Aynur abla, içeri girerken elimden poşetleri aldı. Bir paket helva ve bir paket lokum verdim.
Ben: Abla, bunlar sizin için. Aynur abla: Bak ya, iyice mahcup ediyorsun beni bugün. Zaten bir sürü şey istedik, bunlara ne gerek vardı?
Ben: Abla, kaç kere yemeğini yedim, çayını içtim; bunların lafı mı olur? Aynur abla: (söylenecek gibi oldu uzatmadı) Kesene bereket ama istediklerimin ücretini vereceğim.
Ben: Hallederiz abla. Ben bir elimi yüzümü yıkayayım müsaadenle,” deyip içeri girmeden lavaboya geçtim. Elimi yüzümü yıkadım, saçımı başımı düzelttim. Sonra içeri geçtim. Aynur abla mutfaktaydı. Behiye abla ve Fatoş denilen kadın oturuyordu. Fatoş’u ilk kez görüyordum. Kıvırcık siyah saçlıydı; Aynur ablayla aynı boydaydı ama ondan daha kalıplı duruyordu. Yuvarlak yüzlü, Esmer tenliydi. Büyük kara gözleri dikkat çekiciydi. Gözlerinin içi gülen, sevimli, güzel ama biraz da yaramaz bir kadın izlenimi bırakmıştı bende.
Büyük göğüsleri ve geniş kalçaları dikkatimi çekmişti. Ara sıra Aynur ablanın da yaptığı gibi onun da eşarbı omzunda asılı duruyordu. Bu köyün kadınları eşarp takma olayını sanırım çok yanlış anlamışlar diye düşündüm. Neyse, selam verip oturdum. Hemen arkamdan Aynur abla geldi. Aynur abla: Kızlar, yeni hocamız Bayram hocam. Bunlar da köyün genç ve güzel kızları; Fatoş ve Behiye, dedi eliyle göstererek. Fatoş abla: Hocam hayırlı olsun, hoş geldiniz.
Ben: Sağ olasın Fatoş abla, size de hayırlı olsun. Fatoş abla: Ne hayırlı olsun?
Ben: Yeni hocanız işte,” dedim kendimi göstererek. Kadınlar kahkahaya boğuldu. Arkadaş ortamında yapsam bıçak çekilip kovalanacağım espriye bu kadınlar kahkahalarla gülüyordu. Orta yaş kadınların en sevdiğim özelliği; espriyi ayırt edememeleriydi, sağ olsunlar. Çaylar geldi, bir de kek, kurabiye, sarma dolu tabak getirdi Behiye abla.
Havadan sudan konuştuk. Fatoş tam gırgır bir kadındı; her lafı söylüyor, sonra “Yanlış anlamadın değil mi?” diye ekliyordu. Belden aşağı muhabbetlere de epey meyilliydi. Behiye abla ise daha çok dinliyor, gülüyor, çekingen bir şekilde oturuyordu. Aynur abla arada takılıyordu, ‘’Kız, gül sen de azıcık. Kocayı gömdün artık, rahata erdin’’ Konu konuyu açtı; eskilerden, yenilerden, kocaya kaçanlardan, karısını boşayanlardan derken muhabbet uzadıkça uzadı. Ben de kendi çevremden, köyümden bildiğim, duyduğum ilginç ve komik olayları biraz da abartarak anlattım. Laf döndü dolaştı, Aynur abla Fatoş’a dönüp “Sende fıkra çoktur, hadi bir tane anlat da gülelim,” dedi. Fatoş abla dünden razıymış gibi hemen başladı; Temel’le Dursun’un olduğu, biraz belden aşağı bir fıkra anlattı. Bu kadar açık sözlü olup böyle rahat rahat anlatması biraz garibime gitse de Fatoş ablanın sayesinde çok gülmüştük.
Demek ki oda böyle birisiydi. Fatoş abla fıkrası bitince bana dönerek, “Sen erkeksin, sende de çok vardır fıkra, hadi sen de anlat,” diyerek ısrar etti. Ben de, “Ben misafirim, önce ev sahibi, Aynur abla anlatırsa anlatırım,” dedim şart koşarak. Fatoş abla ısrar ede ede Aynur ablayı da fıkra anlatmaya ikna etti. Aynur abla çekine çekine Temelle Fadimeli penisli vajinalı bir fıkra anlattı. Fatoş abla sanki çocuk var aramızda diyerek kızdı. "Am, göt, meme demek çok mu zor!’’ Ortam birden sessizleşti. Fatoş abla bana ‘’sen normal anlat bak hocam Aynur gibi yapma'' dedi takılarak. Bende fıkra çoktu. Kadınlar hep birden hadi hadi diye ısrar edince bende yeni duyduğum bir fıkrayı anlattım. * Temel bir gün 'mafya ya dahil olur. Gel zaman, git zaman kendini sevdirip terfi alır. Yeni görevi gereği, patronun evinin içinde güvenlikten sorumludur. Mafya babasının kızı, her daim evin içinde çalışan Temel'i gözüne kestirir ve bir gün bir bahaneyle odasına çağırır.
Kızın ısrarın fazla dayanamayan temel, dakikalar içinde kendisini kızla birlikte yatakta bulur. Tam mercimeğin fırına verirken kızın babası odaya dalar. Temel'i, kızının üstünde yakalayan mafya babası çılgına dönmüştür. Derhal iki tetikçisini yanına çağırır ve "alın bu puştu, 'ayı Niyazi’ye götürün... ‘’söyleyin ona önce dişleri dökülecek bu dingilin, sonra da sikilecek!" diye emir verir 'ayı Niyazi', patronun kirli işlerini halleden, kesilmiş cezaları infaz eden adamıdır. 'temel', elleri kolları bağlı halde, iki tetikçi nezaretinde 'ayı Niyazi’nin kapısına getirilir. Kapıyı 'Niyazi' açar. Hakikaten de adı gibi çam yarması biridir 'Niyazi'. Tetikçilerden biri, gelişlerinin sebebini anlatır. "Niyazi abi, patronun selamı var. Bu puştun önce dişlerini dökecek sonra da sikecekmişsin"... "tamam, bırakın halının üstüne, yemeğimi bitireyim, hallederim" der, yemek vakti rahatsız edilmekten canı sıkılan 'ayı Niyazi' ve masaya dönüp ağır ağır tıkınmaya devam eder.
Yerde korkuyla bekleyen 'temel' başına gelecekleri düşünürken tekrar kapı zili çalar. Yemeği habire yarıda kalan 'Niyazi', söylene söylene gider kapıyı açar. Farklı iki tetikçi, yeni bir kurban getirmişlerdir. Yine tetikçilerden biri emri iletir: "Niyazi abi, patron bunu kasasından para çalarken yakalamış. Bunun önce dişlerini dökecek sonra da ellerini kesecekmişsin" "bırakın yere, şuradakinin yanına. Yemeğimi bitireyim, hallederim" diye yanıtlar 'Niyazi'. Artık yerde endişe içinde bekleyen iki kişi vardır. Fakat 'Niyazi' yemeğinden iki kaşık almıştır ki kapı zili tekrar çalar. 'Niyazi' küfrede küfrede gider açar kapıyı. Manzara aynıdır, iki tetikçi eşliğinde yeni bir kurban. "Niyazi abi, bu it bizi polise ispiyon etmiş. Patron emretti bunun önce dişlerini dökecek sonra da dilini kesecekmişsin" "şu ikisinin yanına bırakın yere, yemeğimi bitireyim, hepsini hallederim" diyen Niyazi yemeğine geri döner.
Temel ve diğer iki eleman, 'ayı Niyazi’nin yemek yiyişini çaresiz gözlerle izlerken temel cesaretini toplar ve 'Niyazi’ye seslenir: Temel- "niyazi abi!" Niyazi - "ne var?!" Temel- "abi hatirlatayum dedum, aman yanlislik olmasun, sikilecek olan benim." * Fıkrayı bitirince kadınlar gülmekten kırıldı. Ben utancımdan ter basmış bir hâlde oturuyordum ama utanıp sıkılarak fıkrayı anlatamayıp rezil olmaktansa olduğu gibi anlatmayı tercih etmiştim. Aynur abla gülmekten kıpkırmızı oldu, çay doldurma bahanesiyle mutfağa kaçtı. Fatoş abla ise, “Başka var mı, başka?” diyerek ısrarla soruyordu. “Varsa anlat hocam, ben de gidip kadınlara anlatırım,” diye ağzımı arıyordu. Biraz sonra Aynur abla çayla geldi. Aynur abla: Ne güldük ya! Fatoş abla: İyi oldu vallahi, değil mi Behiye? Behiye abla: Evet, güzeldi. (gülümseyerek) Fatoş abla: Haspama bak, niye kırıtıyorsun?
Anladık kocan öldü, çok üzgünüz, muhterem bircik kocacığın Kepçe Osman hakkın rahmetine kavuştu anladık! Aynur abla: Yaa, ne demezsin, ölüyordu aşkından. Fatoş abla: Tabii ya! Biraz gül anam. Sen ölsen Osman şimdi rakı sofrasında karılarla gönül eğlendiriyor olurdu, yanlış anlama ama. Behiye abla: Aman siz de… Bir şey demedim. Haklısınız, iyi oldu, kafam dağıldı benim de. Bayram hoca sağ olsun, bizim buralarda erkekler pek alışık değildir kadınla oturup iki kelam etmeye, gülüp eğlenmeye. Fatoş abla: Doğru dedin bak. Ben iki tane herif eskittim, şurada güldüğüm kadar gülmedim. Behiye abla: “Ben bırak gülmeyi, normal konuşmayı bile kaç kere yaptım, hatırlamıyorum.” Aynur abla: Bizim Ömer iyidir hoştur ama sen konuşmadan hayatta konuşmaz. Bayram seni alan yaşadı valla. Fatoş abla: Aynur doğru diyor. Keşke geçen sene denk gelseydik, hazır herifi evden kovmuşken onu boşar, seni alırdım!
(gülerek) Sonra bana dönüp ekledi: “Neyse Behiye, sen kaçırma bari. Aynur’la biz doluyuz!’’ diyerek kahkaha attı, kahkahası biterken ekledi ‘’Yanlış anlamıyorsun değil mi hocam?” Behiye abla: Kız, edepsizlik yapma! Seni beni ne yapsın genç delikanlı adam. Bulur kendine göre birini, seni ne ilgilendiriyor? Aynur abla: Bizim Ömer’de diyor köyden kız bulalım da gitmesin diye. Ben ona ilk gün dedim, evleneyim falan deme erkenden. Bekle üç dört sene daha, acele etme.
Ben: Tabii abla, hayırlısı. Büyük sözü dinleyelim, acele etmeyelim.” Fatoş abla: Peki hocam, bir şey soracağım. Dürüstçe cevap ver.
Ben: Buyur abla. Fatoş abla: Ama cevap vereceksin.
Ben: Tamam, verilecek cevabı varsa veririm. Fatoş abla: Ben anlamam, söz ver, cevap vereceksin. Behiye abla: Kız, yine neyin peşindesin? Fatoş abla: Kız sen karışma (bana dönerek) Söz veriyor musun hocam?
Ben: Tamam abla, söz. Fatoş abla: Şimdi, buradaki üçümüz de genç olsaydık, içimizden hangisini alırdın? Ben bir an durakladım.
Ben: Abla, üçünüz de gençsiniz zaten, yaşlısınız mı dedim ben size? Cevabım hoşuna gitmişti. Fatoş abla: Peki, peki... Şu halimizle hangimizi alırsın? (bacak bacak üstüne attı dikkatle bana bakıyordu) Tehlikeli bir soruydu. Cevap versem biri alınacak, sessiz kalsam diğerleri bozulacaktı. Birini seçsem öbürü trip atardı. En iyisi işi espriye vurmak dedim.
Ben: Üçünüzü aynı anda alma şansım yok mu? Aynur abla: Amanın Bayram! Sonra gider kendini uçurumdan atarsın.
Ben: Valla kararsız kaldım, en iyisi cevap vermemek. Fatoş abla: Olmaz, söz verdin ama! Behiye abla: Kız, ne uzattın ya! Fatoş abla: Dur bi, merak ettim, ne var bunda?
Ben: Bilemedim... Evlilik tek taraflı değil. Güzellik desen karar veremem. Sanırım önce hanginiz bekarsa onu alırdım.
Kadınlar hemen Behiye’ye baktı, o da belli belirsiz gülümsedi.
Ben: Tabii hepiniz bekarsanızzz (düşünür gibi yaptım) alfabetik sıraya göre alırdım, dedim. Aynur abla hafif kıpırdandı, gülümsedi ama bir şey demedi.
Fatoş: Ben her ihtimalde boşta kalıyorum! Valla üzüldüm. Bence en iyisi sen memesi büyük olanı al derim. (oturduğu yerde dikleşip memelerini öne çıkardı, gülerek) Olmazsa seni bir şekilde kandırırdım çeneyle Aynur: kız ne niyetliymişsin. Görende kudurdun sanacak. (bana dönerek göz kırptı) aman Niyazi abi! Karışmasın (eliyle Fatoş ablayı göstererek fan fini fin fon işareti yaptı) öpülecek olan bu!! Hepimiz kahkahaya boğulduk. Sohbet biraz daha uzasa, Fatoş abla şişe çevirmece oynatacaktı herhalde. Ben müsaade isteyip kalktım. Giderken Fatoş abla, “Bu ekiple bir daha benim evde toplanalım hocam,” dedi. Aynur abla da hemen, “Konuşulanlar aramızda ama!” diye tembihledi.
Ben de ağzımı kapatıp sır işareti yaptım, kadınların ellerini sıktım. Tam çıkarken Fatoş abla, “Hacı karısı değiliz ya, gel hocam!” diyerek sarıldı. Aynur abla arkamdan poşetimi getirdi.
Aynur: Fatoş biraz delidir, bakma ona.
Ben: Yok abla, eğlenceliydi. İyi ki gelmişim.
Aynur: Öyle ya, iyi oldu gelmen. Gerçi biraz ayıp muhabbetler oldu, şimdi demişsindir bunlar nasıl kadın böyle diye ama artık idare edeceksin (gülerek) Siparişlerin parasını yarın hallederiz, şimdi tutmayayım seni.
Ben: Mühim değil abla, dert ettiğin şeye bak.
Aynur: Olmaz, bir daha bir şey istemem. Hadi anım, görüşürüz. Aynur abla beni uğurladıktan sonra arkamdan çocuklara “Buraya gelin!” diye sesleniyordu. Ben de eve geçtim. Aynur abla beni gönderip arkamdan çocuklara seslendi buraya gelin diye. Bende eve geçtim. Doğrusu hayatımda ilk kez orta yaş bayanlarla bu kadar uzun süreli muhabbetim olmuştu.
Aile ve yakın akraba çevresinde bulunan teyze, hala, yengeleri saymazsak çok fazla orta yaşta kadınlarla diyaloğum olmamıştı bu zamana kadar. İş hayatımda, komşularda, sosyal hayatta aynı ortamda bulunduğumuz oluyordu ama muhabbet merhaba, nasılsından ileri gitmemişti. Zaten hiç böyle bir beklentim de olmamıştı. Taaki bugüne kadar. Porno izlerken milf kategorisini çok severdim ama gerçek hayatta hiç hayalini kurmamıştım yalan yok. Gerçekten farklı ve güzel bir deneyim olmuş tabiri caizse sarmıştı. Gençliğin verdiği etkiyle içim kıpır kıpır olmuştu. Evde ilk iş üzerimi değiştirdim karnım toktu. Laptopu açtım film izleyim dedim. Spartacus diye bir dizi çıkmıştı gelmeden indirmiştim, ona başlayacaktım. O sırada kapıyı tıklattı birisi. Kesin Aynur abla çocuklardan bir şey gönderdi diye düşünerek kapıyı açtım, Behiye karşımda dikiliyordu. Eve geçince ilk iş üzerimi değiştirdim.
Karnım toktu. Laptopu açıp “Bir film izleyeyim,” dedim. Spartacus diye bir dizi vardı, gelmeden önce indirmiştim; ona başlamaya karar verdim. Tam diziyi açacakken kapı tıklatıldı. “Kesin Aynur abla çocuklardan bir şey göndermiştir,” diye düşünerek kapıyı açtım. Karşımda Behiye abla duruyordu. Behiye abla: Kusura kalmayın hocam.
Ben: Estağfurullah abla, buyur. Behiye abla: Yarınki mevlid için rahatsız ettim. Müsait olursan bekleriz.
Ben: Gelirim abla, Ömer hocalar söylemişti zaten. Behiye abla: Aynur söyledi ama ben yine de başkasından çağırmak ayıp olur diye düşündüm, o yüzden kendim geleyim dedim.
Ben: Yarın bir işim yok, gelirim inşallah bir mani olmazsa. Yapılacak bir şey olursa da söyleyin. Behiye abla: Gelin yeter hocam, Allah razı olsun Ben: Ne demek, sizden de. Behiye abla: (kısa bir sessizlik) “Oldu o zaman, hayırlı akşamlar.
Ben: Hayırlı akşamlar abla.
Osmancan’a da selam söyle. Behiye abla: Aleyküm selam, baş üstüne. Behiye dönüp evine doğru yürümeye başladı. Bir süre arkasından baktım. “Eve girin dese miydim acaba?” diye düşündüm. Sonra kendi kendime, “İyi ki dememişim,” dedim. Kadının yarın kocasının mevlidi var, ben neyin hayalini kuruyorum... Sonra diziyi açtım. Dizi de sağ olsun, içinde argo ve çıplaklık gırla! Üç bölüm üst üste izledim, uykum gelene kadar. Sonra dişlerimi fırçalayıp sabun desenli yorganı üzerime çektim, yatağa uzandım. Rüyamda Aynur, Behiye ve Fatoş’u gördüm. Üçü de Yasin’in koluna girmiş, belediye çay bahçesinin orada yürüyorlardı. “Ulan,” dedim kendi kendime, “rüyada bile rahat yok bize!”