BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 76 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 76 / 84 BÖLÜM 29 dk okuma 16,732

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 76. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Köye varınca doğruca Kahraman’ın kaldığı misafirhaneye gittim. Ne olacaksa olsun artık. Kapıyı çaldım, açtı. Yüzü asık, sanki anasını siktik ibnenin. Belliki tatsız konular konuşulacak. Onu ilk kez böyle keyifsiz gördüm. Ortamı bir şekilde yumuşatmam lazım. Aklıma da bir bok da gelmiyor. Oturma odasına geçerken gözüm duvarda asılı film posterine kaydı. Daha önce birkaç kez görmüştüm ama hiç dikkat etmemiştim. Klasik bir film kamerasını gözüne dayamış bir adam… Altında da filmin ismi: Peeping Tom (1960) yazıyor. “Hocam bu filmi izledin mi?” diye sordum laf olsun diye. “Evet, en az on kere izledim” dedi. “Yapma ya, o kadar seviyorsun demek ki. Konusu ne peki?” dedim çok ilgiliymiş gibi. “Seri katilin gözünden anlatılan korku-Gerilim filmi. İzlemen lazım, anlatmak olmaz. Küt filmdir” dedi uzatmadan. Yerime oturunca yılışık yılışık sordum “Sen çekim falan var diyordun” (bir elimle mala vurma işareti yapıyorum gülerek) “o iş ne oldu hocam?”

“Erteledim” dedi Kahraman. Başka açıklama yapmadı.

Ben: Neden hocam, hayırdır, kadının mı işi çıktı?

Kahraman: Yok. Canımı sıkan şeyler oldu da ondan.

Ben: Ne gibi?

Kahraman: Bence biliyorsun ama istersen önce otur öyle konuşalım. Tekli koltuğa oturdum. Ablasıyla tanışmış olmamı gurur meselesi yapmış gibi triplere girmiş. Bu ibnenin sağı solu belli olmaz. Aklıma dün gece tam burada Zehra’yı bağlayıp sikmesi geldi. Birden beynim Zehra yerine kendimi koydu o sahnede. Tövbe tövbe Allah yazdıysa bozsun. Ben yerime oturunca Kahraman’a bakarak sordum “Evet hocam, seni dinliyorum.” Kahraman kaşlarını çatarak: “Ablamla… Yattın mı?” Ben: Yattın mı derken? Nerden çıkardın, yok öyle bir şey.

Kahraman: Bugün ilçeye gitti diye düşünürken akşama kadar evinde kalmış. Merak ediyorum, bu samimiyet nereden geliyor?

Ben: Ben Yasemin’i burada görene kadar senin ablan olduğunu bilmiyordum, onu belirteyim.

İlçede hafta sonu ufak bir kaza yaptım… Kazada sayılmaz, bir arabaya çarpmıştım. Senin ablanın arabasıymış çarptığım araba. Hepsi bu.

Kahraman: Yani Pazar günü ablamın arabasına çarpan kişi sendin?

Ben: Evet.

Kahraman: Pazar günü Cavidan’la buluşmuştun. Sonra da arkadaşın mı ne rahatsızlanınca yanından ayrılıp hastaneye geçtin diye biliyorum.

Ben: Evet öyle oldu.

Kahraman: Bütün bunların arasında kaza ne ara oldu?

Ben: Cavidan’dan çıkıp hastaneye giderken.

Kahraman: (güldü)Kaza yaptığın yer hastane güzergahıyla çok alakasız bir yer. Hem de baya baya alakasız. Hani seni tanımasam bilerek arabayı denk getirip vurmuşsun diyeceğim.

Ben: (içimden) Sıçtık.

Ben: Yani evet haklısın ama o anın heyecanıyla yolu karıştırmışım. Hem neden öyle bir şey yapayım ki? Elime ne geçecek?

Kahraman: Bilemiyorum. Bende onu düşünüyorum ya. Peki sabah kapıda arabayı görünce tanımadın mı?

Ben: Arabaya hiç dikkat etmedim ki. Hem dikkat etsem yine anlamazdım… Yer gök kıyamet gibi Palio dolu.

Kahraman: İyi bakalım, öyle olsun. Benim anlamadığım bir kazadan sonra nasıl bu kadar samimi olabildiniz?

Ben: Samimi derken… Arabaya çarpınca not bırakmıştım camına, sonra dönüş yapınca buluştuk. Park lambasını takarken ayak üstü sohbet ettik, o kadar. Toplasan 5-10 dakika sürmüştür.

Kahraman: Ablamın tavırlarından 5-10 dakikalık bir tanışmaymış gibi gelmedi bana. Hem senden yaşça büyük olduğu halde Yasemin diye hitap ediyorsun. Ablam kolay kolay insanlarla samimi olabilen birisi de değil.

Ben: Yani? Ne dememi istiyorsun, anlamadım ki?

Kahraman: Hiiç. (Sustu bir süre) İhtimaller ihtimaller. Çok alakasız bir yolu kullanman, o kadar arabadan gelip ablamın arabasına çarpman. Kusura bakma ama hiç normal gelmiyor gözüme. Hay ananın amı diyecektim, zor tuttum kendimi.

Ben: Ben olsam bende senin gibi düşünürdüm ama emin ol, her şey tamamen tesadüf.

Kahraman: Size inanmak istiyorum. Ablam benim hayatımdaki tek ailem. Onun üzülmesini istemem. Tabii ki birileriyle görüşebilir, konuşabilir, bu hayatın doğal akışı. Ben birileriyle konuşmasına karşı değilim, yetişkin kadın. Ben çevremden birileriyle görüşmesine karşıyım, açık konuşayım. Umarım anlatabilmişimdir.

Ben: Anlaşıldı (amına kodumun oğlu). Bana inanmasan da ablanla kaza dışında bir muhabbetim yok. Bugün yanından çıkınca kötü bir haldeydi, bende o halde göndermek istemedim. Düşünsene ablan köyün ortasında ağlayarak bir saat dolmuş bekleyecek, sonra o halde ilçeye gidecek. Sonra arkandan bir dünya laf edilecek.

Kahraman: İsteyen istediğini desin, hiç umrumda değil.

Ben: Senin umrunda olmayabilir ama sen yanlış anlasan da ben yine aynısını yaparım. Oradan bakınca nasıl görünüyorum bilmiyorum ama arkadaşım dediğim insanın ablasına göz koyacak tiyniyette bir adam değilim.

Onu o halde gitmesine gönlüm razı olmadı, o kadar.

Kahraman: Peki sana güvenmek istiyorum. Konuyu uzatmanın gereği yok.

Ben: Sen bilirsin!

Kahraman: Peki(ayağa kalktı) Ben bir kahve alacağım, sende ister misin?

Ben: Olur, içerim. Kahraman mutfağa geçip kahveleri hazırlarken ben de oturduğum yerden etrafı kestim. Televizyonun önündeki sehpanın üstünde, gece içini söktüğüm o boş disk kutusu duruyordu; öylece bırakmış ala gavat. Biraz sonra Kahraman elinde iki kahve kupasıyla geldi, bana uzattıktan sonra yerine oturdu. Sonra bir şey hatırlamış gibi kalkarak yatak odasına gitti. Yatak odasından elinde spor yapanların kullandığı yuvarlak omuza takılan siyah bir çantayla geldi, bana uzattı. Böyle uzatınca çantayı bana hediye ediyor sandım başta ama elime aldığımda çantanın içi dolu olduğunu anladım.

Kahraman: Aç hocam aç. (Kupasını alıp koltuğa yayıldı.)

Dediğini yapıp çantayı açtığımda çantanın içinin kadın külotlarıyla dolu olduğunu gördüm. Üzerlerinde rakamların yazılı olduğu etiketleri olan farklı farklı külotlar. O an Kahraman’ın elinde not defteri gibi bir şey dikkatimi çekti.

Kahraman: Ne diyorsun?

Ben: Kadın iç çamaşırı ticaretine gireceksen çok bilgim olan bir konu değil; eğer bana hediye edeceksen de bu modelleri pek tercih etmiyorum.

Kahraman: (Güldü) İlahi Bayram hocam, yine yaptın muzipliğini ama ikisi de değil, yanlış tahmin. (Gözlüğünü düzeltip burnunu sıktı.) Bunlar benim şimdiye kadar seviştiğim kadınlara ait çamaşırlar. Tabii hepsinden alamadım ama büyük çoğunluğununki vardır. Zamanla alışkanlık oldu, böyle biriktirmeye devam ettim. İçimden sövüyorum; ibnenin bebesi rutubet yapmasın diye aralara naftalin bile koymuş, profesyonel sapık resmen! Çantanın içinde bakarken donlardan birisi gözüme erkek donu gibi görünce gülümsemem soldu.

Ben: Maşallah hocam bayağı doldurmuşsun çantayı, yakında ikincisine başlarsın. Kahraman sözlerime kısa bir gülümseyip kahvesini yudumlamaya devam etti. Yüzüme onun görmek istediği şaşkınlığı yerleştirerek çantanın içine baktım bir süre. Bu durum keyfini yerine getirmişti.

Ben: Bu köyden kaç tane?

Kahraman: (hiç düşünmeden cevap verdi.) 6! İyi, bana daha sıra çok diye geçirdim içimden.

Ben: Peki bunların arasında hangisi Gülşah ablanın diye sordum. Sorum beklemediği yerden geldiği için Kahraman’ın ciddiyeti yerini birden şaşkınlığa bıraktı. Sonra yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirip: Kahraman: Bakıyorum da beni mi takip ediyoruz hocam?

Ben: Asla aklına öyle bir şey gelmesin, takip değil bilgi diyelim.

Kahraman: Bilgi derken.

Ben: Ethem!

Kahraman: Ethem?

Ben: Deli Ethem!

Kahraman: Ne yani Deli Ethem sana Gülşah ve benimle ilgili bir şeyler söyledi ve sende ona inandın öyle mi?

Ben: Evet. Daha önce ona güvenmemi sağlayacak birkaç olay tecrübe etmiştim. O yüzden inandım yalan yok. Hem sende yalanlamadığına göre bu konuyu doğru kabul ediyorum. Kahraman başını geriye atıp canı sıkkın bir şekilde “Amına kodumun delisi” diye söylendi, benim duyacağım şekilde. İlk kez ağzından küfür çıktığına şahit olmuştum. Sonra kendini düzeltip: Kahraman: Kaçırdığın bir şey var fakat dedi. Köy yerinde bir kadının öğretmenin evine gitmesi, ya da birlikte görülmesi yanlış karşılanabilir ama aynı şeyleri doktor için söyleyemeyiz. Haksız mıyım?

Ben: Haklısın!.

Kahraman: Bence de haklıyım. Bana gelen kişilerin pekâlâ geçerli bir sebebi olabilir. Olur da böyle bir konuda laf söz olursa beni en çok savunan eminim ki kadınlar olacaktır. Daha sen gelmeden 15 dakika önce bir tane kadın geldi ve benden sağlığıyla ilgili bir konuda yardım aldı.

1 kadını zan altında bırakırken unutulması ki bütün kadınlar zan altında bırakılıyor.

Ben: Haklısın! Haklıydı ibne. Gözümüzle görmediğimiz bir şey için kuru kuruya doktor kadınları eve atıyor demek dayanaksız bir iddia olacaktı. Kahraman haklı çıkmış olmanın rahatlığıyla gülümsüyordu.

Kahraman: Bugün seninle her konuyu apaçık ve dürüstçe konuşmak istiyorum doğrusu dedi. Nihayetinde sende biraz önce ablamla ilgili meselede aynısını yaptın (imalı imalı) Anlaşıldı bu ablasıyla tanışıyor olmam konusunu kafaya takmıştı.

Kahraman: Gülşah konusunda yalan söylemeyeceğim ama yine de sana tavsiyem bir delinin ipiyle kuyuya inme hocam. Çünkü seni kör kuyulara atıp giderler ve anında seni unutuverirler Ben: Kendince haklısın ama Hz. Yusuf’ta o kör kuyulardan çıkıp Mısır’a kral oldu, onu da unutma Bozulur gibi oldu.

Kahraman: Her neyse konumuz bunlar değil.

Evet (gözleriyle önümde duran çantayı işaret ederek) o çantanın içinde Gülşah’ın da çamaşırı var. Yüzüne zafer kazanmış gibi bir piç bakış geldi, sanki Gülşah abla benim karımmış da “karını nasıl siktim ama” der gibi bakıyordu. Kalkıp ayağa tokatlamak, hatta direkt yumruklamak istedim. Bi yapıştıracağım, Allah’ına kavuşacak ama daha değil. Ben sürünmesini görmek istiyorum.

Ben: Peki dedim. Bir şey merak ediyorum, bir seferinde benden ihtiyaç olduğunda evimi kullanıp kullanamayacağını sormuştun, sonra kadın Bayram hocanın evi olmaz demiş sana. O kadın Gülşah ablaydı değil mi?

Kahraman: Hayır! Hayır Gülşah değil di Doğrusu Gülşah abla olduğuna neredeyse emindim, hayır cevabı karşısında biraz afalladım. Kahraman konuyu açıklamaya başladı: Kahraman: O zaman Gülşah’la o kadar ileri gitmemiştik. Ama öyle bir samimiyetimiz olsa bile Gülşah’ı senin eve getirecek kadar deli değilim, ki ben kabul etsem bile aranızdaki muhabbetten dolayı Gülşah kabul etmez.

Menekşe’ydi o kadın Ben: Menekşe mi? (şaşırarak) Kahraman: Evet. Abisi Ekrem denen adam gözüme biraz korkutucu geliyor. Bu sebeple kaldığım yere çağırmak istemedim Menekşe’yi. Ama Menekşe senin evini kabul etmedi. Bayram hocanın evinde hayatta olmaz diye kestirip attı hatta kendisinden sana bahsetmemem için de sıkı sıkı tembihledi.

Ben: Allah allah neden bu kadar karşı çıktı ki?

Kahraman: Abisinin karısıyla senin aranda bir şeyler olduğundan şüpheleniyormuş o zamanlar. Bayram hoca ilişkimizi öğrenirse Reyhan’a yetiştirir, Reyhan da bunu bana karşı kullanır diye korktu o yüzden senin ev fikrini hiç düşünmeden reddetti. Doğrusu Menekşe anlatınca seninle Reyhan arasında bir şey olabileceği düşüncesi baya baya saçma gelmişti bana ama kadın milleti bir garip bilirsin bende üstüne gitmedim bu konuda. "Anladım," dedim ama gözüm çantadaki o küçük kumaş parçalarının üzerindeki etiketlere takılıp kalmıştı.

Rakamları seçmeye çalıştım; en büyük 29'u gördüm. 29 kadın! Daha dediği gibi külotunu almadığı kadınlar da varsa sayı kimbilir kaçtı? "Bu köyden tam altı kadın demek..." diye mırıldandım. ‘’Gülşah, Menekşe, Zehra... Bunları zaten biliyorum. Peki ya diğer üçü?’’ diye sordum "Hepsini söylersem olayın tüm gizemi kaçar hocam," dedi Kahraman, elindeki kağıda bakıp pis pis sırıtarak. 21-23-24-27-28-29 sayılarını saydı. Bu köydeki kadınlardan aldığım çamaşırların numaraları. İstediğin 3 numarayı seç sana kime ait olduğunu söyleyim. Düşündüm. Kendi itiraf ettiği 3 isim dışında Kiraz abla ve Zehra’nın abisinin eşi Zahide’yi biliyordum. 6. İsim kimdi? Aklıma bulduğum diskin içerisindeki isimler geldi. 6’dan fazla kadına ait klasör vardı içerisinde. Kahraman ya beni kandırıyor ya da oradaki isimlerin hepsiyle ilişkiye girmemişti. Düşüncelere dalmıştım, Kahraman’ın “Evet hocam seni bekliyorum” sözleriyle kendime geldim.

Ben: Sormadan önce bir şey merak ediyorum, buradaki külotlar sadece ilişkiye girdiğin kadınlar mı? Yoksa hani... Öpüşüp koklaştıkların da var mı?

Kahraman: (Bir elini yuvarlak yapıp diğer elinin parmağını içine sokup çıkararak) tam ve kesin anlamıyla cinsel birleşmenin yaşandığı kadınlara ait o çantadakiler O zaman diskteki ismi olan tüm kadınlarla ilişkiye girmemişti… Eğer 6 kişi derken yalan söylemiyor ise. Uzatmadan saydığım numaraları düşündüm ve: Ben: 24 dedim.

Kahraman: (Listeye baktı) Menekşe! Hay mk onu biliyorum zaten.

Ben: 27 dedim.

Kahraman: (Kâğıda baktı) Gülşah! Amına koyum ya hep bildiğim isimler denk geliyor. Son sayı olarak 29 sayısını fısıldadım.

Kahraman: Zahide. Zehra’nın akrabası oluyor bu kadın Yine tutmadı. 6. Kişiyi öğrenememiştim.

Kahraman: Senin canın bir şeye mi sıkıldı?

Ben: Yoo bir şeye sıkılmadı Kahraman: Yapma hocam bugün birbirimize açık olacağız, varsa merak ettiğin bir şey sorabilirsin

Kafamın içinde günlerdir dönüp duran o soruyu sordum: Ben: O listede Aynur ablanın da ismi yazıyor mu? Kahraman sorumu duyunca pis pis gülmeye başladı. Şimdi siktim seni der gibi nedamet bir gülüş.

Kahraman: Hh şöyle Hocam ya! Beklediğim soru geldi sonunda. Bir an sormayacaksın sandım umudum kesecektim ben kendim söyleyecektim neredeyse Ben: Eee yani, cevap ne peki? Kahraman dudaklarını büzüştürdü, gözlüğünü düzeltme hareketi yaptı burnunu sıktı. İbne sanki eliyle boğazımdan yapışmış da beni can çekiştirerek öldürüyor gibi zevk alıyordu şuan ki konuşmadan. İçimden bildiğim tüm küfürleri ederken yüzüme masum gülüş kondurmakta çok zorlanıyordum. ‘’Allahım seni sürekli rahatsız ediyorum ama bana bi yardım eder misin?’ Diye bir dua geçti içimden. Kahraman soruma soruyla cevap verdi: Kahraman: Soruna cevap vermeden önce merak ettiğim bir şey var, bu köyde birisiyle birlikte olma şansın olsa kimi seçerdin isterdin?

Senesini tam hatırlamıyorum ama ya 2001 ya 2002. Yaşımda 14-15 falan, mahallede bir arkadaşım vardı İrfan diye. Ergenliğe girdiğimiz zamanlar bunla ortak para katıp bulvar dergisini alır mahallenin yanında etrafı tel örgülerle çevrili ormanlık alan vardı oraya gider gizlice gazetedeki bütün yazıları ben okurdum o dinlerdi. Her gazete bittikten sonra “Ne kadar güzel okuyon la sanki karıları ben sikiyomuşum gibi oluyor” aynı diye överdi beni. Okuma işi bitince ikimiz de ayrı köşelere geçer çamların altında 31 patlatırdık. Bir gün bu arkadaşım yine bu bulvar gazetesi okuma seanslarımızın birinden sonra bu kahraman amcığının sorduğu soruya benzer bir soru sormuştu: İrfan: Bayram la, bizim mahalleden hangi garıyı sikmek isterdin la? Tabii o zamanlar mahalle kültürü var herkesi de biliyoruz, ben bi düşündüm aklıma isimler geliyor ara arasından seçemiyorum.

Hele biri var siksen söyleyemem. Benden cevap gelmeyince İrfan daha fazla dayanamadı: İrfan: Sen söylemeyeceksen ben söyleyim (1-2 saniye düşündükten sonra) doğru söyleyim mi ben teyzemi sikmek istedim la Bayram İrfan’ın cevabını duyunca dayanamayıp: Ben: İrfan valla ben de senin teyzeni sikmek istedim. 10 yıl sonra benzer soruyla yine karşılaşmıştım. Ve yine o zamanki gibi gerçek cevabı söyleyecek cesaretim yoktu. Kahraman bir süre bekledikten sonra benden cevap gelmeyeceğini anlayınca kendisi konuştu.

Kahraman: Ben cevabı biliyorum.

Ben: Kimmiş?

Kahraman: Aynur, değil mi? (yakaladım der gibi kafasını salladı) Kafamı sağa sola salladım ‘’hayır’’ dedim ama Kahraman inanmadı Kahraman: Yapma bunu hocam, bunu yapma şimdi içgüdülerim beni yanıltmaz adım gibi eminim bundan Ne diyeceğim bilemedim o an. Kahraman yakalamıştı beni.

Ben: Peki sen söyle, sen kimi sikmek isterdin?

Kahraman Hımm yaptı… ‘’kimi isterdimmm kimi isterdimmm… Doğrusu bunu sana daha önce de itiraf etmiştim Reyhan favorim ama biliyorsun kocası büyük mesele… Ben sinir strese gelemem, bu durum maalesef performansımı da etkiliyor. Bir seferinde kaldığım apartmanda ev sahibinin karısıyla kısa bir ilişkim olmuştu. Kısa derken 1 dakika kadar. Zengin adamların yaranmak için yalakası, laf taşıyanı çok olur o yüzden o tayfa bende yakalanacağım stresi yapıyor. O gün bugündür stresli ilişkiyi tercih etmiyorum. Eğer kızmayacaksan’’ dedi bana baktı. Kızmayacağım dememi bekledi.

Ben: Kızacak bir şey yok rahat ol Kahraman: Bende Aynur diyeceğim. Aynur hanımla güzel bir gece geçirmek fena olmazdı doğrusu Kahraman yüzüme bakarak konuşmasına devam etti: Kahraman: Biraz önce sorduğun sorunun cevabını vereyim konusu açılmışken... Elimdeki listede Aynur Hanım'ın ismi yok.

(Durdu ve sırıttı.) Şimdilik! Şimdilik lafına takılsam da en azından içime bir ferahlık geldi. Aynur ablanın sikmesindense en azından şimdilik sikmemiş olması daha iyi bir seçenekti benim için.

Kahraman: Aslında arkadaşlarımın ilgi duyduğu, hoşlandığı kadınları elde etmek gibi bir prensibim yoktur. Ama üzülerek söylüyorum ablamla aranızdaki şüpheli ilişkinizden ötürü bu sefer prensiplerim dışına çıkacağım.

Ben: (Üstüne bastıra bastıra...) Yasemin’le aramızda bir şey olmadı Kahraman: (Kahraman beni hiç duymamış gibi devam etti)Aynur hanıma karşı koyamadığım bir ilgim var kabul etmeliyim. Enteresan bir albenisi var o kadının. Anaç tavrı, sakinliği, her zaman kontrol bende hareketleriyle… Tabi siyah saçları koyu renk gözleri beyaz teni falan tam bir Türk güzeli. Onun çevresinde olup ondan kaçmak imkânsız. Ama yine de şimdiye kadar senin ona olan ilginden dolayı ondan uzak durdum.

(İki elini havaya kaldırıp, tırnak içinde söyler gibi işaret ve orta parmaklarını büküp kaldırdı.) Ben: Öyle bir ilgim yok yanlış anlamışsın Kahraman: Hadi ama boş yere inkar etme, ismi geçince birden rengin attı, dilin yalan söylese de bedenin baştan aşağı kendisini ele veriyor dostum. Hem bu ilgiyi fark eden tek kişi değilim ayrıca, Gülşah da benzer şeyleri düşünüyor. Hatta ona kalırsa sizin aranızda çoktan bir şeyler olmuş bile olabilir. Amına kodumun karısı ya! Kendini siktirdiği yetmiyor, bir de Aynur ablanın götünü açma derdinde diye geçirdim içimden öfkeyle. Sesimi biraz sertleştirerek Ben: İlişki falan yok, iyice saçmalamış Kahraman: Olmadığını tahmin ediyorum zaten dedi. Ama olmasını isterdin değil mi? Doğrusu itiraf etmeliyim ki aranızda enteresan bir ilişki var. Bana kalırsa Aynur da sana karşı pek boş değil ama o senin kadar kartlarını açık oynamıyor.

Sizi tanıyınca hep Aynur’un senin hakkın olduğunu düşünmüştüm. Taki bugüne kadar. Sustum, ne diyeceğimi bilemedim Kahraman: Baştan söyleyim kırılmak gücenmek yok. Hatta istersen bu konuyu biraz daha eğlenceli hale getirebiliriz Ben: Nasıl yani?

Kahraman: Ben mücadeleyi severim dersen (küçük parmağını uzattı) varmışın iddiasına?

Ben: Ne iddiası dedim.

Kahraman: Aynur’u ilk kim tavlayacak dedi. Yavşak renklendirebiliriz deyince ben grup teklifi yapacak sanmıştım. Hoş kabul etmezdim ama işi iddiaya bindirmesinden de hoşlanmadım. Kafaya koymuş yavşak ablasının hıncını Aynur ablayı sikerek almak istiyor benden. Kahraman bahsi kesinleştirmek için bana uzattığı küçük parmağını biraz daha uzattı: Kahraman: İddiayı da sen belirle dedi. Kaybeden ne yapsın? Kafam bir an "Bir kilo baklavasına" demeye gitti kendimi tuttum. Bünye alışmış, girdiğim iddiaların %90’ı hep bir kilo baklavasına olunca aynısını söyleyecektim tuttum kendimi.

Ben: İddiaya falan girmem ben dedim. Bence sende bu konuda fazla heveslenme çünkü iddiaya girsek bile ikimiz de kazanamayız Kahraman: Neden?

Ben: Ben senden önce tanıdım Aynur ablayı, öyle tavlanacak bir kadın değil.

Kahraman: Acaba. Okadar emin olma Ben: Bildiğin bir şey mi var?

Kahraman: Yani bildiğimden değil de içgüdülerim diyelim, ki şimdiye kadar çok az yanılmıştır. Bence o kadın yatakta sağlam bir çakışı hak ediyor. Ömer hoca bu aralar başka çiçeklerden bal almakla meşgul olduğu için fazla ilgilenemiyor. Çok sevdiğim bir söz vardır: Havanın yağmazı, karının vermezi olmaz demişler. Yani okadar emin olma bence Oldum olası ikili tartışmalarda iyi değilimdir. Özellikle nabız yükseldiğinde sesim titrer, heyecanıma yenik düşerim. O yüzden rahat insanlar bu tarz tartışmalarda her zaman daha iyidir. Bu Aynur abla mevzusu beni acayip gerdi.

Sakin kalmaya çalışıyorum, içimden “Kahraman Aynur ablayı sikmemiş, sikemeyecek de sakin ol Bayram, tuzağına düşme” diye sayıklıyorum. Kahraman artık nasıl görünüyorsam bu durumdan keyif almış gibi duruyordu.

Kahraman: E hocam hep ben konuşuyorum, normalde tam tersi olurdu. Aynur ablayı düşündüğümden de çok seviyorsun anlaşılan bu kadar suspus olduğuna göre.

Ben: (Sesim artık titreyerek çıkmaya başlamıştı.) Gerçekten amacın ne senin?

Kahraman: Sağlıklı, genç ve bekar her erkeğin amacı neyse o... Dişisini etkileyip çiftleşmek. Doğamın gereğini yapıyorum, başka bir amacım yok Ben: İyide bunu evli barklı bir kadınla yapmanın sebebi ne peki, bana gıcıklık olsun diye mi yapıyorsun?

Kahraman: (Cık cık cık yaptı sinir bozucu şekilde) Konuyu neden evli barklı gibi toplumsal ahlak meselesine getiriyorsun ki hocam. Benim bu yaptığımı ahlaksızlık olarak görüyorsan o zaman senin yaptığın ne derler insana.

(Gözlerimin içine dik dik bakarak devam etti.) Reyhan’la birlikte olurken o da evliydi ve çocukları vardı. Üstelik çocuklarından birisi senin öğrencin. Neden benim yaptığım yanlışı görürken kendi yanlışların için bahanelerin arkasına sığınıyorsun?

Ben: Tamam haklısın benim yaptığım hataydı ve artık yapmıyorum. Sense hatalarında ısrar ediyorsun.

Kahraman: Evet ediyorum çünkü insanlar mutlu olsun istiyorum dedi.

Ben: Mutlu olsun mu?

Kahraman: Evet doğru duydun… Menekşe'yi izlettim sana, halinden şikayetçi bir hali var mıydı? Aksine, tekrarı olsun diye yalvarıyor bana. Çocukken ne düşünürdüm biliyor musun; erkekler zevk alırken kadınlar acı çeker sanırdım. Ama öyle değilmiş. Bilimsel bir gerçek bu; kadınlar erkeklerden daha çok zevk alıyor. Ben onlara aslında iyilik yapıyorum Amına kodumun oğlu canım sıktığı yetmiyor birde bana genel kültür dersi veriyor

Ben: Yani sen kadınları cinsel olarak tatmin edince onlara iyilik yapmış oluyorsun öyle mi?

Kahraman: Evet, bence tam olarak öyle…

Ben: Peki sonradan yaşayacakları pişmanlık ne olacak?

Kahraman: Beni yanlış değerlendiriyorsun, ben insanlara pişmanlık değil mutluluk getiriyorum.

Ben: Gülşah ablayı da mı böyle kandırdın. Seninle olduktan sonra daha mutlu olacağına inandırarak.

Kahraman: (Hafifçe güldü.) dürüst olayım mı? Gülşah meselesinde çok fazla uğraşmadım biliyor musun. Sadece doğru zamanı bekledim. Kocasından dert yanıyordu sürekli kendisiyle ilgilenmediği için, oyunun başından kalkmadığı için, kendisi yokmuş gibi davrandığı falan filan bir sürü şey sayıp duruyordu. Kocası için bir başka erkeğe dert yanan kadınlar en kolay avdır. Tecrübeyle sabit (göz kırptı) Tek yaptığım birkaç tatlı sözle onun değerli olduğuna, daha iyi bir eş hak ettiğine inandırdım.

Kendisi gibi eşim olsaydı oyun falan ilgilenmezdim deyince kendi ayaklarıyla tıpış tıpış geldi bana. Belki bana inanmayacaksın ama çok kolay oldu benim için. Ama hakkını vermem gerekirse kendisiyle olan ilişkimizden tam verim aldım diyebilirim. İnanılmaz istekli ve ateşli bir kadın, ilk sevişmemizi hatırlıyorum da muhtemelen 5 kilo vermişimdir. Tam 1 saat kucağımdan inmedi. Tarif edilemez bir şeydi benim için.

Ben: Gülşah ablanın kocasından istediği ilgiyi görememesi işi kolaylaştırmış anlaşılan ama Aynur ablayı onunla aynı kefeye koyma. Hem eşiyle de Gülşah ablayla Rahmi hoca gibi değil bence.

Kahraman: (Kaşlarını havaya kaldırarak cık yaptı) Beni vazgeçirmek için diyorsan bunları bilemem ama gerçekten inanarak söylüyorsan çok kötü bir gözlemcisin hocam.

Ben: Ne alaka?

Kahraman: Ömer ve Aynur’un evliliği daha kötü durumda emin ol, uzman görüşü olarak kabul edebilirsin bu düşüncemi.

Ben: İyi bakalım ben senin kadar emin değilim ama ben sevdiğim insanların bu kadar kolay iddia mevzusu yapılmasından hoşlanmıyorum. Benim kadar senin için de çok hakkı vardır Ömer hocanın ve Aynur ablanın. Hem Yasemin ablanla alakalı konuyu da gereksiz büyütüyorsun, tamamen yanlış anlaşılan bir mevzudan dolayı Aynur ablayı iddia konusu yapmak doğru değil dedim Kahraman’ın gözlerine bakarak. Gözlerinin içine bakarak damardan girmeye çalıştım; hak, hukuk, bacı muhabbeti belki işler diye umdum ama yanılmıştım, ‘’CIK’’ yaptı Kahraman, o kadar konuştuğum şeye karşılık sadece cık yaptı. Amına kodumun oğlu cık yaptıkça birisi kulağıma vuvuzela dayamış da üflemiş gibi sinir basıyordu beni. Sakin kal Bayram dedim kendime.

Kahraman: Konuyu çok yanlış tarafa çekiyorsun bence. Ben Aynur’a bir kötülük yapalım demiyorum ki, onun içinde bastırdığı ve dışarıya çıkarılmayı bekleyen cinsel arzuları var.

Ben onları ortaya çıkarıp sonunda onun da mutlu olacağı, bak burayı özellikle vurguluyorum sonunda Aynur’un da mutlu olacağı bir şey vadediyorum. Ben sadece sana apaçık bir meydan okuma teklif ediyorum, ne diyorsun anlaştık mı? (elini uzattı). İddia belli, Aynur’u hangimiz kapacak? Amına kodumun oğlu tam şeytandı, hatta şeytan bunun yanında melek kalır. Bu yavşak şeytanı veresiye siker. Cevap veremedim. Kahraman benden bir cevap gelmeyince havadaki elini indirdi ve: Kahraman: Ben bunu yine de meydan okuma kabul edilmiştir olarak kabul ediyorum. Konuşma uzadıkça boka sarıyordu. ‘’Ben çıkayım’’ dedim Kahraman’a.

Kahraman: (Saatine baktı.) Vakit geçmiş... Kal derdim ama biraz işim var. Hanımlardan birini çağırmıştım, birazdan burada olur.

Ben: Ertelendi demiştin.

Kahraman: Evet normalde başka bir planım vardı onu erteledim. Bu B planı, atıştırmalık gibi düşün.

İçerde kahve hazırlarken gelişti.

Kahraman: Merak ediyorsan söyleyim kim olduğunu. Ben tam yoo diyecektim ama benden önce davranıp: Kahraman: Geçen de bahsetmiştim, Zehra! O gelecek. (Hava atar gibi) Ben: İyi cesaret seninki de, onun kocası yeni içerden çıkmış diye duymuştum.

Kahraman: Haberim var, basit adam onlar, büyütülecek mesele değiller.

Ben: Yani seni yakalamasından korkmuyorsun?

Kahraman: Karısını altımda yakalamadığı sürece korkmuyorum.

Ben: İyi cesaret.

Kahraman: Bunun yengesi de sana kesikmiş bir ara ortak bir şeyler yapalım o da fena bir şey. Senden önce kısa bir test sürüşü yaptım gideri var Beni sinirlendirmek için bilerek imalı imalı konuşup zıddıma gidiyordu anlaşılan.

Ben: Sana kolay gelsin ben istemiyorum.

Kahraman: Dur hemen kestirip atma, bir şey kaybetmezsin denemekten. Kadın cidden Bayram diyormuş başka bir şey demiyormuş.

Ben: İstemiyorum.

Kahraman: Senden önce benimle birlikte oldu diye mi istemiyorsun.

Ben: Yoo dümdüz istemiyorum.

Kahraman: Teklif var ısrar yok ama fikrin değişirse haberim olsun.

Ben: Bakarız. Yüzü gülüyordu Kahraman’ın. Buraya gelirken ki yüz ifadelerimiz yer değiştirmişti. Gelirken mutlu olan benken şimdi tam tersine Kahraman’dı. Tam yerimden kalkacakken kolumdan tuttu.

Kahraman: Küs değiliz değil mi?

Ben: Sıkıntı yok hocam, küsecek bir şey yok ortada Kahraman: Bu Aynur konusunu aramızda küçük bir oyun gibi gör. Benim işim bitince belki seninle arasını yapar, sana paslarım. Aramızdaki samimiyet bozulsun istemem Ben: (Sahte bir gülüşle...) Emin ol düşündüğün kadar umursamıyorum. İstediğini yapabilirsin, evli barklı kadın; kocası düşünsün. Ayağa kalkıp dış kapıya doğru yöneldim. Kahraman arkamdan benimle birlikte gelirken: Kahraman: Bir sonraki gelişinde Aynur’un videosunu sana izleteceğim.

İstediğin özel bir pozisyon var mı? Haspinallah. Allah’ım sen elimden kaza çıkmadan şuradan çıkayım. Kapıya yöneldim, ayakkabılarımı giyiyordum. Kahraman tepemde dikilmiş konuşmaya devam ediyordu. Amacı beni iyice sinir etmekti.

Kahraman: Benim sadece özel kadınlara yaptığım pencereye sıkışan tavuk pozisyonu var onu deneyebilirim, ya da daha klasik bir şey olabilir misal kaşık pozisyonu ne dersin? Artık sinirim iyice tepemde. Kendimi tutamadım daha fazla: Ben: Anana sor hocam! O daha iyi bilir hangi pozisyonun daha iyi olacağını! Kahraman cevabımı duyunca şok oldu: Kahraman: (iki eliyle yakama yapıştı) Annemi karıştırma, fena olur! Yakamdaki ellerini savurup suratının tam ortasına yumruğu indirdim. Her şey üç saniye içinde bitti. Kahraman çöp torbası gibi kapının önüne yığıldı. Nefes nefese kalmıştım. Kahraman yattığı yerde elini ağzına götürdü burnu kanıyordu sonra bana baktı kafasını kaldırıp sana soracağım der gibi kafasını sallayarak.

Filmlerden aklımda kalan bir tepkiyle Kahraman’a doğru uzanıp tam önüne şak diye tükürüp dönüp gitmek istedim ama amına kodumun tükürüğü ağzımdan çıkmadan ağzımın kenarına yapıştı. Elimin tersiyle ağzımı silip dönüp gittim. Kahraman’ın arkamdan sesi geliyordu: Kahraman: Görüşeceğiz Bayram Hoca, bu yumruğun acısını alacam senden.

Ben: (İçimden...) Almazsan amına koyayım senin... Almayanın anasının amına koyayım! Eve gitmek istemedim. Kahveye doğru yöneldim. Sinirle hızlı hızlı yürürken aklıma Kahraman’ın eve Zehra’nın geleceğini hatırladım. Zınk diye durdum. Tabi ya! Ben sana bundan sonra bu köyde ağız tadıyla kadın siktirir miyim? Etinden korkanın kemiğini sikeyim diyerek geri döndüm. Çok fena ağza gelmiştim. Aklımdan türlü türlü senaryolar geçiyordu. Kahraman’ın misafirhanesine tekme atıp giriyorum, onu döve döve bayıltıp bağlıyorum, Zehra’yı Kahraman’ın karşısında evire çevire sikiyorum…

Bunları düşüne düşüne Kahraman’ın kaldığı misafirhaneye yürüdüm tekrar. Ne yapıp edip bu gece Kahraman’ın sikişine taş koyacaktım. Bu gece Zehra’yı Kahraman’a siktirirsem beni de tüm köy sıraya girip siksin. Misafirhaneye varınca daha önce Gülşah ablayı yakaladığım yere gizlenip Kahraman’ın misafirhanesini gözlemeye başladım. Saat 8 olmuştu. 10 dakika sonra caminin önünden bir kadın etrafını kontrol ederek Kahraman’ın evine yaklaştı. Görür görmez tanıdım: Zehra. Önce bir dondu, tanıyamadı. "Bayram hoca ben," diye seslenince yanıma geldi. Yüzünde korkuyla karışık bir şaşkınlık vardı. "Ne arıyorsun burada?" diye sordum yanıma gelir gelmez.

Zehra: Hocam sorma... Bu doktor bana kafayı taktı. Mesaj atmış; Sekizde gel, gece kalmalı diye. Gelemem dedim, Sonuçlarına katlanırsın diye tehdit etti beni. Ne yapacağımı şaşırdım.

Ben: Kocam izin vermiyor deseydin?

Zehra: Valla da billa da dedim hocam! Bul bir çaresini gel diyor, anlamıyor ki. Şimdi ne yapacağım ben?

Ben: Kocan şüphelenmiyor mu gece vakti bir yere gitmenden?

Zehra: Anamgillere gidiyorum diyom. Bizimkilerle arası yok, ne gelir ne çocukları gönderir. İçerideyken kaç yıl yolunu bekledim, ondan itimatı tam bana. Hayret ettim. Bu köyün karıları cin olmadan adam çarpıyordu resmen.

Ben: Bir de yengen var işin içinde. O ne ayak?

Zehra: Zaten bu olaylar onun yüzünden oldu ya. Sen geldiğinden beri gözü sendeydi. Hatta Ömer hocanın karısıyla papaz oldular bir seferinde.

Ben: Aynur ablayla mı?

Zehra: Evet.

Ben: O ne alaka?

Zehra: Kafaya koydu telefon numaranı aradı bulamadı. Bulamayıncada okula gelen çocuklardan birine mektup yazmış vermiş sana versin diye. Onu da Ömer hocanın karısı görüyor, şüphelenip çocuktan almış, okuyunca Zahide yengemin karşısına dikilmiş.

Evli barklı kadınsın, ayıp değil mi senin bu yaptığın diye yüzüne tükürmüş. Epeyce bi Aynur karısının korkusundan yanaşamadı sana Vay yavrum vay neler dönmüş de haberimiz olmamış. Aynur abla da hiç bir şey söylememişti.

Ben: Kahraman işine nasıl bulaştın?

Zehra: Nasıl olacak kaldığı yeri temizlerken denk geldik bir iki kere. Bana gayet sıcak davrandı, numarasını verdi. Bir ihtiyacın olursa çekinme istediğin zaman ara dedi. Yengeme anlattım, o da başımın etini yidi sen Kahraman’la arayı kur, bende Bayram’la kurayım diye diye beni de yoldan çıkardı.

Ben: Aferim size iyi halt yemişsiniz!

Zehra: Şimdi ne yapacam? Bi akıl ver bana. Bu iyice zıvanadan çıktı. Kocam çok akıllı adam değil ama o kamerayla çektiği şeyleri görür mörürse gözümün yaşına bakmaz çeker vurur. Gidersem bu deyyus sabaha kadar neler yapacak bana kim bilir Ben: Gideceksin Zehra.

Zehra gözlerini kocaman açtı, “Ne diyorsun?” der gibi.

Ben: Telefonunu çıkar, benim numaramı “kocam” diye ya da “Adem” diye kaydet artık sende nasıl kayıtlıysa. Önce anlamadı.

Ben: Dediğimi yap. Sen Kahraman’ın yanına gidince seni arayacağım. Telefonda kocan arıyormuş gibi görünecek. Sesimi değiştireceğim ama Kahraman sesimi tanıyabilir, hoparlörü açma. Sonra ne konuşacağımızı tane tane anlatıp Zehra’yı Kahraman’ın yanına gönderdim. 10 dakika bekledim. Daha rahat telefonla konuşabileceğim bir yere geçtim bu sırada. Telefonla Zehra’yı arayıp araya mendil koyarak açmasını bekledim. Zehra telefonu açınca: Ben: Kız sen beni kadın katili mi yapacan?

Zehra: (korkarak) Noldu Adem, ne katili?

Ben: Neredesin lan sen?

Zehra: Anamlara gidiyom dedim ya sana.

Ben: Ulan ananlara gidiyon da Kahraman denilen pezevengin yanında ne işin var o zaman?

Zehra: Elin adamına ne diye sövüyon.

Ben: Lan bana elin heriflerini savunma. Ne bok yemeye gidiyon sen gece vakti doktorun evine… Bana gavat mı dedirtecen millete?

Zehra: Sen nerden biliyon doktosun yanında olduğumu Ben: Ananın amından biliyom kahpe. Yaptığın orospuluğu öğrenmeyecem mi sandım?

Zehra: Adem bi dinle, bilip bilmeden konuşma. Anamın tansiyon hapı bitmiş, onu yazdırmak için geldim. Doktor bey de sağ olsun yazıverdi.

Ben: Lan şu adama bey deme benim asabımı bozma. Yarın sabah burda değil mi bu pezevenk? Sen ne bok yemeye gece vakti gidiyon?

Zehra: Sabah babam güneş doğmadan ilçeye gidecekmiş, doktoru beklersem geç kalırım deyince iki dakka gelip yazdırıverdim. Sende anlamadan dinlemeden namussuzluk etmişim gibi yaftalıyon hemende.

Ben: Lan bak birazdan gider bakarım ananın evine. Seni bulamazsam dinime kitabıma suçu varmış yokmuş dinlemem o Kahraman pezevengini de vururum seni de vururum.

Zehra: Gel bak anamlardayım ben, yalan mı söyleyecem? Babama vereyim inanmıyorsan konuş.

Ben: Görecem bakalım Telefonu suratına kapattım. Hemen biraz önceki yere geçtim, doktorun kapısını gözlemeye başladım. Çok geçmeden Kahraman misafirhaneden çıktı, etrafı gözleyip Zehra’yı çıkardı. Kendisi hiç beklemeden içeri girdi. Hareketlerine bakılırsa tutuşmuştu. Bir de bana konuşurken “kocası basit adam korkmam” ayağı çekiyordu yavşak. Zehra yanıma geldi. Eli göğsünde. Yüzü gülüyordu.

Zehra: Sen nasıl adamsın valla helal olsun.

Ben: İnandı değil mi at arabası?

Zehra: Hem de ne inanma, aklı gitti. Altına sıçmadıysa iyi.

Ben: Duydu yani konuşmaları?

Zehra: Duydu duydu hepsini duydu. Bende bi rol kestim artisler gibi görsen kız Zehra oyuncu olacak karısın derdin bana. Bembeyaz oldu dinlerken. Telefonu kapatınca beni evden bir gönderişi var görmen lazım.

Senden şüphelendi ama. Ben telefonu kapatınca kesin Bayram haber vermiştir dedi. Bayram hoca Adem’i tanımaz etmez dedim ama o bulmuştur bir yolunu diyo. Burnu da şişmiş kocaman olmuş. Sordum söylemedi bana senin haberin var mı?

Ben: Haberim yok. Neyse sende iyi hadi yırttın ama her zaman ben olmam, bir dahaki sefere kendin çaresine bak.

Zehra: İnşallah ne deyim. Ama biraz daha geç arasan beni arabayla bir yere götürecekti.

Ben: Bir yere derken?

Zehra: Bilemiyorum ki, sadece hazırlan çıkıyoruz dedi. Elinde koca bir çanta aldı. Deli Ethem’den korkmuş sanırım, geleni gideni takip ediyormuş falan bir şeyler geveledi Ethem’den için.

Ben: Yer neresiymiş bir şey söyledi mi?

Zehra: Yok hiç bir şey söylemedi. Gidince görürsün dedi.

Ben: İyi bakalım öğreniriz nasılsa.

Zehra: Elini çabuk tut, bu adam iyice zıvanadan çıkmaya başladı. Sanki köyün güvenlik amiriyim mk.

Yaprağını yerken bir şey yok, sapına gelince meee.

Ben: Elimden geleni yapıyorum ama öyle hemen hallolacak bir şey değil.

Zehra: Köyden başka kadınlarda varmış, senin bildiğin var mı, anlatmıştır sana?

Ben: Yok. Ağzı sıkı, sadece seni söyledi. Başka kadın olduğunu nerden çıkardın sen?

Zehra: Geçen sefer benimle ilişkiye girerken “Bu köyde siktiğim kadınlar arasında en güzel göt seninki” dedi. Aslında var ya kanına girsen anlatır sana. Ben sordum tersledi.

Ben: Dur bakalım durduk yere kıllandırmayalım, kendisi anlatırsa anlatır.

Zehra: Ah bi öğrensem diğerlerini, bek iyi olur.

Ben: Ne yapacaksın öğrenip?

Zehra: Ne yapacan mı var? Kocalarına mesaj yazarım, mektup yazarım haberleri olsun karılarının ne halt yediğinden. Elbet bi erkek çıkar aralarından doktor’u vurur mu doğrar mı artık bilemem, bende kurtulurum.

Ben: Zehra saçmalama öyle bir şey yapma sakın ha.

Ben halledecem.

Zehra: Tamam. Bişi diyon mu bana?

Ben: Yok ne diyecem?

Zehra: İyi ozaman ben anamlara gideyom. Senden haber bekliyom.

Ben: Tamam. Zehra annesinin evinin yolunu tutarken ben de eve geçmeye karar verdim. Kahraman ibnesinin işine taş koymak bütün içimin yağlarını eritmişti. Bundan sonra böyle amına kodumun oğlu dedim kendi kendime. Aslında ceza olarak Zehra’yı Kahraman’ın karşısında sikmek vardı ama ben öyle bir adam değilim işte. Birden aklıma Zehra’yı niye annesine gönderdim ki pişmanlığı çöktü. Şeytan aklıma girdi birden. Telefonu elime alıp arasam mı aramasam mı kararsızlığı yaşadım. Bir iki kez arayım deyip vazgeçtikten sonra aramaya karar verdim. Telefon uzun süre çaldı açmadı. Açmayacak herhalde derken Zehra ‘’Alo Adem’’ diyerek telefonu açtı.

Ben: Kız ne Adem’i, Bayram ben.

Zehra: Biliyom be telefonda ismin bizim herifin ismiyle kayıtlı hala değiştirmedim.

Yengem getirdi telefonu kocan arıyor diyerek. Senin aradığını bilse anlamadan dinlemeden ağzıma sıçardı hocayımı ayarttın diye Ben: Çok açık sözlüsün gerçekten.

Zehra: (gülerek) biraz öyleyim. Sen niye aradın?

Ben: Hiiç, annenlere geçmediysen bana gel bir şey konuşalım diyecektim.

Zehra: Geldim ordayım şimdi, ne konuşacaktın ki?

Ben: Önemli değil ya, sonra konuşuruz artık. Hadi görüşürüz.

Zehra: Tamam Adem oldu, görüşürüz. Zehra bilerek kocasıyla konuşuyormuş sansınlar diye son söylediğini özellikle yüksek sesle söyleyerek telefonu kapatmıştı. Ah be salak kafam dedim kendi kendime. Şu Kahraman uyuzu kadar yoksun, illa karılar gelecek “beni sik Bayram” diyecek amına koyum. Kahraman’ın altından karıyı çekip almak, sonra da anasının evine göndermek tam sana yakışacak bir olaydı. Ah geri zekalı Bayram dedim kendi kendime. Eve geçtim, üzerimi değiştirip ocakta tencereye su koydum çorba yapmak için.

Kapı çaldı o sırada. Kapıyı açtım, Zehra karşımda dikiliyordu. Hızlı hızlı gelmiş, nefes nefese kalmış. Hemen içeri girip bir süre soluklandı. "Hayırdır?" dedim merakla.

Zehra: Hayırdır mı sen dedin ya, seninle bir şey konuşacaktım diye geldim işte.

Ben: Dedim dedim de çık gel demedim ki.

Zehra: Aman ne fark eder, ha eve varmadan gelmişim ha evdeyken çıkıp gelmişim.

Ben: İyide sizinkiler şüphelenirse ya?

Zehra: Bizimkilerde bi şüphelenir ki şimdi sorma. Telefonda Adem’in ismi çıktı ya, Adem kafa kağıdını bulamamış yola çıkacakmış, gel yardım et de bulalım dedi dedim, fırladım çıktım.

Ben: Az uyanık değilsin valla…

Zehra: Eh, biz de kendi çapımızda kafamız basıyor bir şeylere. Sen ne diyecektin bana, deyiver hele.

Ben: Gel içerde anlatacam. Biraz önceki cesaretimden eser kalmamıştı. Hadi bakalım Bayram, konuşurken mangalda kül bırakmıyorsun ama iş icraate gelince bokunu yemiş kaz gibi düşünüp duruyorsun dedim.

Zehra: Alooo Bayram hocam?

Ben: Hah efendim?

Zehra: Sen beni dinlemiyon ki hiç.

Ben: Ne dedin ki?

Zehra: Şu doktordan dün gece aldığın şey vardı, televizyonun arasından söküp almıştın, onu naptın?

Ben: Ona şifre koymuş, hiçbir şey açılmıyor.

Zehra: Eee nolacak peki?

Ben: Şifreyi çözmek gerek, yoksa içindekileri silemem.

Zehra: Ee o zaman kır at. Ha silmişsin ha kırmışsın, ne fark eder ki?

Ben: Haklısın. Zehra oturma odasına girmeden ışığı açık mutfağa girdi. Ocaktaki tencereyi görünce: Zehra: Yemek mi yapacaktın?

Ben: Evet dedim.

Zehra: Sen söyleyeceğini söyle, ben yapayım iki dakika, ne canın çekiyorsa Zehra hemen altı yanan tencerenin kapağını açtı. Buzdolabına doğru yürüdü. Amına koyum, karıyı sikmeyi düşünüyordum, mevzu yemeğe dönmüştü birden. Ocağın altını kapattım, Zehra’yı elinden tutup çektim.

Ben: Gel yemeği hallederiz. Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #76):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki