Tavandan aşağısı bazı tahtalar arasındaki boşluklardan görülebiliyordu. Daha önce de söyledim, tavandan nefret ederim. Çocukluktan kalma tavan fobim vardır. Ama şu an nefret ettiğim tavan beni kurtarmıştı. Telefonun ışığını açıp içerisini aydınlattım. Belli belirsiz bir dünya şey yığılmış, içerisi doğal toz rengini almıştı. Gri! Sürüne sürüne tavanda hareket ettim, kulağım diğer taraftan aşağıdaki sesleri dinliyor. Belli belirsiz Kahraman’la Zehra’nın konuşmaları geliyordu. Ulan, yukarısı toz duman, aşağısı ayrı bir tiyatro! Telefonun ekranındaki Fadime ablanın cevapsız çağrılarını görünce buz kestim; Zehra’yla o boğuşma keşmekeşinde kadını tamamen unutmuşum. "Şimdi kalkar doktorun kapısını falan çalar, her şeyi mahvederiz" diye düşünerek hemen parmaklarımı çalıştırdım: "Abla ben misafirhaneden çıktım, haberin olsun" yazıp gönderdim. O sırada tam televizyonun olduğu yerin üstünde, aşağıyı kabak gibi gören bir delik buldum.
Bayağı bayağı sinema salonu gibi izleniyordu alt taraf. Gözümü deliğe dayayıp aşağıya bir baktım; Baya baya aşağısı izlenebiliyordu. Gözümü dayayıp baktım, Kahraman’ı gördüm. Zehra’yla konuşuyordu.
Kahraman: Tam içeri gireceğim, üzerime saldırdı herif! (Sesi hala titriyor ibnenin.) Zehra: Aklı kıt işte hocam, ne yapacan?
Kahraman: Ne aklı kıtı be, bildiğin deli! Bana kafayı takmış herif. Yarın muhtara söyleyeceğim; bir çaresine bakmazsa jandarmaya kadar şikayet edeceğim artık. Kaç oldu bu?
Zehra: Ethem yıllardır köyde kimseye bir zararı dokunmamıştır. Hatta faydası bile olmuştur. Sen kaçmasan o sana zarar vermez vallahi. O seninle konuşmak için geliyordur yanına.
Kahraman: Elinde beş metre sopayı sallayarak üzerime koştu lan! Öyle konuşma mı olur? Hem bırak şu Ethem delisini... Sen neden mesajlarıma cevap atmadın? Seni gelmedin sandım bir an.
Zehra: Karanlıkta bekle bekle usandım, koltuğun üstünde içim geçmiş işte...
Kahraman: Böyle uyudum, içim geçmiş mazeretlerinden nefret ederim, bir daha olmasın!
Zehra: Kusura kalma gerçekten, elimde olan bir şey değil... Kahraman bir şey söylemeden yatak odasına geçti. Kahraman yatak odasına geçince, yan taraftaki köy odasından gelen o gümbür gümbür müzik sesini duydum. Merak bu ya; tozun toprağın içinde yılan gibi sürüne sürüne o tarafa kaydım. Köy odasının tavanı misafirhaneye göre daha harabe; tahta araları "gel beni röntgenle" der gibi boşluklarla dolu. Önce mutfak kısmının üstüne geldim; kadınlar harıl harıl tabak hazırlıyor, içeri servis yapıyorlar. Sürünmeye devam edip "L" şeklindeki odanın tam göbeğine ulaştım. Gözüm hemen tanıdık birilerini aradı ve en köşede, elinde telefonla tek başına oturan Aynur ablayı kestirdim. Tam onun tepesine kadar süründüm; neye bakıyor bu kadın diye merakımdan çatlıyorum.
Uygun bir aralık bulup aşağıya bir dikiz attım ki ne göreyim: Benim Feyse attığım resimlere sırayla bakıyor! Böyle görünce içim bir cız etti, yüreğim sızladı yeminle. Neşet Ertaş Baba “Sevdiğine üzdün diyememişte yazımı kışa çevirdin” demiş ya, o hesap. Ulan niye böyle olmuştuk biz? Gizli gizli resimlerime bakmasından ne anlam çıkarmalıydım? Pişman olduğunu söylemişti ama gerçekten içinden ne geçiyordu? Olduğum yerde kıpırdanırken bulunduğum aralıktan aşağıya bir toz bulutu indi; tam da Aynur ablanın tepesine! Refleksle kafayı kaldırıp "ne oluyor lan" der gibi tavana baktı. O sırada yanına Fadime abla, Gülşah abla, Fatoş abla ve Behiye abla geldiler; ellerinde tabaklar, içleri yiyecek dolu. Aynur ablanın iki yanına oturdular. Birlikte çalan müzikte ortada oynayan kadınları izleyip arada alkış tutmaya başladılar. Aralarında konuşup gülüp eğleniyorlardı.
Ortamda herkesin keyfi yerinde olduğu çok belliydi. Kadınlar kendi aralarında oldukları için öyle rahatlar ki anlatamam. O göbek atışlar, kalça kıvırmalar... Vay mk, bulunduğum yerde erekte oldum resmen. Ortama bak! Sonra diğer kadınlar zorla bizimkileri de kaldırdı oyuna. Aynur, Fadime, Gülşah, Behiye ve Fatoş... Hepsini birden piste çektiler. Dayanamadım, telefonu çıkarıp oynamalarını yarım yamalak videoya çektim. Aralarında en iyi kıvıran net Aynur abla ve Gülşah ablaydı. Aynur ablayı Ömer hocayla o kapı deliğinden izlerken bu kadar tahrik olmamıştım valla. Zayıf bedeninin avantajıyla her hareketi öyle estetik, öyle kıvrak ki... Kendini müziğe kaptırıp kalçasını yılan gibi bir sağa bir sola vermesi, sonra arada utanıp elini ağzına götürüp gülmesi... "Vay be Aynur hanım, sende ne cevherler varmış da haberimiz yokmuş!" dedim içimden. Tabii ortamın diğer yıldızı Gülşah abla; Kahraman’la olan münasebetini bildiğimden artık onun yaptığı hiçbir şeyi yadırgamıyorum, kadının doğasında var bu işveler.
Aynur ablalar yerlerine otururken birden bir hapşırma hissi geldi. Bu sefer hastalıktan da değil, tavanın o lanet olası tozu genzime kaçtı. Elimi ağzıma kapatsam da "hapşu, hapşu" diye iki kere patlattım. Bende de böyle bir huy var, hapşırınca illa iki kere hapşırırım. Kurtlar Vadisi izleyenler bilir; Polat Alemdar’ın Karahanlı’nın oğlu olduğu üç kere hapşırdığı için ortaya çıkmıştı. Bizim Yasin de bu huyumu bilir, ne zaman iki kere hapşursam "Sende Laz Ziya'nın kızısın herhalde!" diye dalga geçerdi pezevenk. Her neyse, tavan arasında o sessizlikte iki kere hapşırınca aşağıda yerine oturan Aynur abla sesimi mi duydu yoksa içine mi doğdu nedir; ayağı kalkıp tam benim olduğum aralığa baktı. O an sanki beni gördü gibi hissedip korkudan arkama bakmadan sürüklendim. Amına kodumun karısı, bir bakışıyla aklımı almaya yetiyordu zaten. Birden aklıma Kahraman’la Zehra geldi.
Hemen onların olduğu kısma doğru geri süründüm. Az önce onları izlediğim deliği bulup nefesimi tutarak aşağıya baktım. Aşağıdaki odada o üçlü koltuk açılmış, geniş bir yatağa dönüşmüştü bile. Kahraman ve Zehra oradaydı... Zehra domalmış vaziyette, bilekleri ve dirsekleri siyah iplerle koltuğun kenarlarına sımsıkı sabitlenmiş. Kolları öne doğru gerilmiş, sırtı kavis yapmış, kalçası havada... Ağzına o parlak kırmızı topu tıkamış, salyası çenesinden süzülüyor. Saç baş dağılmış, kadının yüzü bile seçilmiyor. Kahraman arkasında... Çırılçıplak vaziyette kalkmış sikini Zehra’nın kalçalarına sürterek zevk alıyor gavat. Elindeki şişeden avucuna bolca jel sıktı, parmaklarıyla Zehra’nın göt deliğine yavaşça yaymaya başladı. Soğuk jel temas edince Zehra’nın bedeni buz kesmiş gibi irkildi. Kahraman, “Sana dediğim gibi lavman yaptın değil mi?” diye sordu o iğrenç sesiyle.
Zehra çaresizce kafasını yukarı aşağı salladı, "evet" dedi. Kahraman piç kurusu gülümsedi, parmaklarını hazırlık yapar gibi birer birer içeri kaydırdı. Bir süre götünü Zehranın götünü parmakladıktan sonra sikini kavradı, başını Zehra’nın götüne dayayıp yavaşça yüklendi. Zehra’nın o ağzındaki top yüzünden boğuklaşan inlemesi odayı doldurdu; "mmmphhh... Acıyor..." dediği her halinden belliydi. Kahraman durmadı. Yavaş ritimle içeri girdi, çıktı, her seferinde biraz daha derine. Zehra’nın kalçaları titriyordu, ipler gerildikçe altlarındaki koltuk gıcırdıyordu. Kahraman bir eliyle Zehra’nın saçlarını kavradı, başını hafifçe geri çekti. “Canım acıyor… Kahraman… Yeter…” diye boğuk sesler çıktı Zehra’nın ağzından. Topun arasından kelimeler zorla sızıyordu. Gözleri nemlenmişti, yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. Ama Kahraman dinlemedi – ya da dinlemiyormuş gibi yaptı.
Temposunu artırdı. Sert darbelerle Zehra’nın götüne girip çıkıyordu. Arada tamamen çıkıyor, Zehra’nın ön tarafına geçerek sikini ağzındaki topun üstünden Zehra’nın dudaklarına sürtüyor, topu eliyle çenesinin üstüne kaydırıp sikini ağzına sokuyordu. Zehra’nın boğazı şişiyor, öğürüyormuş gibi sesler çıkarıyordu ama gözleri hâlâ yarı kapalı, teslim olmuş gibi bakıyordu. O esnada dikkatimi Kahraman’ın kulakları çekti. Daha doğrusu kulaklarının içindeki şeyler. Turuncu, küçük, kablosuz kulaklıklar gibi geldi gözüme. Işığın altında hafifçe parlıyorlardı. Müzik mi dinliyordu? Ya da biriyle mi konuşuyordu? Amına koyduğumun delisi, ne alaka, aklından ne geçiyor amına koyum dedim içimden. O sırada köşedeki kamerayı gördüm. Bildiğin tripod üzerine yerleştirilmiş kocaman kamera. Yanan ışığından kayıt aldığı belliydi. Bu esnada Kahraman tekrar Zehra’nın arkasına geçmiş, Zehra’ya arkadan saydırıyordu.
Kahraman’ın kalçaları Zehra’nın kalçalarına çarptıkça, şak şak sesleri odayı dolduruyordu. Zehra artık acı ve zevk karışımı bir halde sürekli inliyordu. Sonunda Kahraman derin bir homurtuyla hızlandı, “Şimdi… Geliyorum…” diye tısladı. Birkaç sert darbeden sonra Zehra’nın kalçasını avuçlayıp içine iyice gömüldü ve boşaldı. Bir süre öylece yapışık kaldıktan sonra ayrıldı. Çekildiğinde Zehra’nın götünden o beyaz sıvı süzülmeye başladı. Bizimki "Bembeyaz nasıl akıyor, şuna bak şuna bak... Off, manzara muhteşem!" diye inleyerek izliyordu eseriyle gurur duyar gibi. Amın oğlu, sanki pazarda domates satıyor da malını övüyor bana! Ama bitmemişti. Kahraman o it dölü, işi bitince Sikini eline aldı, hâlâ tam inmemiş vaziyette Zehra’nın sırtına, kalçalarına doğru nişan alıp şırıl şırıl işemeye başladı. Sarı sıvı Zehra’nın teninden süzülüp yatağa damlarken, kadının bedeni sarsıldı; ağzından boğuk hıçkırıklar, burnundan sümükler akıyordu.
Gözyaşları sel oldu gitti. Bu son yaptığı iyice asabımı bozdu, "Vay amına kodumun oğlu ya, bu kadar da aşağılık olunmaz!" dedim içimden. Kahraman ayaklanıp kamerayı kaptı, Zehra’nın etrafında dönerek her açıyı, her pisliği iyice çekti. Sonra kamerayı bıraktı, kulağındaki o gizemli turuncu zımbırtıları çıkarıp kenara koydu. Eğilip Zehra’nın kulağına o yılan tıslaması gibi sesiyle fısıldadı “Kırmızı mıydı yoksa hâlâ yeşil miyiz bebeğim?” Zehra "evet" der gibi başını salladı. Kahraman ipleri gevşetince Zehra kendi eliyle ağzındaki o kırmızı topu çıkardı, derin bir nefes alıp gülümseyerek mırıldandı “Yeşilim… Ama bir dahakine azıcık daha yavaş olsan?” Ulan şaka mı bu? Kahraman hemen yapıştırdı cevabı: “Ama bunları konuştuk seninle, sen de her şeye okey dedin, yanlış mı hatırlıyorum?” Zehra tam lafa girecek gibi oldu, Kahraman "şşşhh" diyerek parmağını dudağına götürdü “Bence şikayet etmek yerine alışmayı denemelisin.
Zaman geçince artık bu acıdan bile zevk alacaksın emin ol, anlaştık mı?” Zehra kuzu gibi kafa sallayıp “Anlaştık… Anlaştık ama her tarafımda bir iz, herif sordu ne diyeceğimi bilemedim, anlayacak diye aklım gidiyor,” diyerek sitem etti ama o gavat Kahraman hiç oralı olmadı. Güldü piç, Zehra’yı kollarına alıp saçlarını okşadı. İkisi de ter içinde, nefes nefese ama yüzlerinde o sapkın memnuniyet ifadesiyle duruyorlardı. “O şey peki” dedi Zehra köşedeki kamerayı göstererek. Kahraman yataktan çıkıp kameranın yanına gitti, “İyi oldu hatırlattığın, kaydı durdurmamıştım” dedi. Sonra “Ne olmuş buna?” diye sordu Zehra’ya. “Bu çektiğin şeyleri başkaları görürse? Kendime ölecek yer beğeneyim, kocam…” dedi ama Kahraman Zehra lafını tamamlamadan “Hiç kimse görmeyecek, bunlar sadece ve sadece benim arşivimde kalacak, o konuda için rahat olsun” dedi gülerek.
Zehra “Peki” dedi uzatmadan. Tavan arasında donup kalmıştım. Gördüklerim zorla oluyormuş hatta tecavüz ediyormuş gibi gelmişti bana. Ama Zehra’nın tavrının alakası yoktu. Midem kalkmıştı. İnternette bile porno izlerken böyle şeyleri görünce hiç izlemeden geçerdim. İnsanların böyle şeylere ilgi duyması garip gelirdi ama yapacak bir şey yok. Bu devirde siken yaranıyor dedikleri doğruydu amına koyum. Zehra orospusuna ne demeli. Hem turuncu kulaklıkların ne olduğunu hâlâ çözememiştim. Başka birine mi dinletiyordu acaba. Kahraman yatak örtüsüne elini yüzünü silen Zehra’ya “Haftaya gelirken yengeni de getir” dedi. Zehra “İkimiz birlikte mi gelelim” diye sordu. “Aynen” dedi Kahraman “İkiniz birlikte.” Zehra “Yengeme Bayram da gelecek diye söz vermişsin, o da gelecek mi diye sorar bana?” deyince Kahraman “Bakacağız” dedi, ayağa kalkıp banyoya gitti.
Vay amına koyum dedim içimden. Adam siktiği karılarla benim muhabbetimi yapıyor, benim adıma söz veriyordu. Yavşağın bebesi ya. “Hazırlanıp gidebilirsin bu gecelik bu kadar yeter” diye sesi duyuldu banyodaki Kahraman’dan. Ben çıkmadan git diyordu, Zehra’ya anlaşılan. Tavan arasında sürüne sürüne misafirhaneden köy odasının üstüne geçtim ama aklımda tek bir soru, Zehra beni buradan nasıl indirecek? Kadınlar aşağıda topluca eğlence yaparken oradan sağ salim çıkmak deveye hendek atlatmaktan zor. Bir yandan da çantamdaki o harddiski düşünüyorum; içinden daha ne pislikler, kimlerin görüntüsü çıkacak acaba? Gülşah ablanın görüntüsü de var mı acaba? Kahraman kim bilir daha kimleri kafesledi? Ben Kahraman ibnesinin mala vurmasını, Zehra’yla fantezi dünyasını izlerken, köy odasındaki o büyük tantana bitmiş, ortalık sakinleşmişti. Kalabalığın çoğu dağılmış; geriye bizim kemik tayfayla beraber 3-4 kadın kalmıştı.
Sedirlere çökmüşler, çaylar önlerinde, muhabbetin dibine vuruyorlar. Konu bir ara bana dönünce kulaklarım radar gibi dikildi tabii. Tanımadığım, tombulca bir kadın iç çekerek söze girdi "Kahraman pek buraların adamı değil ha... Ama Bayram Hoca... Ooo, köyün bebesi gibi. Keşke buradan evlense de kalsa. Ben çok beğeniyorum, Allah için kızım olsa elimle götürür veririm, o derece!" Fatoş ablaların Fahriye dedikleri, kırmızı penyeli, siyah etekli orta yaşlı güzel kadın hemen atladı "İkisi de evlense keşke! Bizim köyün kızlarının koynuna 40 gün girseler, bir daha bu köyden başka yere gidemezler vallahi!" Fatoş abla her zamanki gibi kahkahayı patlattı"Kız Fahriye, o niye? Buradaki kızların amcığının ne özelliği varmış da adamı buraya mıhlıyormuş?" Kadınlar bir anda kıkır kıkır gülmeye başladı, ortam iyice gevşedi. Tombul olan elini dizine vurdu "Kız öyle deme ya!
Taşlıburun’un muhtarı bile oğluna bu köyden kız bakıyormuş. Fadime anlatsın işte, o bilir!" Fadime abla çay bardağını tabağına bırakıp sırıtarak doğruldu "Doğru valla... Bana da söyledi geçen gün. Senin köyden bir gelin bulsak dedi, ben de bakalım diye geçiştirdim." Kadınlardan biri "Aman boşver" dedi, "Hiç girme o işe. Oranın adamı biraz kalın oluyor, insan gibi davranmıyorlar karıya uşağa." Hepsi bir ağızdan onayladı bu lafı. Sonra o tombul abla bombayı patlattı "Valla ben o doktor olacak oğlandan biraz soğudum. Ev ev gezdi dedik, ne kadar iyi uşak, doktor ayağımıza geldi diye sevindirik olduk. Bir de kart verdi, Numaram yazıyor, istediğiniz zaman arayın diye tembihledi. Eee?" dedi kadınlar, merakla dinliyorlar. "Geçen tansiyonum çıkar gibi olunca aradım; komşuda tansiyon hapı varmış, içeyim mi diye soracaktım. Hiç ses soluk yok telefonda çalmıyor bile!
İlacı veren İnci karı da şaştı kaldı; Bizim gelin ne zaman arasa anında açıyor dedi. Gittik ona arattırdık, saniyesinde açmış! Benim yerime sormuş, içsin demiş. Ben emin olamadım, bir de ben arayayım dedim, yine aynı... Ne çalan var ne ses eden. Yaşlılara çalmayan telefon, azıcık genç olunca anında açılıyor, ne hikmetse!" Bunu söyleyince ortamda derin bir sessizlik oldu. Kimse konuşmadı bir süre. Gülşah abla kimse konuşmayınca lafa girdi: “Fadime abla, senin şu Ebru olmaz mı Bayram Hoca’ya? Güzel kız, eli yüzü düzgün, sessiz sakin…” O zamana kadar sadece dinleyen Aynur abla ilk kez ağzını açtı “Yok yok yok, kalsın. Pek şıpırdek o kız. Bayram’ı yorar o, baş edemez.” Başka biri hemen atıldı “Peki Gülşah’ın yanındaki kız? Remziye’nin kızı… Dünürcüsü de çokmuş, okulu bitirmiş, öğretmen olacakmış anası diyordu.” Aynur abla yüzünü buruşturdu “O da boşboğazın daniskası.
İki dakika susmadı yanımda, kafam zonkladı çenesinden.” Fadime abla kahkaha attı, Aynur ablayı dürtükledi “Yav Aynur, sende armudun sapı üzümün çöpü! Gel şu çocuğa köyden birini bulalım da gitmesin, kalsın burada.” Aynur abla omuz silkti “Yahu istemeyen ben miyim sanki? Siz diyorsanız bu kızlar bayrama münasip, bu iş olur kendiniz konuşun Bayram’la. Ben sadece fikrimi söylüyorum.” Fadime abla sordu “Senin kafana yatan birisi yok mu?” Aynur abla yine omuz silkti “Yok, olsa söylerim. Benim gözüme kestirdiğim yok şimdilik.” Gülşah abla lafa karıştı, muzip bir sırıtışla “Bayram’a aslında eli maşalı birisi olacak. Öyle sessiz sakin duruyor ama şeytan tüyü var onda, yapar yapmamış gibi durur… Ona biraz…” (etrafına bakındı, sonra gözleri Aynur ablanın üstüne gelince durdu) “ona biraz Aynur abla gibi biri lazım. Hem ciddi, hem de arada eli maşalı.”
Fadime abla hemen atladı: “Bak sen şu işe! Aynur bacın, falan yok mu? Kız kardeşin, yeğenin, kuzenin… Birini ayarlasana şu hocaya. Hem senin gibi eli maşalı olsun, hem de köyün malını bilsin!” Kadınlar bir anda kahkahaya boğuldu. Aynur abla önce kaşlarını çattı, sonra dayanamayıp güldü “Yok kız kalmadı bizde, evlendi gitti hepsi de. Hem bizim sülaleye elini veren kolunu kaptırır, Bayram’a üzülürüm ben.” Fatoş abla gülerek “Kendinden nasıl da biliyor!” Fatoş ablanın bu sözüne hepsi kahkahayla güldü. Kadınların kahkahası biraz diner dinmez muhabbet tam gaz devam etti. Tam o sırada en başta evlilik muhabbetini açan tombul kadın başka bir adayın ismini sundu ortaya “Keriman nasıl olur? Hocadan biraz büyük ama eli yüzü düzgün, evi barkı var, temiz pak kadın. Bayram Hoca’ya cuk oturur bence.” Bir anda birkaç kadın aynı anda “Ooo!” çekti. Ama hemen Behiye abla ilk kez lafa girdi “Yeni kocasından boşandı.
Keriman dul. Hocaya dul olmaz ki!” Öneriyi ortaya atan kadın cevap verdi “Dul ama bir içim su Keriman! Oğlana nişan taktık yoksa ben alırdım vallahi. Kocadan şansı yoktu zavallının, adamın biriyle evlendi, iki sene dayanamadı, boşandı gitti. Ama Keriman’da malzeme var, gözümle gördüm!” Kadınlar yine kıkırdadı. Fadime abla kaşlarını kaldırdı “Bebesi de var değil mi onun? Küçük bir oğlan mıydı neydi?” Fahriye denen kadın hemen düzeltti “Yok be, bebesi yok. Bebeyi düşürmüş. Bende var diye biliyordum ama yokmuş. Geçen anlattı bana, kocası hapçıymış, çevirmede jandarma yakalamış, bahçede falan kenevir bulmuşlar, anasının amını tersten görmüş anlayacağın, dahada çıkamaz.” Fadime abla devam etti “Vay anasını! Bebeyi düşürmüş ha? Ben de Keriman’ın bir oğlu var diye biliyordum. Meğer yokmuş! E o zaman daha da iyi, hocaya hazır bebek yok, baş ağrısı yok.
Temiz sayfa açar ikisi.” Aynur abla ikna olmamış gibiydi “Ama dul işte… Köy yerinde ağzı olan konuşur. Bayram Hocanın anası babası ne der, kendi kendimize gelin güvey oluyoruz da bakalım onlar oğullarına dul alır mı?” Tonbul abla omuz silkti, muzip bir sırıtışla “Alır valla. Hem dulun neyine güvenmeyeceksin? Denenmiş mal, bozulmamış garanti. Adamın biriyle olmadıysa demek ki o adamda kusur varmış. Keriman’da kusur yok bence. Bir de yatakta ne kadar ateşliymiş, duydum ben. Adamı iki senede bitirmiş!” Kadınlar bir anda kahkahaya boğuldu. Biri “Mukaddes ablaaa!” diye bağırdı, diğerleri “Sus ulan, sesin köyün öbür ucuna gidiyor!” dedi. Tonbul kadının ismi Mukaddesmiş, onu da öğrenmiş oldum bu arada. Fadime abla elini ağzına kapattı, gülmekten gözleri yaşarmıştı. “Valla doğru söylüyorsun Mukaddes abla. Keriman’ın o kalçaları, o göğüsleri… Bayram Hoca bir görse, köyden bir daha çıkamaz.
Dul da olsa, boşanmış da olsa, mal kaliteli mal. Bizim oğlanı kaptırırız ona bence.” Mukaddes abla onaylar gibi başını salladı “Ben dünür olurum isterseniz. Keriman’a söylerim, Kızım, Bayram Hoca’yı kaçırma, bu fırsat bir daha gelmez derim.” Gülşah abla, hâlâ gülerek araya girdi “Beğenir beğenir. Bir koynuna alsın, görsün bakalım dul mu, evli mi fark eder mi… Hepsi aynı kapıya çıkar!” Kadınlar yine kahkahadan yıkıldı. Ben tavanda öylece dinlerken içimden geçiriyordum “Ulan bu köyde evlenmektense ölsem daha iyi…” Ama işin kötüsü, Keriman’ın adını duyunca aklıma da gelmişti. Kahvede gençler arasında muhabbeti oluyordu sürekli. Köyde gençlerin yarısının gözü onda ama ben hiç denk gelip görememiştim. Kadınların kahkahası biraz diner dinmez, muhabbet birdenbire başka bir yöne kaydı. Fahriye çayını yudumlarken, sanki aklına yeni gelmiş gibi lafa girdi “Yahu durun bakalım…
Bayram Hoca’ya dul olmaz diyorsunuz da, Bekir’in karısı ne olacak o zaman? O da dul sayılır mı şimdi?” Bir anda masada sessizlik oldu. Sonra Fadime abla “Aaa, o muhabbeti açma şimdi! Bekir’in karısı… O işin patlayacağı belliydi zaten” dedi. Aynur abla merakla sordu ortaya doğru “Hayırdır, benim hiç haberim yok?” Fatoş abla hemen atıldı, sesini alçaltarak (ama herkes duyuyordu tabii) “Bekir karısını amcasının oğlu Tacettin’le basmış evde. Kapıyı kırarcasına girmiş, içeride Tacettin’le karısı… Neyse, detayını anlatmayayım da günah olmasın. Ama ortalık karıştı, tüm köy duydu. Bekir silah çekmiş, Tacettin’i vuracaktı az kalsın.” Mukaddes abla “Bekir silahı çekmiş, Tacettin’i vuracakken anası araya girmiş, Kan dökme diye yalvar yakar durdurmuşlar adamı. Ama asıl bomba; orospu karısı üç tane sabiyi, daha iki yaşındaki bebeyi bırakıp Tacettin’le kaçmış gitmiş iyimi.’’
Fadime abla başını salladı “Valla ben çocuklara acıyom. Yoksa Bekir şurda ölse dönüp bakmam, o kadar nefret ederim kendisinden. Boşuna dememişler çalma kapını, çalarlar kapını diye.” Kadınlar “Haklısın” diye hep bir ağızdan onayladı. Fahriye denen kadın da “Su testisi su yolunda kırılır diye boşuna dememişler. O kadar ah aldı, elbet bir yerde çıkacaktı tabi” dedi. O esnada telefonum titredi. Yabancı bir numara arıyordu. Açtım, karşıdaki “Ben Zehra” dedi hemen. “Dinliyorum” dedim sessizce. “Ben çıktım ama köy odasının içinde kadınlar var, onlar gitmeden inemezsin” dedi. “Evet sesleri geliyor” dedim. “Onlar gidince seni indiririm, uyuyup kalma sakın beklerken” dedi. “Tamam” dedim, “kalmam.” Telefonu kapattık. Kahraman’ı merak ettim, sürünerek onun yanına gittim. Bornozla oturmuş, TV’den bir şeye bakıyordu. Televizyon uçta kaldığı için ne izlediğini göremiyordum, sesi de gelmiyordu.
Bir süre izleyince sıkıldım, tekrar kadınların olduğu kısma gittim. Dar alanda kertenkele gibi oradan oraya sürünmekten iyice sıkıldım, bir de her taraf toz, hiç sevmiyorum. Kadınların olduğu kısma gelince, bizim ekip dışındaki kadınlar çoktan gitmişti. Geriye sadece Fadime abla, Aynur abla, Fatoş abla, Gülşah abla ve Behiye abla kalmıştı. Aynur abla yerinden kalktı, artık ne olduysa ben orada değilken biraz sitemle “İlahi Fatoş… İşin gücün, aklın fikrin yıllardır hep belden aşağı muhabbetlerde. Bıkmadın mı yıllardır şu muhabbetlerden? Hadi toparlanın gidelim artık, herkes gitti daha ne duruyoruz.” Aynur abla oturduğu yerden kalkmaya yeltenince Fatoş abla hemen elinden tutup çekerek yerine oturttu Fatooş abla: Otur oturduğun yere Aynur! Daha yeni ısındı muhabbet. Gülşah abla: Ne güzel oturuyoruz, bu saatten sonra eve gidip ne yapacaksın ki?
Muhabbet sarıyor valla. Diğer kadınlar da bu düşünceyi onayladı. Fadime abla: Kız sen de eskinin kaynanaları gibisin ha! Onu konuşma, bunu sorma, hadi erken yatın uyuyun… Bi alemsin vallahi gız bacım. Bu kadar karı yan yana gelince erkekler gibi top lafı mı yapalım, siyaset mi konuşalım? Laf lafı açacak elbet! Fatoş abla: (gülerek) İyi dedin kız Fadiş! Ağzına sağlık valla. Aynur abla: İyi aman… Karışmıyorum tamam, ne isterseniz konuşun. Fadime abla: Öyle karışmıyorum demekle olmaz. Sen de girecen muhabbete, öyle kenardan izlemeyle yok! Gülşah abla: (gülümseyerek) Bence de Aynur abla, kaçmak olmaz şimdi. Aynur abla: (zorla ikna olmuş gibi iç çekerek) Tamam tamam, iyi... Madem bu kadar istiyorsunuz, kalalım bakalım. Biraz sessizlik oldu, sonra Gülşah abla heyecanla söze girdi Gülşah abla: Bakın ne diyeceğim. Geçen akşam televizyonda bir film izledim, adını tam hatırlayamıyorum ama...
Gençler vardı, kızlı erkekli toplanmışlar sırayla birbirlerine soru soruyorlardı. Ama ne sorular izlerken utandım valla. Sonra da maskeli bir katil gelip hepsini sırayla doğruyordu! Fadime abla: Eee yani? Ne yapalım, biz de burada sırayla birbirimizi mi doğrayalım, onu mu diyon Gülşah? Gülşah abla: Yok be abla, ne doğraması! Filmin başını diyorum ben. Herkesin soru sorduğu yeri. Herkes sırayla soru soruyor artık aklına ne gelirse, istediğini sormak serbest. Tek şart herkes dosdoğru neyse onu söyleyecek. Ama şimdiden anlaşalım; sonra ben ona cevap vermem, utanırım, bu sorulur mu demesin! Her şey dürüstçe söylenecek. Fadime abla: Tamam ulan, kabul! Aklıma yattı bu iş. Fatoş abla: (heyecanla ellerini dizine vurur) Gız bu bildiğin sorgu odası! Ama vallahi sarar. Ben varım! Hem bakalım kimin bohçasında ne sırlar saklıymış, kimin ateşi sönmüş, kimininki hala tütüyormuş öğreniriz bu vesileyle!
Aynur abla: Kız Gülşah, sen deli misin? Bizim yaşta böyle oyun mu oynanır? Gülşah abla: Abla, değişiklik olur işte. Yaşımızın neyi var? Hem sen üniversite okumuş kadınsın, sen çok oynamışsındır bu oyunları. Aynur abla: (kafasını yok anlamında kaldırarak) Ah be güzelim... Anamın babamın dizinin dibinde okudum ben, gözümü açtırmadılar ki öyle oyun moyun görelim. Neyse, hadi madem öyle... Oynayalım da şu içimizdekileri dökelim bari herkes pek meraklı baksana. Gülşah abla oyuna geçmeden önce kuralları baştan hatırlattı “Tamam o zaman! Sırayla soruyoruz, herkes sorulan her soruya cevap verecek. İstediğini sorabilirsin tek şart herkes dürüst şekilde doğru cevap verecek!” Fadime abla: (iki elini birbirine vurarak bir ayağını altına aldı) Tamam, kabul! Yalan konuşanın amı kapansın, kocası bir daha ömür boyu sikemesin! Kabul mü karılar? Fatoş abla: Eee Behiyenin koca yok!
Fadime abla: Kız kocası yokta amı da mı yok, bulur oda birini nasılsa! (Odada bir anlık sessizlik olur, sonra kadınlar kahkahaya boğulur.) Gülşah abla: (yüzünü elleriyle kapatıp gülmekten yaşaran gözlerini silerek) Ay Fadime abla! Sen ne diyorsun ya? Ayıp ayıp! Fadime abla: (sırıtarak) Ayıp mı? Kızım bizimkileri herifler zaten yıllardır kapattı, pas tuttuk be! Bir de yalan söylersek temelli kilit vursunlar ne olacak! Hadi hadi, yemin edelim hep beraber, yalan söyleyenin amı kapansın, kocası bir daha sikemesin! Hepsi birden (gülerek ellerini kaldırırlar) “Yalan söyleyenin amı kapansın, kocası bir daha sikemesin!” Aynur abla: (ciddileşerek) Ama bakın kızlar; burada ne konuşulursa konuşulsun dışarı taşmayacak. Kimsenin ağzından tek laf çıkmayacak, ona göre. Hepsi birden “Tamam, söz! Aramızda!” Gülşah abla: (zafer kazanmış bir edayla) E hadi o zaman...
İlk soru benden başlasın mı? Yoksa sırayla mı gidelim?” Fatoş abla: Sen başla Gülşah, sen çıkardın ortaya bu oyunu. İlk bomba senin elinde patlasın! Gülşah abla gözlerini tavana dikip düşündü bir süre. Biraz daha tavanı incelerse beni görecek diye korktum. İçimden de acaba ne soracak merakı vardı. Gülşah abla iki ayağını altına alıp ellerini dizlerinin üstüne koydu sonra sırayla kadınlara bakarak “Şimdi dürüst olun… Köyde en çok hangi erkeğe bakıp iç geçirdiniz?” diye sordu ortaya. Kadınlar önce birbirine baktı, hafif kıkırdamalar yükseldi. Sonra sırayla cevaplar geldi. Ben tavan arasında nefesimi tutmuş, kulak kesilmiş dinliyordum. Fadime abla: (önce gülerek, sonra ciddi bir ifadeyle) Aman be, ben muhtarım, herkese eşit bakarım! Ama dürüst olayım... Çok adama iç geçirmişimdir, kahveye gelen giden eksik olmaz ama en son şu bizim Bayram’da bir şeytan tüyü var yalan yok.
Hani hoca dersin ama gözlerinden cinlik akıyor. Rıza duymasın ama, genç olsam peşinden çok koştururdum o fırlamanın. Fadime ablanın cevabını duyunca içimden ‘’Vay be, ablam benim, biliyorsun işini dedim’’ izlediğim yerden. Behiye abla: Ay ne bileyim, ben öyle her herife bakmam ama... Bende Fadime gibi düşünüyorum biraz. Benim herif başımdayken kafamı kaldırıp kimseye bakmamışımdır alıcı gözle. Benim herif öldü Bayram hoca köye geldi. O geldiğinden beri köyün havası değişti sanki. Ben bir fırlamalığını görmedim hakkını yemeyim çok da iyiliği dokundu. Genç, hem de eli yüzü düzgün, efendi. Allah sahibine bağışlasın, kim alırsa şanslı gerçekten. Fadime abla ismimi verince Behiye abla utanır söyleyemez demiştim ama hiç çekinmeden söyledi helal olsun dedim içimden. Fatoş abla: Yalan yok ben de Bayram hocanın o mahzun bakışlarına bitiyorum. Sanki bir derdi var da söyleyemiyor gibi.
İnsanın tutup bağrına basası geliyor. Ama hepimiz aynı ismi söylüyoruz ama ben Kahraman diyecem. Şimdi Allah var boylu poslu hem gözlüklü erkekler gözüme pek hoş gidiyor. Üstüne bir de doktor adam her derde derman olur (gülerek) Aynur abla: (ciddiyetle, elindeki çayı yudumlayarak) Ben öyle erkek falan süzmem, biliyorsunuz. Ama bir isim vereceksem... Bayram derim. O çocuğun kalbi temiz. Ömer’le de arası iyi, kardeşimiz gibi. Allah onu gerçekten kıymetini bilecek, onu hırpalamayacak birine bağışlasın. Kadınlar hep bir ağızdan amin dedi. Allah var Aynur abladan benim ismimi söylemesini beklemezdim. Ama kardeşimiz gibi deyince içim sızladı. Yok oğlum, yok kardeşim… Hala mı? Şu daracık tavan arasında tozun içinde bile beni hem sevindirip hem de üzmeyi başarıyor bir şekilde Aynur abla yeminle. Fadime abla: Sıra sende Gülşah, kendin sordun kendin de cevapla!
Gülşah abla: Benim cevabım belli. Doktor Kahraman beyi tek geçerim. Adamda bir endam var, bir konuşma var; insan muayene olurken bile bir hoş oluyor. Köye böyle yakışıklı adam gelmemişti. "Gülşah ablanın söylediklerinin devamını dinlemedim. Orospu Kahraman'ın reklamını yapıyor hala," diye söylendim içimden. Herkesin konuşması bitince Fadime abla, elindeki çay süzgecini bardağın kenarına vurup şöyle bir ortalığı süzdü. Herkesin yüzünde bir düşünce bulutu vardı. Gözleri en son Behiye ablada durdu. Behiye ablanın durgunluğu, dalıp gitmesi dikkatinden kaçmamıştı. Fadime abla: Behiye, senin kafan yine nerelere gitti öyle? Bakıyorum çok düşünüyorsun, hadi bu seferki soru senden gelsin Behiye abla başını yavaşça kaldırdı, alt dudağını dişleyip bir süre sessiz kaldı. Sanki soracağı soruyu tartıyordu. Sonunda derin bir nefes alıp ortaya doğru eğildi “Kızlar, şimdiki aklınızla evlendiğiniz yaşa dönseniz...
Yine aynı adamla evlenir miydiniz?” Fatoş abla daha soru biter bitmez ellerini dizlerine vurup feryat figan atladı “Oy anam Behiye! Açma benim yaramı, deşme şimdi! İki tane koca eskittim, ikisinden de bin pişmanım. Biri hayırsızdı, biri ondan da beteri... Artık darısı üçüncüye inşallah!” derken oturduğu yerde şakacıktan sağa sola sallanmaya başladı. Aynur abla bu hale dayanamayıp güldü “Sen bu hızla gidersen Fatoş, üçü de alırsın, dördü de. Maşallahın var.” Fatoş abla hemen lafı yapıştırdı “Ne yapalım Aynur, biz senin gibi vur ensesine al lokmasını bir öğretmen bulamadık ki... Kibar adam, okumuş adam başka oluyor tabii.” Aynur abla acı bir tebessümle çayından bir yudum aldı “Kızım, davulun sesi uzaktan hoş gelir. Ben boşayım, çok beğendiysen sen al hayrını gör!” dedi gülerek. Fatoş “Kabul kız!” diye kahkaha atınca ortam biraz yumuşadı ama Aynur ablanın konuşmaya devam etti.
“Valla yalan yok, üniversitede tanıştık, evlendik. Şikâyetim de yok, Allah var ama... Şimdiki aklımla o zamana dönsem? Evlenmezdim herhalde. Başka maceralar arardım, başka dünyalar görürdüm. Kendimi bir evin içine bu kadar erken kapatmazdım.” Fadime abla ciddileşip başını salladı “Benim durumları biliyonuz zaten. On tane gönlüm olsa birini o Rıza’ya vermezdim ama işte... Kader böyleymiş, önümüze ne koydularsa onu yedik.” O sırada gözler Gülşah ablaya döndü. Gülşah abla sessizce tabağındaki kurabiye kırıntılarıyla oynuyordu. Fadime abla ona takılmadan edemedi “Herhalde aramızda evlenirdim diyen bir tek Gülşah çıkacak. Değil mi kız Gülşah?” Gülşah abla başını kaldırdığında yüzünde kararsızlık vardı “Bana pek seçme şansı sunulmadı be Fadime abla. Babam verdim gitti dedi, kestirip attı. Biz de boyun eğdik. Ama o gün o masada tercih hakkım olsaydı...
Başka birini isterdim. Şimdi Allah’ın bildiğini kuldan saklamaya gerek yok.” Aynur abla hariç tüm kadınlar birbirine bakıp sustu. Gülşah gibi “kaderine razı” görünen birinden bu kadar net bir itiraf beklemiyorlardı. Ortamdaki sessizlik, en son soruyu soran Behiye ablaya döndü. Behiye abla eskileri düşünür gibi dalmıştı bile. “Benim cevabı zaten hepiniz biliyorsunuz,” dedi Behiye abla, sesi titreyerek. “Bugünkü aklım olsa, Osman’la evleneceğime gider kendimi uçurumdan aşağı atardım. Ömür dediğin bir kereymiş, biz onu yanlış insanın kapısında nöbet tutarak bitirmişiz.” Behiye ablanın sözleri bitince ortam birden sessizleşti. Fadime abla kızar gibi “Aman! Toplanın bakayım, ne bu böyle? Yas evi mi burası?” dedi. “Hadi bakalım Fatoş şöyle eğlenceli bir soru sorda keyfimiz yerine gelsin” dedi Fatoş ablaya dönerek. Fatoş abla hımm yaptı önce, sorusu önceden hazırmış gibi fazla düşünmeden sordu hemen: “Ozaman herkes deyiversin bakayım, evlendikten sonra kocanızınkinden başkasının şeyini gören oldu mu, olduysa kaç kere?
Bakalım beni geçen var mı aranızda merak ettim” diye sorusunu sordu. Devam Edecek