BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 69 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 69 / 84 BÖLÜM 26 dk okuma 16,764

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 69. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Pazar sabahı saat 10’u çeyrek geçe köyden yola çıkmıştım. Yarım saatte ilçeye vardım. Cavidan’ın kahvaltı için söylediği yer bizim Yasin’le takıldığımız çay bahçesinden bayağı lüks, 2 katlı bir mekân. Tam kahvaltı saati olduğu için içerisi çaka çak dolu. Öyle olunca girişte karşılayan eleman beni yukarı yolladı. Üst katta da toplu kahvaltı varmış, ortalık ana baba günü. Ben beklerken neyse ki kahvaltıları bitti, hep birlikte kalktılar. Çalışanlar koştur koştur ortalığı topluyor, bir yandan da masaları silip yeni geleceklere hazırlık yapmaya başladılar. Cavidan’ı aradım, “geliyorum” dedi ama gelmesi yarım saat sürdü, saat 11:30 olmuştu. Aradı, “geldim seni bekliyorum” deyince ben de “seni bekliyorum” dedim. Şaşırdı tabii. Üst kattayım diye demiştim gelirken ama Cavidan’ı servise hazır değil diyerek göndermemişler. Çalışan çok olunca ortalık karışık, ben aşağıya indim en sonunda.

Cavidan kendisini yukarıya göndermeyen bayan çalışanla kavga ediyor. O hanım hanımcık kızın içinden bildiğin canavar çıkmıştı mk. Diğer çalışanlar araya girdi, ben de Cavidan’ı sakinleştirip zorla ortalığı yatıştırdık. Bu sefer de Cavidan bana dönüp “niye araya giriyorsun” diye cozladı. “Ne yapsaydım?” dedim. “Ben kızın ellerinden tutarken sen karnına mı vursaydın Türk filmlerindeki gibi?” Kendini tutamayıp güldü. Neyse ki biraz dil döküp gönlünü aldım. O sırada çalışanlardan biri geliyor biri gidiyor, gönlümüzü almaya çalışıyor. Kahvaltı falan geldi derken siniri tamamen geçmişti. Masaya oturduk, çaylar geldi, peynir zeytinler dizildi. Cavidan hâlâ hafif tripte ama gülüyor arada. Tartışma falan olunca çok dikkat edemedim ama baya süslenip püslenip gelmişti. Köye geldiği hemşire kıyafetli haliyle alakası yoktu; bildiğin mankendi mk. Tam Aynur ablaya söylediğim "Bir kıza bak, bir de yanındaki lavuğa bak" lafının vücut bulmuş haliydik.

Güzelliğinin farkına varınca kızın mesajlarına geç döndüğüm için kendime kızdım içimden, “ulan aptal, sen ne yapıyorsun” dedim. Kahvaltı, sohbet muhabbet derken saat 1 olmuştu. Cavidan İstanbullu olduğunu söyledi; bir yaşıma daha girdim. Hayatımda ilk kez aslen İstanbullu biriyle tanışıyordum. "Orada hep diğer illerden göçenler oturmuyor muydu?" diye sorunca çok güldü. Aslında şaka olsun diye söylememiştim ama neyse... "Çok neşelisin gerçekten," diyordu bana, "seninle evlenen kızın hiç canı sıkılmaz." Kahvaltı bitmiş, biz öylece laflarken kafeye giriş yapan bir kadını gördü ve birden yüzü asıldı. Sanki kanlısını görmüş gibi kızardı bozardı. Öyle olunca şaşırdım ben de. Merak edip "Hayırdır?" dedim. Önce anlatmak istemez gibi "Boşver," dedi; sonra dayanamayıp ayakta bekleyen bir kadını işaret etti. "Arkanda bir kadın dikiliyor, kot pantolon beyaz kazaklı..." deyince döndüm baktım; 30'lu yaşlarda, kendi halinde bir kadın.

Tipinde falan da bir gariplik yoktu. "O kadın Kahraman Hocanın ablası işte," dedi. Döndüm bir daha baktım, Kahraman'a da benziyordu biraz. "İyi de sen niye saklanıyorsun peki?" diye sorunca, "Kadın biraz problemli," dedi; "Psikolojik sorunları var, Kahraman Hocanın etrafındaki herkese bulaşıyor." "Allah Allah, çok garip derdi neymiş?" dedim. Cavidan ‘’hiç bilmiyorum, bilmekte istemiyorum’’ dedi, bir gözüyle kadını takip ediyor hala. "Kahraman bir şey demiyor mu peki?" diye sordum. "Yani tek kardeşi; annesiyle babası boşanmışlar çok önceden, o yüzden sırt çeviremiyor. Yoksa başkası olsa ablam mablam dinlemez çoktan postalardı. İyi katlanıyor gerçekten, sabırlı adam," diye lafını tamamladı. Vay be, olaylara bak! Kahraman hiç özel hayatından bahsetmezdi. Son kez dönüp baktım kadına, gayet normal birisi gibi görünüyordu ama kimsenin içini bilemiyorsun tabii.

Kahraman'ın ablasını görmek Cavidan'ın canını sıkmıştı. "Gereksiz yere takılıyorsun bu kadar, Kahraman senin kadar takmıyordur," deyince, kadının iki hafta önce sağlık ocağına gelip ortalığı dağıtıp gittiğinden bahsetti. "Yaptıklarını görsen hak verirsin sen de bana. Kadın zır deli; orada çalışan tüm kadınların ne orospuluğu kaldı ne de namussuzluğu." Keyfi iyice kaçmıştı. "Hadi kalkalım," deyince ben de kalalım diye ısrar etmedim. Kafeden çıkınca "Bana geçelim," dedi. "Olur," dedim, bana uyardı. O an ne dese kabul edecektim zaten. Benim arabaya atladık, Cavidan’ın evine geçtik. Ben oturma odasında koltuğa yayılırken Cavidan üzerine rahat bir şeyler giymeye gitti. Dönünce “Ne içersin?” diye sordu. Zaten yeni cafeden çıktığımız için canım hiçbir şey istemiyordu, “Zahmet etme” dedim. Ama Cavidan ''Ne zahmeti! Hiç değilse meyve suyu içelim, pazardan portakal almıştım, ondan sıkıp getireyim,” dedi.

Mutfağa gitti, 10 dakika sonra elinde iki bardak taze sıkılmış portakal suyuyla döndü. Yanıma oturdu, bardağı elime tutuşturup gözlerimin içine bakarak “Ellerimle sıktım, beğenecek misin?” Bildiğin portakal suyuydu işte ama öyle sorunca övmek farz oldu. Bir yudum alıp, "Çok güzel ve taze," dedim önce. Bir yudum daha alıp, "Portakal Washington cinsi," dedim kendimden emin bir tavırla kafamı sallayarak. Cavidan şaşırdı; "Evet gerçekten öyle, sıkmak için alırken manav Washington dedi bana, anlamadığın şey yok gerçekten," diyerek hayran hayran baktı. “Eh işte’’ dedim, bunlar benim için normal şeyler, havası takındım. Portakal suyunu yavaş yavaş dizilerdeki zenginler gibi yudumladım. Aslında portakaldan zerre anlamam. Zamanında Fener’de oynayan Washington diye topçu vardı, oradan aklımda kalmış. Laf olsun diye söylemiştim, başka bildiğim portakal cinsi yok.

Ama işe yaramıştı, Cavidan’ın gözleri daha da parladı. “Hadi bitir,” dedi gözlerime bakarak. Bardağı kafaya diktim. Cavidan da elindeki bardağı yarısına kadar içti, benim boş bardağı alıp kendisininkiyle birlikte önümüzdeki sehpaya bıraktı. Bana biraz daha sokulup elini koltuğun arkasına uzattı, parmakları omzuma değdi hafifçe. “Eee söyle bakayım, benim hakkımda ne düşünüyorsun?” Bu kız niye bu kadar zor sorular soruyor ya? Ne düşünüyormuşum? Şeş beşle kapı almayı düşündüm ama içimden… “Eeee hadi ama, merak ediyorum gerçekten,” dedi ısrarla, gözlerimin içine bakarak. “Ya şey… Yani… İyi kızsın, hoş sohbetsin, eğlencelisin. Hmmm… Yani böylee… Böyle işte,” diye geveledim. “Bu kadar mı? Başka ne düşünüyorsun?” diye üsteledi. Çattık! Ebenin amını düşünüyorum… Seni yatırıp sikmeyi düşünüyorum. Ama diyemiyorum işte. Cavidan hâlâ merakla yüzüme bakıyor, cevap bekliyor.

“Organize suç örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlar kapsamında içeri alınan o dövmeli, façalı elemanların şu an ne yaptıklarını düşünüyorum,” dedim birden. “Acaba arada benim gibi memleketin halini düşünen var mıdır içlerinde? Ya da çekme ananı bacını diyen abi ne yapıyor mesela şu an? Onunla oturup bi kahve içmek isterdim, bulsa beni otursak karşılıklı ama sövmek yok… Öyle işte, bunları düşünüyorum.” Cavidan’ın anlamsız bakışları yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. Kahkahayı bastı, elini omzuma vurdu “Yaa Bayram niye böylesin sen? Benim hakkımda diyorum ben sana…” Güldü, güldü, sonra başını omzuma yasladı. “Seninle konuşmak çok eğlenceli ama bazen de deli gibi yoruyor ha.” Bir süre bu şekilde konuşmadan bekledik. Cavidan kafasını omzumdan kaldırıp, gözlerini bana dikti ve o öldürücü soruyu sordu “Yani… Benimle sevişmeyi düşünmüyor musun peki?”

Soru öyle beklenmedik bir yerden geldi ki, bir an afalladım. Gülümsedim, başımı hafifçe salladım; “Sen benim bildiğim kadınlardan değilsin…” dedim. Kaşlarını kaldırdı, “Nasıl yani? Anlamadım. Senin bildiğin kadınlar nasıl oluyormuş?” diye merakla sordu. Gözlerinin içine bakarak, “Benim bildiğim kadınlar insana düşünmeden hata yaptırır. Sen ise insanı düşündürerek hata yaptıracak türdensin.” Cavidan bir an durdu, sonra “Bak sennn…” dedi, dudakları kıvrıldı. “O nasıl oluyormuş, anlatsana.” Hay mk, edebiyat buluşmasına döndü ortam iyice... Kendimi toparladım; "Nasıl desem... Bildiğim kadınlar genelde standart paket donanımla gelir. Sen ise fabrikadan özel üretim, full artı full çıkmışsın. Seninle sevişmeyi düşünmemek, Ferrari kapıda yatarken dolmuşa binmek gibi bir şey olur. Ben o kadar ekonomik bir adam değilim!" dedim. Cavidan elini karnına koyup kahkahayla gülmeye başladı.

“Ayyy ilahi Bayram!” dedi. Gülmekten konuşmakta zorlanarak elini hafifçe omzuna vurdu. “Karnım ağrıdı. Sen delisin resmen. Ama… Hoşuma gitti bu deliliğin. Vereceğim olmasa bile bu yüzden yine verirdim sana,” dedi. Koltuğun başlığına koyduğu elini saçlarımın arkasına attı... Her şey iyi güzeldi de bir sıkıntı vardı. Benimki... Benimkinde hareket yoktu mk! Lan normalde çoktan kalkmış, sincap gibi fır fır etrafı gözetliyor olurdu. Hatta ben de belli olmasın diye kendimi parçalıyor olmam gerekirdi ama bu sefer bir terslik vardı. İlk kez başıma böyle bir şey geldi. Büyük bir rezilliğin kıyısındaydım. Konsantre olmalıyım, bir şey düşünmeliyim, bir şey düşünmeliyim… ''Sinema tarihinde ilk yetişkin içerik 1986 yılında çekilen Gelin’in Yatışı isimli 7 dakika süren bir filmdi…'' Yok olmadı. Başka başka… ''Hiç durmadan en fazla erkekle seks yapma rekoru 1999 yılında 620 erkekle seks yapan Houston Couch’a aittir'' (1 saat 40 dakikasını izlemiş sonra sıkılıp kapatmıştım).

Yok yine bi bok olmadı. Cavidan hâlâ gözlerimin içine bakıyor, benden bir atak bekliyor. Elini saçlarımda gezdirirken hafifçe yaklaştı, dudakları neredeyse değecek kadar yakın. İçimden “ulan kalksana lan” diye bağırıyorum ama o mal gibi yatıyor. Benden bir girişim gelmeyeceğini anlayınca ilk hamle Cavidan’dan geldi. Önce yanağıma hafif bir öpücük kondurdu, sonra elini yavaşça kucağıma, tam sikimin üstüne koydu. Ben put gibi dururken o eliyle hafifçe yokladı, sıktı, arar gibi yaptı ama tabii ki hiçbir hareket yoktu. İçimden “Senin yarak gibi amına koyum kalkma derim kalkarsın, kalk derim kalkmazsın… Yeminle bıktım” diye geçirdim. Eskisini getir yenisini götür kampanyası olsa büyük küçük demem değiştirirdim, vallahi değiştiririm. Cavidan uzandı, dudaklarımdan öpmeye başladı. Sikimin üzerindeki eli organize şube köpeklerinin kamyonda uyuşturucu aradığı gibi sağa sola dolanarak malı aradı ama sonuç yine başarısız.

Boncuk boncuk terlemeye başladım. Dudaklarından ayrılıp gözlerimin içine bakarak “Senin ki nerde?” dedi, eliyle aşağıyı göstererek. “Çok mu kalın giydin içine, yoksa beni istemiyor musun?” Üzülmüş gibi yaptı, sesi hafif titrek. ‘’Seni istemeyenin mk’’ diye geçirdim içimden. Bu bakış utancımı katladı. Ne diyeceğimi bilemedim, kekeledim “Buralardaydı aslında…” deyip elimi cebime soktum, hesap öderken para arayan adamlar gibi sırayla iki cebimi de yokladım. Cavidan dudağının kenarıyla güldü “Hadii dalganın sırası değil, durma öyle, çıkart ta bana da bayram olsun… Göreyim şunu artık.” Bahane arıyordum o an “Yatak odasına geçelim mi?” Bir umut, “tebdil-İ mekânda ferahlık vardır” diye düşündüm, belki orada kıpırdar. Ama Cavidan kabul etmedi “Olmaz, burada istiyorum ben… Bu koltukta.” Konuşması, ses tonu bile ayrı cilveydi. Normalde Bayram olsa şimdiye ikinci posta bitmiş, şu an üç kere ağzıma üç kere burnuma su veriyor olurdu.

Şimdi ise ilk kez sevişecek Türk kızı gibi kendimi naza çekiyordum bildiğin. Biraz daha üstüme gelirse evlenmeden olmaz diyeceğim. Tam o esnada telefonum çaldı. Gözüm ekrana gitti: Yasin! “Yasin!” dedim, “Yasin arıyor!” Cavidan hemen atıldı “Mevlit yapmıyoruz boş ver Yasin’i şimdi.” Mesele sikiş sokuşa gelince kızın espiri yeteneği artıyordu garip bir şekilde. Telefon ısrarla çalmaya devam etti. “Önemli olabilir, hemen bakayım,” dedim. Cavidan uffladı ama bir şey demedi “İyi bak hadi.” Her şey yolunda olsa hayatta açıp bakmam ama şu an benim için en büyük kurtarıcıydı. Telefonu açtım, kulağıma götürdüm, kibarca konuşmaya başladım.

Ben: Alo efendim Yasin.

Yasin: Gardaşım… Gardaşım hakkını helal et.

Ben: Hayırdır kardeşim inşallah?

Yasin: Ben ölüyorum gardaşım hakkını helal et... (Sesi kısık kısık, zorla konuşur gibiydi).

Ben: (Kibarlığı bırakarak) Oğlum dalga geçme bak!

Yasin: Yok dalga falan yok…

Ben: Yasin şakaysa hiç sırası değil.

Yasin: (Öksürerek konuşuyor, sesi kesik kesik geldi) Yeminle doğru konuşuyorum. Pederin alacak verecek meselesi vardı, onu bulamamışlar bana sıktılar. Dükkânda yatıyorum şimdi, birazdan ölmüş olurum.

Ben: (Oturduğum yerden kalktım) Oğlum ambulans arasana beni arayacağına!

Yasin: Aradım gardaşım aradım, aklıma sen geldin son kez seni arayayım dedim.

Ben: Tamam telefonu kapatma geliyorum ben, dayan biraz... Tamam mı? Duyuyor musun beni? Telefon kapanmıştı. Cavidan meraklı gözlerle bana baktı; "Ne oldu ya, çok heyecanlı heyecanlı konuştun?" deyince, "Arkadaşım var ilçede... O aradı, kaza geçirmiş. Yanına gidip bakmam lazım, sesi iyi gelmiyordu," diyerek kalktım. Hemen askılıktaki montumu alıp Cavidan'a, "Kusura bakma nolur, gitmem gerek," dedim tekrar. Cavidan, "Ne kusuru ya, bana haber ver ama," dedi ben gitmeden.

"Tamam görüşürüz," diyerek, koşar adım apartmandan inip arabaya atladım. Yasin'in dükkana arabayla beş dakikada geçerim basarsam. Arabayı çalıştırdım, geri geri çıktım, tam dönüp gideceğim birden birisi arabanın önüne atladı! Kafasında spor şapka vardı. Tam sövmek için pencereyi açmıştım, baktım atlayan kişi Yasin... Gelip yanıma bindi; "Vay gardaşım benim, buralara gelir de beni aramazmış!" dedi sırıta sırıta.

Ben: Lan ibne, lan koca kafa! Beni mi yedin lan yavşak?

Yasin: Biraz öyle oldu galiba gardaşım. "Senin amına koyayım!" diyerek Yasin'e daldım arabanın içinde. Yasin köşeye sindi. Ben gelişigüzel, neresi denk gelirse vuruyordum; hıncımı alınca durdum. Ben vurmayı kesince Yasin korkarak bana baktı.

Yasin: Lan ölsem daha mı iyi olacaktı? Sarılıp öpmen gerek ölmedim diye!

Ben: Lan götlek, aklımı aldın amına koyayım senin! Gerçekten bir şey oldu sandım.

Yasin: (Gülerek) Vay gardaşım benim be, pek de severmiş beni. Duygulandım lan yeminle.

Ben: Seni şurada siksem haksız mıyım şimdi? İş mi yani şu yaptığın?

Yasin: Hiiiç kusura bakma, iyi oldu sana. Hak ettin oğlum sen. Geliyon da haberimiz olmuyor ibne, tesadüfen arabanı görmesek habersiz gideceksin.

Ben: Lan oğlum, uğrayacaktım dönerken.

Yasin: Siktir lan, yarramı uğrardın! Kimi yiyorsun?

Ben: Hay mk senin! Tam da ne güzel kızı sikecektim senin yüzünden yarım kaldı... Seni sikmem lazım ceza olarak aslında.

Yasin: Hadi lan oradan, şimdi de sen yeme beni!

Ben: Lan valla!

Yasin: (Yüzüme baktı, ciddi olduğumu anladı) Lan geri dön o zaman! Bilsem aramazdım ne bileyim mk.

Ben: Boş ver siktir et. Şimdi ne diyeceğim kıza? Benim zeka seviyesi 12 olan arkadaşım var, bana şaka mı yapmış diyeceğim?

Yasin: De gardaşım sıkıntı yok. Am yolunda işin görülecekse beni istediğin kadar yerin dibine sokabilirsin.

Ben: Artık geçti o iş.

Yasin: Lan bak üzme beni. Sen git işini gör gel, ben bekliyorum burada seni.

Ben: Yok dönmem artık.

Yasin: Daşşanı yerim senin bak, beni üzüyorsun. (Bana doğru uzandı, elini enseme koydu, kafasını kafama yaklaştırıp) Ağacı kökten, gitmeyeni götten!

Ben: (Yasin'den kendimi kurtardım) Lan tamam dönmem! Hatta iyi oldu aradığın. Malı kaldıramadım heyecandan zaten, en azından daha fazla rezil olmadım sayende. Şimdi dönüp kızı sikemezsem daha büyük rezil olurum. Yasin önce inanmadı, beni dalga geçiyor sandı “Ciddi mi diyon la sen?” “Valla lan, yalan borcum mu var sana?’’ Yasin kahkaha attı, sonra ciddileşti “Lan sen vaktinde bana beyaz pantolon giyme bir daha, görünce bir hoş oluyom diyen adamdın mk, nasıl kaldıramadın lan?” ''Ne bileyim mk bende anlamadım'' dedim canım sıkkın "Köyde ihtiyarlara gelince çobanın kavalı gibi öttürüyon, tevellüt ellinin altına gelince motor yakıyon amına kodumun antikacısı!"

''Susmaz artık çenen, avrat ağızlı'' dedim, direksiyona kafayı koyup düşündüm bir süre. “Kızın resmi var mı? Merak ettim nasıl bişey bi göreyim” diye sordu Yasin. Açtım Facebook'tan Cavidan’ın resimlerini gösterdim. Allah belanı versin dedi Yasin resmi görünce... " Şuna bak amına goyum kitap gibi namussuzum. Lan bu kız benim ölmüş dedeminkini kaldırır, Allah belanı vermesin!" diye söylendi. "Konuşma mk zaten canım sıkkın, ben de anlamadım nasıl oldu. Bir bokluk var ya, hayırlısı," dedim. Yasin bana bakıp acır gibi cık cık yaptı kafasını sağa sola sallayarak; "Sallandıracaksın senin gibi iki üç tanesini meydanda, bak bakalım bir daha kaldıramayan erkek çıkıyor mu?" dedi. Yasin elinde benim telefondan Cavidan’ın resimlerine sırayla bakıyor, iç çekerek “İlik gibi karıyı düşürmüşsün, zayi olmuş… Götü nasıldı lan?” “Taş gibiydi” “Uff belli resimlerden zaten…

Amk senin Bayram… Şu karıya yapıştırmadın ya, beni siksen bu kadar üzülmezdim lan.” “Sen zaten biraz daha bu muhabbeti yaparsan seni sikecem zaten,” dedim. Yasin çenesini kapattı, sustu. Arabayla ilçede biraz tur attık. Gezerken bir Palio az daha bize yandan girecekti, kadın son anda fren yapınca durdu. Dıt yaptı, kusura bakmayın der gibi yoluna devam etti. Kadını görünce tanıdım: Cavidan’la otururken mekâna gelen kadındı, Kahraman’ın ablasıydı. Hemen arabanın peşine takıldım. Yasin sordu “N’oldu gardaşım la?” “Bu karı Kahraman’ın ablası,” dedim. “Kahraman şu senin köyde sevmediğin göbel mi?” dedi, “doktor olan.” “Aynen o göbel,” dedim. Yasin güldü “Karıyı niye takip ediyoruz olum? Birini sikemedin zaten.” Kahraman ibnesinin son olaylarını hızlıca anlattım. Bu Kahraman ibnesi Köyde karıları sikiyor, üstüne kameraya çekiyor deyince Yasin’in hoşuna gitti “Yavşak sende karılara ortakçı çıktı diye göbel’e ayar oldun tabi.

Tam benim kafaymış, tanıştır bizi’’ dedi bana inadına. Cevap vermedim, gözüm Kahraman’ın ablasının arabasında. “Boşuna takip ediyorsun, bir şey çıkmaz bu kadından,” dedi Yasin ama yine de takip ettim. Kadın en sonunda bir apartmanın önünde durdu, arabayı park edip eve çıktı.

Yasin: Eee nolacak şimdi?

Ben: Ne bileyim mk, belki bir yolunu bulur karıyla tanışırız diye takip ettim.

Yasin: (güldü) Yav olum sen nasıl adamsın? Olum bazen gerçek mi diyorsun yoksa dalga mı geçiyorsun anlamıyorum. Arabanın içinden karıyla nasıl tanışacağız gardaş la?

Ben: Ne bileyim mk, bu işler senin işin yardım et biraz çene yapacağına!

Yasin: Sen şimdi bu karıyla tanışsan bir boka yarayacak mı peki?

Ben: Bilmem, Kahraman hakkında bir şeyler öğrenirim belki, belli mi olur.

Yasin: Kağıt ver bana. “Napacan kâğıdı?” dedim ama “sen ver bana” dedi ısrarla. Torpidoda var deyince torpidoyu açıp not defteriyle arkasında takılı kalemi aldı.

Deftere kalemle bir şeyler karaladı “Numaranı söyle.” Söyledim. Sayfayı çekip kopardı ve arabadan indi. Kadının arabasının yanına gitti, sağı solu kesti, gören eden var mı diye. Bakıyor, ortam temiz. Kadının arabasının arka park lambasını kırıyor, sonra yazdığı notu araba sileceğinin altına sıkıştırıp, elleri cebinde hızlıca gelip arabaya atladı "Hadi bas bas gidelim, kadın seni bulur," dedi. "Ne yazdın lan?" deyince; "Arabanıza ben çarptım, arayın yaptırayım dedim. Altına da numaranı yazdım işte. Artık bundan sonrası sende," dedi. İbne ya… Adam söz konusu karı-Kız işi olunca beyninin yüzde yüzünü kullanıyor resmen. Ararsa kırdığın lambayı nerde yaptıracağız dedim. Yasin sırıtarak “Lan araba Palio mk. Parçasını süpermarketlerde bile satıyorlar, dert ettiğin şeye bak.” Biraz dolaştıktan sonra bir yere geçip yemek yedik. O esnada telefonum çaldı, yabancı bir numara.

İçimden “kadın notu gördü, arıyor kesin” dedim. Telefonu açtım, yabancı bir kadın sesi, “Merhaba, ben Yasemin.” Dedi Ben: Merhaba, buyurun Yasemin Hanım.

Yasemin: Arabanın camına bir not bırakmışsınız, bir komşum getirdi de az önce gördüm.

Ben: Evet evet. Siz arabanın sahibi misiniz?

Yasemin: Evet, aracın sahibi benim.

Ben: Kusura bakmayın, talihsizlik oldu biraz. Eğer müsaitseniz bugün halletmek isterim, ilçede kalmıyorum ben, köyde öğretmenlik yaptım.

Yasemin: (Biraz duraksadı, düşündü) Aslında acelesi yok, çok da mühim bir şey değil gibi. İşiniz varsa siz gidin, sonra da olur.

Ben: Yok, hayır... İşim yok ama böyle şeyler üstümde kalsın istemem, kafama takılır. Hazır buradayken bugün halledelim, içim rahat etsin. O sırada Yasin sessizce kulağıma eğilip fısıldadı: “Sanayiye gitmeye gerek yok, ben arkadaşımla parçayı alıp gelirim, kapı önünde değiştiririz.”

Aynısını kadına söyledim: “Çok iyi olur o zaman. Siz gelince bu numaradan arayın beni, aracın yanına inerim.” Dedi. Konuşma bitince Yasin’le ilçedeki parçacıya gittik. Parçacı tanıdık olunca hemen halletti işimizi. Lazım olan arka park lambasını aldık, kadının arabasının yanına geçtik. 15 dakika sonra Yasemin’in yanındaydık. Ben telefonla arayıp geldiğimizi haber verdim. Yasin oldu olası arabalara meraklı, bu tarz işleri iyi kıvırır. Hemen kırık camı sökmeye başladı. O sırada Kahraman’ın ablası Yasemin geldi. Tokalaştık, tanıştık tekrardan. “Kusura bakmayın, karşıdan araba gelirken sizin araca fazla yanaşmışım, dikkatsizlik işte!” diye hayali kazayı anlattım. Teşekkür etti Yasemin, memnun olmuştu ince düşüncem için “Kaç kere çarpan, sürten oldu, ilk kez siz ilgilendiniz.” “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu tekrardan. “Köy okulunda öğretmenim,” dedim.

“Evet söylemiştiniz değil mi, şimdi hatırladım,” dedi gülümseyerek. Neyse ki köyün adını sormadı, yoksa kardeşiyle aynı köyde çalıştığımızı anlayıp iş karışacaktı. Yalan söylemek zorunda kalacaktım. “Siz ne yapıyorsunuz?” diye sordum ben de. “Önceden bankacıydım ama artık çalışmıyorum,” dedi. “Kardeşim doktor burada, onunla birlikte kaldım şimdilik. Ama çok fazla kalmayabilirim.” “Çok beğenmediniz sanırım buraları” deyince, Yasemin yüzünü buruşturdu, “Onunla alakası yok, ailesel sebepler diyelim” diyerek üstünkörü geçiştirdi Cavidan’ın anlattıkları doğruydu sanırım. Normalde lambayı söküp takmak en fazla 10 dakika sürer ama Yasin’le paslaşarak süreyi sakız gibi uzattık. Ben bir yandan Yasin’e yardım eder gibi yapıp anahtarı tutuyorum, bir yandan Yasemin’le lafladık. Lambayı yerine oturttuk ama işi bitirmemek için Yasin, "Bu kablo bağlantıları biraz karışık, zaman alır," diye profesyonelce bir ayak yaptı.

Fırsat bu fırsat, yanımızda bekleyen Yasemin’e döndüm "Vaktiniz varsa şuradaki çay ocağına geçelim, arkadaşım o arada bağlantıları bitirsin. Sizi de burada ayakta bekletmeyelim," dedim. Yasemin hiç ikiletmedi, "Olur, bana uyar," dedi. Yasin’e "İşin bitince ararsın," diye göz kırpıp Yasemin’le birlikte yürümeye başladık. Yolda yürürken Yasemin hafifçe içini dökmeye başladı "Aslında bizim eve de çıkabilirdik ama kardeşim evde... Biraz kıskançtır, o yüzden teklif edemedim," dedi. Çay ocağına geçip karşılıklı oturduk. Klasik yeni tanışma muhabbetlerine daldık. "Burada zaman nasıl geçiyor?" diye sordum. "Pek geçmiyor doğrusu, hep evdeyim," dedi iç çekerek. "Hiç arkadaşım yok, bir iki konu komşu o kadar. Kardeşim de sağ olsun pek sıcakkanlı biri olmadığı için genelde tek başımayım. 'Kardeşim yalnız kalmasın' derken ben yalnız kaldım," diye bitirdi lafını.

Bana işimi sordu; köy öğretmenliğinin çocukluk hayali olduğunu ama nasip olmadığını anlattı. Ben de işimden ne kadar memnun olduğumu, köylüyle aramın ne kadar iyi olduğunu falan biraz da süsleyerek anlattım. Tam muhabbet koyulaşırken Yasin "İşim bitti" diye arayınca kalkmak zorunda kaldık. Arabanın yanına dönünce son bir kez tokalaştık, "Görünmez kaza için tekrar özür dilerim," dedim. "Önemli değil," dedi Yasemin gülümseyerek, "Bu sayede tanışmış olduk işte." Yasemin apartmana girince Yasin hemen atıldı "Eee, ne konuştunuz ne ayakmış karı?" Anlattım olan biteni. Ama kafamda bir soru işareti vardı; Bu kadın hiç de Cavidan'ın anlattığı o "zır deli, ortalığı dağıtan" tipte birine benzemiyordu. Aksine gayet mahzun, kardeşinin gölgesinde kalmış biri gibiydi. Birkaç kez lafı Kahraman’a getirmeye çalıştım ama hep yuvarlak cevaplar verdiği için doğru düzgün bir şey öğrenememiştim.

Yasin: Gardaş, sen bu bebe hakkında ne öğrenmeyi bekliyorsun ki? Ben onu anlamadım. Eleman karıları zorla mı sikiyor?

Ben: Zorlama yok ama normal de değil yaptıkları.

Yasin: Eleman yakışıklı mı? Yakışıklı. Tip var mı? Var. Boy bos desen o da var. Üstüne bir de doktor amına koyayım... Maaşı da iyidir, para da vardır bu bebede?

Ben: Yani istediği gibi sikebilir mi diyorsun?

Yasin: Valla bence öyle gardaş. Sen bu meseleyi fazla kafaya takıyorsun, bak malı da kaldıramadın. Bence bu yüzden, benden demesi.

Ben: Lan yok oğlum ya, alakası yok!

Yasin: Neden peki, onu söyle o zaman? Bence bu işe çok kafayı yorma. Kimse de gelip 'Bu doktor beni zorla sikti, şöyle yaptı böyle yaptı' demez. Bak sen düşürmüşsün bebek gibi hatunu, ona bak; boş ver doktoru, Kahraman'ı... Ablasından da iş çıkmaz, boş yere uğraşma. Sen gel Kahraman'la iyi geçin bence.

Ben: Aklın yok fikrin var, boş boş konuşuyorsun Yasin.

Yasin: Lan ben kendimi düşünüyorum!

Ben: Seninle ne alakası var?

Yasin: Bu doktor dediğin gibi sapık mapıksa, senin de ablasıyla konuştuğunu öğrenirse ne yapar?

Ben: Ne yapar?

Yasin: Senin sevdiğin birine zarar verir. Yani bana! Aman gardaşım, düğün yapacağım, evleneceğim bak. Yaşım çok küçük, siktirme beni doktora.

Ben: Keşke yapsa öyle bir iyilik, o zaman iyi arkadaş olurum doktorla! Yasin’le bir süre daha boş boş muhabbet ettik, aynı muhabbet döngüsü, kızlar, malın kalkmaması, Kahraman. Yasin hâlâ sırıtıyor, ben hâlâ sinirli ama gülüyorum arada. Cavidan’ı hatırladım birden. “Bana haber ver” demişti. Telefonu çıkardım, aradım. Açtı, sesi biraz endişeli “Alo? Nasılsın, ne oldu arkadaşına?” “Arkadaş ufak bir kaza geçirmiş, o anın telaşıyla abartmış biraz. Şimdi iyi, hastanede yanındayım,” dedim. “Bende geleyim, devlet hastanesindeyseniz?” diye teklif etti hemen.

"Yok yok," dedim aceleyle, "Bizi ildeki hastaneye sevk ettiler. Travmatoloji mi ne, Başını çarpmış bir baksınlar yine de dediler. Hiç gelip boşuna yorma kendini," diyerek yeni bir yalan silsilesi uydurmak zorunda kaldım. Yasin’in şu eşek şakası yüzünden dansöz Didem’e bağlamıştım iki dakikada. Cavidan ikna oldu sonunda, ’’Tamam o zaman, kendine dikkat et. İyi olunca haber ver.” “Olur, haber veririm,” diyerek kapattım. Yasin, "Muniselere gidelim mi?" diye bir teklifte bulundu ama hiç içimden gelmedi, gitmek istemedim. Munise’yle en son, konuştuğu çocuğun ailesiyle tanışma haberini alınca mesajlaşmıştık. "Hayırlı olsun, Allah tamamına erdirsin," demiştim; o da "Teşekkür ederim, darısı sana," diye yazmıştı. Ondan sonra bir daha hiç konuşmamıştık. Doğrusu onu o halde görmek de istemiyordum; "Belki başka zaman," diyerek geçiştirdim. O sırada Ömer Hoca aradı.

Evde göremeyince merak etmiş, "Bugün hiç gözükmedin, evde yoksun hayırdır?" diye sordu. "İlçeye geldim hocam," dedim; özellikle de Cavidan’la buluşmaya geldiğimi üstüne basa basa belirttim. Aynur abla duysun, o "Gözüm tutmadı" lafının bende bir karşılığı olmadığını anlasın istiyordum bir nevi. Hava kararmadan saat 5 buçuk gibi yola çıktım, köye vardığımda akşam 6’yı geçmişti. Eve girecekken içimdeki o sıkıntı yine yokladı beni; kapının kilidini açmaktan vazgeçip doğruca kahvenin yolunu tuttum. Havalar düzeldiği için arabaya hiç bulaşmadan yürüye yürüye gittim. Yürümek benim antidepresanım sayılır; yürüdükçe kafam dağılır, kendime gelirim. Kahveye girdiğimde Fadime abla ocağa geçmiş, çaylarla ilgileniyordu. Beni görünce yüzü güldü; "Kahvenin yolunu bilir miydin?" diye inceden takıldı. Mıstık bir yere gitmişti, o gelene kadar servisleri yaptı, boşları topladı.

Mıstık gelince Fadime abla yanıma oturdu; bana oralet yapmış, kendine de çay almış. "Eeee anlat bakalım," dedi. "Anlatacak bir şey yok," dedim ama yemedi tabii. Güldü; "İyi düşün," dedi. Ben acaba neyi ima ediyor diye düşünürken, "Aynur’u dedim," dedi. "Ne olmuş Aynur ablaya?" deyince, "Başladın yine ahiret sorularına. Aynur anlattı her şeyi bana," dedi Fadime abla. "O zaman bana söyleyecek bir şey kalmadı desene abla," dedim. "Tam sopalıksın sen gerçekten," dedi Fadime abla. "Niye ki abla?" "Ebesine atladığım, ben sana Aynur terstir, sağı solu belli olmaz demedim mi?" "Dedin abla," "Eşref saatini yakalayacaksın diye de özellikle söyledim sana," dedi. "Dua et seni sevdiği için fazla üstüne gitmemiş, daha ağzına sıçmadığına şükret." "Sağ olsun, çok büyük incelik yaptı abla," dedim kinayeli bir şekilde. "İtin götüne soktu çıkardı; ne köpekliğim kaldı ne şerefsizliğim..." O an gözlerim kızardı, sesim titredi; neredeyse çocuk gibi ağlayacaktım.

Fadime abla durumun ciddiyetini anladı, etrafına baktı dinleyen var mı diye. "Tamam... Tamam, ben de biraz abarttım, şimdi sıkma canını. Hem zaten Aynur da üzülmüş dediklerine," dedi. "Kesin öyledir," dedim. "Lan vallahi diyom, onu düzlemek için demiyom! Ağır konuştum, Bayram bir daha yüzüme bakmaz dedi, pişman olmuş. Ben de kızdım ona; Sen hiç genç olmadın mı? Yapmış bir cahillik, çocuğun kötü bir niyeti olsa gelip sana mı söyler? Diye verdim gazı. İyice içerledi. Lan senin yüzünden kaç yıllık arkadaşımı üzdüm bak, kıymetini bil; sırf pişman olsun da seninle arayı bulsun diye." Bak benden daha fazlasını da bekleme, ben aranızı bir şekilde düzeltirim, sonra sana karışmam, dedi Fadime abla. Mesaj netti, Aynur’u sikme niyetin varsa ben karışmam demişti açık açık. "Tamam abla," dedim, boynum kıldan ince. “Birkaç gün geçsin. Sen sadece olur da bir araya gelirseniz sakin ol, yine efendi efendi takıl.

Hem bu işin Ömer kısmı da var. O da çocuk değil, bunlar niye küs ne oldu diye kafaya takarsa iş karışır sonra, benden demesi.” Dedi tembihleyerek.

Ben: Haklısın abla. Fadime abla: Haklıyım tabi, koskoca muhtar konuşuyo burada, Güldüm. Fadime abla: Gülersin işte böyle keranacı seni.

Ben: Abla ya o nasıl laf öyle? (biraz şaşırmış biraz gülerek) Fadime abla: İçimden geldi. Dedemin meşhur lafıydı, dilinin ayarı yoktu hiç. Erkek kardeşlerime kızınca hep öyle derdi.

Ben: Size ne derdi peki kızınca? Fadime abla: Bize de size demirden yarak olsa dayanmaz derdi kızınca…

Ben: (Kahkahayla güldüm) Tam benim kafammış. Fadime abla: Valla tam üstüne bastın, seni tanısa çok severdi o da. Az hovarda değildi. Gece geç vakte kadar kahvede oturduk, lafladık. Telefona baktım, Cavidan’dan hiç mesaj gelmemişti. Rezil olmuştum kıza mk ya. Aklıma geldi, canım sıkıldı yine.

Fadime abla fark etti ama o da Aynur abladan dolayı canımın sıkkın olduğunu sanıp: “Ne taktın Aynur’a bu kadar? Boşayım Ömer’le evereyim seni.” “Ah Fadime ablam ah… Derdim çoktur hangisine yanayım? Ben bu derde nerde derman bulayım?” Saat 10 gibi müsaade istedim, Fadime abla "Ben de kalkayım, seni de bırakırım" dedi. Bindik arabasına. Yolda giderken, ne zamandır sormak istediğim ama kendi dertlerimden fırsat bulamadığım o meşhur "Ekrem mevzusu" geldi aklıma. Lafı dolandırmadım; "Abla, senin şu Ekrem meselesi ne, hiç bahsetmedin, merak ediyorum" dedim. Fadime abla gözleri yolda, cevap vermedi. “Anlatmak istemezsen tabi ısrar etmem,” dedim ısrarcı gözükmemek için. Evin önüne gelene kadar hiç konuşmadı. Tam “iyi akşamlar” demeye niyetlenirken başladı anlatmaya: “Sene 1986-87 falan. O zamanlar kahve köy meydanında, bakkalın yanında kapısı tahtayla çivilenmiş bir dükkândı.

Abilerim var ama hepsi birbirinden haşarı, işte güçte gözü olan yok. Babama hep ben yardım ederdim taa o zamanlardan. İlk başta kimse dönüp bakmazdı çocuk halimizle. Tabi yaş 18 olup ergenliğe girince birden boyumuz posumuz arttı, memelerim falan belli olmaya başladı, o zaman işler değişti. Bakma şimdi götümüz başımız kaymakam döşeği gibi büyüdü gitti ama o zamanlar nasıl güzelim, eve gelince hatırlat göstereyim genç kızlık resimlerimi.” Gülümsedi hafifçe, devam etti “Tabi hal böyle olunca peşimizden koşanlar, dünürcüler ardı arkası kedilmedi. Bi evin bi kızıyım, babam da kimseyi beğenip vermiyo. Bir de biliyor ben gidersem hali duman. Tabi bu Ekrem dürzüsünün de bende gözü varmış ama benim haberim yok. Şimdi bakma sen böyle kuru göt olduğuna, o zamanlar fiyakası falan yerinde, bir de zengin bebesi olunca köyün kızlarının gözü de onda. Altında arabası da var.

O zaman köyde varsa 2-3 kişide anca araba vardır. Ne zaman kahvenin önünden geçse beni görünce açıyor müziği. Tabi sonradan sonradan anladık o da bize kesik. Gel aman git zaman Ekrem’e gönlümüz kaydı. Sonra bigün mektup yazmış, bende ona yazdım derken gizliden gizliye görüşmeye başladık. Sonra gizli saklı buluşmalar başladı. Bana kaset doldurup gönderiyo, geceleri dinliyom bende. İyiden iyiye gönlümüzü kaptırdık. Pınardan su taşırdık desti desti… O bahaneyle çıkardım evden, sonda hop Ekrem’in arabayla atlar giderdik. E ateşle barut yan yana durmaz, Ekrem’in zaten eli kolu durmuyo, bir olmaz iki olmaz sonra bir yerde bende razı geldim. Nasılsa evlenecez.” Durdu, derin bir nefes aldı “Sonra o deyyus babası istememiş beni, şarapçının kızını almam ben diye. Yakıştırmamış. Ekrem kaçalım buralardan dedi dedi. Sonra bi gün geldi iki gözü iki çeşme, her tarafı morarmış, zar zor konuşuyo.

Halinden belli ne olduğu… Beni unut dedi. O gün düşman oldum ona. Şimdi olsa o kadar kinlenmezdim ama yaş 18-19 olunca elden bir şey gelmiyo. Allah var kendimi asmayı bile düşündüm. Babam yakaladı da aldı ipi boynumdan. Sonra baktı ben elden gidecem, bastık gittik bir süre buralardan. Şehre gittik, orada kahvecilik yaptık yine. Rıza da ocakçıydı yanımızda. Babamın kafasına yattı, Rıza’ya da anlattım ne varsa. Olmaz demedi, ben seni her halinle kabul ediyom deyince belediyede bir nikâh oldu bitti. Allah var çok çekmiştir elimden ama bir gün olsun yüzüme eskiyi vurmamıştır. Bir zaman şehirde işler bozulunca geri döndük köye… Sonrasını biliyon.” Diyecek bir şey bulamadım. Fadime abla tekrar konuştu “Adeviye kaçınca haber uçurdu bana, Rıza’yı boşa gel diye. Siktir çektim. Eskinin acısı var, onsuz mutlu olduğumu görünce batıyo ona. Kendi hatasını biliyor ama kabullenemiyo anlayacağın.

Acısı var taa o zamanlardan. İstiyor ki ölene kadar onu bekleyeyim. Öyle işte.” ‘’Sağ olasın abla anlattığın için’’ dedim. “Sende sağ ol bal hocam,” dedi, yüzü güldü. Yanaklarımdan bir makas aldı “Seviyom seni bilesin.” “Ben de seni abla,” dedikten sonra arabadan indim. Fadime abla giderken arabası gözden kaybolana kadar izledim. Tam istediğim gibi bir kadındı. Evlenmek için değil, ya da sadece yatıp kalkmak için de değil. Ecza dolabı gibiydi. Nerede başın sıkışsa, dara düşsen gelip yaranı saracak bir ecza dolabı gibiydi. Aşk değildi ama “seviyom” derken yalan da değildi. Vay be... Fadime ablanın o sert, tavizsiz " duruşunun altında ne fırtınalar kopmuş meğer. Rıza abi de sessiz sedasız devleşmiş gözümde. Köy yerinde o dönemde böyle bir yükü omuzlayıp bir gün bile yüze vurmamak her babayiğidin harcı değil.. Arabadan inerken Fadime ablanın o bakışları hala gözümün önündeydi.

"Gençlik resimlerime bakarsın" dedi ya, aslında o resimlerdeki kızı buralarda bırakıp gitmenin acısı tütüyordu sesinde. Ekrem’e neden "dürzü" dediği, neden gördüğü yerde terslediği şimdi tam oturdu. Eve girdim, üzerimde garip bir ağırlık. Kendi Cavidan, Aynur, Kahraman dertlerim bir an gözüme çok küçük göründü. Ama hayat devam ediyor; yatağa uzandığımda telefonun ışığı karanlıkta parladı. Cavidan’dan hala ses yoktu. Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #69):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki