Kahraman ayağını indirdi, Gülşah’ın o şaşkınlığından, donup kalmasından yararlanıp ellerine yapıştı; altındaki tekerlekli sandalyeyle birlikte kucağına kadar çekti kadını. Vay yavşak vay... Resmen bizim adımızı vererek, "bak onlar yapıyor, biz niye yapmayalım" yalanıyla kadını yatağa atmaya çalışıyordu. Önce dudak dudağa yapıştılar. Gülşah ablanın öpüşünden kararsızlığı, kafasının karışıklığı kabak gibi belli oluyordu. Kahraman ise hiç istifini bozmadan, sanki dünyanın en doğal işini yapıyormuş gibi kurnazca hamlesine devam ediyordu.
Kahraman: Bak, buradayız. Kimse yok. Rahatla artık! Gülşah abla artık direnmiyordu, gardı tamamen düşmüştü. Kahraman fırsatçılığını konuşturup iyice sokuldu yanına, dizlerini dizlerine dayadı; aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdi. Önce Gülşah ablanın penyesinin düğmelerine asıldı, hiçbirini atlamadan birer birer çözdü.
Penye iki yana açılınca o beyaz, sade, dantelsiz sütyeni çıktı ortaya. Kahraman, kadının o savunmasız halinden mi yoksa kendi azgınlığından mı bilinmez, Gülşah ablanın memesini öyle bir sertçe sıktı ki... Kadın acıyla karışık derinden bir inledi.
Gülşah Abla: (Kesik bir nefesle) Kahraman... Burası olmaz...
Kahraman: Öyle bir olur ki... Kahraman, gözlerini bir an bile ayırmadan ellerini arkaya attı, sütyenin kopçasını tek hamlede halledip kenara fırlattı. Gülşah ablanın o diri, beyaz memeleri tamamen açığa çıkınca, Kahraman aç kurt gibi her ikisini de avuçlarının içine hapsetti. Parmakları etine gömüldükçe, Gülşah ablanın boğazından o meşhur, teslimiyet dolu inilti döküldü. Gülşah abla: Ahh… Yavaş ol… Ama sesi zevkten titriyordu. Kahraman Gülşah ablayı kollarından tutup hafifçe kaldırdı ve masaya yasladı. Sonra onu öylece bırakıp askılıkta asılı montunun ceplerini karıştırmaya başladı.
Montun cebinden bir şeyler çıkarıp bir kulağına taktı. Kendisini izleyen Gülşah abla merakla sordu: Gülşah abla: O ne?
Kahraman: Sonra anlatırım. Diğer tekini de taktıktan sonra Gülşah ablanın arkasına geçti. Hiç vakit kaybetmeden elini eteğinin altına daldırdı, kumaşı hırsla yukarı sıyırdı. Beyaz külotu bütün netliğiyle ortaya çıkmıştı; kumaşın bir yarısı o dolgun kalçalarının arasına kaçmış, iyice gerilmişti. Kahraman hiç bekleme yapmadan, o yavşak tavrıyla elini bacak arasına uzatıp beyaz külotu kenara sıyırdı. Parmaklarını doğruca amına daldırdı. Gülşah abla beklemediği hamleyle sarsıldı, başını arkaya yatırıp dişlerini sıktı. Ocağın o sessizliğinde Kahraman’ın parmaklarının çıkardığı o ıslak şapırtılar ve Gülşah ablanın kesik kesik dökülen iniltileri duyuluyordu. Gülşah abla bacaklarını biraz daha açtı, kalçasını hafif hafif sağa sola oynatıyordu zevkten.
Olayların birden bu kadar hızlı gelişmesi fena canımı sıkmıştı. Bir süre parmaklarıyla Gülşah ablanın amını oynadıktan sonra Kahraman sikini çıkardı. Gülşah ablanın ensesine bastırıp iyice domalttı. İki eliyle kalçalarını sıkıca kavradı ve sikini kalçalarının arasına bastırdı. Bir kaç saniye sonra Kahramanın kasıkları Gülşah ablanın kalçasına tamamen yapışmıştı. Gülşah abla: bu ne kadar kalın böyle… Yavaş gir… Amına koyum yarak görmesek inanacağız, çok kalınmış. Benimki kadar anca, hatta yok bile. Ama gel de anlat işte. Eh be Rahmi Hoca… Eh be Rahmi Hoca… Karı senin ama dert benim mk… Canım sıkıldı, videoyu sardırdım. Kahraman ritmi iyice artırmıştı. Tok tok sesleri odayı dolduruyordu. Gülşah abla bir eliyle masaya tutunmuş, diğer eliyle kendi memesini sıkıyordu. En sonunda Kahraman, Gülşah ablanın sırtına boşaldı. Amına kodumun ibnesi… Kitap gibi karıyı tek pozisyonda dümdüz sikti geçti o kadar.
Kendi kendime en azından mutlu olacak şeyler arıyordum. Gülşah abla yarım dönmüş, Kahraman’a bakarken gülümsüyordu. “Bir daha yapalım mı?” dedi tatlı bir sesle. Kahraman kulağındaki kulaklıkları (ya da her ne sikim sokumsa) çıkardı, “Efendim?” diye sordu. Gülşah abla sorusunu tekrarladı. İçimden diyorum ki; "Amına kodumun karısı, doymadın mı be orospu? Yedin yarağını işte, daha ne uzatıyorsun siktir git! İki dakika önce 'Biri gelirse, Rahmi duyarsa' diye götün tutuşuyordu, şimdi ne ara başka frekansa bağladın?" Sinirden videoyu ileri sardım. Gülşah abla sırtını lavabonun başında silerken, Kahraman kameranın tam karşısında çaktırmadan ağzına bir hap atıp üzerine su içti. Biraz daha sardırdım, hop... Tekrar sevişmeye başladılar, o kısımları hızlıca geçtim. Bir süre sonra Kahraman sandalyede bacaklarını açmış oturuyordu; Gülşah abla sırtı dönük, herifin bacaklarının arasına bir tünemiş, ayaklarıyla yerden destek alıyor, Kahraman’ın kucağında ritmik bir hırsla zıplıyordu
Gülşah ablanın performansı bana yıllar önce izlediğim bir porno filmi hatırlattı. Tam aynı pozisyonda sarışın bir kadın adama veriyordu. Videoda sadece köşesinde “playtime” yazdığını hatırlıyorum, sonra çok aradım ama bir türlü bulamamıştım. Gülşah abla da o kadından aşağı kalır yanı yoktu. İzlerken ister istemez sikim kalktı. Videoyu sardırdım sardırdım… Sonunda Gülşah abla yoruldu pozisyon değiştirecek derken bu sefer Kahraman’ın kucağına yüzü dönük oturdu, ayaklarını sandalyenin iki yanına koydu ve yeniden zıplamaya başladı. Yavşak Kahraman oturduğu yerden işin keyfini sürerken Gülşah ablanın ağır sanayi işçisi gibi sırtından ter boşanıyordu. Üstelik zıplarken Kahraman’ın dudaklarını, boynunu öpüyor, resmen kendinden geçiyordu. Bir ara Kahraman bile "Gülşah sakin ol... Relax, relax" demek zorunda kaldı, düşün yani!. O kadar iyiydi ki, Abella Anderson’un o meşhur kucak performansları geldi aklıma.
Kendi kendime söyleniyorum "Ya amına koyum... Sen hoca karısısın be! Brazzers’ta staj mı yaptın? Bu ne iştah, bu ne performans lan!" Kahramanın Gülşah ablayı sikmesi yetmiyormuş gibi, bir de kadının bu kadar azgın ve istekli çıkması, üstüne bu kadar becerikli olması… Amına koyum, resmen dede yadigârı tarlamı yok pahasına satmışım da bir hafta sonra altından altın madeni çıkmış gibi koydu bana. Ben videoyu sardırırken yoruldum ama Gülşah abla kucağında hoplamaktan hiç yorulmuyordu. Sardırma tuşuna daha hızlı basmaya başladım. Bir ara baktım ki ikisi birden yere kapaklanmış "Noluyor mk?" deyip hemen geri aldım videoyu. İçimden de "İnşallah çarpılmışlardır pezevenkler" diye dua ediyorum. Hemen telefonun takviminden tarihe baktım: 9 Mart... Cuma gününe denk geliyor! E mübarek gün bu kadar günaha girerseniz, yeri böyle öptürürler adama işte. Videoyu düşmelerinden hemen öncesine sarıp tekrar oynattım.
Gülşah abla Kahraman’ın kucağında tam gaz hoplamaya devam ederken, altlarındaki gariban sandalye bu aksiyona daha fazla dayanamamış, "çat" diye kırılıvermiş. Tabii bizimkiler de yere İran halısı gibi serildiler. Al işte, bu da bir nevi işaretti! Zina yaptıkları yetmiyormuş gibi, bir de üstüne kamu malına zarar veriyorlar. İki dünyada da yakaları bir araya gelmez artık bunların. Ama gel gör ki bunları düşünen kim? Gülşah abla daha yerdeki tozunu silkelemeden, Kahraman hemen bacaklarının arasına dalıverdi... Benim gözüm ise hala o kırık sandalyedeydi. "Vay arkadaş, kolçak parçalanmış, tekerleğin biri yerinden çıkmış" diye dertlenirken videonun kalan süresine baktım; 7 dakika daha var! "Yok" dedim, "hiç gerek yok." Sinirden, hırstan ekranı kapattım. Tüm umutlarım yerle bir olmuştu artık. İçimden bir ihtimal "Kahraman bu kadına zorla sahip olmuştur, hadi bilemedin bir şekilde kandırmıştır" diye kendimi avuturken; Gülşah abla aksine, çakı bulmuş çingene çocuğu gibi sevinçle yarağa sarılmıştı resmen.
Sıradaki videoyu açtım. Artık sahne sahne, saniye saniye izleyecek dermanım kalmamıştı; "Hızlıca bakıp geçeyim de şu işkence bitsin" diyordum. Videonun tarihi: 16.03.2012. Yer, Kahraman’ın kaldığı o meşhur misafirhane... Gülşah ablanın üzerindeki kıyafetleri görünce şimşek çaktı kafamda; hemen hatırladım. Benim dışarıdan misafirhaneyi dikizlediğim, pusuya yattığım o meşhur gün çekilmişti bu video. Videonun başlangıcında Kahraman’la Gülşah abla önlü arkalı içeri giriyorlardı. Gülşah abla daha yeni geliyordu anlaşılan. "Şimdi bunlar hemen sevişmeye geçerler" diye düşünerek videoyu sardırdım ama baktım ki konuşma uzuyor... Ulan ne anlatıyorlar bu kadar? Merak işte, dayanamadım açtım videonun sesini, başladım dinlemeye. Gülşah abla: Kahraman… Lütfen… O videoları sil. Yalvarırım sana. Sağlık ocağında olanlar… Büyük hataydı. Ben ne yaptım bilmiyorum…
Rahmi duysa… Allah’ım, ben nasıl bir kadın oldum böyle… Kahraman koltukta ayak ayaküstüne rahatça oturuyordu. Gülşah ablayı süzdü, dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
Kahraman: Sakin ol. Söz veriyorum, hepsini sileceğim. Gülşah abla: (umutla) Gerçekten mi? Silersin değil mi? Kimse görmesin… Olanlar hiç yaşanmamış bilelim!
Kahraman: Tabii ama… (bir süre üstteki ayağını salladı, düşünüyordu) ama önce bir şartım var. Gülşah abla yutkundu. Gözlerinde korku ve utanç karışımı vardı. Gülşah abla: Şart mı? Ne şartı?
Kahraman: Korkma öyle! Bana güven. Çok hoşuna gidecek eminim. Kahraman yavaşça ayağa kalktı ve Gülşah ablanın yanına geldi. Son bir kez daha seviş benimle sonra sen nasıl istersen öyle olacak, hepsini sileceğim söz veriyorum. Gülşah abla: Bunu isteme benden zaten yeterince… Kahraman Gülşah ablanın konuşmasına izin vermeden susturdu.
‘’Dilin ne söylerse söylesin sende istiyorsun buna eminim’’ deyip önce dudaklarına sarıldı sonra Gülşah ablanın gözlerine bakarak konuştu.
Kahraman: Seninle küçük bir oyun oynayacağız Gülşah abla: Ne oyunu? Kahraman o an fark ettiğim elindeki ipi gösterdi ve Gülşah ablanın bileklerini nazikçe tuttu. Ucunu bıraktığı ipi bileklerine dolamaya başladı.
Kahraman: Oyunu ismi kontrol bende, eminim senin de hoşuna gidecek Gülşah abla: (sesi titreyerek) Ellerimi bağlamak zorunda mısın?
Kahraman: Şşş… Sadece güven bana. Söz veriyorum, canın yanmayacak. Kahraman, Gülşah ablanın bileklerini birbirine bağladı. Sonra odadaki koltuğu açıp yaydı ve Gülşah ablayı sırt üstü üzerine yatırdı. Bacaklarını da yatağın iki kenarına ayrı ayrı iple sıkıca sabitledi. Bileklerinden bağladığı ellerini kafasının üzerinden aşırarak başka bir iple koltuğun başına bağladı.
Şimdi Gülşah abla tamamen savunmasız, hareketsiz bir haldeydi. Kolları başının üstünde gerilmiş, bacakları iyice açılmış, hiçbir yere kıpırdayamıyordu. Kahraman cebinden turuncu kulaklıkları çıkardı, yavaşça kendi kulaklarına taktı. Bir an Gülşah ablanın yüzüne baktı, pis pis gülümsedi. Ulan neyin hazırlığı bu? Ne dinleyeceksin de dış dünyayla bağını kesiyorsun pezevenk?
Kahraman: Rahatla Gülşah… Sadece hisset. Herif elbiselerini bile çıkarmadı; sadece kemerini çözüp fermuarını indirdi, sikini dışarı fırlattı. Sonra Gülşah ablanın eteğini yavaşça beline kadar sıyırdı. Sonra geçti ayak ucuna; kadının ayak parmaklarını tek tek ağzına alıp yaladı, bacak içlerine o ıslak öpücüklerini kondura kondura yukarı çıktı. Ardından yanındaki şişeden yağı eline bir boşalttı, Gülşah ablanın külotunun üzerine özenle sürmeye başladı. Yavaş hareketlerle külotun üzerinden amına doğru yaydı.
Soğuk yağın teması Gülşah ablayı hafifçe irkiltti, vücudu küçük bir titremeyle sarsıldı. Kahraman doğruldu ve göğüslerinin üzerine doğru yerleşti. Sikini birkaç kez sertçe kadının dudaklarına vurduktan sonra şak diye ağzına soktu. Hiç nazik falan değildi ibne; resmen şınav çeker gibi uzanıp sert hareketlerle kadının ağzını sikmeye başladı. Gülşah abla arada boğulur gibi oluyor, kurtulmak için debeleniyor ama nafile; kollar bacaklar bağlı, kaçacak yeri yok. Birkaç dakika sonra Kahraman sikini ağzından çıkardı ve bacaklarının arasına geçti. Hiç beklemeden, yağlanmış külotunun üzerine sikini dayadı ve amının üzerinde ağır ağır sürtünmeye başladı. Gülşah abla başını geriye attı. Dudaklarından istem dışı bir inleme kaçtı. Kadının vücudu utançtan mı yoksa o gelen zevkten mi bilinmez, hafif hafif titremeye başlamıştı bile. Tam o sırada dışarıdan ezan sesi yükselmeye başladı.
Rahmi Hoca’nın kalın, ağır sesi odanın içinde yankılanıyordu. Gülşah abla: (gözlerinden yaşlar süzülerek) Allah’ım… Ben ne yapıyorum… Rahmi… Çocuklar… Lütfen sil… Sil şunları… Kahraman ritmini yavaş yavaş artırdı. Gülşah abla bağlı ellerini yumruk yapıyor, bacaklarını geriyordu ama kaçamıyordu. Her darbede kendi sesi kulaklarında çınlıyordu. Utançtan yüzü yanıyordu ama bedeni ihanet ediyordu; kalçaları kendiliğinden Kahraman’a doğru kalkıyordu.
Kahraman: Bak… Nasıl da ıslanıyorsun. Pişman olduğunu söylüyorsun ama amın başka türlü konuşuyor. Şimdi söyle bakalım içine girmemi istiyor musun? Gülşah abla kafasını salladı kararsızca Kahraman: Cevap ver? Gülşah abla: Evet Kahraman: Evet yetmez. Lütfen de! Gülşah abla: Evet lütfen Kahraman: Yok buda hoşuma gitmedi. Lütfen amımı siker misin Kahramanım diyeceksin, bu daha iyi bence. Hadi! Gülşah abla: (önce sessiz kaldı) Lütfen amımı siker misin Kahramanım?
Kahraman: Afferim, böyle uslu bir kadın olursan seve seve sikerim. Kahraman Gülşah ablanın külotunu yan tarafa çekti. Sikini dayayıp içine kökledi. Gülşah abla önce küçük bir çığlık attı sonra inler gibi ne olduğunu tam anlamadığım şekilde mırıldanmaya başladı. Kahraman gittikçe hızını artırdı. Gülşah abla artık kontrolünü kaybetmişti. Vücudu zevkten kasılıyor, daha sesli inliyordu. Kahraman bir eliyle Gülşah ablanın memesini sıkarken diğer eliyle kalçasını kavrıyordu. En sonunda Kahraman derin bir homurtuyla Gülşah ablanın içine boşaldı. Gülşah abla da aynı anda titreyerek orgazm oldu. Kahraman kulaklıkları çıkardı. Gülşah abla nefes nefese, utanç içinde başını çevirdi. Gülşah abla: (mahcup bir şekilde) Söz vermiştin… Sileceksin değil mi? … Bir daha böyle bir şey istemiyorum… Çok utanıyorum… Kahraman gülümsedi, Gülşah ablanın saçlarını okşadı.
Kahraman: Şşşşhhh. Bebeğim. Bana bak. Yaptığımız bu şeyden zevk almadığını söyleme sakın bana. Senin hakkını ben veriyorum ve sen bundan mahrum kalmak istediğini mi söylüyorsun?
Gülşah: Bilemiyorum içim hiç rahat değil, korkuyorum ama diğer yandan da ne bileyim…
Kahraman: Rahat ol hiçbir sorun olmayacak. Bu kadar yaşanılanlardan sonra beni de üzmek istemezsin diye düşünüyorum. Anlaştık mı? Gülşah abla kafasını salladı. Kahraman Gülşah ablanın ellerini çözmeye başladı. Videoyu kapattım. Ben malımı biliyorum. Önce sikti sonra üstü kapalı tehdit etti. Ya Gülşah Hanım aldın mı Kahraman’ı. Son bir video kalmıştı... Aslında "Siktir et izleme artık" dedim ama o lanet merak işte, "Hızlıca bir göz atayım" diye tıkladım. Ekran karardı, sonra bambaşka bir dünya açıldı. Bu sefer videoda tarih falan da yoktu. Görüntü diğerlerine göre jilet gibi netti, belli ki Kahraman pezevengi bu sefer daha kaliteli bir kamera kullanmıştı.
Ama mekan... Mekan hiç tanıdık değildi. Eski bir köy odasıydı; duvarlar o yılların kararttığı koyu ahşaplarla kaplıydı. Köşedeki taş şöminede hafif bir ateş çıtırdayarak yanıyor, odaya loş ve turuncu bir ışık yayıyordu. Ve tavanın tam ortasından, o kalın halat aşağı doğru sarkıyordu. Halatın ucunda ise... Gülşah abla! Çırılçıplak, tavandan sarkıtılmış bir halde duruyordu. Ayak bilekleri birbirine bağlanmış, iki eli arkadan kelepçelenir gibi düğümlenmiş; omuzlarından, belinden dolanan halatlarla resmen bir "paket" gibi sarılmıştı. Tavandan inen o ana halatın ucunda öylece asılıydı. Vücudunu sıkan o ipler dışında üzerinde iğne ucu kadar bir şey yoktu. Gülşah ablayı böyle çırılçıplak görmek... Valla ne yalan söyleyeyim, garip hissettirdi. Kadının vücudu, göğüsleri, her bir kıvrımı cidden harikaydı; ama gördüklerim beni resmen şoka soktu. "Amına koyum ben ne izliyorum lan?" diye bağırasım geldi.
Bir delinin, bir manyağın fantezi dünyasına hapsolmuş gibi hissettim kendimi. Ulan altı üstü köy yerindeyiz be! En fazla şahit olacağımız şey samanlıkta gizlice sevişenler, kıyıda köşede sürtünenler olması gerekmiyor muydu? Bu kadarı fazlaydı, bu kadarı saçmaydı arkadaş! Şimdi girsem İnci Sözlük’e, şu gördüklerimi oraya yazsam; elime mendili verirler, davul zurna eşliğinde halay çekerken hep beraber sikerler beni, "Hadi oradan yalancı pezevenk" diye. Yorgunluktan gözlerimi zor açık tutuyordum ama şu gördüklerimden sonra ne uyku kaldı ne bir şey. Bütün uykum saniyeler içinde siktir olup gitti! Gülşah abla vücudu yerden yaklaşık yarım metre yukarıda, kurbanlık dana gibi asılı duruyordu. Uykulu ve sersem bir haldeydi, başı öne düşmüştü, saçları yüzüne dağılmıştı. Kahraman elindeki halatı yavaşça çekti. Halat gerildi, Gülşah ablanın vücudu biraz daha yükseldi.
Ayak parmakları yerden 15-20 santim yukarıdaydı artık. Gülşah abla yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Gözlerini kırpıştırdı, etrafı algılamaya çalıştı. Sonra vücudunun havada asılı olduğunu fark etti. Panikle kıpırdandı. Kahramanın kulağında yine meşhur kulaklıklar takılıydı. Gülşah abla: (korkuyla, sesi titreyerek) Kahraman… Bana ne yapıyorsun? Neredeyim ben? İndir beni… Lütfen indir… Kahraman gülümseyerek yaklaştı, elinde küçük bir krem kutusu vardı.
Kahraman: Korkma … Bir şey olmayacak. Çok seveceksin, söz veriyorum. Sana daha önce demiştim sen narin sevilecek ama sert sikilecek bir kadınsın diye. Hatırlıyor musun? Gülşah abla: (gözleri dolmaya başlayarak) Hayır… İndir beni… Ne yapıyorsun? Kollarım çok acıyor Kahraman… Gerçekten dayanamıyorum! Kahraman Gülşah ablanın arkasına geçti. Krem kutusunu açtı, bolca krem alıp parmaklarına sürdü.
Gülşah ablanın kalçalarını ayırdı ve göt deliğine yavaşça krem sürmeye başladı. Soğuk krem temas edince Gülşah abla irkildi. Gülşah abla: (panikle) Orası… Hayır… Kahraman lütfen yapma…
Kahraman: Kafanı sallayarak cevap ver. Beğendin mi? Hoşuna gitti mi? Gülşah abla başını şiddetle sağa sola salladı. Kahraman gülüyordu. Gülşah ablayı bacağından tutup kendi etrafında çevirdi. Gülşah abla topaç gibi iki üç tur döndükten sonra Kahraman tutup durdurdu. Altındaki pantolonunu aşağı sıyırdı ve sikini çıkardı, ayakları yerden kesilmiş olan Gülşah ablanın kremli göt deliğine sikini dayadı ve yavaşça bastırmaya başladı. Gülşah abla: (acıyla konuşarak) Aaaahh… Acıyor… Yavaş… Yeter Kahraman… Lütfen yavaş… Kahraman biraz daha bastırdı, sikinin başı içeri girdi. Gülşah abla acıyla çırpınıyordu, vücudu halatta sallanıyordu.
Kahraman: (sakin bir sesle, ama sikerek) Beğendin mi?
Hoşuna gidiyor mu? Söyle… Kafanı salla. Gülşah abla: (gözlerinden yaşlar süzülerek, karışık bir sesle) Hayır… Çok acıyor… Lütfen çıkar… Götüm yanıyor… Kahraman ritmini yavaş yavaş artırdı. Her girişte Gülşah abla acıyla bağırıyordu. Vücudu öne arkaya sallanıyor, halat bileklerini acıtıyordu. Gülşah abla: Yeter Kahraman… Nolur yeter! Götüm yırtılacak… Kahraman… Lütfen… Dayanamıyorum…beni çöz öyle devam edelim hadi! Kahraman Gülşah ablanın söylediklerini hiç umursamıyordu. Bir eliyle Gülşah ablanın kalçasını sıkıca tutmuş, diğer eliyle belini kavramıştı. Sertçe sokup çıkarıyordu. Gülşah abla’nın inlemeleriyle karışık çığlıkları odayı dolduruyordu. Arada Gülşah ablanın götünden çıkıyor etrafında birkaç kez döndürdükten sonra tekrar içine girip sikmeye devam ediyordu. Bunu birkaç kez tekrarladı. İbne kadını döndüre döndüre sikiyordu resmen.
Kahraman: (nefes nefese) Bak…
Nasıl da içine alıyor… Hoşuna gidiyor değil mi? Gülşah abla başını şiddetle sallıyor, “Hayır” anlamında inliyordu. Gözyaşları yere damlıyordu. Gülşah abla acıyla havadaki ayaklarını salladı ve neredeyse ağlayarak konuştu ‘’Yeter… İçim yanıyor… Merhamet et… Ama… Ahh… Kahraman temposunu biraz daha artırdı. Gülşah abla’nın vücudu tamamen teslim olmuş halde sallanıyordu. Acıdan ve utançtan titriyordu.
Kahraman: Hoşuna gitmediğine emin misin tekrar düşün. Ben müthiş zevk alıyorum, götün harika acayip sıkı. Şimdiye kadar kocanın bu göte kayıtsız kalması akıl almaz bir şey Kahraman Gülşah ablaya sıkıca sarılıp birkaç sert darbeyle daha sikmeye devam etti. Sonunda derin bir homurtuyla Gülşah ablanın götünün derinliklerine boşaldı. Boşalma hissini alan Gülşah abla acıyla inledi, bütün vücudu şiddetle titredi. Kahraman kendine gelene kadar kadını bırakmadı, öylece yapışık kaldılar.
Elimi videonun sardırma düğmesine resmen mühürledim; daha fazla bu ikiliyi izleyecek midem kalmamıştı. Gülşah abla gözümdeki tüm itibarını, o "nadide çiçek" havasını saniyeler içinde kaybetmişti. Bir kadın kendini daha ne kadar alçaltabilir lan? Hele o iplerle tavandan sarktığı hali... Düşündükçe göğsüm daralıyor, nefesim kesiliyor. Ya bu boku yiyorsan efendi gibi yatar kalkarsın, sonra yoluna bakarsın. “Ama yok… Sen hâlâ köy odasında kadınların arasında Kahraman yakışıklıymış, endamı varmış diye konuşuyorsun. Al sana endam! Sen akıllanmazsın gerçekten. Boşuna siken yaranır dememişler.” Diskteki diğer dosyalara şöyle bir göz gezdirdim. Zehra’yı zaten tavan arasından canlı canlı röntgenlediğim için pek merakım yoktu. Zehra’nın yengesi Zahide... Sözde bana kafayı takmış ama şu an onu izleyecek havada değilim. Kiraz abla zaten malumun ilamı...
Ama asıl kurt dürtüyor beni; Hacer ve Fatoş klasörleri! Hiç beklemeden Fatoş ablanın videosuna tıkladım.
Tarih: 16.03.2012. Sağlık Ocağı’nın içi... Odada sadece Fatoş abla ve Kahraman var. Gülşah ablanın işi bıraktığı o meşhur hafta çekilmiş belli ki. Yanlış hatırlamıyorsam o günlerde Fatoş abla beni okulda ziyaret etmişti ya onun hemen öncesi ya da sonrası... Fatoş abla o meşhur sedyeye oturmuş, Kahraman’la baş başa duruyorlardı.
Kahraman: Fatoş hanım elbisenizi çıkarın lütfen.” Fatoş abla hiç çekinmeden ayağa kalktı ve elbisesini çıkardı, sadece sütyeniyle kaldı. Kahraman bir süre başka bir şeyle uğraşıyormuş gibi yaptı. Sonra kafasını kaldırıp baktı: Kahraman: Sütyeni de çıkarın lütfen. Fatoş abla elini arkaya atıp sütyeninin kopçasını açtı ve sütyeni sedyenin yanına bıraktı. Büyük, yuvarlak memeleri ortaya çıktı. Kahraman yaklaştı, sesi hâlâ profesyonel gibiydi:
Kahraman: Şimdi meme kontrolü yapacağız Fatoş hanım. Rahat olun. Elleriyle Fatoş ablanın göğüslerini nazikçe tuttu, parmaklarını memelerin etrafında dolaştırarak bastırdı. Bir süre muayene eder gibi davrandıktan sonra konuştu: Kahraman: Fatoş abla, cinsel ilişki sıklığınız ne durumda? Fatoş abla: (hafif utangaç) Ayda bir… Bazen iki ayda bir oluyor doktor bey.
Kahraman: Çok az. Bu yaştan sonra düzenli olması gerekiyor. Ayrıca göğüslerinizde de hafif bir şişkinlik hissediyorum. Bence çok uzatmadan ilişkiye girmelisiniz. Hem hormon dengesi hem de genel sağlık açısından faydalı olur. Fatoş abla bir an duraksadı, yanakları hafif kızardı. Sonra utangaç bir sesle sordu: Fatoş abla: Ne kadar uzatmayalım diyorsunuz? Kahraman (sinsice gülümseyerek): Bilmiyorum, siz bilirsiniz. Fikrimi merak ediyorsanız söyleyeyim… Bana kalırsa hemen şu an derim. Fatoş abla bir süre sessiz kaldı, gözlerini kaçırdı.
Sonra derin bir nefes aldı ve kısık sesle konuştu: Fatoş abla: Kocam il dışında… Bir hafta önceden gelmez. Kahraman kaşlarını kaldırdı, yapmacık bir üzüntüyle başını salladı: Kahraman: Hımmm… Sizi bu şekilde göndermek bana yakışmaz doğrusu. Masadan lastik eldivenleri alıp ellerine geçirdi. Eldivenlerin bilek kısmını şak diye bırakıp gülümsedi: Kahraman: Hem bu da bir tedavi sayılır, değil mi? Fatoş abla utangaç bir şekilde elleri karnında uzanıyordu. Kahraman yavaşça yaklaştı ve eldivenli ellerini Fatoş ablanın bacaklarının arasına uzattı. Parmaklarını amının üzerine koydu. Önce dışarıdan okşadı, sonra eteğini yukarı sıyırıp külotunu baldırına kadar sıyırdı ve iki parmağını amına bastırarak içeri kaydırdı. Fatoş abla birden irkildi, dudaklarından boğuk bir inleme kaçtı. “Ahh…” diye hafifçe kıvrandı sedyede. Kahraman parmaklarını yavaş yavaş içeri çıkarıp sokmaya başladı.
Ritmi giderek hızlanıyordu. Fatoş ablanın nefesi hızlandı, göğüsleri inip kalkıyordu. Bacakları hafifçe titriyordu. Fatoş abla: (soluk soluğa, utangaç bir sesle) Dok.. Bey… Ahh… Yavaş… Ama… Çok iyi oluyor… Kahraman parmaklarını daha derine götürürken diğer eliyle Fatoş ablanın kalçasını hafifçe sıktı. Fatoş abla artık kendini bırakmaya başlamıştı. Gözleri yarı kapalı, dudakları aralanmıştı. Heyecandan yanakları kıpkırmızı olmuştu. Bir süre sonra Fatoş abla yan döndü, eli titreyerek Kahraman’ın pantolonuna uzandı. Fermuarını indirdi, içinden sertleşmiş sikini çıkardı. Bir an elinde tutup baktı, sonra parmaklarını etrafına dolayıp yavaş yavaş sıvazlamaya başladı. Fatoş abla bir süre eliyle oynadıktan sonra iyice öne eğildi, kafasını yaklaştırdı. Kahramanda biraz daha yanaştı sedyeye. Fatoş abla önce sikinin başını dudaklarıyla hafifçe öptü, dilini etrafında gezdirdi.
Sonra ağzını açıp yavaşça içine aldı. Sıcak, ıslak ağzıyla emmeye başladı. Başını ileri geri hareket ettirirken bir eliyle de tabanını sıvazlıyordu. Kahraman zevkle inledi, bir eli Fatoş ablanın saçlarında, diğer eli hâlâ amını parmaklamaya devam ediyordu. İkisi de aynı anda karşılıklı zevk alıyorlardı. Odada sadece Fatoş ablanın boğuk emme sesleri ve hafif inlemeleri duyuluyordu. Fatoş abla giderek daha hevesli emiyordu. Kahraman parmaklarını biraz daha hızlı ve derin sokmaya başladı. Başparmağıyla da klitorisini dairesel hareketlerle okşuyordu. Fatoş abla’nın vücudu birden gerildi, bacakları titremeye başladı. Fatoş abla: (ağzı dolu halde, boğuk bir sesle): Mmm… Ahh… Geliyor… Geliyorum! Birkaç saniye sonra bütün vücudu sarsıldı. Amı Kahraman’ın parmaklarının etrafında şiddetle kasıldı. Uzun ve titrek bir inlemeyle boşaldı. Gözleri kaymıştı, bacakları hafifçe seğiriyordu.
Boşalma dalgası geçene kadar sedyeye yapışmış gibi kaldı. Kahraman parmaklarını yavaşça çıkardı. Fatoş abla nefes nefese, ter içinde doğrulmaya çalıştı. Gözleri hâlâ arzu doluydu. Elini Kahraman’ın sikine götürdü, sıvazlamaya devam etti. Fatoş abla: (soluk soluğa, hevesli) Devam edelim mi doktor bey? Daha bitmedi… İstiyorum… Kahraman hafifçe gülümsedi ama sikini nazikçe Fatoş ablanın elinden çekti. Fermuarını kapatırken sakin bir sesle konuştu: Kahraman: Neyse… Burada bırakalım abla. Fatoş abla bir an şaşkınlıkla dondu kaldı. Gözleri faltaşı gibi açıldı, yüzünde hem şaşkınlık hem de hayal kırıklığı vardı. Fatoş abla: Nasıl yani…? Ama… Daha yeni başladık… Kahraman omuz silkti, yine o profesyonel doktor havasına büründü: Kahraman: Bu kadar yeter. Hem siz de rahatladınız hem de kontrolümüzü yaptık. Devam etmenin sırası değil. Fatoş abla birkaç saniye daha şaşkın şaşkın baktı.
Sonra yavaşça doğruldu, göğüslerini ve eteğini toparlamaya başladı. Yanakları kıpkırmızıydı. Sessizce sütyenini ve elbisesini giydi, saçlarını düzeltti. Hareketleri hem utangaç hem de biraz kırgın gibiydi. Kahraman ise sakin sakin masasına doğru yürüdü, sanki hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Fatoş abla: (kısık ve utangaç bir sesle) Peki… O zaman ben gideyim… Video'nun kalan kısmını izlemedim. Hızlıca sardırdım. Fatoş abla çıkmadan 2-3 dakika daha Kahraman'la sohbet ettiler. Ne konuştuklarını dinlemeye tahammülüm yoktu. Video sona erdiğinde "Eh be Fatoş abla!" dedim. "Orospunun yemini yarak görünceye kadarmış" sözü meğer tam senin için söylenmiş vallahi. Ulan Bekir’e verdin, yaladık yuttuk; gittin bir de Kahraman’la... Amına kodumun karısı desem, küfür değil ödül olur bu saatten sonra ona. Artık sahne daha fazla birşey izleyecek dermanım kalmamıştı.
Bitsin artı şu işkence dedikçe videolar beni resmen içine çekiyor arkadaş, bırakmıyor peşimi. Gözüm Hacer yazan klasöre takıldı. Bu arada çaktım köfteyi; Kahraman iblisi isimlerin yanına yıldız koyduğu kadınlara çakmıştı, yıldız olmayanlarda sikiş sokuş yoktu belli ki. Hacer isminin yanında da yıldız falan yoktu. Açtım videoyu; tarih 08.03.2012... Sağlık Ocağı’nın muayene odası... Bizim namus bekçisi, Suna’yla beni yan yana bırakmaya bile korkan, gudubetin önde gideni Hacer abla sedyede giyinik halde sırtüstü uzanmış; Kahraman da hemen yanında dikiliyor. Vay ki vay! Ulan köyde o kadar Hacer var, "Kesin başkasıdır, bu değildir" diye kendimi kandırırken, çıka çıka gerçekten Suna’nın ablası çıktı ya karşıma... Yalan yok, ilk kez bu işe sevindim! Bu karşılaşmada yeminle Kahraman’ın tarafını tutuyordum. "İnşallah yeterince rezil etmişsindir şu karıyı da içim soğur biraz" diye geçirdim içimden.
Kahraman’ı bu karşılaşmada tutuyordum resmen. “Hadi bakalım doktor bey… Göster marifetini” diye düşündüm alayla.
Kahraman: Demek kardeşini evlendireceksiniz ha? Hayırlı bir kısmet buldunuz öyle mi? Hacer abla: Evet… Bulduk.
Kahraman: (dalga geçer gibi gülerek) Ama olmadı ki şimdi. Bunca zaman kardeşinle benim aramı yapmak için uğraştın, sonunda başkasına verdin. Yakıştı mı sana Hacer abla? Hacer abla: Ne yapayım, sen elini çabuk tutmadın ki.
Kahraman: Haklısın, benim hatam. İsmi neydi kardeşinin? Sena mıydı? Hacer abla: Suna.
Kahraman: Hah, Suna evet. İlk kez duyuyorum bu ismi. Her neyse… Güzel kızdı doğrusu, üzüldüm. Hacer abla: Ben sana çok dedim ama sen oralı olmadın. Yapacak bi şey yok.
Kahraman: (gülerek) Doğrusu ben evlilik adamı değilim. Hem Sunayı kaçırmış olsam bile bak, sen yanımdasın. Önümde uzanıyorsun. Hacer abla: Öyle ya!
Kahraman: Kendin geldin kollarıma.
Kardeşinle aramı yapayım diye çabalarken kendinle aramı yapmış oldun. Hacer abla: İyi yapmışım.
Kahraman: Çok mu seviyorsun kardeşini de bana yapmak için uğraştın? Hacer abla: Hı hı…
Kahraman: Pek inandırıcı gelmedi bana Hacer abla: (derin bir nefes alıp üfleyerek) Defolsun gitsin evden de kurtulayım be. Anam babam boşandı diye üzülüyo, ailemizin yüzü yere eğildi. Bir de onun yüzünden kocamın evde aklı karışacak diye korkuyom. Anladın mı?
Kahraman: Anladım, haklısın. Peki diyelim ki evlenseydim kardeşinle… O da senin gibi azgın mıydı? Hacer abla: Azgın ya… Hem de nasıl. Gizli gizli amını parmaklıyo her gece.
Kahraman: Kaşıntısı var desene. Hacer abla: Var ya. Olma mı. Bayrama kendimi siktirecem diye çok çabaladı emme göz açtırmadım.
Kahraman: (gülerek) bak buna çok sevindim. O bayram salağına verirse üzülürdüm onun için Hacer abla: Bana çeper Hacer derler.
Öyle gardaşımı dünkü yerden bitmelere yedirmeyiz Kahraman: Yaşa be. Peki diyelim evlendik bu kardeşin ne istesem yapar mıydı? Hacer abla: Hele bi yapmasın, ağzına sıçarım.
Kahraman: Götten verir miydi? Hacer abla: Verirdi.
Kahraman: Ya vermezse o zaman seni götten sikerdim. Hacer abla: Kabul.
Kahraman: Yedin mi hiç götten? Hacer abla: Yok… Yapmadım. Kitapta yazmaz ki.
Kahraman: Ne yazar kitapta? Hacer abla: Kadına önden yaklaşın yazar.
Kahraman: (gülerek) Peki ben istesem? Hacer abla: Sen nerden istesen öyle yaklaş. Tam o sırada Hacer abla’nın telefonu çaldı. Arayan İsmail’di. Hacer abla telefonu kapatıp: Hacer abla: İsmail almaya geliyo. Elini çabuk tut, Kahraman: Tamam. Kahraman Hacer ablanın eteğini yavaşça sıyırdı. Hacer abla hiç karşı koymadan eteğini beline kadar kaldırdı. Altında eski model paçalı donu çıktı. Onu da dizlerine kadar indirdi.
Hacer abla: Hadi gel…
Kahraman: (cık cık yaparak) Bugün değil. Şuan yorgunum, hem kocan geliyorsa alelacele işe gelemem ben. Bugünlük beni mazur gör. Ama merak etme, seni mutsuz göndermeyeceğim. Hacer abla: (canı sıkılmış gibi) Peki… Sen bilin. Kahraman Hacer ablanın bacaklarını hafifçe araladı. Elini amına götürdü, önce dışarıdan okşadı, sonra orta parmağını yavaşça içeri kaydırdı. Hacer abla hemen inledi. Kahraman parmaklarını ritmik bir şekilde sokup çıkarmaya başladı. Bir süre sonra ikinci parmağını da ekledi. Hacer abla’nın nefesi hızlandı, kalçaları hafif hafif kıpırdanmaya başladı.
Kahraman: Hoşuna gitti mi? Hacer abla: (soluk soluğa)Bek dadlı oluyo! Kahraman parmaklarını daha hızlı hareket ettirirken diğer eliyle Hacer ablanın amına şap şap diye birkaç tokat attı. Hacer abla her seferinde irkiliyor, ama zevkten daha çok inliyordu.
Hacer abla:(gözleri yarı kapalı) Çok hoşuma gidiyo… Devam et… Çekiyim deme elini Kahraman: Kocan olacak o herif çok mu boşluyor seni?
Hacer: Onun gözü güvercinden başka bişi görmez ki; varsa yoksa güvercin.
Kahraman: İki güvercin versem değişir mi seni?
Hacer: Değişir ya! Kahraman hızını artırdı. Hacer abla’nın bacakları titremeye başladı. Birden vücudu kasıldı, kalçalarını kaldırdı ve işer gibi fışkırarak boşaldı. Sedyenin altı ıslanmıştı. Kahraman şaşkınlıkla geri çekildi: Kahraman: Ne yaptın ya? Sedyeyi su yaptın! Hacer abla (hâlâ nefes nefese, utangaç gülümseyerek): İsmail’in yıllardır sikiyle yapamadığını… Sen iki parmağınla yaptın. Maharetli parmakların varmış doktor bey. Kahraman güldü. Hacer abla doğrulup giyinmeye başladı.
Kahraman: Sizde koyun keçi çok değil mi? Hacer abla: Çok.
Kahraman: Bana bir tane yavru keçi ayarlar mısın?
İsmi ne diyorsanız artık… Hacer abla: Oğlak.
Kahraman: Her neyse… Bana bir tane getirsene. Varsa siyah isterim, yoksa beyaz da olur. Hacer abla giyindikten sonra sedyeden inince sandalyesinde oturan Kahraman’a Hacer abla: Bir de İsmail’in kolesterol ilacını yazıvercen mi? Video orada bitti bitmesine ama ben de bittim arkadaş. "Şu Kiraz ablanın videosuna da bakayım, sonra bir saatçik de olsa uyurum" diyordum kendi kendime. Başına yıldız konulmuş, Kiraz ablanın isminin yazılı olduğu o klasörü şifreyi girip açtım. İçinde topu topu bir tane video vardı. Ekran açılır açılmaz elinde tuttuğu kameranın titrek görüntüsüyle karşılaştım. Tarih falan yoktu. Aynur ablanın evine hırsız gibi girdiği o sahnelerdeki gibi, eliyle tutuyor artık kamera mıdır, telefon mudur her ne zıkkımsa. Mekân, Kiraz ablanın evi... Oturma odasındalar. Arkada gürül gürül yanan o kuzineli sobayı görünce şak diye tanıdım evi.
Kiraz abla koltuğun önünde diz çökmüştü. Görüntüyü çeken kişi —ki muhtemelen Kahraman yavşağıydı— bacaklarını açmış, Kiraz ablayı dizlerinin arasına almış vaziyetteydi. Kiraz abla başını öne eğmiş, Kahraman’ın dalgayı ağzına almış, yavaş yavaş emiyordu. Gözleri yarı kapalı, hareketleri hem isteksiz hem de mecbur gibiydi. Kahraman arada bir elini Kiraz ablanın saçlarına koyup kafasını bastırıyor, sikini daha derine sokuyordu. Kiraz abla o zaman boğulur gibi oluyor, gözleri yaşarıyordu ama tek bir ses bile çıkarmıyordu. Bir süre sonra Kahraman Kiraz ablanın başındaki eşarbı çıkardı ve sertçe yere fırlattı. Sonra saçlarından sıkıca tutup başını yukarı kaldırdı. O buz gibi, sert sesiyle; Kahraman: Soyun. Hemen. Kiraz abla tereddüt edince Kahraman tokadı yapıştırdı. Tokattın sesi odada yankılandı. Kiraz abla irkildi, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Kahraman: Kocanı kurtarmak istiyorsan ağlamayı kes dediğimi yap. Kiraz abla titreyen elleriyle üzerindekileri çıkarmaya başladı. Kahraman sabırsızlanıp atletini kendi elleriyle yırttı. Atlet üç dört parçaya ayrıldı. Kiraz abla şimdi tamamen çıplaktı. Vücudu hafif balık etli, teni bembeyazdı. Göğüsleri büyük ama dik duruyordu. Amı da teniyle aynı beyazlıktaydı, hafif kıllıydı. Kahraman yırttığı atletin parçalarını uc uca bağlayarak ip gibi yaptı ve Kiraz ablanın boğazına doladı. Ucundan tutup “Köpek gibi yürü” dedi. Kiraz abla elleri ve dizleri üzerinde, utanç içinde sürünmeye başladı. Kahraman arkasından ipi çekerek onu götürüyordu. Yatak odasına girdiklerinde Kahraman ipi bırakıp emretti: Kahraman: Yatağa uzan. Sırt üstü. Kiraz abla yatağa çıktı, sırt üstü yattı. Gözleri korku doluydu. Kiraz abla: (titreyen sesle) yapacaksan yap olsun bitsin ama bu şekilde olmasın nolur!
Kahraman: (soğuk bir sesle) Baştan anlaştık seninle. Kocanı kurtarmak istiyorsan dediklerimi harfiyen yapacaksın. Yoksa bir daha yüzünü göremezsin. Kiraz ablanın ellerini ve ayaklarını atlet parçalarıyla bağlamaya çalıştı ama yetmedi. Dolaptan bir çarşaf bulup onu yırttı. Kiraz ablanın bileklerini ve ayak bileklerini birbirine bağladı. Kadın şimdi kurbanlık koyun gibi, elleri ayaklarına bağlı, sırt üstü yatıyordu. Kahraman arkasına dolandı. Kiraz ablanın kalçasını tam sikine denk gelecek şekilde iyice yanaştı. Elleriyle Kiraz ablanın kalçalarını sertçe açtı. Önce amını, sonra göt deliğini parmaklarıyla sırayla okşadı ve parmakladı. Kiraz abla utanç ve korkuyla inliyordu. Kahraman sikini Kiraz ablanın amına dayadı ve yavaşça bastırarak içine girdi. Kiraz abla acıyla dişlerini sıktı. Kahraman ritmini yavaş yavaş artırdı.
Kahraman: Ses çıkarma.
Ama Kiraz abla kendini tutamıyordu. Ağlıyor, hıçkırıyordu. Kahraman hızlandı. Her seferinde daha sert girip çıkıyordu. Bir süre sonra Kiraz ablayı yan çevirdi. Sikini sokmaya çalıştı ama amının deliği alçakta kalmıştı. Yastıklardan birini belinin altına koydu. Bu pozisyonda daha rahat sikiyordu artık. Kiraz ablanın inlemeleri zamanla acıdan biraz daha farklı bir tona bürünmeye başladı. Kadın istem dışı zevk almaya başlamıştı. Kahraman elini Kiraz ablanın ağzına kapattı, zorla susturdu. Bir süre böyle devam etti. Elini çektiğinde Kiraz abla nefes nefese: Kiraz abla: (ağlayarak) Yeter… Öldüreceksin beni…
Kahraman: (sertçe) Sus. Sesini duymayayım. Kocanı düşün ve sus. Kahraman temposunu iyice artırdı. Boşalmak üzereyken birden durdu, yataktan indi. Kiraz ablayı kendine doğru çekti, sikini kadının ağzına dayadı. Birkaç kez derine sokup çıkardıktan sonra ağzının içine boşaldı.
Kiraz abla boğulur gibi oldu, gözlerinden yaşlar akıyordu. Kahraman sikini çıkardı, telefonu yatağın üzerine koydu. Ekran tavanı gösteriyordu. Kahraman’ın sesi duyuluyordu: Kahraman: Ben gidiyorum. Kiraz abla: (yorgun ve kırık bir sesle) Beni çöz… Lütfen…
Kahraman: (alaycı bir tonla) Çok sıkı bağlamadım. Biraz uğraşırsan kendi kurtulabilirsin. Kahraman, o kirli elleriyle telefonu kavrayıp kaydı durdurdu... Görüntü orada bitti. "Sövmeyeyim, ağzımı bozmayayım" diyorum ama bu yavşak her seferinde kendine sövdürecek, sülalesini yad ettirecek bir pislik buluyor mk. İzlediklerim arasında açık ara en çok içimi sızlatan Kiraz abla oldu. Yavşak resmen kadını esir almış, zorla sahip olmuş... Bunu yazdım bir kenara. Elbet bir gün, bir yerde o kadının acısını bu pezevenkten fitil fitil getireceğim. Sadece şu elimdeki görüntüler bile Kahraman’ın ipini çekmek, onu bu köyden silip atmak için yeterdi belki de.
"Dur bakalım Bayram," dedim kendi kendime. "Hele bir zıbar, uykunu al; bunları sonra, kafan ayıkken düşünürsün." Bilgisayarı çat diye kapattım. Kahraman’ın o lanetli çantasını da kaptığım gibi getirdim, odadaki dolabın en dibine, gözden ırak bir yere tıktım. Kendimi yatağın üstüne öyle bir bıraktım ki, kafam yastığa daha değmeden uykuya daldım. 24 Mart 2012 Cumartesi 09:53