BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 78 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 78 / 84 BÖLÜM 23 dk okuma 16,752

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 78. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Daha öncede söylediğim üzere bu hikayenin bu bölümünde, geçmiş bölümlerinde ve gelecek bölümlerinde geçen tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür. 18 yaş ve üzeri için uygundur

- -----------------

33. Bölümün finalinde Bayram, define aramasından yorgun argın döndüğü sabah Kahraman’dan çarptığı diskin şifresini çözmüştü. İşte şimdi, 34. Bölümün hemen başında yer alacak olan ve o diskin içinden çıkan videoların dökümünü paylaşıyorum. Burayı bir ara bölüm gibi düşünebilirsiniz.

- -------------------

24 Mart 2012 Cumartesi 07:42 Şifreyi ilk açtığımda duyduğum sevinç çok uzun sürmeden uçtu gitti üzerimden. Cahillik mutluluktur diye boşuna dememişler mk. Umarım şifreyi çözdüğüme pişman olmam. Ethem’in Kahraman'dan artık nasıl olduysa aldığı çantayı vermek için gelmesiyle yarıda kalan o meşhur videoyu tekrar açtım. Hani her şeyi yanlış anlayıp sağı solu dağıtarak kaçtığım o efsane silikon olayının videosu... Evet, gerçekten her şeyi yanlış anlamıştım ama bizim yavşak Kahraman bu anları bile arşivine eklemekten geri durmamış. Kamerayı yere, tam o silikon çekilen eşiğin karşısına sabitlemiş pezevenk. Aynur abla eğilip kalktıkça altındaki pantolondan kalçaları, bluzundan göğüsleri net bir şekilde belli oluyor. İnsanı ister istemez tahrik eden görüntüler… Bu yavşağın videoyu niye arşive attığı zaten kabak gibi ortada! Her ne kadar o geceki salaklığım yüzünden Aynur ablayla kötü olmuş olsak da en azından Kahraman’ın aklında başka planları varsa onlara engel olmuşum.

"İyi ki yapmışım" dedim, yalan yok, bir rahatlama geldi üzerime. Videoyu hızlıca sardırarak izledim. Koridorda kum kovasını devirince çıkan sesten sonra, Kahraman’ın korkuyla Aynur ablanın arkasına saklanmasını görünce kahkahayı bastım. Amına kodumun ılık götlü süzmesi. Ulan ne korkak herifmişsin be! Video bitmeden önce kapı aralığından bende görüntüye girdim, koşarak kaçarken ki halim ekranda görünüyordu. Kendi halime de ayrıca güldüm, birkaç kez sardırıp sardırıp izledim “amına koyayım Bayram” dedim kendime gülerken. Aklıma gelince beni utandıran, unutamadığım olaylar listesine üst sıralardan giren bir olaydı benim için. İlk videoyu kazasız belasız atlatmıştım. Ekrandaki diğer iki videoya gözüm kayınca yüzümdeki gülme birden kayboldu. Aynur ablanın o son iki videosu karşımda dururken aklıma hayra alamet hiçbir şey gelmiyordu. Kendi kendime, "Şimdi izle de gör ebenin amını Bayram!" dedim.

İçime birden bir karamsarlık çöktü. "Aynur ablanın o yavşak Kahraman tarafından arkalı önlü, tavandan sarkıtılarak sikilişini izle de rahatla. Çok meraklıydın ya şifreyi çözmeye, al sana şifre!" Zaten diskin içinde Aynur ablanın ismini görünce götüm ellenmiş hissini tatbik etmiştim, şimdi şifreyi çözünce kulağımdan öpülmüş hissettim, eğer aklıma gelen başıma gelirde Kahramanın Aynur ablayı siktiğini izlersem sikildiğimle kalırım. Hayatımda ilk ve son kez, muhtemel bir porno videosuna "Bismillah" çekerek tıkladım. Allah’ım sen affet... Mouse’a basar basmaz bilgisayar bir kilitlendi, "Hay şansımı sikeyim" derken ekran kendine geldi. Karşımda Kahramanla Aynur abla, sağlık ocağında çalışma masasında yan yana oturuyorlar. Ekranın köşesinde tarih: 03.03.2012. Kahraman çalışmayı bırakıp ayağa kalktı, kameranın tam önündeki dolabın üstündeki sürahiden cam bardaklara iki su doldurdu.

Aynur abla masada oturuyor önündeki deftere bir şeyler yazmakla meşguldü bu esnada. Kahraman suları doldurduktan sonra hızlıca arkasını dönüp Aynur ablayı kontrol etti, sonra bardaklardan bir tanesinin içine beyaz hap attı. Hap birkaç saniye içinde köpürüp suya karıştı. Bardakları alıp Aynur ablanın yanına oturdu ve ilaçlı olanı ona uzattı. Aynur abla hiçbir şeyden şüphelenmeden bardağı aldı, iki büyük yudum içti ve masaya bıraktı. Bardak yarıya inmişti, kameradan net görünüyordu. Kahraman önündeki rapor yığınını iki eliyle alıp masaya birkaç kez vurup düzeltti, sonra tekrar önüne çekti. Sırayla kontrol ederken Aynur ablaya yapması gerekenleri söylüyordu.

Kahraman: Şu tarama sonuçlarını da yaz… Köyün üst tarafındaki evlerden üç kişi daha çıkmış, tansiyonları yüksek, tekrar kontrol edilmeli gelecek ay. Bir de çocukluk aşıları eksik olanları işaretle, yarın ilçeye göndereceğiz.

Aynur abla önünde duran uzun deftere işliyordu. İkisi dip dibe oturuyorlardı. Kahraman’ın dizleri Aynur ablanın dizine değiyordu. Bir süre sessiz çalıştılar. Aynur abla kalemi bıraktı, uzun süredir sandalyede oturduğu için kollarını dirseklerden kırıp gerindi, derin bir esneme yaptı. Aynur abla: Off… Belim koptu be. Kaç saattir burdayız? Bu raporlar hiç bitmeyecek gibi. Kahraman hemen kafasını çevirdi, Aynur ablanın her hareketini yutarcasına izliyordu. İyice dibine yanaştı, neredeyse kadının kucağına oturacaktı yavşak. Aynur abla masadaki bardağa uzandı, bir yudum daha aldı ve kalemi tekrar eline aldı. Kahraman duruşunu bozmadan, gözlerini ayırmadan bok var gibi Aynur ablayı izliyordu. Aynur abla birkaç saniye boş boş deftere baktı, not almak için Kahramanı bekliyordu besbelli. Kahramandan ses gelmeyince kafasını kaldırıp Kahraman’a döndü.

Filmlerdeki öpüşme sahnesi gibi bir karış mesafeden birbirlerine bakıyorlardı. Tam o anda Kahraman uzandı ve Aynur ablanın dudaklarından öptü. Sert, ani bir öpücüktü. Ben bile şaşırmıştım izlerken. Aynur abla bir an dondu kaldı. Elini hemen dudaklarına götürdü, gözleri faltaşı gibi açıldı. Aynur abla (şaşkın ve yüksek sesle): Bayram… Kahraman! Ne yapıyorsun sen?! Kendine gel! Oturduğu sandalyeden geriye doğru savruldu, dengesini kaybedip ayağa kalktı. Yerinde oturan Kahraman’ın suratına okkalı bir tokat patlattı. Kahraman yanağını tutarak sarsıldı, elini yüzüne götürdü.

Kahraman: Şeyy... Sadece anlık bir şeydi. Bir an öyle düşündüm ki... Yani sen de istersin sandım. Ben... Ben senden etkilendim biraz, kusura bakma. Aynur abla (parmağını sallayarak, sinirden sesi titreyerek) Sen ne diyorsun lan? Ben o önüne gelenle düşüp kalkan kadınlara mı benziyorum?

Evli barklı kadınım ben, utanmaz herif! Kahraman bir eliyle yanağını tutuyor, şaşkın şaşkın bakıyordu. Yüzü kızarmıştı. Korkuyla etrafa göz attı, sesini alçaltmaya çalıştı ama yine de panikle konuşuyordu. Kahraman (kekeleyerek, sesi titreyerek): Dedim ya… Sadece anlık bir şeydi… Kötü bir niyetim yoktu kusura bakma … Hem… Bayram olsa bir şey demezdin değil mi? Önce onun ismi çıktı ağzından... Aynur abla bu cümleyi duyunca önce donup kaldı, sonra daha büyük bir öfkeyle bağırdı Kahraman’a doğrulttuğu parmağını yüzüne doğru sallamaya devam etti Aynur Abla: Haddini bil Kahraman! Ağzından çıkanı kulağın duysun senin! Kimin ismini ne ara söylediğimin hesabını sana mı vereceğim? İyice iğrençleştiğinin farkında mısın? Kahraman (panikle, yalvarır gibi): Tamam… Tamam… Biri duyacak… Lütfen yavaş konuş… Hatalıyım… Lütfen affet… Saçmaydı yaptığım… Tekrarı yaşanmayacak, söz veriyorum…

Aynur abla: Yaşanmayacak ona emin olabilirsin. Bundan sonra yardım edecek başka birini bul kendine! Ben gelmeyeceğim artık buraya. Bu iş bitti. Seninle aynı havayı bile solumak istemiyorum artık. Aynur abla odadan çıkmak için sırtını dönüp gitmek üzereyken Kahraman peşinden kalkarak son anda Aynur ablanın bileklerinden tuttu. Elini kolunu nereye koyacağını bilemez halde dil dökmeye başladı.

Kahraman: Yapmayın Aynur Hanım... İşler yarım kalır, köylü ne der? Bir hata ettim, nefsime yenildim diyelim. Lütfen, çalışmayacak olsanız bile en azından beni affettiğinizi söyleyin. Bu yükle bırakmayın beni. Aynur abla derin bir nefes aldı. Göğsü inip kalkıyordu. Gözleri hâlâ öfkeyle parlıyordu ama sesi biraz olsun sakinleşti Aynur Abla: Bak Kahraman, kararım kesin! Ne bu işi yapmak istiyorum ne de seni görmek istiyorum bundan sonra! Bitti bu iş, anladın mı?

Kahraman: (Birden yüzü düşer, sesi tehditkâr bir hal alır) Öyle mi? O zaman sen beni affetmiyorsan, ben de bu işi bırakıyorum bugün itibarıyla! Yarın sabah ilk işim ilçeye iner inmez köye gelmeyeceğimi bildiriyorum. Artık yerime başka birini gönderirler mi, gönderirlerse ne zaman gelir... Orasını siz düşünün. Vebali size!

Aynur Abla: (Şaşkınlıkla duraksar) Ne yani... Bir de beni bu şekilde vicdan yaptırarak, köylüyle mi tehdit ediyorsun sen?

Kahraman: (Hemen ellerini kaldırıp çaresizce yalvarır gibi yapar) Yaptığım büyük bir hataydı, sonuna kadar kabul ediyorum. Ne olur bunu gençliğime verin... Siz de genç oldunuz; sizin de kendinizden büyük birinden etkilenip boş bulunduğunuz, hata yaptığınız olmuştur elbet. Eğer siz beni affetmezseniz ben daha buralarda duramam, sizin yüzünüze bakamam. Beni de anlayın ne olur, bunu bir tehdit olarak görmeyin, sadece bir çıkış yolu arıyorum...

Aynur Abla: (Öfkeyle soluyarak bakar) Gençlikmiş... Bunun adı gençlik değil Kahraman!

Kahraman: (İyice yanına sokulur, sesini iyice alçaltıp güven vermeye çalışan bir tonda konuşur) Ne olur sadece affedin beni... Lütfen, böyle bir anda çekip gitmeyin. En azından beni affettiğinizi söyleyin ve sanki bu olanlar hiç yaşanmamış gibi davranalım. Söz veriyorum size, zamanla kendimi affettireceğim, bu hatamı telafi edeceğim... Yapmayın Aynur Hanım, aramızdaki bu mesele yüzünden koskoca köylü mağdur olmasın, vebali üzerimizde kalmasın.

Aynur Abla: (Derin bir nefes alır, omuzları çöker) Tamam…tamam. Öyle olsun... Ama bak Kahraman, bu söylediklerim sana sakın ama sakın başka bir cesaret vermesin, haddini bil! Çünkü bir kez daha böyle bir şeye kalkışırsan, bu sefer tepkim çok daha farklı olur, bunu o kafana sok! Olanları da unutmam, sadece şimdilik üzerini örtüyorum.

Bir de bak... Bundan sonra sakın ama sakın Bayram’ın ismini böyle çirkin mevzulara karıştırma, yemin olsun canını yakarım!

Kahraman: (Başını öne eğip, sesini iyice ezerek) Tamam Aynur Hanım, haklısınız... Haddimi aştım, ağzımdan çıkanı kulağım duymadı bir an. Ne Bayram'ın adını anarım bir daha, ne de sizi böyle bir duruma düşürürüm. Siz beni affedin yeter ki, ben de hatamı telafi edeyim... Söz, her şey aramızda kalacak. Aynur abla başka bir şey söylemeden, ellerini göğsünde kavuşturmuş şekilde hızla odadan çıktı. Kahraman bir süre arkasından baktıktan sonra sinirle masaya birkaç kez vurdu. Ayağa kalkıp üzerindeki önlüğü hırsla çıkardı ve yere fırlattı. Sonra gelip kaydı durdurdu. Videoyu ilerletme çubuğundan kontrol ettim. Sonuna gelmişti, devamı yoktu. İçimde garip bir duygu karmaşası vardı. Adam bardağına ilaç atmış, dudağından öpmüş, ama buna rağmen Aynur abla tokadı da yapıştırmıştı.

Üstelik ilk anda “Bayram…” diye benim adımla seslenmişti. Birden içimden Aynur abla’ya karşı yoğun bir özlem fışkırdı. Koşup ona sarılasım geldi o an. Çok tuhaf bir duyguydu. Son video kalmıştı. Şunu da atlarsam Allah’ın izniyle iş bitecekti. Hiç vakit kaybetmeden son videoya tıkladım. Bu sefer video donmadan açıldı. Tarih 07.03.2012’yi gösteriyordu. Görüntü ilk başta çok sarsıntılıydı, ne olduğunu çözemedim. Biraz dikkatli bakınca birinin elinde kamerayla evin içinde gezdiği anlaşılıyordu. Birkaç saniye sonra kanım dondu; evi tanımıştım. Aynur ablanın eviydi bu! Herif o kadar rahat fink atıyor ki, belli ki evde in cin top oynuyor. Bir odaya daldı, ışığı yaktı; yatak odası... Kamerayı bir yere sabitledi ve o an yatağın ortasına, başında siyah kar maskeli birisi sırtüstü zıpladı. Yatağın üstünde birkaç kez tepindikten sonra kameraya yaklaşıp o maskeyi indirdi: Kahraman!

Pis pis sırıtıyordu amına kodumun oğlu. Tekrar yatağa dönüp bu sefer yüzüstü zıpladı; yastıklardan birini altına alıp sanki birini sikiyormuş gibi iğrenç hareketler yapmaya başladı. Resmen aklını peynir ekmekle yemiş gibi davranıyordu yavşak. Sonra yataktan kalkıp kamerayı eline aldı; başladı dolapları, çekmeceleri karıştırmaya. Aynur ablanın iç çamaşırlarını bulduğunda, o en üstteki beyaz, kırmızı kurdeleli külotu kaptı. Elinden bırakmadan birkaç tanesini daha avuçlayıp yatağın üstüne fırlattı. Sırayla sütyenlere, atletlere, elbiselere, pantolonlara... Kadının her bir parça eşyasına o kirli elleriyle tek tek dokunuyor, aralarından bazılarını seçip yatağa atıyordu. Geri kalanını dağıtmamaya çalışarak yerine koyuyordu ama arada bir, elindeki o siyahlı turunculu şişeden üzerlerine fıslatıp duruyordu. "Yavşak zehir mi sıkıyor, ne halt yiyor?" diye düşündüm, anlam veremedim o an.

Kamerayla evin içinde tura devam etti. Her yer o kadar tanıdıktı ki, bu herifin bu kadar elini kolunu sallayarak gezmesi, Aynur ablanın özel eşyalarını mıncıklaması canımı fena sıktı. Odaları bitirince çamaşır makinesinin yanına geldi; sepete daldı önce, sonra makinenin kapağını aralayıp içine baktı. Bir süre karıştırdıktan sonra avucunda sallanan bir külotla çıktı ortaya. Külotu kameraya tuttu. Aynur ablaya ait olduğu belliydi; kenarları halka halka dantel işlemeli, güzel bir külottu. Külotu bir süre kameraya gösterdi, sonra burnuna götürüp derin bir nefes çekti. Amın oğlu o kadar zevke gelmişti ki, kokuyu içine çektikten sonra bir süre hiç hareket etmedi. Video durdu sandım neredeyse. Kendine gelince kamerayı eline alıp tekrar yatak odasına gitti. İlk iş olarak kamerayı sabitledi. Sonra yatağa yine kendini sırt üstü attı. Kemerini ve fermuarını çözüp sikini çıkardı.

Elinde tuttuğu kırmızı külotu burnuna götürüp derin derin koklayarak sikiyle oynamaya başladı. Ulan yavşaktaki cesarete bak; yakalanırım diye zerre korkmadığı gibi, bir de evlerini köşe bucak karıştırıyor! O da yetmiyormuş gibi gidip yataklarında elinde çamaşırlarla 31 çekiyor... Senin ananı avradını, soyunu sopunu, topunu fişeğini siktiğimin sinsi şeytanı. Bu sahneye daha fazla dayanamadım, videoyu hızlıca sardırdım. Biraz ilerleyince Kahraman boşalmak üzereydi. Uzandığı yerden doğrulup hızlıca yatağın üstüne attığı iç çamaşırlarının ve elbiselerin üzerine sırayla boşaldı. Boşalması bitince yatağın üstündeki külotlardan birini alıp sikini iyice sildi. Sonra görüntüden çıktı. Az sonra elinde o siyah-Turuncu şişeyle tekrar göründü ve gelişigüzel yatağın üstündeki elbiselere fıslatmaya başladı. Amına kodumun oğlu ne bok yiyor diye düşündüm, hâlâ anlayamamıştım.

İşini bitirip kameraya doğru gelirken görüntüyü durdurup yaklaştırdım. Sikiyle elinde tuttuğu şey yan yana gelmişti. Kendimi Kahraman’ın sikine bakmamak için zor tutuyordum. Sonunda dikkatimi şişeye verdim ve parfüm olduğunu anladım. Vay mk oğlu ya… Bu parfüm şişesini okulda benden almıştı. Teneffüste “Parfümün var mı?” diye sormuş, ben de dolaptan çıkarıp vermiştim. Reyhan evlendikten sonra kızından bana hediye olarak göndermişti ama ben parfüm kullanmayı sevmediğim için öylece durup duruyordu. Bir kere sıkmıştım, o zaman da Kiraz abla fark etmiş, “Kahraman’ın yanında çok güzel kokuyorsun” demişti. Demek aklında kalmış. Yavşak, yediği haltları benim üstüme atabilmek için aklınca böyle bir tezgâh kurmuş. Videoda Kahraman ortalığı toparlamaya başlamıştı. Dolaptan aldıklarını tek tek yerlerine dizdi. Sonra yatak örtüsünü düzeltti. Kameraya doğru yaklaşıp cebinden bir şey çıkardı ve sallamaya başladı.

Tesbih! Vakit namazı mı kılacak ne yapacak diye düşünürken, tesbihi eline alıp halının ortasına gelişigüzel yere attı. Görüntüyü geri sardırdım ve tesbihe daha dikkatli baktım. Kahverengi, her taşı şekilsiz, tahta gibi olan bir tesbih. Tabii mk… 4. Sınıflardan Yakup getirmişti, derste gizli gizli çekerken yakalayıp elinden almıştım. “Giderken veririm” demiştim ama sonra nereye koyduğumu unutmuş, bulamamıştım. Demek bu yavşak Kahraman benim olduğunu düşünüp almış. Şimdi de içeri benim girdiğimi iyice belli etmek için burada düşürmüş numarası yapıyor. Oldu olacak, okulda kullandığım masaüstünü de giriş kapısının arkasına daya ki benim yaptığım garanti olsun. Hekim olacaksın bir de… 3. Sınıf polisiye filmi çekiyon sanki, hareketlere bak. Amına kodumun oğlu şeytan mı, tam şeytan. Keşke baban ananı sikerken dağa taşa boşalsaydı da sen olmasaydın.

Tipini siktiğim, amın oğlu estebana bak sen. Allahtan şerbetliyiz de planları tutmadı. Yoksa Aynur abla dinlemeden ipimi çekerdi kesin. Saate baktım, sekiz buçuğu geçmişti. Öğlen Cavidan’la ilçede buluşmak için sözleşmiştik. Sözleşmiştik sözleşmesine de… Gece hiç uyumadığım yetmiyormuş gibi üstüne bir de deli gibi kazma kürek çalışmıştım. Her tarafım tutulmuştu. Bazen insana “malsın” demezler de “delimi sikti seni” derler ya… İşte tam o soruya layık bir mal durumundaydım. Yabancı bir filmde görmüştüm; adam suçlu kadınları sike sike bülbül gibi şakıtıyordu. Kahraman ibnesiyle resimlerini gördükten sonra bütün hafta “Cavidan’ı nasıl sikerim, ağzından nasıl laf alırım” diye plan yapmıştım. Ama şu an iki elimle bir sikimi doğrultacak halim yoktu. Sanırım Cavidan’ı konuşturmayı başaramayacaktım. Belki de pornoyu biraz azaltmam gerekiyordu. Bilemiyorum.

Biraz uyusam fayda eder diye düşündüm ama bu videoları izlemeden gözüme uyku girmeyeceğini de çok iyi biliyordum. Gözüm Gülşah abla klasörüne takıldı. Tıkladım. Şifreyi girince hemen açıldı. Doğrusu, Kahraman’la apaçık ilişkilerini gördükten sonra Gülşah ablaya bakışım epey değişmişti. Ama içimde bir yerlerde, yaptıklarından dolayı hâlâ acayip bozuluyordum. Bak, ben şerefsizin tekiyimdir. Fatoş abla gözümün önünde Bekir’e verdi, gittim yine koynuna girdim. Yetmedi, Kahraman ibnesi Zehra’yı gözümün önünde bağlayıp siktikten ve üstüne işedikten bir gün sonra ben Zehra’yı onun altından alıp kendim yapıştırdım. Rahmi Hoca’nın hatırı bende büyüktür, onun hatırına Gülşah abla için kötü gözle bakmamışımdır. Ama köyün nadide güzelliklerinden biri olduğunun da farkındaydım. İlk videoyu açınca gözüm önce tarihe gitti: 08.03.2012. Manzara aynıydı. Sağlık ocağının içi.

Bu sefer Aynur abla yerine Gülşah abla vardı. Masada yan yana oturmuşlardı. Kahraman, Gülşah ablaya ders çalıştırır gibi bir şeyler anlatıyordu. Sardırarak izledim. Konu arada havadan sudan şeylere geliyor, sonra tekrar iş mevzusuna dönüyordu. Aynur abladaki gibi oturup hepsini baştan sona izlemek içimden gelmedi. Yavaş yavaş sardırdım. Gözüm masada önlerinde duran su bardaklarına takıldı. Video başladığında oradaydılar. Demek Kahraman tezgâhı daha önceden kurmuştu. Arada durup konuşmalarını dinliyordum. Çalışırken bir sefer kapı çalındı, içeri köyden birisi girdi. Anlaşılan görüntüler çalışma saatleri içindeydi. Kahraman gelen kişiyi gönderdikten sonra arkasından gidip dışarıyı kontrol etti ve kapıyı kilitledi. “Bugün yeterince hasta geldi, şu işlerimizi bitirelim rahatça” dedi yerine otururken. Aralarındaki sohbetin bir yerinde konu Rahmi Hoca’dan açıldı.

Gülşah abla klasik “iş güç ev” falan diye cümleler kurduktan sonra laf döndü dolaştı Rahmi hocanın oyun oynama alışkanlığına geldi. “Başına oturunca kalkmak bilmiyor, gözü kimseyi görmüyor” diyerek dert yandı. Hani porno filmlerinde klasik sahneler vardır; olayın başında klişe bir konu olur, sonu her türlü sikişle biter. Bilirsiniz işte. Bu konu açılınca içimde tam o hissi yaşadım. Gülşah ablanın beni hayal kırıklığına uğratmasını artık kabullenmiştim. Ama en azından Kahraman’ın onu ilaçla uyutarak ya da zorlayarak sikmiş olmasını istiyordum içten içe. Ufacıkta olsa ona karşı anlayış gösterebileceğim bir sebep sadece. Gülşah ablanın Kahraman’la bile isteye yatmış olma ihtimalini hâlâ bünyem kaldırmıyordu. Videoyu durdurduğum yerden devam ettirdim. Gülşah abla: Hocası da hacısı da aynı, işiniz gücünüz oyun maç siyaset Kahraman: (bozulmuş gibi) genelleme yapmayalım benim öyle huylarım yoktur.

Siyasetten bir defa nefret ederim, maç desen izlemem vakit kaybıdır benim gözümde arada keyfine oyun oynarım o kadar. Onu da en son sizin evde oynadım gerisini düşün artık Gülşah abla: Bana sorarsan keyfine bile oynama, sigara gibi bu iş. Rahmi de öyle arada oynarım zaten sonra sıkılır bırakırım diye aldı o aleti sonra başından kalkmaz oldu. Sende alışmadan tamamen bırak bence ama kendin bilirsin ben sadece ilerde evleneceğin karını düşünüyorum yoksa bana laf düşmez.

Kahraman: Haklısın ama karıma bağlı bırakıp bırakmamam. Gülşah abla: O nasıl oluyormuş?

Kahraman: Şöyle oluyor. Misal senin gibi güzel bir karım olursa aklıma bile gelmez! Gülşah abla: (güldü sonra kendini hemen toparladı) Ben neyim ki! Oooo sen daha güzelini bulursun merak etme.

Kahraman: Sanmam, senden güzeli varsa da bence koruma altına almışlardır, istesemde bulamam Gülşah abla ne diyeceğini bilemedi, utandı sessiz kaldı

Kahraman: İnsanın evde senin gibi bir karısı olacak ama evin erkeği başka birşeylerle meşgul olacak. Çok yazık! Gülşah abla: Bilmem. Şeyy…burası biraz sıcak mı oldu şunu çıkartsam sıklat bastı beni biraz. Gülşah abla ayağa kalkıp üzerindeki penyesini çıkardı oturduğu sandalyenin arkasına astı. ‘’Oh be rahatladım valla’’ diyerek yerine oturdu ve ‘’aşı takip listesini de bitirelim ben çıkayım’’ dedi masada önündeki notları karıştırır gibi yaparak Kahraman: Çok güzelsin… O kadar büyülü bir varlıksın ki, sana güzel demek, güneşe parlak demek gibi kalıyor… Sen gözlerimin gördüğü en güzel manzaradan bile daha derin, daha tehlikeli ve daha bağımlılık yapan bir kadınsın Gülşah abla, Kahraman’ın sözleri karşısında donup kalmıştı. Kahraman elini yavaşça Gülşah ablanın yüzüne götürdü, çenesinden tutup kendine çevirdi ve dudaklarından öptü… Öptü… Öptü…

Gülşah abla irkilir gibi birden geri çekildi. “Ben… Ben gitsem iyi olacak… Çocuklar… Rahmi…” diye kekeledi, kapının kilidini açtı ve hızla dışarı çıktı arkasından kapıyı bile çekmeden gitmişti. Derin bir nefes aldım bu sahneyi görünce. Kahraman oturduğu sandalyede geriye yaslandı, iki elini saçlarının arasına sokup canı sıkılmış bir halde bir süre öylece bekledi. Sonra derin bir “off” çekerek yerinden kalktı ve kameraya doğru yaklaştı. Tam o sırada sağlık ocağının kapısı tekrar açıldı. Gülşah abla geri gelmişti. Kapıyı kapatıp Kahraman’a yaklaştı ve karşısında dikildi. Onun geri dönmesi feci canımı sıkmıştı. Anlaşılan yarı yolda pişman olup vazgeçmişti. Ronaldinho gibi ters köşe yapmıştı beni Gülşah abla. Sinirden videoyu sardırdım. Bir süre sonra sarılıp ayakta öpüşmelerini, sonra Kahraman’ın Gülşah ablayı sedyeye götürüp oturttuğunu, sevişirken ellerini penyenin altına sokup memelerini sıktığını izledim.

Ulan cidden böylemi başladı bu ilişki şaşkınlığındaydım bunları izlerken. Donup kalmıştım. Sardırma düğmesine bile basamıyordum. Tam o sırada kapı tıklatma sesi geldi. Sanki videodan değil de kendi evimin kapısından geliyormuş gibi, ekrandaki Kahraman ve Gülşah ablayla birlikte ben de refleks olarak arkama dönüp kendi kapıma baktım. Ekrana geri döndüğümde ikisi de alelacele üstlerini başlarını toparlayıp yerlerine oturmuşlardı. Kahraman “Gel” deyince içeri kol kola girmiş, iki ihtiyar karı-Koca girdi. Video orada bitti. Hemen ikinci videoya geçtim. Sırada daha üç video vardı. Ulan birinci videoda bile Gülşah ablayı böyle yalayıp yuttuysa, diğerlerinde olayların nerelere vardığını hayal bile edemiyorum. Bu yavşak bu kadar kaydı benimle alsa, yeminle hızını alamayıp beni bile sikerdi pezevenk! Gülşah ablanın bu işin içinden artık hasarsız kurtulması imkansızın da ötesindeydi.

Tarih yine 09.03.2012’yi gösteriyordu. Sağlık ocağı videosuydu. Kamera her zamanki yerinde sabit duruyordu. Oda hasta kaynıyordu. Uzun bir süre gelen giden eksik olmadı, her şey gayet normal görünüyordu. Bir ara Kiraz abla elinde tepsiyle çay getirdi. Az sonra kapıda ben göründüm. Gülerek bir şeyler konuşup yerime döndüm. Ben yanlarından ayrılır ayrılmaz Gülşah abla arkamdan lafımı açtı ‘’Çok seviyorum şu Bayram’ı… ‘’ diye söze başlayarak beni bir süre övdü. Kahraman ise hiç cevap vermedi, konuyu hemen başka yere çekti. Belli ki Gülşah ablanın beni övmesinden hiç hoşlanmıyordu. Canım sıkıldı. Keşke iyi de olsa ismimi hiç anmasaydı Gülşah abla. Yinede içimde hâlâ küçük de olsa bir umut vardı “Belki de olanlar Kahraman’ın zorlamasıyla olmuştur” diye bir ihitimale tutunuyordum. O umut hâlâ tamamen ölmemişti. Hastalar yavaş yavaş ortalıktan elini ayağını çekince, oda tenhalaşınca Kahraman her zamanki laubali tavrıyla konuyu tekrar açtı.

Kahraman: Dün aramızda olanları düşündün mü? Gülşah abla: Hangi olanlar?

Kahraman: (gülüyor) Hadi amaa! Dudak dudağa öpüşmemizden bahsediyorum (eliyle yan taraftaki sedyeyi gösteriyo) tam burada. Hatırlamamış gibi yapma şimdi! Gülşah abla: Haa evet... Hatırladım. Hataydı Kahraman… Unutmak isteyeceğim bir hata, ben unuttum sende unutsan iyi edersin Kahraman: Unutmak mı? Hafızamı kaybetsem bile o gün olanları unutmam ben. Sen o olanlara gerçekten hata mı diyorsun? Öyleyse bile kabul et tadı damağında kalan bir hataydı Gülşah Abla: Kapatalım gitsin. Rahmi’nin yüzüne bakamıyorum, utanıyorum kendimden.

Kahraman: (Küçümser bir gülüşle) Rahmi... Ah şu Rahmi hoca. Adamın dünyası o oyun ekranından ibaret Gülşah. Düşünüyorum da, insan evinde senin gibi bir cevher varken nasıl olur da bütün geceyi cansız bir cam parçasının başında geçirir? Akıl kârı değil.

Senin gibi bir kadının teni soğumaya gelmez, ilgi ister, şefkat ister...

Gülşah Abla: Onun huyu o, yapacak bir şey yok. Ben halimden memnunum Kahraman: (Ayağa kalkıp Gülşah ablaya doğru eğildi, sesi iyice kısıldı) Yalan söyleme. Memnun olsan o gün o kapıdan geri dönmezdin. Tenin buz gibi, ellerin titriyor... Sen ilgi istiyorsun Gülşah, fark edilmek istiyorsun.

Gülşah Abla: (Geriye çekilerek) Uzak dur Kahraman... Biri gelecek şimdi.

Kahraman: Gelsinler... Senin bu güzelliğini görseler hak verirler bana. (Elini Gülşah’ın çenesine koyup yüzünü kendine çevirdi) Bana bak... O adamın vermediği her şeyi ben sana verebilirim.

Gülşah Abla: Olmaz... Yapma... Hataydı diyorum sana neden anlamıyorsun?

Kahraman: Hata mı? (Hafifçe öne doğru eğildi, sesi daha da yükseltti) Gülşah, senin gibi bir kadının dudakları yalan söyleyemez. O gün o kapıdan çıkıp gittin ama iki dakika geçmeden geri döndün.

Ayakların seni hataya değil, istediğin yere getirdi.

Gülşah Abla: (Telaşla notları karıştırmaya başladı, elleri titriyordu) Kahraman kapat şu konuyu... Rahmi duyarsa biterim ben. Hem o gün boşluğuma geldi, kafam çok karışıktı, ne yaptığımı bilemedim diyorum sana.

Kahraman: (yavaş adımlarla masanın etrafından dolandı, tam Gülşah arkasında durdu. Elini omzuna koydu) Kaderini başkasının oyun hırsına terk etmek sana yakışmıyor. Rahmi o tuşlara basarken, senin burada kalbinin nasıl çarptığını görmüyor bile. Ama ben görüyorum... Şu an bile boynundaki damarın nasıl attığını, nefesinin nasıl sıklaştığını hissediyorum.

Gülşah Abla: (Zayıf bir dirençle) Yapma Kahraman... Birileri gelecek, rezil oluruz.

Kahraman: Öğle arası oldu Gülşah. Kimse gelmez. Sadece sen ve ben... Rahmi’nin sana vermediği o heyecanı, o ateşi düşün sadece. Kahraman eğilip önünde oturan Gülşah ablanın yanağına bir öpücük kondurdu.

Gülşah abla omuzlarını kastı, "Hayır" der gibi başını salladı ama Kahraman’ın elleri göğüslerinin üzerine gelmiş onları okşamaya başlamıştı. Karşı koymuyordu. Kahraman onu kolundan tutup sertçe kendine çekip ayağa kaldırdı, dudaklarına yapıştı. Gülşah abla önce elleriyle itmeye çalıştı, sonra o eller Kahraman’ın beyaz önlüğüne tutundu ve en sonunda ensesindeki saçlara kenetlendi. Oda, sadece ikisinin kesik nefes sesleriyle yankılanıyordu. Kahraman’ın eli Gülşah ablanın kalçaları üzerine gitmiş hamur gibi yoğuruyordu. O esnada sağlık ocağının kapısı birden açıldı. Olayın heyecanına kapılmış Kahramanla Gülşah abla kapının nasıl, hangi ara açıldığını anlamaya vakit bile bulamadılar. Birbirlerinden koparcasına ayrıldılar. Gülşah abla penyesini düzeltmeye çalışırken yüzü kireç gibi bembeyazdı. Kapının eşiğinde, gördükleri karşısında donup kalmış kişi Aynur ablaydı.

Aynur ablanın gözleri, darmadağın olmuş Gülşah abla ile Kahraman arasında gidip geldi. O saniyelerce süren sessizlik, odadaki gerilimi bir anda buz gibi bir dehşete bıraktı.

Aynur Abla: (Sesi titreyerek, sadece fısıldayabildi) Ömer çıkmadığınızı söyleyince yemeğe çağırmak için gelmiştim. Gülşah abla cevap verecek mecali kendinde bulamadı, masaya tutunmasa yere yığılacaktı. Aynur ablanın bakışlarındaki o hayal kırıklığı ve şok, videoyu izleyen benim bile içime işledi. Aynur abla daha fazla bir şey söylemedi, ‘’bekliyoruz’’ dedi kısaca ve dönüp gitti. Videoda orada sona eriyordu. Üçüncü video da aynı tarihteydi: 09.03.2012. Kahraman, Gülşah ablaya su bardağını uzatırken sakin bir sesle konuştu: Kahraman: Bana güven, Aynur meselesini dert etme. Kimseye bir şey anlatmaz o. Kendi bardağını da masaya bırakıp sağlık ocağından dışarı çıktı. Bir iki dakika sonra tekrar içeri girdi.

Yüzünde kendinden emin bir gülümseme vardı.

Kahraman: Ömer hocayı tam çıkarken yakaladım. Biraz daha işim var dedim, bana okulun anahtarını bıraktı. Elindeki anahtarı Gülşah ablaya doğru salladı, keyifli keyifli güldü. Sonra gelip kendi sandalyesine, Gülşah ablanın hemen yanına oturdu. Gülşah abla: Ömer Hoca Aynur ablaya söylerse burada olduğumuzu, öğlenki gibi yine çıkıp gelirse?

Kahraman: Söylerse söylesin. Gelmez güven bana. Aynur’un gördüklerini kocana anlatacağından mı korkuyorsun? Gülşah abla: Yok yapmaz Aynur abla ama ne bileyim gördü sonuçta bizi Kahraman nasıl bu kadar gamsız olabiliyorsun. Sana hoş tabi bi başına bekar adamsın ya ben?

Kahraman: Şşşş.. Sakın. Ben sadece kendisini düşünecek, seni yüz üstü bırakacak bencil birisi gibi mi görünüyorum Gülşah?

Gülşah: Değilsin ama dediklerimde yalnış değil. Bu kadar rahat olursak elbet başka gören de olur.

Sonra laf söz offf... Herşey duyulursa sen bi çantanı alır gidersin en fazla. Ya ben?

Kahraman: Boş yere kuruntu yapıp kendini korkutuyorsun Gülşah, öyle bir şey olmayacak. Hadi diyelim oldu... Sen benim söylediklerimi seni kandırmak için uydurduğum masallar mı sanıyorsun? Bak, açık konuşuyorum; gerekirse seninle evlenirim, yine de seni yarı yolda bırakmam.

Gülşah: Saçmalama Allah aşkına, ne evlenmesi! Ben sadece bu olanlar ikimizin arasında kalsın istiyorum; senin de kendine göre bir hayatın, düzenin var sonuçta. Aynur abladan korkum yok, o beni sever, durduk yere bana zarar verecek bir şey yapmaz. Benim asıl korkum başka... Kim bilir içinden benim hakkımda neler düşünüyor, beni ne yerine koyuyor? Asıl bu bitiriyor beni Kahraman: (güldü) Çok safsın Gülşah gerçekten. Sen kendin anlatmadın mı bana Aynur’la Bayramın arasından su sızmıyor diye

Gülşah: Evet ben anlattım. Öyleler, ne oldu ki?

Kahraman: (Gülşah’ın omzunu hafifçe sıktı) Ya bırak Allah aşkına Gülşah, bu kadar saf olma bence! Emin ol onlar bizim yaptığımızın on katını çoktan yapmışlardır. Kaç aydır dip dibe yaşıyorlar; Bayram desen gencecik adam, koca evde bir başına... Aralarından su sızmıyorken hiçbir şey geçmediğini düşünecek kadar saf mısın sen? Aralarında yirmi yaş fark olan bir kadınla bir erkeğin, sırf iki iyi arkadaş oldukları için gece gündüz beraber takıldıklarınI Kimse bana yutturamaz.

Gülşah: Ya tamam, belki çok yakınlar ama Aynur abla her seferinde Bayram’ı oğlum gibi görüyorum deyip duruyor, biliyorsun...

Kahraman: E be Gülşah, dışarıdan birine sorsalar sen de eminim beni kardeşim gibi gördüğünü söylerdin... Yanlış mıyım? Bak bakalım şu an kardeş miyiz, değil miyiz? Gülşah abla: Doğru!

Kahraman: (Keyifle ayak ayaküstüne attı, yüzünde sinir bozucu gülümsemeyle devam etti) Doğru ya, oğlu gibi görüyormuş muş...

Bak Gülşah, aslında bunu söylemeyi hiç istemiyordum ama bir seferinde ben de onları yakaladım; hem de Bayram’ın evinde. Şimdi söyle bana, sence Aynur’un sana tek kelime etmeye, ne yapıyorsun demeye hakkı mı var sanıyorsun? Herkes kendi dalgasında be güzelim, boşuna dert yanma Gülşah Abla: (Donup kaldı, bardağı masaya bıraktı) Ne?... Bayram ve Aynur mu? İnanmam... Yapmazlar.

Kahraman: Yaptılar bile. Sen burada hata diye ağlarken, onlar çoktan yollarını çizmiş. Şimdi bırak onları... Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #78):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki