi yatsı namazı vakti yaklaşınca ben kalkayım dedi. Fadime’nin kocası da kahveye diye çıkacak olunca Fadime kadınlar kalsın oturalım, erkekler giderse gitsin dedi. Normalde Gülşah oturmayı sohbeti çok sever, kocası kal dese de gideyim diye tutturdu. Zaten otururken gizli saklı elinde telefon mesajlaştığını görmüştüm, böyle olunca içime iyice bir şüphe düştü, anladım Kahraman'la bir işler çevireceğini.” Durdu bir an, "O gün amacım aslında Gülşah’tan önce Kahraman’ın kaldığı yere gidip yan yana gelmelerine engel olmaktı ama yetişemedim. İşin daha kötüsü, doktorun yanına giderken Gülseren abla var yol üstünde..."

"Biliyorum, süt falan alıyorlar ondan." "Evet o" dedi Aynur abla. "O Gülşah’ı görmüş Kahraman’ın kaldığı yere girerken. Yolda önümü kesti; Gülşah doktorun yanına girdi, kocası camideyken bekar adamın yanında ne işi var gece vakti? Deyince ben de Gülşah’ı kurtarmak için yalan uydurmak zorunda kaldım. Ben de Kahraman’ın yanına gidiyorum, hep birlikte buluşuyoruz, bir mevzu var onu konuşacağız, dedim. Hatta ben Gülümser ablayla konuşurken sen de önümüzden geçtin, hiç bize dönüp bakmadın bile! Seni de gösterdim; Bak Bayram da oraya gidiyor, deyince öyle ikna oldu kadın. Yoksa o laf iki güne kalmaz tüm köyün diline düşerdi." Sonra gözlerime bakarak “Sonra oradan çıkınca sana baktım önce göremedim seni, zorla buldum, geçmişsin bir köşeye, Kahraman’ın kapıyı gözetliyorsun. Yanına gitmeye çekindim o an, caminin arkasından dolanıp senin beni görmeyeceğin bir yere gizlendim.

Dedim bu şimdi bir delilik yapar falan, malum Kahraman’dan pek hazzetmediğinin farkındayım…” Peki bundan sonra ne olacak peki diyebildim sadece. Aynur abla başını hafifçe salladı “Bilmiyorum Bayram… Bilmiyorum… Umarım her şey daha kötü olmaz. Gülşah’la konuşmanın faydası yok, onu anladım. Umarım farkına varır hatasının, son verir buna. Yoksa köy yerinde her taşın altında bir çift göz var, elbet bir gören duyan çıkar. Senden tek isteğim bu konuyu kimseye açma. Gülşah’la ya da Kahraman’la konuşayım gibi bir işe kesinlikle girme… Tamam mı?” “Tamam,” dedim kısaca. Ortama sessizlik çöktü. Ne ben bir şey söyledim ne o. Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz ama yüksek sesle söylemek istemiyoruz. Aynur abla oturduğu yerden kalktı “Ben gideyim, evdekilere hemen gelirim demiştim.” Ben de arkasından yavaşça takip ettim kapıya kadar. Aynur dış kapıyı açmadan dönüp gözüme baktı.

Her zamanki dik, inatçı bakışı gitmiş, yerine mahcup bir ifade gelmiş. Gözleri hafif nemli gibi. “O gece sana ağır konuştum Bayram… Özür dilerim” dedi usulca. “O laf… Köpek lafı ağzımdan kaçtı, öyle bir sözü hakketmiyorsun sen… Saçmaladım. Ne kadar kızsan haklısın…” Terliklerini ayağına geçirip kapıdan çıktı. Gitmeden son kez “Bir de… Kendin bilirsin ama benim o Cavidan denen kızı hiç gözüm tutmadı. Ama yine de sen bilirsin.” deyip döndü gitti. Bir şey demek içimden gelmedi. Klişe cevapların arkasına sığınmak istemedim o an. Ya da Aynur abla daha çok ilgi göstersin gibi bir niyetim de yok. Sadece kırgınım ve zamana ihtiyacım var. Bir süre Aynur ablayı izledim, adımları uzaklaştı. Sonra yavaşça kapıyı kapattım. O gün saat 4'e kadar evden çıkmadım, içimden de gelmedi zaten. Aynur abla "Cavidan'ı gözüm tutmadı" deyince, bir an "Keşke bugün mü gitseydim Cavidan'la buluşmaya?" diye düşündüm.

Bundan sonra Aynur abla ne derse tersini yapacaktım, kafaya koymuştum. Uzun süre evde kaldım, klasik oyun-Dizi-Maç üçgenine sıkışmış halde. Yeni çıkan yabancı dizilere göz atıyordum, gelişigüzel birine başlata bastım, tam izlemeye başlayacağım Behiye ablanın oğlu Ferhat aradı. Hanımını götürmek için köye gelmiş, şimdi ilçeye dönüyormuş. "Kendi evime yeni TV almıştım, eskisini annemlere getirdim ama kanalların hiçbiri açılmadı, sen anlar mısın?" diye sordu. "Bakmam lazım," dedim. "Müsait olunca bakıver hocam, annem izliyor arada, sıkılmasın evde," dedi. İşim yoktu, müsaittim; "Bir saate giderim," dedim. Kapatmadan, "Osmancan'ın da kulağını çekiver, babaannesinin sözünü dinlemiyor, derslerini falan yapsın," diye rica etti. Telefonu kapattık. Bok gibi giden her şeyin üstüne bu haber beni mutlu etmeye yetmişti. Behiye ablanın çağırmasına gerek kalmadan, Ferhat kendi elleriyle annesini bana teslim etmişti resmen.

Bana bu kadar güveniyor olması işime geliyordu ama yine de beni arkadaşı olarak gören bir adamın arkasından annesiyle yatıp kalkmak... Böyle düşününce içimde ufak da olsa bir huzursuzluk yarattı. Öğrense bana ne derdi kim bilir? Ferhat’la konuştuktan sonra üzerimi değiştirip Behiye ablayı aradım. Ferhat'ın aradığını söyledim, "Haberim var," dedi. "Müsaitsen geliyorum," deyince "Müsaidim," dedi. O da beni bekliyordu anlaşılan. Havalar ısındığı için yürüyerek gittim. Daha önce de dediğim gibi; karı kız işlerinde araba kullanmak köy yerinde pek doğru değil. Nerede olduğun kabak gibi belli oluyor; ondan sonra "vermese de verdi" derler, anlat derdini anlatabilirsen... Behiye ablaya vardığımda Osmancan'la birlikte kapıda beni bekliyorlardı. Behiye ablanın üzerinde her zamanki ev hali: diz altında çiçekli beyaz etek, üstünde koyu yeşil ince hırka, saçlarında yüzünün güzelliğini daha da ortaya çıkaran açık pembe bir çember…

Birkaç tel yanağından aşağı düşmüş. Her giydiği nasıl da güzel yakışıyordu iki gözümün çiçeğine. Osmancan beni gelecek diye evden dışarı çıkmamış, arkadaşları çağırsa da “Bayram hocam gelecek” diye tutturmuş. Bazen çocukların seni sevmesi de iyi olmuyor, onu öğrenmiş oldum. Ferhat’ın getirdiği televizyonu çalıştırdım. Ekran hemen “Sinyal Yok. Lütfen anten bağlantınızı kontrol edin.” hatası verdi. Behiye abla tüh tüh diye söylenmeye başladı “Keşke hiç değiştirmeseydi, önceki yine çalışıyordu.” “Abla merak etme, hallederim,” dedim. Anten kablosunun ucundaki metal başlığı (F konnektör) çevirerek yerinden çıkardım. Sorun tam da tahmin ettiğim gibiydi. Ferhat kabloyu takarken gelişigüzel zorlamış; anten kablosunun içindeki o kalın bakır telin etrafındaki incecik, saç teli gibi gümüş tellerden bir tanesi, orta kısımdaki bakıra temas ediyordu. “Baksana buraya Behiye abla,” dedim kabloyu ona göstererek.

“Şu incecik tel var ya, hani saç teli kadar olan… İşte bu yaramaz, gidip ortadaki ana damara dokunmuş. Elektrikte olduğu gibi antende de kısa devre yapar bu. Sinyali daha televizyona girmeden toprağa gömüyor.” Bir tane bıçak istedim, ince telleri geriye doğru iyice taradım, bakır ucu temizledim ve konnektörü sıkıca tekrar vidaladım. Televizyonun arkasına kabloyu tekrar takıp kumandadan "Otomatik Tarama"ya bastım. Birkaç saniye içinde yüzdelik çubuk ilerlemeye başladı ve ilk kanal ekrana düştü. Renkler cam gibi net, ses pürüzsüzdü. Behiye abla kumandayı eline aldı, yüzünde çocuk gibi bir sevinç belirdi. "Her iş de elinden geliyor," dedi. "Başka işler de var elimden gelen, onları da göstereyim gitmeden," deyip kalçasına bir çimdik attım gizlice. Behiye abla biraz kızardı, gözleriyle yanı başımızda gözlerini TV’den ayırmadan bakan Osmancan'ı gösterdi "yapma" der gibi.

Böyle gizli saklı Behiye ablayla elleşmek acayip hoşuma gidiyordu amına koyayım. Ama Osmancan dibimizden ayrılmadan promosyon gibi takılacaksa bizim iş yine yaştı. Babasının bana söylediklerini hatırlattım Osmancan’a “Baban derslerini yapman için bana özellikle tembihledi. Senin adına söz verdim derslerini düzgünce yapacak diye” dedim. Osmancan’ın derdi belli, Sabah Ömer hocaların çocuklara kurduğum oyunun haberi uçmuş, aynısından istiyor. “Ödevlerini bitir, söz kuracağım,” dedim. Zaten aklıma gelmişti buraya gelirken. Osmancan istemese bile ben Behiye ablayla yalnız kalabilmek için yine kuracaktım. Pazarlık yaptı, “Hiç değilse yarısını yapayım ödevlerin.” Kıramadım. Nerden baksan en az yarım saat idare eder bu Osmancan. Bu süre bana yeter de artar. “Dersin başına oturunca kalkmadan bitireceksin, söz ver” dedim. Osmancan odasında dersin başına oturunca ben yanından ayrılıp mutfağa geçtim.

Behiye abla yemek yapmış, sofra hazır. Mutfağa girdiğimde ocakta çayın üstüne su çekiyor. “Çayı yemekten sonra içeriz diye erkenden demledim,” dedi, sesi biraz kısık, titrek. Benden cevap gelmeyince döndü, çaydanlığın kapağını açıp içine bakar gibi yaptı. Bir adım atıp arkasından yaklaştım. Ellerim kalçasına değdi, hafifçe sıktım. Nefesi kesildi, çaydanlığın üzerindeki ellerini indirip tezgâha dayadı. “Osmancan yan odada,” diye fısıldadı. “Biliyorum” dedim, dudaklarımı ensesine değdirdim. “Ses çıkarmayalım o zaman.” dedim Behiye abla başını hafifçe yana eğdi, öpücüklerime yer açtı. Ellerim hırkasının altından içeri kaydı, karnını, göğüs altını okşadım. Teni sıcaktı, biraz terli – ben gelmeden önce mutfakta olduğundan olsa gerek. Parmakları sütyenin askısını buldu, omzundan aşağı indirdim. Behiye ablanın memesi avucuma düştü, yusyuvarlak, yumuşak, büyük.

Usulca sıktım, başparmağımla meme ucunu okşadım. Behiye ablanın ağzından küçük, bastırılmış bir inleme çıktı. “Dur… Duyacak,” dedi Behiye abla, ama elimi tutup daha çok bastırdı göğsüne. Yavaşça yüzünü bana çevirdim, sırtını tezgâha yasladım. Yüz yüze geldik. Behiye ablanın gözleri nemliydi, yanakları kızarmıştı. Eğildim, dudaklarımı Behiye ablanın dudaklarına değdirdim – önce hafif, sonra biraz daha bastırarak. Behiye ablanın dili utangaç utangaç dilime dokundu. Elim belinden eteğinin altına kaydı. Behiye ablanın bacağı titredi o an. Parmaklarım önce kilotunu buldu sonra külotunun kenarından içeri girdi, amının üzerine gelince ıslaklığı hissettim. Dur yapma demesi hikayeydi. Deli gibi istiyordu oda. Elim amının üzerindeyken Behiye ablanın nefesi hızlandı, omzuma yapıştı. “Burada olmaz,” dedi sadece benim duyacağım kadar bir sesle. “Nerede olsun?” dedim aynı onun gibi sessizce.

“Yatak odasına geçelim… ‘’ deyip elimden tutup ben çekeleyerek yatak odasına götürdü. O kısa mesafede önümde bir sağa bir sola sallanan kalçasını tutup ısırmamak için kendimi zor tuttum. Götüne bitiyordum. Yatak odasına geçer geçmez Behiye abla kapıya yöneldi, elini kilide uzattı. “Dur, kapıyı kilitleyim önce…” diye fısıldadı, sesi hem telaşlı hem de heyecanlı. Ama ben duramadım. Arkasından sarıldım, kollarımı beline doladım, göğsümü sırtına yasladım. Pantolonumun önündeki kabarıklık tam yerini bulmuştu; sikim Behiye ablanın kalçalarının arasına yerleşiverdi, elbiseler olsa da hisediyordum sıcaklığı, yumuşaklığı… Sikim anında daha da sertleşti, pantolonun içinden zonkluyordu resmen. “Bayram… Dur dedim ya…” dedi ama dinleyen kim. Ellerim hemen yukarı kaydı, hırkanın altından memelerine ulaştım. Avuçlarım doldu, sıktım, meme uçlarını parmak uçlarımla bulup hafifçe çektim.

Boynuna eğildim, ensesinden öpmeye başladım. Kokusu başımı döndürüyordu. Behiye abla karşı çıkmadı. Aksine kendini bıraktı. Kalçalarını sağa sola sallamaya başladı, yavaş yavaş, bilerek. Arasındaki sikim her sallanışta daha da sıkıştı, daha da sertleşmişti. Sonra kollarımdan sıyrıldı, bana döndü. “Osmancan…” dedi fısıltıyla. “Gelmez değil mi?” İçimden “Hay Osmancan’ın mk koyayım” diye geçirdim, ama tuttum kendimi. Sadece güldüm, “Hiç merak etme abla… Gelmez. Yarım saat sürer dersini bitirmesi O arada seni üç kere sikerim, en az.” Gözleri parladı, dudakları kıvrıldı. “O kadar mı azdın sen?” dedi, şaşkın şaşkın, “Sana özel,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Sadece ve sadece sen geçirirsin bu azgınlığımı.” Hoşuna gitti, belliydi. Elini göğsüme koydu, okşadı. “Yerim o azgınlığını senin…” dedi yumuşakça. Sonra “Ben de farklı değilim senden… İnan ki deliriyorum.

Geceleri senin hayalinle yatıyorum. Her tarafımda kabarcık çıktı seni düşünmekten.” Elimi tuttu, yavaşça aşağı indirdi, eteğinin üstünden amının üzerine götürdü. “Bak… Yanıyor. İyice bastır.” Avucumu bastırdım. Sıcak, dolgun amı… Avuçlarımın içini tamamen doldurmuştu. Behiye abla gözlerini kapadı, hafifçe inledi. ''Kocacığım de bana'' dedim Behiye ablaya, yüzü güldü, ''Kocacığııımmm'' dedi uzatarak, ''bitanecik Kocacığımm'' dedi sanki inler gibi. İçimi gıdıkladı bu sözleri, sesinin tonu. Dudağına yapıştım, ''Karıcığım, güzel karıcığımm'' dedim bende. Eteğini yavaşça aşağı sıyırdım, baldırlarına kadar indirdim. Geri kalanı kendiliğinden yere düştü. Altında ince, beyaz bir külot vardı – ıslaklık lekesi bayağı belirgindi. Behiye abla hırkasının düğmelerini çoktan açmıştı bu sırada. Elbisesini başının üstünden çıkardı, çemberini kafasından sökerken saçları dağıldı, omuzlarına döküldü.

O anda ben de hızlıca kot pantolonumu sıyırdım, beyaz tişörtümü başımdan attım. Geriye Behiye ablanın gözleriyle aynı renk, parlak yeşil boxerım kaldı. Sikim boxerın önünü iyice germiş, başı neredeyse dışarı fırlayacak gibiydi. Behiye abla bana baktı, gözleri aşağı kaydı, boxerın üstündeki kabarıklığa. Dudaklarını ısırdı, gülümsedi “Bak sen… Yeşil… Bana özel mi giydin bunu?” “Senin için,” dedim. “Senin gözlerinle aynı renk’’ deyince hoşuna gitti. Bana bir adım attı, elini boxerın üstünden sikime koydu, okşar gibi sıktı. “O zaman bekletme beni… Hadi gel.” Yatağa doğru yürüdük. Behiye abla yüz üstü yatağa uzandı kafasını kollarının üzerine yasladı, bacaklarını hafifçe açtı. Ben üstüne eğildim, boxerımı sıyırdım, sikim dışarı fırladı, dimdik, damarları kabarmış. Kalçasına birkaç kere sıkıp tokatladım “Götün taş gibi,” dedim, avuçlarımı kalçalara koyup ayırdım.

Manzara harika. “Ama amında çok güzel… Islak ıslak parlıyor.” Behiye abla gülümsedi “Konuşma öyle… Utanıyorum.” Deyince “Utanma. Göt deliğin bile kabarmış bak, sikilmek istiyor resmen.” Diyerek sikimi elime aldım, bir ayağımı diğer tarafına atarak Behiye ablayı dizlerim arasına aldım. Sikimin kafasını Behiye ablanın amının dudaklarına dayadım, ileri geri sürtündüm. “İçine sok artık… Dayanamıyorum” dedi Behiye abla, kalçasını yukarı kaldırıyordu girmem için. “Hemen olmaz, önce yala biraz,” dedim, omzundan tutup sırt üstü çevirdim. “Dön de ağzına al.” Deyip üstünden kalktım. Behiye abla yerinden kalkıp dizleri üstünde önüme geldi. Daha rahat olsun diye dizlerim üstüne oturup hafif kalktım, sikimi kısa parlement ikram eder gibi Behiye’ ablanın yüzüne doğru uzattım – başı şişmiş, damarları kabarmış, ucundan hafif bir damla sızmıştı. Behiye abla ikramımı geri çevirmedi.

Sikimi ağzına aldı. Dilini başından aşağı kaydırdı, taşaklarımı yaladı. Birden içim gıdıklanır gibi oldum, taşaklarımdan enseme doğru ürperti geçti, tüylerim diken diken oldu “Offf… Çok fena oldum” dedim Behiye abla güldü, sonra tekrar emmeye başladı. Saçlarından tuttum, hafifçe bastırdım. “Derine al… Boğazına kadar hadi karıcığım.” Behiye abla öğürdü biraz, gözleri yaşardı ama bırakmadı. Bir süre sonra elimi bıraktım, “Yeter… Şimdi amına gireceğim.” Deyip hızlıca kalkıp Behiye ablanın arkasına geçtim. Belinden kavrayıp götünü yukarı kaldırdım. Elimde tuttuğum sikimi amının yumuşak dudakları arasına getirince, bir hamlede köküne kadar soktum. Behiye ablanın ağzından bastırılmış bir inleme çıktı. “Offf… Amın yanıyor resmen, sıkı sıkı sarıyor sikimi.” dedim tamamen içindeyken. “Çıkarma… Taşaklarına kadar kökle… Öyle kal,” dedi Behiye abla omzundan geriye doğru bakarak.

Yavaş yavaş gidip gelmeye başladım. Her seferinde biraz daha derine. “Götüne de parmak atayım mı?” diye sordum. Behiye başını salladı. “At… Ama yavaş… Acıtma.” İşaret parmağını tükürükledim, göt deliğine dayadım, yavaşça içeri soktum. Behiye ablanın kalçaları gerildi. “İkisine birden girince amın daha çok kasılıyor… Bak, sikimi sıkıyor resmen.” Dedim. Behiye abla fısıldar gibi ‘’evet evet kocacığım’’ dedi sadece. Hareketlerim hızlandı. Kasıklarım git gel yaptıkça Behiye ablanın götüne çarpıyordu, hafif şap şap sesi çıkıyordu. Behiye abla dişlerini sıktı, inlememek için elini ağzına kapattı. Arkasından girip çıkarken ikimiz de nefes nefese kalmıştık. Behiye ablanın amı ıslak ıslak kayganlaşmış, her seferinde şapırtılı bir ses çıkıyordu. Bir elim Behiye ablanın göğsünde, meme ucunu sıkarken diğer elim kalçasına yapışmış, göt deliğine hafifçe baş parmağımı bastırdı.

“Offf… Bitiyorum lan… Şu amın sikimi yutuyo resmen…” diye fısıldadım. Behiye başını öne eğmiş, saçları yüzüne yapışmış halde inliyordu “Durma… Daha sert sik… Götümü de okşa… Hiç durma’’ Son bir kez daha amına girip çıktıktan sonra kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. Behiye abla elleriyle dizleri üstünde yanıma geldi bir bacağını diğer tarafıma attı, sallanan sikimi yakalayıp tek hamle de amına sokmuştu. Ben azgınım demiştim ama Behiye abla benden de beterdi. Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyuldu. Küçük, telaşlı adımlar. “Babanneeee! Babanneeeee!” Hay babannenin amına koyum Osmancan dedim ama… Zaten tamda onu yapıyordum. İlk defa bir küfrüm yerini bulmuştu mk (17 mart 2012 18:20) Osmancan’ın sesiydi. Kapı hafifçe tıklatıldı. Behiye’nin gözleri faltaşı gibi açıldı. Vücudu gerildi, amı istemsiz kasıldı – Sikimi öyle bir sıktı ki nefesim kesildi.

Behiye abla ilk başta sesini çıkarmadı. Sadece yavaşladı, ama tamamen çıkmadı – hâlâ yarısı içindeydi. Zorla doğrulmaya çalıştı, ama kucağımda olduğu için dengesini kaybedip tekrar yaslandı. Zorla “E… Efendim?” diyebildi sonunda. Hem yediği yarağın zevkinden hem de Osmancana yakalanmanın korkusundan sesi titrek, boğuk çıktı, sonra kendini toparlayıp biraz daha yüksek sesle “Efendim Osmancan? Ne oldu yavrum?” Osmancan kapının öbür tarafından “Babanneeee, su içecem ama şişe yüksekte kaldı!” Behiye abla kucağımda hafifçe zıplıyordu hâlâ, istemeden, refleksle. Sikimi içine alıp çıkarıyordu azıcık, sessizce. Nefesi kesik kesikti. “Dur… Dur yavrum… Şimdi gelecem” dedi Behiye abla, sesi arada inlemeye yakın çıkmıştı. Yatakta dirseklerim üzerinde doğrulup fısıldadım “Devam et… Yavaşça zıpla… Çocuk beklesin biraz.” Behiye abla dişlerini sıktı, bir yandan Osmancan’a cevap verirken bir yandan kalçalarını hafifçe oynatıyordu:

“Şimdi… Getiriyorum suyu… Sen dersinin başına otur… Ha?” Tam o sırada kapı zili çaldı. Bir kez, iki kez. Şimdi yarrağı yedik, Gök kısmetten çıkınca yarak bağdattan gelir diye boşuna dememişler. Osmancan çoktan kapıyı açmaya koşmuştu. Behiye abla panikle “Eyvah eyvah. Allah’ım yarabbim… Kim o?” Çok geçmeden ayak sesleri duyuldu koridorda. Kapıdaki ses komşunun oğlu Davut’un sesiydi. “Behiye ablaaaa! Annem çay içmeye çağırıyor sizi, hadi gelin!” Behiye nefes nefese, sesini düzeltmeye çalışarak “Davutcuğum… Biraz rahatsızım bugün… Tadım yok… Kusura bakma, gelemem.” Davut “Aaa tamam abla… Geçmiş olsun. Osmancan gelse olur mu?” Osmancan hemen atıldı “Ben de gitmem! Bayram öğretmen nerde babanne? Görmedim onu.” Behiye abla dondu kaldı. Sikim hâlâ içindeydi, hafifçe kıpırdanıyordu. Kulağına eğildim, fısıldayarak “Söyle… Oyun getirmeye gitti… Gelecek birazdan…

Dersin başından kalkmasın’’ dedim. Behiye abla yutkundu, sesini toparladı “Osmancan… Bayram öğretmen sana oyun getirmeye gitti eve… Birazdan gelecek. O gelene kadar dersinin başından kalkma tamam mı yavrum? Söz mü?” Osmancan’ın sesi birden şenlendi “Söz babanne! Yaşasınnn Süper!’’ Behiye abla zorla güldü “Hadi şimdi odana koş, dersine devam et.” Osmancan sevinçle ayaklarını vurarak uzaklaştı. “Yaşasınnn!” diye bağırarak odasına koştu. Davut da “Tamam abla, geçmiş olsun, kendine iyi bak. Anneme söylerim,” deyip gitti. Dış kapının kapanma sesi geldi. Sessizlik çöktü. Behiye başını çevirdi, Bana baktı. Yüzü kıpkırmızı, gözleri nemli. “Az kalsın yakalanıyorduk… Kalp krizi geçiriyordum.” Güldüm, yavaşça alttan amına gir çık yapmaya başladım. “Ama amın daha da ıslandı… Heyecanlandın mı yoksa?” Behiye abla utançla güldü, kalçalarını geri itti “Sus…

Devam et hadi… Bitir artık… İçime boşal bu sefer… Kimse gelmez artık.” Daha da hızlandım. Ellerimi Behiye’nin kalçalarına koydum, o kalçasını havada tutarken ben sertçe sokup çıkarmaya başladım. “Al bakalım… Amına koyuyorum yine… Sıkı tut sikimi…” Behiye abla inledi, bu sefer sesini tutmadı pek "Hadi... Gömül iyice... Tam oraya boşal, sakın çekme... Ahh, hepsini istiyorum, tek damlası dışarı çıkmasın..." Birkaç güçlü git gel daha yaptım, sonra titreyerek amına boşaldım. Behiye abla birkaç kere daha git gel yaptı üstümde geç geçmeden sonra iyice bastırarak sikimi içinde tuttu, orgazm oldu, bacakları titreyerek kasıldı, amını sımsıkı sıktı. Ben kendimden geçmiştim ama Behiye abla sikimin üzerinde kalçasını çalkalamaya devam ediyordu biraz daha bu şekilde kalçasını çalkalamaya devam ederse döllerim amında yayık ayrana dönecekti. Yorulunca durdu sonunda, kendini üzerime bıraktı.

Gözlerime bakarak fısıldadı “Osmancan’a da öğretmen oyun getirmeye gitti diye yalan söyledik ya… Ayıp oldu.” Dedi. Yani ‘’beni sikiyor diyemeyeceğine göre mecbur öyle oldu’’ dedim gülerek. Behiye abla omzuma vurup kolumu çimdikledi. “Hem yalan değil ki… Ben sana en güzel oyunu getirdim az önce.” Dedim gülerek. Behiye abla bir kez daha omzuna hafifçe vurdu, ama gülüyordu. Yavaşça doğrularak kucağımdan indi. İkimiz de ter içinde. Behiye abla aşağıya, kucağıma baktı; sikim artık yarı yarıya küçülmüş, başı hafifçe sarkmış haldeydi. Gülerek başını salladı “Hani üç kere yapacaktın? Bir defadan sonra ufalmış gitmiş bu bak… N’oldu aslan kocama?” Elimle sikini tutup hafifçe sıvazladım “Öyle mi? Merak etme abla… Onu iki dakikada kaldırır, bir postada götüne kayarım ben. Söz.” Behiye abla bir şey demedi. Hadi bakalım der gibi gülerek yataktan indi.

Odanın köşesindeki küçük sehpada duran mendil paketinden bir tane çekti, eğilip sikimi nazikçe sildi. Başını, taşaklarımı, kalan döl izlerini temizledi. Sonra mendili kenara koydu. “Dur, ben bir kendime su tutayım… Yapış yapış oldum,” dedi fısıltıyla. Odanın içindeki banyoya doğru yürüdü, kapıyı hafif aralık bıraktı. İçeriden su sesi geldi – iki dakika kadar sürdü. Musluk açıldı, kapandı, sonra tekrar açıldı. Ben yatağa sırt üstü uzanmış bekledim. Gözüm önce saate kaydı, sonra sikime baktım; neredeyse tamamen kalkmıştı yine. Damarları belirginleşmiş, başı şişmeye başlamıştı. Behiye abla banyodan çıktı. Yüzü ıslak, yanakları daha da kızarmış, saçları hafif nemli. Gözleri doğrudan sikime kaydı, gülümsedi “Sana da şaka yapmaya gelmiyor ha… Baktım yine dimdik olmuşsun.” “Olmaz artık abla… Götünü sikmeden gitmem ben burdan. Söz verdim.” Dedim sırıtarak.

Behiye abla kahkaha attı – sessiz, boğuk bir kahkaha. Utangaç utangaç yanaşıp kucağıma oturdu, bacaklarını iki yana açarak. Alttan elini uzattı, sikimi avuçladı. Parmaklarını etrafında gezdirdi, hafifçe sıktı, başını okşadı. “Sen istemesen bile ben götümü siktirmeden göndermem seni,” dedi gözlerini gözlerime dikerek. Bu sözleri hoşuma gitmişti içten, keyifli bir gülüş çıktı benden. Behiye abla kaşlarını kaldırarak “Neye güldün şimdi?” diye sordu Elimi Behiye ablanın kalçasına koydum, hafifçe sıktım; “Sen böyle sikmeli götlü konuşunca… Çok hoşuma gidiyor. Sanki başka bir Behiye çıkıyor ortaya. Hem utanır gibi, hem de gözün kararmış gibi… Bayılıyorum buna.” Behiye ablanın yanakları daha da kızardı, ama elini çekmedi. Aksine sikini daha sıkı kavradı, yavaş yavaş sıvazlamaya başladı. “Öyle mi?” dedi kısık sesle. “O zaman dinle bak… Bu göt senin bugün.

İstediğin gibi sik. Ama yavaş ol, ses çıkarmayalım. Osmancan duymasın.” Elim Behiye ablanın kalçasının altına kaydı. Parmaklarım göt deliğine değdi – hâlâ biraz ıslak, biraz terli. “Şimdi mi?” diye sordum, Behiye abla başını salladı, kucağında hafifçe kıpırdandı “Şimdi… Ama önce parmakla biraz aç. Acele etme.” Orta parmağımı ağzıma getirip tükürükledim, Behiye ablanın göt deliğini bulup dayadım. Hafifçe bastırdım, içine gömüldü. Hemen kucağımdaki Behiye ablanın nefesi kesildi, sırtı gerildi. “Aman… Yavaş… Ohh…” İkinci parmağımı, işaret parmağımı da ekledim, yavaş yavaş açmaya başladım. Behiye abla kucağında zıplar gibi hareket etti, elinden bırakmadığı sikimi sıvazlarken kendi götünü parmaklattı. “Tamam… Yeter,” dedi bir süre sonra. “Şimdi sok… Hadi.” Tam sikimin üzerine gelecek şekilde kucağıma yerleşti. Sikimi tuttu, başını götünün deliğine dayadı ve yavaşça kalçasını bastırdı.

Baş girince ikimiz de anlaşmış gibi aynı anda inledik – bastırılmış, derin bir inleme. “Offf… Daracık,” dedim. Behiye abla dişlerini sıktı "Hımm... Alıştır... Yavaş, kurban olayım... İçim sızlıyor Bayram, nasıl doluyum öyle..." Kalçalarını tuttum, yavaşça köküne kadar oturttum. Behiye ablanın götü sikimi sımsıkı sarmıştı. “Tamam… Şimdi sen zıpla abla… Ben tutuyorum.” Behiye abla ellerini omuzlarıma koydu, yavaş yavaş yukarı aşağı hareket etmeye başladı. Her inişte derin bir nefes alıyor, her kalkışta hafif inliyordu. "Offf... Alev aldı sanki... Sızlıyor ama çok iyi... Hadi Kocamm, aban... Acıma, sik götümü... Hepsini alayım, mahvet beni..." Ben alttan destek vererek kalçalarını kaldırıp indiriyordum. Ritm hızlandı. Behiye ablanın memeleri sallanıyordu, Doğrulup birini ağzıma aldım, meme ucunu emdim. Behiye abla " Bırakma sakın! Doldur götümü, hepsini oraya kus...

Mahvet beni Bayram, hadi..."diye fısıldadı. Gözlerim karardı o anda. Ellerim Behiye ablanın kalçalarını daha sıkı kavradı, bir anda doğruldum. Behiye ablayı kucağımda tutarak ayağa kalktım – bacakları hâlâ iki yana açılmış, sikim hâlâ içindeydi. Behiye abla kollarını boynuma doladı, korkuyla karışık bir heyecanla: “Aman… Düşücem…” “Düşürmem abla,” dedim “Sıkı tut.” Birkaç kez ayakta sikmek için kaldırıp indirmeye çalıştım ama yorulmuştum, Behiye ablayı yatağa sırt üstü yatırdım, bacaklarını omzuma aldım, dizlerini iyice açtı. Göt deliği tamamen ortaya çıkmıştı – kızarmış, ıslak. Sikimi bir kez daha tükürükledim, başını götüne dayadım ve tek hamlede köküne kadar soktum. Behiye ablanın ağzından uzun, bastıramadığı bir inleme çıktı “Aaaahhh… ‘’ başka bir şey söylemedi. İyice öne eğildim, ellerimi yatağa dayadım ve sert sert pompalamaya başladım.

Her girişte kalçam Behiye ablanın götüne çarpıyor, odada şak şak şak sesleri yankılanıyordu. Yatak gıcırdıyordu, başucundaki lamba hafifçe sallanıyordu. Behiye ablanın elleri çarşafa yapıştı, tırnakları kumaşı yırtarcasına sıktı. Memeleri ileri geri sallanıyordu. Eğilip birini ağzıma aldım, meme ucunu ısırdım – hafifçe, ama acıtacak kadar. “Al… Götünü sikiyorum işte… Daracık götün sikimi yutuyor,” diye zevkle homurdandım. Behiye ablanın gözleri kaymıştı, çenesi açıldı birden nefesi kesik kesik "Ahh! Öyle... Sert gir... Mahvet beni Bayram, ne olur... Of, geliyor... Doldur... Doldur her yerimi... Götüme boşal, sakın çekme... Ahh, hepsini istiyorum..." Şak şak sesleri hızlandı. Kalçalarım Behiye ablanın kalçalarına vurdukça yatak iyice gıcırdadı. Artık Osmancan gelir mi, yakalar mı diye düşünmüyorduk bile – o an sadece aldığımız zevk vardı.

Behiye ablanın götü her sokuşta daha çok kasılıyor, sikimi mengene gibi sıkıyordu. Behiye abla diğer yanan bir eli amının üzerinde kendini parmaklıyordu. ‘’Bayram’’ dedi, ‘’Bayram ben gelecem, zor tutuyorum kendimi hadi sende gel’’ diye inledi. Bu sözü duyunca nefesim hızlandı, tüm kaslarım gerildi “Geliyorum… Abla… Boşaldım…” Behiye abla bacaklarını daha da açtı, iki böklüm olmuştu neredeyse “İçime… Doldur hepsini… Ver hepsini…” Kalan gücümle son birkaç hamle daha yaptım, sonra tüm vücudum titreyerek içine boşaldım. Sıcak sıcak fışkırıyordu – derinlere, en derine. Behiye abla da aynı anda kendi bıraktı; götü ritmik kasıldı, sıktı, sıktı, sıktı… Bacakları titredi, inlemesi boğuk bir çığlığa dönüştü, ama sesini yastığa bastırdı. Üstüne yığıldım, nefes nefese kalmıştık. Sikim yavaş yavaş küçülürken. Behiye ablanın eli sırtımda gezindi, tırnakları hafifçe sıyırdı.

Bir süre sessizlik oldu. Sadece nefes sesleri duyuldu bir süre. Behiye abla fısıldadı, gülerek “İkinci sefer de bitti… Üç yapar mıyız?” Başımı kaldırdım, Behiye’nin dudaklarına bir öpücük kondurdum “Üç mü? Dört yaparız… ‘’ Behiye abla bir kahkaha attı; olabildiğince sessiz ama yorgun bir kahkahaydı bu. Bir süre daha yan yana uzanıp o mayışıklığın tadını çıkardık. Önce ben kalktım, duşumu aldım, sonra Behiye abla girdi. Çıktığında saçları ıslak, yüzü pembe, sanki yeni doğmuş gibiydi. Behiye abla giyinince içeride Osmancan’ı kontrol ederken, ben de mutfaktan yeni çıkmış ya da eve sanki o an gelmişim gibi bir hava verdim ortama. Yemeğimizi afiyetle yedikten sonra, söz verdiğim gibi Osmancan’ın bilgisayarına o meşhur oyunu kurdum. Çocuk havalara uçtu resmen. Çaylarımızı da içtikten sonra müsaade isteyip evin yolunu tuttum. Eve geçerken yolda Behiye ablanın oğlu Ferhat’ı aradım.

"Televizyonu hallettim, canavar gibi çalışıyor haberin olsun," dedim. "Eline sağlık hocam, sana da zahmet oldu," dedi; "Annem sevinmiştir," diye de ekledi. "Estağfurullah ne zahmeti, aynen Behiye abla çok sevindi," dedim pişkin pişkin. Biraz daha lafladık, hava durumundan, köydeki işlerden. Ferhat’ın sesi rahattı, “sağ ol hocam, iyi ki varsın” gibi şeyler söyledi. Telefonu kapattım. Saat 7 gibi eve döndüm. Behiye ablayla aksiyondayken Cavidan mesaj atmış; "Gelirken aç gel, birlikte kahvaltıya gidelim," demiş. Cevap yazdım: "10 gibi çıksam 11 gibi orada olurum, uygun mu?" 5 dakika geçmeden aradı. Sanki kırk yıllık sevgiliymişiz gibi sorguya çekti; "Sen neden mesajlarıma geç dönüyorsun?" diye sordu. "Belki ben geç dönmüyorum da sen bana erken yazıyorsundur," dedim, kafası karıştı. "Yoksa beni başkasıyla mı aldatıyorsun orada? Köyde de güzel kadınlar var, çoğunu gördüm," deyince; "Ben çoğunu görmedim, bir dahaki gelişinde konuk olarak ben de geleyim yanında," dedim.

"Benim yanımda kadınlara bakacaksın yani... Yolarım seni!" dedi. Normalde her dediğime gülen kız bu sefer ciddiydi. Uzatmadım ben de "Yarın 11 gibi gelsem olur mu?" dedim, "Olur," dedi. Kapatırken lafı “normalde bu kadar ısrarcı değilimdir, sana özel” diyerek ince mesajı vermeyi ihmal etmedi. Konuşma bitince aynada kendime baktım bir süre... "Tüm karılar peşimde, yapıyorsun bu sporu çakalllll!" dedim kendime. Duş işini Behiye ablanın sıcak sulu, şofbenli banyosunda aldığım için ayrıca keyfim yerindeydi. Bu aralar her şey tam istediğim gibi gidiyordu... Aynur abla aklıma geldi birden. Evet, Aynur abla hariç. Canım sıkıldı. Facebook'u açtım, Aynur ablanın profilinden fotoğraflarına baktım. Üç dört resmi vardı anca. Bir de bana düğünde elbise seçmek için gönderdikleri... Resimlerine bakarken Cavidan arkadaşlık isteği gönderdi. Bir süre de onun resimlerine baktım, hatta belki bir saatten fazla kalmışımdır profilinde.

Yüzlerce fotoğrafı vardı. "Böyle güzel kızı peşimden koşturuyorum," diye düşündükçe yalan yok, götüm kalkmıştı. O zamanlar profil kısıtlaması falan yok; kimin hesabı varsa gir, her şeyine bak. Cavidan’ın fotoğrafları, paylaşımları derken zaman akıp gitmişti. Meslek hastalığıdır; bir bayanın sosyal medyasını incelerken arkadaşlarına da bakarım. Cavidan gibi güzel bir kızın çok fazla arkadaşı yoktu, olanların da çoğunluğu erkekti. Bana ekmek çıkmamıştı. Ama Cavidan’da ekli erkeklerden birinin resmini bizim Kahraman’a benzettim. Kahraman’ın gözlüksüz hali gibiydi. Profiline baktım; profil resmi dışında bir nanesi yok. İsmini de "Mark Lewis" diye yabancı bir şey koymuş. Acaba fake kız hesabı açıp mesaj atsam mı diye aklımdan geçti ama gözüm kesmedi. Uğraşacak enerjiyi kendimde bulamadım. Cavidan’ın hesabının tüm incelemesi bitince uykum da gelmişti zaten.

Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #68):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki