BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 75 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 75 / 84 BÖLÜM 19 dk okuma 16,744

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 75. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Sabah uykudan kabustan uyanır gibi uyandım. Su gibi terlemişim. Sabah kadar Kahraman’dan aldığım diskle uğraştım durdum rüyamda. İlk gördüğüm rüyada diske şifre olarak “Aynur” koymuş, açtım izledim. Aynur ablayı bağlayıp tavandan sarkıtmış, öyle sikiyordu. Bu rüyayı görünce aniden yataktan kalktım, kabustan uyanır gibi. Su içip tekrar yattım. Uykuya dalar dalmaz rüyamda yine diskin şifresini çözmeye çalışıyordum. Bu sefer de “Kahraman23cm” yazınca açılıyordu dosyalar. Aynur ablanın isminin yazılı olduğu klasörde Kahraman Aynur ablayı zorla ağlata ağlata sikiyordu. Aynur abla kaçmak için çırpınıyor ama her seferinde yakalanıyor ve yarrağı yiyordu. O ağladıkça izlerken bende ağlıyordum. Bu acıya dayanamayıp uyandım, kalktım baktım gerçekten gözlerimden yaşlar akmış, gerçekten ağlamışım. Böyle işin amına koyum. Saate baktım 5, sabah ezanı okunuyordu.

Kalktım abdest aldım, namaz kıldım. Sabaha kadar uyumamaya karar verdim, uyursam yine benzer rüya göreceğim için korkuyordum. TV’yi açıp karşısına uzandım, izlerken uyuya kalmışım tekrar. Yine rüya gördüm. Rüyamda yine diskin şifresiyle uğraşıyordum, bu sefer “YarramıyeBayram” koymuş. Aynur ablalı videoları açtığımda bu sefer Aynur abla videolarda kendini zorla siktiriyordu. “İyice çek, yakından çek, Bayrama izlet” diyordu. Üstüne üstlük Kahraman’ın siki de zenci siki gibiydi bu sefer. Ekrana kitlenip sardırmadan her sahneyi teker teker izledim. Video bitince rüyadan uyanıverdim. Karşımda açık TV’yi gördüm. Kursağı dokuz düğümlü Boşnak tarhanası suratlı yavşak Kahraman yüzünden uykusuz kalmıştım. Kalkar kalkmaz ilk işim diske konulan şifreleri çözmek için deneme yapmak oldu. 15 dakika falan denedim, sonuç başarısız. Rüyamda gördüğüm şifreleri dahi denedim, olmadı (iyi ki de olmadı).

Şifre kırma programları var, gözüme kestirdiğim bir tanesini indirdim, kurdum, crack falan yaptım, çalıştırdım. Şifreyi kırma süresi 3 yıl 6 ay 17 gün gösteriyor. Yok ebesinin nikahı mk. Kahraman ibnesini bağlayıp zorla konuştursam daha kolay öğrenirim. Çaktırmadan ağzını mı arasam diye düşündüm ama mal da değil ki Kahraman’da. Hem nasıl yapacağım konusunda bir fikrim yok. Duşumu aldım, üzerimi giyindim. Saat 07:30 olunca Cavidan’ı arayacaktım uyandırmak için. Oldum olası bu muhabbeti sevmem. Eski manitalar da isterdi arada. Neyim ben mk, köy horozumuyum? Neyse, tam saatinde aradım. 10 kere falan çalınca anca açtı. Sesi uykulu uykulu gelince bir hoş oldum, uyandırma meselesine kızsam da. Teşekkür etti, “Gece sayende yorulmuşum, zor gözümü açtım” dedi. Biraz daha sohbetten sonra uzatmadan kapattı. Doğruca okula geçtim. Okul bile Kahraman’ın geleceği günler keyifsizdi.

Her sabah alıştığım çay ocağından gelen Kiraz ablanın gülme sesi yoktu, baktım yalnız başına oturuyordu. Ömer hocayı sordum, “Gelmedi hala” dedi. Kahraman’ın odasına baktım, o da gelmemiş henüz. İçime bir umut yeşerdi. Kim bilir deli Ethem bir köşede kıstırıp sikerdi belki. Ethem’de Fadime ablanın anlattığı gibi mal varsa Kahraman artık eşşek değil ya, onu yiyince kendini gider bir yerden atar. Şu an beni mutlu edecek tek şey böyle bir haberdi. Umut dünyası işte. Sınıfa geçtim, yerime oturdum. Ders başlamaya yakın çocuklar yine bağrış çağrışla sınıfa girdi. Artık bu olay sabah rutinimiz olmaya başlamıştı. Mevzunun yine Şenol’a çıkacağını adım gibi biliyordum ama usul yerini bulsun diye sordum “Hayrola çocuklar, yine ne bu gürültü? Sabah sabah ne oldu?” Çocuklar kendi arasında oyun oynarken Şenol oyunlarını bozmuş, toplarını kaçırmış falan filan bir sürü şey saydılar.

“Tamam” dedim elimle havayı yatıştırarak, “Ben Şenol’la konuşurum, siz yerlerinize geçin.” Sınıfa en son yine Şenol girince yanına gittim. Benden azar yemeyi bekliyordu, kulağına eğilip “Anlat bakalım bir de senden dinleyeyim olayı” dedim. “Beni de oynatın dedim, oynatmadılar, bende bozdum oyunu” dedi. Mesele anlaşılmıştı. Ben yerime dönecekken “Bugün derse girmesem de eve gidip uyusam olur mu?” dedi. “Olmaz, uyuyacaksan sıraya uzanıp uyuyabilirsin” dedim. İlk geldiği günkü gibi üstten konuşmuyordu, istediği saçma bir şey olsa da izin istemişti. Demek ki gelişme var. Şenol’un yanından ayrılmadan “Uyanınca bir görevin var” dedim. “Ne?” dedi. “Sınıftakileri izleyeceksin, görevin dersleri en iyi dinleyen 2 öğrenciyi tespit etmek” dedim. Düşündü, “Tamam” dedi. Yanında getirdiği çantasını başının altına koyup sıranın üstüne uzanıp uyur gibi yapmaya başladı.

Dersin yarısında kalktı, akşama kadar arada dersi arada sınıftakileri izledi. Böyle böyle okuma yazmaya geçeriz de ben göremem dedim içimden. O gün sabah ben derse başlarken Kahraman ibnesi hala sağlık ocağına gelmemişti. İlk dersten sonra teneffüs olunca baktım okulun koridoru köy kahvesi gibi olmuş. Köyde ne çok hasta var diye düşünürken Kahraman’ın henüz gelmediğini öğrendim. Allah’ım rüyalarım gerçek mi oluyordu diye geçirdim içimden. Gözümün önünden Ethem’in Kahraman’ı sikerken kısa bir hayali geçti, içimde kelebekler uçuştu anında. Neden olmasın dedim içimden, neden olmasın. Ben bunları hayal ederken Ömer Hoca geldi yanıma. “Bayram hocam Kahraman gelmedi, telefonunu arıyorum açmıyor da. Aynur’la iki dakika gidip bakar mısınız?” dedi. Aynur’la kelimesini duyunca göğsüme bir ok saplanır gibi oldu. Diskin içinde ismi yazılı klasörü bulunan Aynur abla.

Artık sikilmesini gözden çıkarmıştım, ne yapayım olan olmuş. Umarım dün Zehra’ya yaptığı gibi bağlayıp sikmemiştir. O zaman çok rencide olurdum. Bildiğin ölümü gösterip sıtmaya razı etmişti beni yavşak Kahraman. Aynur ablayı öyle bir halde görmek benim iyiliğe güzelliğe olan tüm inancımı yitirmeme sebep olabilirdi. “Ben yalnız gidip geleyim hocam, Aynur ablaya gerek yok” dedim ama Ömer Hoca “Gelsin hocam, Allah vermesin bir şey falan olmuştur, Aynur bu işlerden anlar, iyi kötü faydası olur” dedi. Mecbur kabul ettim. Ben gönülsüzce eve geçip arabayı aldım, döndüğümde Aynur abla dışarıda beni bekliyordu, yanıma oturdu. “Günaydın Bayram” dedi ağzının ucuyla. “Günaydın” deyip geçiştirdim. Göz ucuyla Aynur ablanın kollarına dikkat ettim, bileklerinde falan görünen morluk yoktu. Yolda giderken “Nasılsın, hastalığın nasıl oldu?” dedi. “İyi” dedim kısaca.

“Okula dönünce nane limon kaynatayım, bir tane daha iç, hiçbir şeyin kalmaz. Kahvaltı yaptın mı?” dedi. “Yaptım, nane limona gerek yok” dedim. Aynur abla döndü, gözlerini ayırmadan bana baktı uzunca. En sonunda dayanamayıp bende ona baktım. “Ne oluyor Bayram sabah sabah?” diye sordu. “Hiiiç, bir şey olduğu yok” dedim. “Ya Bayram kaç kere diyeceğim hatalıyım. Söylediklerimin savunulacak bir tarafı yok, bildiğin eşşeklik yaptım, seni üzdüm ben gerizekalı salağın tekiyim kabul. Zaten sana söylediklerim yüzünden gözüme uyku girmiyor, sen böyle davrandıkça kendimi daha kötü hissediyorum” dedi. Sesi cümlesini bitirirken titremeye başlamıştı. Onun böyle konuşması içimi burktu birden ama aklıma diyecek bir şey gelmedi. Ne diyecektim, o an en uygun cümle neydi... “Hayırlısı olsun, nasip, sıkma canını” gibi saçma cevaplar geçti aklımdan, yuttum hemen.

“Ben seninle eskisi gibi olmak istiyorum Bayram” dedi Aynur abla. Gözlerine baktım, ağlamıyordu ama ağlamadan hemen öncesi gibi duruyordu. Yumuşamıştım birden, dayanamadım “Bende” dedim, “bende seninle eskisi gibi olmayı özledim” dedim. Abla demedim bilerek. Daha fazla küslüğe devam edemedim. Aynur abla derin bir nefes alıp verdi, önüne döndü, bir şey söylemedi. Bende bir şey söylemedim. Kahraman’ın evine varınca ablasının arabası dışarıda duruyordu. Aynur abla “Arabayla gelmiş sanırım” deyince “Ablası’nın arabası” dedim. “Sen nerden biliyorsun ablasının arabasını?” dedi bana. Hay mk kadın haklı, ne diye karıştırıyorum ki ablasının arabasını dedim kendi kendime. “Kahraman söylemişti, ablamın arabasıyla geleceğim diye, yoksa bildiğimden değil” dedim. Arabadan inince “Ablası köye gelmiş bir kere, uzaktan görmüştüm” dedi Aynur abla. Şaşırdım böyle söyleyince.

“Ne zaman geldi ki, ben görmedim hiç” dedim. “Zamanını tam hatırlamıyorum ama ben sağlık ocağından ayrılmıştım. Gülşah yardım ediyordu Kahraman’a, ablası gelmiş dediler, baya birbirlerine girmişler. Gülşah girmiş araya sonra Ömer duyup gelmiş öyle ayırmışlar” dedi Aynur abla. “Allah Allah” dedim, “benim niye hiç haberim yok?” dedim. “Sen o zamanlar sınıftan çıkmama eylemi yapıyordun, ondan duymamışsındır” dedi Aynur abla, lafı da geçirdi son dakika. Vay arkadaş, olaylara bak. Yasemin gelmiş gitmiş, ben hiç görmemişim. Üstüne hiç bu konunun muhabbetini yapanda olmadı bunca zaman, orası da ayrı bir garip zaten. Misafirhanenin kapısına vardık, Aynur ablayla birkaç kez çaldık ama açan olmadı. Telefonla aradım, içeriden ses geliyor ama açmıyor pezevenk. Aynur abla hemen telaşlandı “Bir şey mi oldu acaba?” Ben de kendi kendime “Belki de ölmüştür’’ diye mırıldandım ama Aynur abla duymuş hemen “Ağzından yel alsın, ne biçim laf o öyle!” diye çıkıştı

Yine o adamı savununca tepem attı, tartışma çıkmasın diye sustum ama kapıya da sağlam bir üç-Dört tekme savurdum. Çok geçmeden kapı açıldı, Kahraman karşımızda dikiliyor. Gözlerini açamıyor, üzerinde gecelikler... "Korktum birden, polis baskını sandım," dedi. İçimden, "O da olacak yakında amına kodumun oğlu" dedim ama dışımdan, "Hocam neredesin, merak ettik? Saat kaç oldu, gelmedin sağlık ocağına," dedim. Bana saati sordu, "Dokuz," deyince, "Hadi ya, uyuyakalmışım, yorgundum," diye mırıldanıp içeri kaçtı. Biz Aynur ablayla kapıda bekledik. Tam 10 dakika sonra beyzademiz hazırlandı, teşrif etti. Arabaya doğru yürürken “Kusura bakmayın, uyuya kalmışım, çok yorgundum” diye bir sürü şey saydı durdu. “Gece ne yaptın da bu kadar yoruldun hocam?” dedim imalı imalı, Aynur abla hemen dirsek attı yan taraftan, “Sus” der gibi. Okula varınca biz Aynur abla evine geçti.

Ben dersteyken Aynur abla nane limon yapmış, Kiraz abladan göndermiş sınıfa. İkinci ders bitince baktım okulun içi sakinleşmiş. Kapıdan Kahraman’a baktım, sandalyeye yayılmış, bezmiş gibi oturuyordu. “Kalabalığı göndermişsin hocam” dedim. “Bu işler bizim işimiz hocam” dedi artis artis. Yavşak, görende kolsuz Agop sanacak. “Gel hocam” dedi. “Hastalar var, rahatsız etmeyeyim” dedim ama ısrar etti. Çay ocağından iki çay kaptım, geldim oturdum yanına. Hemen mevzuya girdi: "Hafta sonu Cavidan’la buluşmuşsun." Sanki önemsiz bir şeymiş gibi, "Evet hocam, buluştuk," dedim. "Ekmişsin sonra Cavidan’ı, bozulmuş sanki biraz," dedi. "Kendisi mi söyledi?" diye sorunca, "Yok ya, lafın geçince bahsetti biraz, ben konuşmasından öyle anladım," dedi. Arkadaşımın kaza geçirdiğini, mecbur kaldığımı söyledim. "Evet söyledi, telafi edersin sen, kibar adamsın hocam," diyerek bana gaz veriyor.

İçimden sövüyorum; amk bebesi, kendi siktiği kızı bana ayarlamaya çalıştığı yetmiyor, bir de beni gaza getiriyor! Ağzını aramak için inandırıcı olsun diye “Cavidan’dan biraz hoşlandım, ciddi düşünüyorum” dedim.

Kahraman: (güldü) Yakışır sana, iyi kızdır Cavidan Ben: Siz nasıl tanıştınız?

Kahraman: Aynı sağlık ocağındayız, benim yardımcı hemşiremdi Ben: Benden önce sevgilisi falan oldu mu?

Kahraman: Olsa bana kesin söylerdi Ben: Peki hocam yanlış anlama beni sakın, sen hiç düşünmedin mi Cavidan’ı? Çok güzel kız, sen de bekarsın, insanın aklından geçer ister istemez… ‘Kahraman: İnanır mısın hiç düşünmedim. Aslında ben de Cavidan’ın ev arkadaşı doktor bir bayan vardı, onunla tanışmak istiyordum. Bu yüzden Cavidan’dan yardım istedim hatta Ben: Peki sonra ne oldu?

Kahraman: Sonra Cavidan aramızı yapmak için baya uğraştı, o ara samimiyetimiz de arttı ama ev arkadaşını ikna edemedi.

Sonra o kız başka şehre tayin oldu. Cavidan benim çok iyi arkadaşımdır, hatta kardeşimden farksızdır diyebilirim. O yüzden baştan söyleyeyim, Cavidan’ı üzecek bir şey yaparsan karşında beni bulursun. İbneye bak, siktiği kızı iki dakikada bana “bacım” diye pazarlıyor, bir de ayar veriyor. Yavşak herif aklından ne geçiyor senin? Ciddi ciddi kızı bana yamamaya çalışıyor. Ama Cavidan da “kirlettin beni, evleneceksin” diyecek tip değil. Hoş kendi eliyle bana çıplak resimlerini gönderdi, resimlerden de belli bakire olmadığı. Bu onun için kusur da sayılmaz. İstese nikâhı basacak on tane adamı kapıya dizer. Lan insan niye böyle birşey yapar? Bunu bir şekilde öğrenmem lazım… Kafam karıştı mk ama bu işi Cavidan’la çözeceğim, Kahraman’la değil, o belli oldu. Çay bitince Kahraman’ın yanından ayrıldım. Ders başlamıştı ki beş dakika olmadı, kapı çaldı.

Kahraman yanıma gelip kulağıma fısıldadı: “Hocam, senin evin anahtarını beş dakika alabilir miyim?” “Tabii hocam” dedim, çıkardım verdim. Teşekkür edip anahtarı kaptığı gibi çıktı. Kahraman gittikten on dakika sonra sınıftan çıkıp sağlık ocağına baktım, yerinde yoktu. Kapıda onu bekleyen birkaç kişi vardı. “Kahraman Hoca nerede?” diye sordum. “Telefonla konuştu, senin yanına girdi, sonra hızlıca çıkıp gitti, daha gelmedi” dediler. Kesin karı kız meselesiydi. Beni eve birini atacaktı yüzde yüz. Telefonu çıkarıp uzaktan kamera izleme programını açtım. Açılır açılmaz dondu. Birkaç kere daha denedim, yine aynı. Amına koyum, terslik üst üste geliyor. Hemen sabah Aynur ablanın gönderdiği nane limon kupasını alıp evine gittim, kapıyı çaldım. İçimden dua ediyorum “Allah’ım nolur kapı açılsın, Aynur abla evde olsun” ama nafile. Bekledim bekledim, açılmadı.

Aynur abla öğleden önce bir yere gitmez evde olurdu herzaman, acaba Kahraman benim eve Aynur ablayı mı attı stresi bastı. Tam dönüp gidecektim ki Aynur ablanın sesini duydum, kapıyı açmış arkamdan sesleniyor “Bayram, mutfakta hamurla uğraşıyordum, anca açabildim.” Koşup sarılacaktım zor tuttum kendimi. “Önemli değil abla, kupayı bırakayım diye gelmiştim” dedim, bardağı uzattım. “Acelesi neydi, nasılsa alırız” dedi. O an içimden “Haklısın, sonra da alırdınız ama ben bir de seni görmek istedim bu bahaneyle” dedim. “Hım” yaptı, “ver o zaman.” “Gel diyecem ama dersin başladı muhtemelen” dedi. “Evet dedim.” “Beni de gördüğüne göre o zaman iyi dersler” dedi gülerek. “Kolay gelsin” dedim, okula geçtim. Rahatlamıştım. Kahraman’ın yanındaki Aynur abla değildi. “Şimdi siktim belanı” dedim içimden. İçimde bir merak kaynıyor, anlatamam, kimi sikiyor acaba?

Adam evimde birini sikecek diye mutlu oluyorum resmen. Utanmasam gidip konfeti patlatacağım Kahraman ibnesi mala vururken. Aslında aldığım gizli kamera işe yarayacak sonunda, sevinci buna biraz da. Ders devam ederken Kahraman geldi, teşekkür edip anahtarı bıraktı. Üstüne başına dikkat ediyorum, dağınık geliyor gözüme; bir şeyler olmuş besbelli. O an aklıma oturma odasında bıraktığım laptop ve ona takılı, Kahraman’dan gizlice çarptığım disk geliyor! Masanın üstünde öylece bırakıp gitmiştim, hay mk ya! Umarım anlamamıştır. Sevincim kısa sürdü, benim işler niye böyle mk? Tek umudum, eve kadın attıysa o telaşla sağa sola dikkat etmemiş olması. Bir bahaneyle eve gidip bakmam lazımdı. Teneffüste Rıza abinin taktiği uyguladım; çay ocağında yalandan üstüme çay döküyor gibi yaptım. Çaktırmadan soğuk su koymuştum, yanmıyorum ama yanmış gibi yapıyorum.

Kiraz abla benden çok telaş yaptı; bezi alıp pantolonu sileyim derken benim takım taklavatı epey bir elledi, kaldırdı. Zorla bıraktırmasam beni boşaltmadan bırakmayacak, kafaya koymuş. "Eve gideyim, değiştireyim" diyip Ömer hocadan izin alıp eve geçtim. Hemen tv’nin üstündeki o anten şeklindeki kameradan hafıza kartını çıkarıp bilgisayara taktım. Kahraman’ın geldiği saatteki videoyu açtım, sardırıp tahmini girdikleri dakikaların beş dakika ilerisini açtım ama oturma odası bomboş. Lan acaba diğer odalara mı geçti? Görüntüyü başa alıp beklemeye başladım; başka odaya geçtilerse kameranın önünden geçmek zorundalar. Sesi de açtım. Kapı açılma sesi ve Kahraman’ın sesi geliyor, yanında da bir kadın var. Çok konuşmuyorlardı. Bekliyorum, odaya giren yok. İki dakika sonra sesi sonuna kadar açtım ne konuştuklarını duyayım diye... Ama o ne? Girişten inleme sesleri gelmeye başladı kadının!

Yavşak, kadını içeri sokmadan antrede sikiyordu! Ulan bendeki şanssızlığa bak... Kadının belli belirsiz inlemesi var sadece, ondan da kim olduğunu çıkarmam imkansız. Moralim bozuldu mk, videoyu hızlandırıp izledim; düşündüğüm gibi içeri girmeden çıkıp gitmişlerdi. Mecbur pantolonumu değiştirip okula geçtim. İyi tarafından düşünmeye çalıştım, en azından oturma odasında duran diski görmemişti, bu da bir şeydi. Son derse kadar Kahraman’ı görmemek için kendime iş bulup sınıftan çıkmadım. Adam benim evi kerhane gibi kullanıp gitmişti, üstüne en ufak iz bırakmamıştı peşinde. Son ders başladıktan sonra okulun içinden bir gürültü koptu. Kapıyı açıp sesin geldiği yeri çözmeye çalıştım, yan tarafımızdaki sağlık ocağından geliyordu. Koridorda doktora görünmek için bekleyen 1-2 yaşlı var, onlara sordum “Ne oluyor?” diye. Bir teyze “Bir tane karı içeri girdi, doktorla kapışıyor” dedi.

Bu fırsatı kaçıramazdım! Tam odaya girmeye hazırlanırken Ömer hoca da çıktı. Teyze ona da durumu anlatınca birlikte kapıyı açtık. Odaya bir baktık, Kahraman’ın ablası Yasemin gelmiş! İkisi de ayaktalar, Yasemin Kahraman’ın yakasına yapışmış, "Senin ağzına sıç..." derken biz içeri girdik. Sustular ama Yasemin beni görünce, "Bayram!" dedi şaşkınlıkla. Bozuntuya vermeden, "Yasemin? Sen burada ne yapıyorsun?" dedim şaşırmış gibi. Yasemin Kahraman’ın yakasını bırakarak “Varol benim kardeşim” dedi. Ben bir şey söylemeden Kahraman araya girip “Siz tanışıyor musunuz?” diye sordu ablasına. Yasemin “Geçen gün arabama yanlışlıkla çarpan kişi, Bayram” dedi ‘’öyle tanıştık’’ deyince Kahraman önce bana, sonra ablasına baktı sinirle. Sonra Ömer hocayla bana dönüp “Bizi yalnız bırakabilir misiniz?” dedi. “Tamam” dedik. Dışarı çıktık, Ömer hoca “İlçede kaza mı yaptın sen?” diye sordu.

“Küçük bir sürtme hocam, önemli bir şey değil. O da Kahraman’ın ablası çıktı.” “Bu kız daha önce de gelmiş, yine buraya kadar gelip kavga etmişti. Bu iki oluyor” dedi Ömer hoca, “bunların derdi ne acaba taa buralara kadar geldiğine göre” deyip lafını bitirdi. “Daha önceki gelişinde ben görmedim hocam” dedim. Biz kapının önünde beklerken Ömer hoca “Ben sınıfa geçiyorum hocam, sen bekle, yine de birbirlerine girerlerse ne olur ne olmaz” dedi, beni bırakıp sınıfına geçti. O sırada Kiraz abla gelmişti, olayı sordu. “Ablası gelmiş, onunla girdiler birbirlerine” deyince yüzünü ekşitti “Nasıl bir adam bu” dedi, çay ocağına geçti gerisin geriye. İki-Üç dakika sonra Yasemin sinirle çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Beni falan görmeden dışarı çıktı. Arkasından koştum, zorla durdurdum. Sırtını okulun duvarına dayayıp ağlamaya başladı. “Ağlama falan” dedim ama ben söyledikçe daha çok ağlıyordu.

“Bıktım bu çocuktan Allah’ım, benim suçum günahım ne” diye sayıkladı. “Benim ilçeye gitmem gerek” diyordu. Avucunda tuttuğu anahtarlığı gördüm o sırada. “Otobüs ne zaman gelecek?” diye sordu. Saate baktım, bir saate yakın süre var. “Gideyim durakta bekleyeyim” dedi. “Bu halde seni bir yere göndermem hiç kusura bakma, beni bekle” dedim, sınıfa gidip evin anahtarını aldım, Yasemin’in eline tutuşturdum. “Bak” dedim, elimle göstererek “oradaki ev benim evim. Git orada biraz uzan, ben yarım saat sonra ders bitince geleceğim, biraz kendine gel o zaman gidersin” dedim. “Tamam” dedi, anahtarı aldı, ağlaması azalmıştı. Evin yolunu tuttu. Öğle arası olunca eve geçtim. Kapıyı tıklattım. Yasemin açtı. “Kusura bakma, içim geçmiş biraz” dedi uykulu uykulu. İçeri girince “Nasılsın?” diye sordum. “İyi değilim” dedi. “İnsanın böyle bir kardeşi olursa nasıl iyi olabilir ki?” diye ekledi.

“Özel değilse söyle, seni ta buraya getirip tartışmanızın sebebi neydi?” diye sordum. Yerine oturdu, yüzünü ellerinin arasına alıp bir süre düşündü. Sonra derin bir nefes alıp anlatmaya başladı: “Varol benim üvey kardeşim aslında” dedi. “Annelerimiz bir, babalarımız ayrı. Annem Varol’un babasından boşanınca oldu ne olduysa. Ondan sonra çok içine kapandı. Psikolojisi bozulmasın diye annemle çok üstüne düştük ama olmadı. Kadınlara karşı çok acımasız biri oldu çıktı. Annemle görüşmüyor, yüzünü bile görmek istemiyor.” Biraz duraksadı, sonra devam etti: “Sonra geçen yıl meslekten…” lafını yarıda kesti. Bir süre bekledikten sonra ‘’meslekten demiştin’’ dedim hatırlatmak ister gibi, Yasemin “Neyse o kısmı boşverelim. Kardeşim bir tek benimle görüşüyordu aileden. Çocukken bana çok düşkündü. Hatta son bir seneye kadar hâlâ öyleydi. Ben üç sene önce onun yüzünden evliliğimi bozdum.

Öğrenciyken bizim yanımızda kaldı bir süre. Kocam… Eski kocam daha doğrusu, Kardeşimin yanımızda kalmasını hiç istemedi. Bir gün yatak odamızda kamera buldu. Daha sonra kardeşimi suçladı, onun işi bu dedi evden gitmesini istedi. Kardeşimden hoşlanmadığını biliyordum. Varol’u göndermek için kendisinin böyle bir bahane uydurduğunu düşündüm. Bundan dolayı birbirimize girdik, sonra da düzelmedi zaten. Üç ay içinde boşandık.” Olaylar olaylar. Ablasının evliliğini bozmuş şerefsiz sapık bildiğin. Yasemin kardeşini tanısa yatak odasındaki kamerayı onun koyduğunu anlardı. Ayrıca Kahramana diğer adıyla ‘’Varol’’ diye hitap etmesi de garipti ama muhtemelen çocukluktan kalan alışkanlık. Yasemin anlatmaya devam etti. “Geçen sene Kasım ayına kadar İzmir’de yaşıyordum. Evim vardı, güzel bir işim vardı. Beni çağırdı sana ihtiyacım var dedi. Her şeyi bırakıp geldim.

Ama şimdi de yanından kovuyor. Üstüne üstlük öz babamdan bana kalan her şeyi elimden aldı. Önce iki ay önce bir tane evimi sattırdı zorla, parasının hepsini aldı. Daha sonra benden zorla vekalet aldı. Çok direndim vermemek için ama kendimi asarım, öldürürüm diyerek imzalattı. İki evim var, bir tane de dükkan. Sıra onlara geldi, onları da satacak. Arabama el koydu. Dün buraya gelmeden evden zorla çıkardı, defol git dedi bana. Öylece göt gibi bıraktı ortada beni. Gece ilçede bankada çalışan bir arkadaşımın evinde kaldım. Dolmuşla geldim buraya, evin anahtarını almak için kavga ediyorduk siz içeri girdiğinizde” dedi. O sırada elindeki telefon çalmaya başladı. “Kardeşim arıyor” dedi. Açmadı telefonu. Kahraman cevap vermeyince mesaj attı. Gidip gitmediğini sormuş. “Benden cevap alana kadar rahat durmaz şimdi” deyip “Gittim” diye yazıp gönderdi.

Daha sonra birlikte yiyecek kahvaltılık bir şeyler hazırladık, birlikte yedik. Kahvaltı bitince “Ben gideyim” dedi ama onun bu şekilde dağılmış halde gitmesine içim razı gelmedi. “İstersen burada kal, ben okul çıkışı arabayla bırakırım seni ilçeye” dedim. “Peki” dedi, ısrar etmedi gitmek için. Okula gitmek için evden çıkarken elimden tutup yanağımdan öptü ve teşekkür etti. Öğleden sonra ders arasında Kiraz abla geldi, beni çay ocağına çağırdı. Aynur abla gelmiş, Ömer Hoca var, Kahraman da geliyor; oturup çay içiyoruz. Aynur abla kurabiye yapmış, muhabbet gırla. Çay ocağında sarışın, yeşil gözlü bir kadının fotoğrafı asılı. Normalde her zaman görürüm, kim olduğunu merak ederim ama hiç sorma fırsatım olmadı. Ömer hoca fotoğrafa baktığımı görünce “Seyyal Taner” diyerek ismini söyledi. “Ben astım, gençlik halidir, güzel kadın değil mi?’’ dedi.

Ben ‘’evet, gzel kadınmış’’ deyince ‘’Bazı hanımlar kıskandığı için evde istemedi, bende buraya astım” dedi gülerek. Aynur abla hemen atıldı “Hiç de bile, sen onu asarsan bende Ediz Hun’un resmini asarım deyince Ömer vazgeçti yoksa ben asma falan demedim” dedi karşılık olarak. Kahraman resimdeki kadına bakarken “İlk kez duyuyorum kendisini ama güzel kadınmış” dedi. Sonra Ömer Hoca Kahraman’a “Sen hangi sanatçıyı beğenirdin hocam?” diye sorunca Kahraman biraz düşünüp “Demet Sağıroğlu’nu beğenirdim önceleri ama şuan pek takip etmiyorum” dedi. Sonra bana sordu. Bende hiç düşünmeden “Sibel Can” dedim. Bizi dinleyen Kiraz abla “Bende çok severim ama biraz yaşlandı, eski güzelliği kalmadı” dedi. “ Olsun” dedim, “ilk gençlik heveslerimizdendir. Minare hafiften bel vermiş olabilir ama mihrap yerli yerinde. Yaşı geçse güzelliği baki.” Dedim, çaydan hüpürteterek içtim.

Aynur abla hafif kızmış gibiydi, “Allah muhabbetinizi bozmasın, anası babası bu kadar övmez” dedi yarı sitemli yarı takılarak. O gün aklşam okuldan çıkarken Kahraman’a uğradım, “Ne yapıyorsun?” diye sordum. “Misafirhaneye geçeceğim, ondan sonra bomba bir çekimim var hocam. Gece gel, sana da izleteyim” dedi. İbneye bak, profesyonel porno şirketi gibi sanki. Kim bilir kime atlayacak yavşak. “Ev falan lazımsa haberim olsun hocam” dedim. “Sağ olasın hocam, gerek yok, o işi hallettim” deyince. “Hallettim derken” diye sordum ama renk vermedi. “Misafirhane çok ulu orta, daha münasip bir yer buldum” deyip geçiştirdi beni. “Neresi?” dedim son bir şans belki söyler diye ama cevap vermedi, konuyu değiştirdi hemen. Gece onun evinden gizlice içini söküp diski çıkardığım taşınır belleği çantasından çıkarıp masaya koydu. “Bu çalışıyordu, bir şeyi de yoktu ama birden bozuldu.

Bilgisayar içindekileri görmüyor, sen anlar mısın?” diye sordu. Yalandan biraz evirip çevirip baktım, kahramanın kullandığı bilgisayara takıp disk yönetimine falan girdim. “Yok hocam, bu gitmiş sanırım” dedim. “Kurtarılmaz mı?” diye sordu kahraman bir umut. “Bana ver istersen, ben uğraşayım belki kurtarırım” deyince biraz düşünüp “Çok önemli değil hocam” deyip diski çantasına attı tekrar. “Sen ne yapacaksın akşam var mı bir plan?” deyince “Hiç, evdeyim falan” diye geçiştirdim. Kahraman misafirhanesine geçerken bende eve geçtim. Eve geldiğimde Yasemin hazırlanmış beni bekliyordu. Hazırlanmış halde olunca akşam yemeğine de kal diyemedim. Arabaya atlayıp yola çıktık birlikte. Köyü çıkmadan Kahraman Yasemin’i aradı, “Neredesin?” diye sordu. Yasemin “Sanane” falan diyerek tersledi önce, telefonda atıştılar bir süre. Kahraman her ne diyorsa Yasemin iyice sinirlendi ama yanında ben olduğum için uzatmadan telefonu sinirle yüzüne kapattı konuşmanın yarısında.

“Ne oldu?” diye sordum. Önce çok anlatmak istemedi ama ısrar edin kırmadı beni. Kahraman arabayla giderken görmüş ikimizi, Sen neredeydin, niye gitmedin? Diye darlamış. Bana bunları anlatırken Kahraman’dan mesaj geldi “İlçeye gidince bana haber vereceksin. Bayram’la vakit geçirmeyeceksin, onu eve almayacaksın” diye mesaj üstüne mesaj atıyordu. Yasemin’i ilçeye, evlerinin önüne bıraktıktan sonra tekrar köyün yolunu tuttum. Yolun yarısında Kahraman aradı beni, evine çağırdı. Köye gelince “Bana gel” dedi direkt. Alim olmaya gerek yok, mevzu muhtemelen ablası. Yasemin’i arayıp darlamasından, konuşmalarından bozulduğu belli. Kendi her boku yerken iyi, başkalarının karısına kızına tecavüzcü coşkun gibi takılırken ablası mevzu bahis olunca birden Kadir İnanır’a bağladı yarram. Zorla bana “Ayıkla beni Hüsnü” filmindeki Aydemir Akbaş modunu açtıracak.

Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #75):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki