BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 74 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 74 / 84 BÖLÜM 24 dk okuma 16,746

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 74. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Fatoş ablanın sorusuyla odada buz gibi bir hava esti. Herkes birbirinin gözünün içine bakıyor, kimse o ilk adımı atmaya cesaret edemiyordu. Ben yukarıda kalbinin sesini duymasınlar diye nefesimi bile tuttum. Sessizliği ilk bozan, masanın en dobra kadını Fadime abla oldu: “Aman be, ne bakıyorsunuz öyle öcü görmüş gibi! Yemin ettik şurada, bozmak yok. Ben söyleyeyim; gördüm kardeşim, hem de kaç kere! Rıza’dan önce Ekrem vardı, biliyorsunuz. Onunla o zamanlar ne haltlar yediğimizi bu köyde duymayan kalmadı. Ama Rıza’dan sonra derseniz... Şöyle tam anlamıyla üç kere oldu. Biri saçma bir şeydi, biri bizim deli Ethem.” Aynur abla: (şaşkınlıkla) Kız Allah canını almasın, Ethem ne alaka? Fadime abla: (güldü) Ya bu garibim bi gün çamura bulanmış geziniyor, bende acıdım haline. Rıza’yla tuttuk kolundan, soktuk banyoya, iyice bir yıkadıydık. Kız deli meli ama bir mal var, kolum kadardı.

Rıza’nın gözleri pörtledi görünce, adamın dudağı uçukladı vallahi akşamına. Sonra da bana Ethemi methemi daha da yıkama, gitsin başkası yıkasın dedi Kadınlar elleri ağızlarında şaşkınlıkla dinliyordu. Gülşah abla hatırlatır gibi sordu “Üç demiştin, sonuncu kim?” Fadime abla duraksadı (aklıma benimle yaptıkları geldi sanırım), sonra devam etti “Sonuncusu… İsim vermeyim. Doğrusu taze sayılır, çok zaman olmadı. Ama dürüst olayım, o son gördüğüm bana ben bunca yıl boşa yaşamışım dedirtti.” Gülşah abla: (çekingen bir sesle) Ben... Ben Rahmi’den başkasını görmem sanıyordum. Ama bir boşluğa düştüm. Bir kere gördüm. (Kahraman’ı kastediyordu sanırım.) Ama keşke görmez olaydım. Bir hata mıydı, yoksa can sıkıntısı mıydı bilmem ama insan bazen o yasak meyvenin tadına bakmak istiyor. Gülşah ablanın sözleri ortamda gülüşmeye sebep oldu. Fatoş abla “Bak sen şu imamın karısına hele!” dedi gülerek.

“Haberin olsun, alışmış kudurmuştan beterdir. Tadına bir kere bakarsan bir daha bırakması zor gelir. Fatoş ablandan sana tavsiye.” Fatoş abla sonra kendi lafına döndü “Aman kızlar, yemin ettik bir kere, hiç saklayacağım! Ben evlendikten sonra kocamınkinden başka üç-Beş tane gördüm.” Aynur abla: Üç mü beş mi? Fatoş abla: (biraz düşündü, eliyle beş yaptı) Beş! Birini zaten biliyorsunuz, şu yavşak Bekir! Diğer ikisi de yine bu köyden, isimleri bende kalsın. Biri ilk kocamın kardeşiydi, cahil kafayla yaptık bir mallık, herif nalları dikince evleneceğim diye kandırmıştı beni puşt. Sonuncu da iki sene önce Kasım evde değilken bi komutan vardı, çok gelip giderdi köye. Arif’ti ismi, hatırlayanınız vardır belki. Fadime abla: Sarışın boncuk gözlü yakışıklı bir adamdı, bildim Fatoş abla: İşte onunla ayaküstü bir şeyler oldu. Bunlar dışında ufak tefek elleşmeleri saymıyorum, başkada aklıma gelen yok.

Aynur abla: (Eliyle Fatoş ablanın omzuna vurdu.) Kız köpek daha nolacak, evde kalmış kızların dulların hakkını yemişsin, gözüne dizine dursun! Fadime abla: Müjde Ar’ın bi filmi vardı ya Şener Şen’le, Müjde Ar tüm kahveye veriyordu. Yanlış karıyı oynatmışlar, bizim bu testere amcıklıyı oynatmaları lazımdı asıl! Fadime ablanın lafı herkesi kahkahaya boğdu. Tavan arasında ben bile kendimi kaptırıp gülecektim, son anda tuttum kendimi. Gülüşmeler azalınca Behiye abla boğazını temizleyip, gülmekten yaşaran gözyaşlarını sildi sonra lafa girdi “Benim koca öleli çok oldu, biliyorsunuz. Osman hayattayken gözüm kör gibiydi, ondan başkasını ne gördüm ne bildim. Ama o toprak altına girdikten sonra... (Yutkundu) İnsan bir yerden sonra dayanamıyor. Gördüm mü? Gördüm. Sadece bir kere. Ama o bir kere yetti de arttı bile. O bir taneyi gördükten sonra dünya gözüyle başka bir şey görmesem de olur.”

Uzandığım yerden kendimle gurur duydum. Ah Behiye ablam... Nasıl da damardan girdi lafa. Bir sonraki pompada söz, varımı yoğumu ortaya koyacağım, en az üç hatta dört yapmayan Bayram’ın götüne koysunlar. Fadime abla: (Aynur ablaya dönerek) Eee rahibe Teresa, sen kaldın bitek. Hoş sen yorganın altında halvet olmaktan kocanınkini bile görmemişsindir Allah bilir. Aynur abla: Ebem avradına bak sen, sanki gece benimle uyuyor. Fadime abla: Kız kaç sene komşum oldun, o kadar evine girdim çıktım, çat kapı da bir kere Ömer’i üstünde yakalamadım. Aynur abla: Ne kadar ayıp etmişizzz tüh. Fadime’yi çağırıp kendimizi koyun koyuna izletmedik, yazıklar olsun Ömer’le bana. Fadime abla: Geç dalganı. Sen Rıza’yla beni kaç kere bastın, söyle de duysunlar. Aynur abla: Benim suçum mu anam, sizde özel hayat, utanma arlanma diye bir şey yoksa. Ne zaman evine gelsem ya Rıza’yı yaka paça dövüyor olurdun ya da mutfakta salonda orda burda yiyişiyor olurdunuz.

Kadınlar gülüştü. Behiye abla yanımdaki Fadime ablayı omzundan “Kız deli, az fena değilsin sende” diye dürtükledi. Fadime abla: O zamanlar geçti anam. Herifin çeliği gitti, posası kaldı. Artık hadi deyince kaldırması yarım gün sürüyor. Beni geçelim de sen cevabını ver bakalım, sıfır mı diyorsun şimdi? Kocandan başkasınınkini nerde göreceksin ki sen zaten. Aynur abla: Yooo, kim diyor görmedim diye, gördüm basbayağı! Fadime abla: Kız bak, eşşek köpek sayılmaz, gördüm deyip de onları diyeceksen... Aynur abla: (kızarak) Ebeninin amı sayılır mı eşşek amcıklı Fadime? Aynur ablanın kızarak küfürlü konuşması en çok Fadime abla olmak üzere bütün kadınları güldürdü. Siniri geçen Aynur abla da gülmeye tutuldu sonra. Aynur abla: Bildiğin erkekti. İnsan olandan. Sadece görmedim hem. Fadime abla: Görmedin de ne yaptın? Aynur abla: Ne yaptım anlatayım.

İşte adam uzanmış uyuyordu. Yokladım bi şöyle uyanacak gibi değil. Geceden Ömer’e sinirim vardı bu meselelerden, hazır fırsat bu fırsat, hem yapmak da istedim o an. Gittim adamın yanına çömeldim eşofmanını sıyırdım. Sonra... (Duraksadı.) Gülşah abla: (merakla) Eee abla sonra?” Aynur abla: Adam zaten hazırmış dünden, mum gibi dikmiş şeyini. Fadime abla: Neyini, açık konuş, yeni gelin gibi anlatma. Aynur abla: Çük… Sikini işte… Dikmiş sikini. Bende çekine çekine uzandım, tuttum elimle. Gülşah abla: Gerçekten mi? Aynur abla: Evet gerçekten. Sonra biraz oynadım, (eliyle de aşağı yukarı yaptı birkaç kere) gözüm diğer yandan adamda uyanacak mı diye bakıyorum. Gülşah abla: Uyanmadı mı? Aynur abla: Yok, kılı bile kıpırdamadı. Bende dayanamadım, eğildim ağzıma götürdüm. Gülşah abla: (diğer kadınlar gibi elini ağzına götürdü şaşkınlıkla) Essah mı diyon abla?

Aynur abla: Essah diyom, yalan borcum mu var size cık cık cık. Sonra ağzımda biraz oynadım işte, hoşuma da gitti o an yaparken. Ağzıma da bi yakıştı sormayın (elini yüzüne koyup utandı) Neyse çok da sürmedi, 2 dakikada bitti. Gülşah abla: Bitti derken? Aynur abla: Boşalıverdi şeyi ağzımdayken. Gülşah abla: Hiyyyy Aynur abla: Kız bende aynen öyle dedim adam birden boşalınca. Hiiiyy deyivermişim. Heyecandan şeyini… Sikini çekince her tarafım adamın şeyi oldu, elim yüzüm, adamın üstü başı. Fadime abla: Kız adam adam diyip durma, adam kim? Aynur abla: Ne yapacaksın, orası benim sırrım? Fadime abla: Yemin ettik ya başta fosforlu cevriye. Aynur abla: Yemin ettik biliyorum da, Fatoş kaç kere diye sordu, isimleri sormadı. Fadime abla: İyi lan tamam, bu anlattıklarının doğru olduğuna yemin et. Yalancının götüne kazık çaksınlar mı? Aynur abla gülerek kadınlara tek tek baktı.

Herkes ağzından çıkacak cevabı bekliyordu. Aynur abla: Mesela yani. Şaka yaptım be, inandınız mı hemen sizde! Kadınlar hep bir ağızdan sitemle Aynur ablaya söylendiler. Gülşah abla: Kız abla, o kadar ciddi anlattın ki ben bir an gerçek sandım vallahi. Fadime abla: Kızım bakmayın buna siz. Boşuna ben malımı bilirim diye demiyorum. Açalım bakalım, bunun amı örümcek ağı bağlamıştır, bak buraya yazıyorum. (Parmağını yalayıp sedirin üstüne yazar gibi yaptı.) Aynur abla: Herkes kendi amına baksın, ben kendiminkinden memnunum. Fadime abla: Sahibinden tertemiz, kullanılmamış am! Seni boyayıp başka birine kız diye satarım valla. Aynur abla: Yaparsın, her şey beklenir senden. Fadime abla: Eee ne demişler, karpuzun hamı, hoca karısının amı dadlıdır. Fadime ablanın bu sözüne ortalık yıkıldı. Tam deliydi bu kadın. Aynur ablaya bu imalı konuşmaları gerçekten ne sebepliydi acaba.

Ciddi ciddi benimle arayı yapmak, koynuam sokmak için mi yapıyordu diye düşünmüyor değildim. Kadınların gülüşmesi sona erince Fadime abla Aynur ablaya takılmaya devam etti. Fadime abla: Ömer’e bi gün iyi bir kuvvet macunu yedirecem şişe şişe, sonra üstüne salacam. Eğer o da işe yaramazsa ben gönlünü yaptıracam birine, merak etme. Yoksa bu gidişte dağa taşa sürtecen. Kadınlar kendi arasında muhabbete devam ederken dinlemeyi bıraktım. Uzandığım yerde sırtüstü döndüm. Aynur ablanın anlattıkları... Tabi ya! Malum faili meçhul sakso olayını kelimesi kelimesine anlatmıştı. Sonradan kıvırıp dediği şaka lafı sadece kadınları inandırmak içindi; benim için hiçbir önemi yoktu. Tek şüpheli Aynur abla kalmıştı ve tüm şüphelerim doğru çıkmıştı. İçimde şaşkınlıkla sevinç karışımı bir duygu kabardı. Aynur ablanın ağzına vermişim! Amına koyayım cümlesi bile ütopik.

Orklar gerçek deseler daha gerçekçi gelirdi bana! Sikim kalktı anında. Tavana güvenebilsem o anı hayal ederek bir 31 patlatacaktım ama cesaret edemedim; tavan göçer de elim sikimde beş kadının ortasına düşerim diye kendime hakim oldum. Dikkatimi aşağıda konuşan kadınlara verdim tekrardan. Yüz üstü döndüm. Aynur abla telefonla konuşuyordu, o sırada Gülşah ablanın telefonu çaldı. İkisi telefonları kapatınca “Hadi gidelim artık, sonra devam ederiz” denildi ama Fadime abla “Öyle yağma olmaz, soru sormayan benle Aynur kaldık, biz de soralım öyle kalkalım” deyince tekrar yerlerine oturmak zorunda kaldılar. Aynur abla: Ne meraklıymışsın kız Fadime, yıllardır bu oyunu beklemişsiniz Fatoş’la ikiniz. Hadi sor bakalım ne soracaksan ama uzun sürecek bir şey olmasın. Fadime abla: Aslında başka bir şey soracaktım ama muhabbet uzar, Aynur’un dediği gibi ben kısaca sorayım.

(Kadınlara teker teker bakıp) Aramızda götten yemeyen var mı, onu merak ediyorum. Soruyu duyunca Fatoş abla hemen atıldı ‘’Benim o ilk koca olacak herif tam bir hayvandı. İlla oradan olacak diye tutturdu bir gece. Canım yandı, günlerce oturamadım ama yaptı işte. Sonra zaten…’’ Fadime abla araya girip ‘’Kız tamam yemişsin anladık, hepsini anlatırsan sabaha kadar çıkamayız burdan valla bence yemeyen varsa el kaldırsın bari” deyince 10 saniye sessizlikten sonra Aynur abla canı sıkılmış gibi kafasını arkaya atıp uflayarak elini kaldırdı. Ondan başkası el kaldırmadı. Fadime abla gülerek “Bide rahibe Teresa diyince kızıyor. Burda imamın karısı bile vermiş, sen daha dur” diye yapıştırdı cevabı. Aynur abla bir an Fadime’nin boğazına sarıldı, şakayla karışık boğacak gibi yaptı ama nafile; kural kuraldır, dürüstlük yemini ettiler bir kere! En sonunda gözler Aynur ablaya döndü.

Fadime abla “Hadi sende sor sorunu, bir sen kaldın” dedi. Aynur abla “Ne sorsam ne sorsam” diye mırıldandı, sonra fazla uzatmadan “Söyleyin bakayım seviştiğiniz en garip yer neresiydi?” dedi. Kadınlar biraz düşündü. İlk sözü Fatoş abla aldı “Ben kamyonda” dedi hemen. Behiye abla “Ee kamyoncu karısı olunca normal” deyince Fatoş abla güldü “Haklısın haklısında, kocamla değildi ama başkasıyla oldu” dedi Aynur abla kafasını sallayarak “Kız az orospu değilsin” dedi, “bide marifet gibi anlatıyorsun.” Sonra Behiye abla utana sıkıla anlatmaya başladı “Benim de ilk evlendiğim zamanlar Osman bir iş için kepçeyle giderken yanında beni de götürdü. Köyün epey dışında, in cin top oynuyor. Osman bir yeri kazıdı kepçeyle. İş bitti, döneceğiz diye bekliyorum ben. Bana seslendi, kepçenin ucundaki kovaya bindirdi beni, sonra havaya kaldırdı. Ben diyorum bu deli bana oyun ediyor falan, sonra kendisi tırmandı yanıma geldi.

O zamanlar yeni evliyiz, Osman’da genç, göbek falan yok, tığ gibi. Neyse soyun dedi… İşte orada kepçenin ucunda yaptık. Hayaliymiş meğer, işi bitince söyledi.” Kadınlar şaşkınlıkla dinlediler. Fadime abla “Behiye sen bunu anlattın ya, artık ne zaman kepçe görsem aklıma Osman’la sen gelirsin” dedi gülerek. Kadınlar da “Bende” diyerek Fadime ablaya katıldı. Daha sonra Gülşah abla “Valla benim hiç söyleyeceğim garip bir yer yok. Bizim Rahmi yatak odası dışında yapmaz. Bir kere oturma odasında yapacaktık, duvardaki Allah yazısını görünce işin yarısında yatak odasına kaçtı” dedi. Halinden suç işlemiş gibi mahcup bir ifadesi vardı. İçinden muhtemelen kocasına kendisini rezil ettiğini düşünerek saydırıyordu. Söz sırası Fadime ablaya gelmişti “Ben genç kızken Ekrem beni arabaya bindirir dağa götürürdü. Soğuk oyuk var bilirsiniz, sakallının pınarı dedikleri yerin altındaki mağara…”

Kadınlar hepsi birden “Biliriz biliriz” dedi. Behiye abla “Kız orası yaz kış buz gibi olur, orada yaptık deme” deyince Fadime abla güldü “Valla şimdi olsa yapamam da o zamanlar 18-19 yaşında ancayım, kandık Ekrem deyyusuna, titreye titreye sikti beni o soğukta.” Kadınlar da güldüler Fadime ablaya bu sözlerinden sonra. Gülşah abla “Kahvede olmadı mı abla hiç?” diye sordu Fadime ablaya. “Oldu bir kere” dedi Fadime abla. Aynur abla: Evde denk getirdiği yerde üstüne çıkan Rıza kahvede nasıl olur da bi kereyle bıraktı seni? Fadime abla: Kız Rıza bana kahvede uçkur çözemez, babamdan aklı gider onun. Kahvede oldu ama Rıza’yla olmadı. Kadınlar hep bir ağızdan “Ooo” dediler. Aynur abla “Fatoş’a diyoruz da sende ondan az aşağı kalır orospu değilsin” dedi. Fatoş abla da “Bide bu orospuyu başımıza muhtar yaptık” dedi Aynur ablayı destekleyerek. Kadınlar aşağıda, ben yukarıda gülüyordum konuştuklarına.

Hayatımda ilk kez tavan arasına çıktığımda bu kadar eğlenmiştim. Gerçekten kadınların gizlice muhabbetini dinlemesi çok keyifli olmuştu. Güne puanım 10 üzerinden ondu. En son cevap sırası Aynur ablaya geldi. Oda başladı anlatmaya “Köy e ilk geldiğimizde o zaman şimdiki kaldığım lojman daha yoktu. Bize köyün girişinde Saime Nine vardı, bir başına yaşıyor, çoluk çocuk hep başka yerde kocası da vefat etmiş. Ev ayarlayana kadar bizi yanına yerleştirdiler. Allah rahmet eylesin, çok tatlı kadındı, çok severdim. Evi küçük tabi, iki oda. Saime nine bir odada kalıyor, biz diğer odada kalıyoruz ama kapı pencere tutmuyor ki, ufacık çıt çıksa öte baştan duyuluyor. Biz de yeni evliyiz, Ömer yatağa girince başlıyor oynaşmaya, durdan sustan anlamıyor. Saime nine sesimize uyanmasın diye Ömer’i ikna ettim gece olup O uyuyunca biz Ömer’le ayağımızın ucuna basa basa ineklerin damına giderdik.

Orada sevişirdik, inekler de gözünü diker, bizi izlerdi. Bazen korkardım, anlıyorlar gibi gelirdi bana. Sonra Saime nine bi gün beni köşeye çekti (sesini değiştirerek) Aynur gızım dedi gece olunca siz odanızda kalın, ben dama gideyim, siz işinizi görün, çekinmeyin. Hayvanların bereketi kaçacak ha gızım demişti de bir utanmıştım. Sonra Ömer’le uzun bir süre birbirimize dokunmamıştık” diye lafını bitirdi. Fadime abla: Kız bu karının bahsızlığı taa eskilere dayanıyo yeni de değil. Demek ki Aynur kafayı kırsa da arabın birine verecek olsa o iş olmasın diye kıyamet kopar deyim ben size Lafı bitince herkesi bir gülme aldı. Artık kalkalım deyip kalktılar hep birlikte. Herkesin yüzünde gülümseme, birbirlerine anlattıklarından laf vurdurarak, espri yaparak odadan ayrıldılar. Kadınlar odadan ayrılınca 5 dakika sonra telefonum çaldı, arayan Zehra’ydı.

“Fadimeler gitti, ortalıkta kimse yok. Ben şimdi odanın meydana bakan tarafına merdiven getirip dayayacağım. Sen gel, kimse yokken oradan in hemen” dedi. Zehra’nın tarif ettiği gibi sürünerek çatıda ilerledim. Tavanın yanlış tarafına geçmişim, Zehra tekrar arayınca fark ettim. Hemen sürüne sürüne merdiveni getirdiği yeri bulup hızlıca indim. Merdiveni birlikte köy odasının yanına yatırıp uzaklaştık. Bu arada misafirhanenin önünde Kahraman’ın ablası Yasemin’in arabasını gördüm. Kahraman köye gelmek için ablasından arabayı almış olmalı. Zehra’yla hızlıca oradan uzaklaştık. Birlikte yolda giderken bir süre sonra arkamızdan birinin bizi takip ettiğini, ayak seslerini duymaya başladık ama korkudan dönüp bakamadık ikimizde. Tek düşüncem o an bir an önce bizi takip eden her kimseyse ona yakalanmadan kaybolup gitmekti. Hayır işin kötüsü, durduk yere evli barklı kadınla beni gece vakti görülünce adım çıkacaktı.

Karıyı siken Kahraman adı çıkan ben! Tam benlik iş. Bir de arkamızdaki Zehra’nın kocası falansa adımın çıkması benim için kurtuluş olurdu, bok yoluna ölür giderdim. Amına koyum böyle şansın, Kahraman kadını düşman siker gibi sikti, olan bana olacaktı. Hak ettin sen bunu Bayram, dedim kendi kendime. Hak ettin Bayram. Arkamızdaki ayak sesleri artık nefes alışverişine dönüşüp ensemizde bitince, daha fazla dayanamadım. Kalbim ağzımda arkama döndüm. Karşımda Deli Ethem’i görünce ciğerlerime bir parça nefes gitti; en azından kim olduğunu biliyordum. “Ethem! Ödümü kopardın gece gece, ne oldu?” dedim göğsümü tutarak. Ethem, sanki birinden kaçıyormuş ya da bir şeyi gizliyormuş gibi korkarak bakıyordu. Yanıma kadar sokuldu, kirli sakallarından süzülen salyaları konuşurken yüzüme sıçrıyordu. “Gitme...” dedi fısıltıyla, gözlerini faltaşı gibi açarak.

“Pis adam o... Gitme oraya bi daha.” Aynı kelimeleri bir tespih çeker gibi art arda diziyordu. “Beyaz önlük... Beyaz önlük gitsin bu köyden. O çok fena, o çok kara!” Zehra’nın ürktüğünü fark edince Ethem’i kolundan tutup biraz kenara çektim. Gözlerinin içine bakarak sakinleştirmeye çalıştım “Ethem, bak bana. Doktorun yanına gelenleri gördün mü? Ne gördün sen? Ne yapıyorlar orada?” Ama Ethem’in aklı çoktan uçup gitmişti. Sorularımı duymuyor, bir papağan gibi aynı nakaratı tekrarlıyordu “Pis adam o, gitme! Beyaz önlük tehlikeli... Gitme!” Son bir gayretle omuzlarından sarstım. “Ethem, bir şey mi gördün? Anlat bana!” Beni duymadı bile. Bir an duraksadı, bakışları arkamda bizi izleyen Zehra’ya kilitlendi. Yüzü aniden buruştu, Zehra’nın yüzüne doğru tiksinerek tükürür gibi yaptı. “Tüh sana!” diye hırıldadı. “Yazıklar olsun!” Elindeki yamuk yumuk sopasına abanarak, kendi kendine söylene söylene karanlığın içinde kaybolup gitti.

Deli Ethem uzaklaşınca Zehra, “Kahraman içeri girince anlattı, eve tam girecekken Ethem bunu kovalamış, misafirhaneye girmesine müsaade etmemiş. Yoksa işimiz yaştı, seni kesin yakalardı, bende yanardım” dedi. Anahtar sesini duymuştum, sonra o ara ne olduysa Kahraman içeri girememişti demek ki Ethem kovalamış o arada. Ethem olmasa Zehra’nın dediği gibi ne yapardık bilemiyorum. Misafirhanenin oradan iyice uzaklaşıp tenha bir yere geçince “O aldığın şeydekileri ne yapacan?” dedi Zehra, diski kast ederek. “Ne yapayım, silecem tabi” dedim. “Silersin değil mi?” dedi, bana güvenip güvenmemekte kararsız gibiydi soruşundan anlaşılan. “Silerim tabi, derdim bunları almak olsa bu kadar zahmete girecek kadar deli miyim? Kahraman kendi eliyle izletti bana marifetmiş gibi, istesem ikilemez verir bana” dedim. Sözlerim Zehra’ya güven verdi. “Güveniyorum sana.

Ben hata yaptım, bunun açıklaması yok. Onları başka birisi görürse biterim ben” dedi. “Zehra hem korkuyorsun hem yapıyorsun” dedim kızarak. “Ne bileyim, başımdaki koca koca değil ki. Biraz okumuş, eli ayağı düzgün adam görünce kandık biz de. Üfff cahil kafam işte ben ister miyim böyle olsun yaptık bir hata. Ben sadece iki yatar kalkarız sonra geçer gider diye düşünüyodum” dedi. “Tamam tamam, olan oldu artık, ben bunların bir çaresine bakacağım” dedim. Zehra kolumdan tuttu “Sen bizi gördün mü tavandan?” diye sordu. “Hayır” diyecektim ama vazgeçtim. “Gördüm evet, sana da bundan dolayı kızgınım. Kendine nasıl böyle bir şeyi yakıştırıyorsun, şaşırdım sana. Adam senin… Senin üstüne işedi, elini kolunu bağlamış, bir de ilk kez de değil belli ki. Konuşmalarınızı da duydum, hala niye geliyorsun ki?” Zehra yemin ederek anlatmaya başladı "Hakkın var hatalıyım ama bir hap veriyo bana benimle birlikte olmadan önce.

Sakinleştirici dediydi ilk verirken ama Allah biliyo ya bir hoş ediyor o verdiği hap; şimdi yine çağırsa, o hapı vereceğini bilsem gitmem diyebilir miyim bilmiyom yeminle. Hoş, içtikten sonra üç gün baş ağrısı, mide bulantısı yaptı ama o hapı verecek diye ayaklarım kendiliğinden gidiyor. Ben böyle zevk görmedim. Gerçi Kahraman insan gibi davranmıyor biraz canımı yakıyo ama alışacaksın zamanla diyor." O an ilk kez Zehra’nın hareketlerinin arada normal olmadığını, arada sapaladığını fark ettim. Ben heyecandan diye yol boyunca çok üstünde durmamıştım ama verdiği ilacın etkisinde hareketleri bazen çok dengesizdi. Konu anlaşılmıştı. Artık nasıl bir hap veriyorsa kadınları hem uyuşturuyor hem de azdırıyor olmalıydı. Kutudaki ilaçların marifeti olmalıydı. Bunun tadına varan kadınlarda kendiliğinden koşarak geliyor, Kahraman ne isterse ona kul köle oluyordu.

Aslında bunlar içten içe beni biraz mutlu etti, inkâr edemem. Kadınlar kuru kuru Kahraman’ın cazibesine kapılıp gitmiyordu. En azından ilerde bunlar ortaya çıkarsa bundan dolayı bile ceza alabilirdi. Zehra’nın evi epey uzaktaydı, halde ortadaydı. Bu durumda tek başına evine göndermek içime sinmedi. Birlikte tenhalardan yürüyerek evine bıraktım. Eve giderken kocasının Cevher Bey’le birlikte şehir dışına gittiğini söyledi. “Kocan köyde olsaydı ne yapacaktın?” dedim. “Anamlarda kalacam diye çıkardım, işim bitince onlara geçerdim” dedi. Yani Kahraman çağırıyorsa her ne olursa olsun gidiyordu. Merak ettiğim çok şey vardı aslında ama evine varmıştık. Yolda arada ağlar gibi iç çekiyor, arada normale dönüyordu. "Müsait olduğun zaman konuşalım, bana haber ver," dedim. "Tamam," dedi. Gitmeden son kez elimden tutup, "Gözünü seveyim şu işi hallet yoksa öldürür kocam beni," dedi.

Ben de kızarak, "Ben aldığım disktekileri silerim de adam gitti tekrar videonu çekti, onu ne yapacağız bilmiyorum," dedim. Zehra koluma sıkı sıkı yapıştı; "Kulun köpeğin olayım, iki tane bebem var, yaptım bir cahillik," deyip ağlamaya başlayınca kıyamadım. "Tamam, beni dinle; bir yolunu bulup alacağım merak etme ama bundan sonra çağırsa bir bahane bul gitme tamam mı?" dedim. "Tamam," dedi. “Bir de tavanda konuşurken duydum, benim ismimi de andınız. Yengen Zahide denilen kadın beni sormuş, hatta o mesele ne?” dedim. “Ben Kahraman’la ilk birlikte olduğum zaman yengem beni takip etmiş. Kahraman’ın yanından çıkınca yakama yapıştı, Deyim mi kocana dedi anlatayım mı gördüklerimi?’ diye tehdit etti. Yapmasın diye çok dil döktüm. Sonra da o da seni şart koştu sen Kahramanla yapıyon bana da Bayram hoca’yı Bayram hocayı uydurun dedi. Kahraman’a söyledim, hallederim beno kolay dedi, gün verdi şu gün gelsin kaldığım yere diye.

Ben seni de çağırdı yengemle bir araya getirdi diye biliyordum ama sen sorduğuna göre senin hiç alakan yok. Zaten o şeyin için de Zahide’nin ismide vardı. Besbelli Kahraman bir şey yaptı yengeme, zaten eve geldikten sonra ağzını bıçak açmadı, epey bir süre konuşmadı benimle” diye anlattı Zehra. Lafı bitince “Hadi evine geç sen” dedim. “Tamam” dedi Zehra, “Allah razı olsun” dedi. Gitmeden karanlıkta ağlayan gözleriyle bana baktı, son kez döndü evine gitti. Nasıl işlere girmiştim anlamadım. Aslında olayların hiçbirinde benlik bir şey yok ama benim de böyle bir huyum var; alakam olmayan işlere burnumu sokup sonra işin sonunda bir şekilde suçlu çıkıyorum. Üniversitede çalışırken benzer bir şey başıma gelmişti. Bir gün öğle arasıydı sanırım, elimde laptop çantası okulun koridorunda yürürken sınıfın birinden bağrış çağrış duymuştum. Merak edip kapıyı açınca bir erkek, kalorifer peteğine kızı dayamış hem bağırıyor hem tokatlıyordu.

Ben kapıyı açınca "Kapat lan!" diye bağırmıştı kim olduğuma bile bakmadan. Aslında bana bağırmasını sindirirdim de kızı ağlarken görünce dayanmayıp yanlarına gidip; önce güzelce "Sen kimsin?" diye başlayıp "Kıza ne yapıyorsun?" diye biten bir soru cümlesi kurdum. Karşılığında "Sana ne lan!" diye cevap alınca, elimde tuttuğum (köye gelirken yanımda getirdiğim, ekranı gövdesinden ayrık laptop) laboratuvarın laptopunun olduğu çantayı çocuğun kafaya indirince kavgayı tek hamle de bitirmiştim. Zaten arkasından arkadaşlar sesi duyunca hemen oraya damladılar; onlarla birlikte çocuğu biraz daha hırpalayıp bırakmıştık. Laptop kırılmıştı ama hem çocuğa dersini vermiştim hem de kızı çocuğun şiddetinden kurtardığım için mutluydum. Peki sonra ne oldu dersiniz? Sonra çocuk kızı şahit tutarak benden şikayetçi oldu. Kız da "Sevgilimi durduk yere dövdü" diye destek çıkmıştı.

Müdür yardımcısının asistanı olduğum için olay uzamadan kapatılmıştı ama ben laptopun kırıldığıyla kalmış, üstüne bir de "öğrenciyi dövmüş" damgası yemişim amına koyayım. O gün beni ilgilendirmeyen işlere, özellikle işin içinde karı kız varsa tövbe billah girmeyeceğim diye yemin etmiştim. "Orospunun yemini yarrağı görünceye kadarmış" misali, benim yeminimi bozmam da uzun sürmemişti. Bakalım bu sefer arkamda beni koruyacak bir müdür yardımcısı da yok, ne bok yiyeceğim merakla bekliyorum. Sırtımda çantayla doğruca evin yolunu tuttum. Aynur ablanın bana sakso çektiği gerçeğini öğrenmiş olmanın mutluluğunu bile yaşayamıyorum; aklım çantadaki diskte. İçinde kim bilir kimlerin videoları çıkacak bakalım. Eve vardığımda saat 10’u geçmişti. Diski takıp çalıştırmam için USB disk kutum yoktu, mecbur laptopa bağlamam gerekiyordu. Laptopun altını söktüm, CD sürücüsüne giden SATA kablosunu çıkarıp Kahraman’dan aldığım diske taktım, laptopu açtım.

Bilgisayar açıldığında hemen Kahraman’ın diskini açtım. İçinde köyün isminin yazılı olduğu klasör vardı. İçini açtım, videolar ve resimler adında iki klasör çıktı. Videolar klasörüne girdim ve beni şok eden o dosyalarla karşılaştım. En başta Aynur ablanın isminin yazılı olduğu klasör vardı. Oysa 1 saat önce bana sakso çektiğine emin olduğum kadına Kahraman ibnesi dosya açmıştı. Bu yavşak sikmediği kadına dosya açmazdı. Elim titreyerek klasöre tıkladım ama açılmadı, şifre girme penceresi çıktı. Yavşak orospu çocuğu. Diğer klasörlere göz attım. Gülşah abla vardı, Kiraz ablanın ismi vardı, Fatoş ablanın da ismi vardı… Amına kodumun karısı olmasa şaşardım, erkek görünce amı gidişiyor bu karının zaten. Menekşe, Zehra… Bu ikisini zaten öğrenmiştim. Zahide, Zehra’nın yengesi. Sonra Seher ve Hacer isimleri vardı. Seher kim hiç bilmiyorum ama Hacer deyince aklıma İsmail abinin karısı geldi.

Ama köy yerinde benim bildiğim en az 3-4 tane Hacer var, kim bilir hangisi, kadının günahını almayayım. Bir de “Muayenehane” isimli klasör açmış. Aklıma benim sağlık ocağında tesadüf eseri gördüğüm gizli kameradan çıkarttığım SD karttaki görüntüler geldi. Klasörlerin hepsini de açmayı denedim, hepsi de şifreliydi. Diskte dikkatimi çeken başka bir şey de isimlerin bazılarının sonuna yıldız koymuş, bazılarında yok. Aynur ablada yok, Fatoş ablada da yok, sonra Hacer ve Seher isimleri yazılı olanlar da yok, onun dışındaki kadınların hepsinde var. Türkiye ligi şampiyonluk yıldızı gibi bir şey mi amk? Her 5 posta attığı kadına 1 yıldız falan mı veriyor, ne yapıyor yavşak? Moralimi bozdu resmen. Şifre olarak adını soyadını falan denedim olmadı. Zaten o kadar da mal biri değil olsa şaşardım. Aklıma da bir şey gelmiyor ki hakkında doğru düzgün bir şey de anlatmadı.

Anne tarafım İzmirli demişti, ben de pek umursamadığım için baba tarafın nereli dememiştim. Steteskop bile girdim ama hiçbiri tutmadı. Ablası Yasemin’in ismini denedim, olmadı. Disk elimde patlamıştı durduk yere. Sikiyim böyle işi affedersin. Resimler klasörü de videoların olduğu klasör gibi şifreliydi. Diskle uğraşmayı bıraktım. Misafirhanede çektiğim resimleri açtım telefondan. Cavidan’la olan resimlerine uzun uzun baktım. Ya amına kodumun oğlu, bir de Cavidan’la aramı yapmaya çalışıyor. Kendi siktiği kadını ne diye bana yapar bir insan? Başından mı atmak istiyor, ya da kızı hamile bıraktı da bana mı çakacak, ne yapacak… Doktor değil Mekkeli müşrik bildiğin ibne. Cavidan da az orospu değilmiş. Resimlerde bile nasıl iştahlı çıkmış mk, bulvar dergisi kapak sayfası kızı gibi. Amı götü falan da pırıl pırıl. Hafta sonu canlı görmeyi düşünüyordum, tüm sürprizi kaçtı.

Amının dudakları 1 parmak dışarı çıkmış, resimlerde götten yediği sahne yok ama Kahraman bacak omza yapınca götünün deliği baş parmağım kadar açılmış, belli ki yol açılmış daha önceden. Kadına sinirliyim ama resimlere bakarken sikim de kalktı. Zaten yeterince gerilmiştim amk, 1 saat önce elimde dediğim Aynur ablayla Cavidan’ın 1 saat sonra Kahraman tarafından sikildiğini öğrenmek… Dayanamadım, hırsımdan Cavidan’ın resimlerinde Kahraman’ın yüzünü siyah bantla kapatarak 31 patlattım. Boşalmaya yakın kendimi kötü hissettim. Hani cenazelerde birden ağlamaya başlarsın da çevrendekiler “bırakın ağlasın, boşalsın, rahatlasın” derler ya… Bende öyleydim. Hem ağladım hem boşaldım… Ama rahatlayamadım. Cavidan zerre sikimde değildi doğrusu, Aynur abla’ya dökülüyordu gözyaşlarım. O kadar Kahraman savunması boşuna değilmiş meğer. Ben sapık derken o değil diyordu.

İnsan verdiği adama sapık dedirtir mi? Bende Kahraman’a versem bende sapık dedirtmem. Siz Kahraman’a erseniz dedirtir misiniz? Siz de dedirtmezsiniz… Kalktım duşumu aldım, telefondan çektiğim resimlerde sandıktan çıkan şişelerin üstünde yazan Latince isimlerin Türkçe karşılığına baktım: Potio Narcotica: Narkotik İksir (Uyuşturucu veya uyutucu içki) Hypnoticum Potens: Güçlü Uyutucu (Kuvvetli uyku verici madde) Fortitudinis Elixir: Cesaret Eliksiri (Dayanıklılık, güç ve yiğitlik veren iksir) Aphrodisiacum Feminarum: Kadınlar İçin Afrodizyak (Kadın cinsel isteğini artırıcı) Aphrodisiacum Virorum: Erkekler İçin Afrodizyak (Erkek cinsel isteğini artırıcı) Erectio Stimulans: Ereksiyon Uyarıcı (Sertleşmeyi tetikleyici/artırıcı) Oblivio Inducens: Unutkanlık Getiren / Hafıza Sildirici (Unutmaya sebep olan madde) Tek tek hepsini not tuttum. İlaçlardan birkaç tane örnek almıştım, bi peçeteye sarmıştım ama hangi ilaç hangisi olduğunu bilmiyordum.

Koyarken mal gibi gelişigüzel peçeteye sarmıştım. Salak kafa ya. Şişelerin resminden çıkarmaya çalıştım, cesaret verenle kadın afrodizyak diye geçenlerin şekli diğerlerinden farklı olduğu için onları ayırt edebilmiştim. Can sıkıntısından bir türlü uykum gelmiyordu. Kahraman’ın ablasının arabasıyla köye gelmesini hatırladım. Yasemin’i aradım. “Ne yapıyorsun, nasılsın?” diye klasik muhabbet açtık biraz. Konuşurken sesi iyi gelmiyordu, belli ki bir şeyler vardı. “Arkadaşımda kalıyorum,” dedi. “Sesin iyi gelmiyor, bir şey mi oldu?” diye sordum. “Kardeşimle biraz problem yaşadım,” dedi kısaca. Çok konuşası yoktu, ben de üstüne gitmedim. Biraz daha hoşbeşten sonra telefonları kapattık. Yasemin’in arabası Kahraman’da ve arkadaşında kalıyor. Hafta sonu buluşunca öğrenirim artık ne olmuş. Yasemin’le muhabbet beklediğimden kısa sürmüştü. Denize düşen yılana sarılır misali Cavidan’a mesaj attım, orospu Cavidan’a.

Kahraman’la resimlerini gördükten sonra gözümde iki paralık orospular kadar değeri kalmıştı. Kahraman’ın ablasından korkmasına, onu görünce kafeden kaçarca gittiğimizde anlamalıydım bi bokluk olduğunu. Cavidan da elinde telefon hazır bekliyormuş, hemen cevap attı. Bir süre mesajlaştıktan sonra konuyu belden aşağı muhabbete getirdim. Artık normal davranıp onu memnun etmek gibi bir derdim kalmamıştı. Espiri de yapmaya çalışmıyordum artık onu güldürmek için. Konuyu belden aşağıya getirince Cavidan biraz şaşırdı ama hayır da demedi. Yalandan gece onu rüyamda gördüğümü, seviştiğimizi anlattım. Tüm ayrıntıları anlatmamı istedi heyecanla. Askere gitmeden önce İnci Sözlük’te dalgasına Brazzers’tan emekli olan kadını köyüme gelin getirdim diye bir hikâye yazmıştım, baya tutmuştu ama askere gidince yarıda kalmıştı. O hikâyeyi bulup içerisinde geçen porno sahnelerini izleye izleye yazdığım sevişme sahnelerinden birisini aynen yazıp gönderdim.

Sonra Cavidan “Keşke şimdi burada olsaydın da gerçekten bunları yapsaydın” deyince muhabbet karşılıklı sikiş sokuş muhabbetine döndü. Olay ilerleyince bana amını götünü ayrıntılı çekip resim gönderdi, karşılığında bende ona Hindistan cevizli sıvı sabunu bilgisayar masasının üstüne boydan boya boşalmış gibi damlatarak dalgayla birlikte çekip gönderdim. “Ohaaaa” yazdı manzarayı görünce. “Aynısından istiyorum” dedi hafta sonu. “Söz” dedim. “Yapmayan Bayram’ın amına koyum” yazdım. “Delisin yaa” yazmış. “Onun da amına koyum” dedim. “Sana bir şeyler olmuş” yazıp sonuna gülücük atmış. “Güzelliğin beni manyak yaptı” dedim. Daha da hoşuna gitti. Biraz daha muhabbetten sonra sabah kendisini 7:30’da beni uyandırır mı diye rica etti, sonra duşlara girmek için iyi geceler deyip ayrıldık. Bu karıyı sikemezsem içime oturacaktı. Gece gece ikinci kez duşa girmek gözümü çok gerdiği için sabah duş almaya karar verdim.

Saçma sapan bir gün geçirmiştim. Güne puanım sıfırdı! Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #74):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki