BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 80 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 80 / 84 BÖLÜM 23 dk okuma 16,737

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 80. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Daha öncede söylediğim üzere bu hikayenin bu bölümünde, geçmiş bölümlerinde ve gelecek bölümlerinde geçen tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür. 18 yaş ve üzeri için uygundur. Sevgili Kaynatasızlar 35. Bölüm 5 Part olarak paylaşılacaktır. İyi okumalar

- -----------------

24 Mart 2012 Cumartesi ……Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde halay çekelim…. Saat 11:28... Gözlerimi açıyorum ama sanırsın kapaklarına tonluk yük asmışlar. Toplasan bir buçuk saat anca kestirmişim, o arada bile rüyamda o Kahraman iblisini gördüm. Amına koduğumun oğluna hala "Kahraman" diyorum ama o çantadan çıkan mavi nüfus cüzdanı gitmiyor gözümün önünden: İsim kısmında koskoca Sücaattin Varol yazıyor! Ulan adam kendine bildiğin isim uydurmuş, aylardır bizi nick’iyle uyutmuş pezevenk. Sücaattin’in nesi var da nesini beğenmedin de Kahraman yaptın yavşak? Yok Süpermen mk. İsmini değiştirince kendini Kahraman oldu sanıyor. Adam baştan aşağı kolpa çıktı Rıza Baba! Şeytan diyor ki; büyüt şu kimliği, as Sağlık Ocağı’nın kapısına; "Aylardır Kahraman diye yediğiniz adamın aslı astarı budur" diye millete ilan et... Ama dur, onun da vakti gelecek.

Seni cümle aleme ben rezil edeceğim Kahraman, kaçışın yok! Bu düşünce biraz keyfimi yerine getirdi ama uyku hala "gel beni uyu" diye bağırıyor. Kafayı yastığa gömüp dünyadan kopasım var ama Cavidan bekliyor... Böyle zamanlarda kendimi gaza getirmek için ortaya bir iddia atarım "Bayram, eğer şimdi kalkıp hazırlanmazsan; Kahraman seni tavandan sallandırıp siksin!" dedim. Tabi bu gazla mecburen fırladım yataktan. Elimi yüzümü yıkadım, üzerimi giyindim. Tam çıkacakken şimşek çaktı kafamda; aylar önce Hanife Ebe saleple birlikte bana gizli bir karışım vermişti. Bir kaşık alıyorsun, akşama kadar bölük flamacısı gibi geziyorsun. Zor zamanlar için saklıyordum, bugünden daha zor zaman mı olur mk? Ne olur ne olmaz diye bir tatlı kaşığı, üstüne bir de çay kaşığı çaktım. Hazırlanıp yola koyuldum. Yolun daha yarısı olmadan karışım bir çarptı, anında ateş basmaya başladı beni.

Normalde böyle buluşmalardan önce plan yaparım; ne konuşayım, Kahraman mevzusunu nasıl açayım diye... Ama kafa mı kaldı kaç gündür? Artık Allah ne verdiyse doğaçlama takılacaktım. Kahraman'la Cavidan arasındaki muhabbetin aslı ne, onu da tam bilmiyorum. Gerçi insan sikiştiği kişiyle arası iyidir ama bu amına koduklarımın asıl derdi ne, onu çözmem gerek. Bu yavşak Kahraman mıdır Sücaattin midir ne boksa ne diye benimle Cavidan'ın arasını yapmaya çalışıyor ki? Ulan işin içinde karı kız olunca aklıma Yasin gelior. Gidip şu gevşeğe bir sorayım en iyisi; az çok olaylardan haberi var, belki bir akıl verir. Gerçi ondan işe yarar bir şey çıkacağından hiç umudum yok ama denize düşen yılana sarılır, ne yapalım. İlçeye girer girmez ilk iş Yasin'in dükkanına damladım. Neyse ki pezevenk yerinde!

Yasin: Vay gardaşıma bak hele! Vurucu tim gibi de giyinmiş, anlaşılan bugün operasyon var.

Bir operasyon var bu gece... (Asker marşı gibi tempo tutarak söyleyerek) Ben: Lan oğlum iki dakika ciddi dur, şurada önemli bir şey danışmaya geldim sana!

Yasin: Takılıyoz gardaşım la. Gelmeden malı kontrol etseydin, takılma falan var mı? Yağı suyu tamam mı?

Ben: Biraz daha çene yaparsan sende deneyecem Yasin: (iki elini havaya kaldırıp dur der gibi) Aman gardaşım sen acemisin sakat bırakırsın gözünü seveyim. Sen niye geldin söyle bakalım? Yasin’e hemen Kahraman’la Cavidan mevzusunu döküldüm. "Oğlum bunlar bir boklar çeviriyor ama ne?" dedim. Yasin her zamanki gibi, "Boşver, onların mezhebi geniştir, sen çak geç işte" deyince tepem attı. Telefondan Kahraman’ın Cavidan’a çaktığı resimlerden birini açıp gözünün önüne tuttum. İyice baktı; ulan belki bir yol gösterir, bir akıl verir diye beklerken, "Karıda diri mal var la yeminle!" demez mi...

"Oğlum siktir et malı falan! Adam siktiği kadını bana kitlemek için uğraşıyor. Kızın ağzını aradım; Aramızda bir şey yok dedi, sözde Kahraman bunun ev arkadaşına yazıyormuş da buda aralarını yapmaya çalışıyormuş falan filan diye bana kuyruklu yalan sıkıyor." Yasin: Lan oğlum ne derse desin, ne takılıyorsun? Yapıştır geç işte.

Ben: Oğlum kız hem Kahraman’a veriyor hem bana yavşıyor diyorum, sen hala ne diyorsun!

Yasin: Versin gardaş, ne olacak? Karın yap demiyorum ya, götür karıyı diyorum Ben: Lan oğlum, sen siktiğin kızı gelip bana ayarlar mısın?

Yasin: Şimdi yalan yok, kıza bağlı yapmam diyemem Ben: Senin ben mezhebini sikeyim Yasin!

Yasin: Eğer karıyı sen sikmeyeceksen ben sikeyim la gardaş, yabancıya gitmesin.

Ben: Lan oğlum sana karıyı sik diyen mi var amına koyayım! Ben ne diyorum, sen ne anlıyorsun? Bunlar bir bok yiyor, karıyı sikeceğim derken bok yoluna gitmeyelim diyorum.

Hem o Kahraman pezevengiyle kapıştım iki gün önce, suratına yumruğu gömdüm. Bir akıl ver diyorum ama senin aklın fikrin sikinde!

Yasin: Tamam la gardaşım haklısın… (Biraz durdu, sonra devam etti) Sahi! Şimdi aklıma geldi. Lan Bayram, sana ne anlatacam iyi dinle, geçen Munise…

Ben: Hay Munise’ne başlayım. Ben diyorum Çanakkale boğazı sen diyon yandı götümün ağzı Yasin: La bi sus amına koyum… Bi sus da motorun soğusun lafımı bitirtmedin iki dakka Ben: Tamam lan söyle heh! Nolmuş Munise’ye Yasin: Hafta içi Gamze geldi ya buraya haberin var biliyon sende. İşte Munise’yle annesi Feride abla falan bir yerde oturduk çay may içiyoz sonra yan masamıza Munise’nin iş yerinden adamla karısı geldiler Ben: Eeee Yasin: Lan işte Munise bunları görünce anlattı biraz. Adam bekârmış yaşı falan da var baya, hiç evlenmemiş. Neyse göz ucuyla baktım kel göbekli möbekli biraz da saf bir şeye benziyor normal yani evlenememesi.

Sonra birden ortada fol yok yumurta yok evlenmiş adam. Karısını görünce herkes şok olmuş Munise’nin anlattığına göre. Normalde pek siklemem ama anlatırken karısı çok güzel falan deyince merak edip çaktırmadan baktım bahsettiği adamla kadına Munise’nin anlattığı kadar var. Karı bi içim su. Yanımda gamze olunca çok bakamadım ama tanıdık geldi görünce. Lan diyorum ben bu karıyı nerden hatırlıyorum nerden hatırlıyorum bi türlü çıkaramadım amına goyum. Belki aklıma gelir diye arada gizli saklı bakıyorum karı kocasını hiç siklemiyor gardaş. Adam bir şeyler anlatıyor karıya tamam mı karı aynen böyle (taklidini yaparak) elinde telefon şak şak mesaj yazıyor falan. Adama kendine araba aldırmış bi dünya kredi ney çektirmiş dedi Munise, parasını yiyormuş çok acıyoruz falan saydı durdu. Hemşireymiş birde. Gamze merak etti ismini sordu, Handan mı Fidan mı ne dedi Munise de tam hatırlayamadı.

Ben: Eeee Yasin? Karının doğumundan başlasaydın niye acele ediyorsun ki. Merak ediyorum nereye bağlayacaksın?

Yasin: La bi dinle amına goyum lafımı bitireyim. Ne diyodum ben lafımı unutturdun bana amına kodumun götten bacağı. Hah işte bu adamın oturduğu karıyı o zaman hatırlayamadım sen şimdi Cavidan dediğin karının çarpışırken ki resmini gösterince çıkardım o gün gördüğümüz karı senin Cavidan’dı Ben: Nasıl Cavidan lan. Cavidan evli değil bi kere benzetmişsin sen Yasin: Valla evli bekar orasını bilmem ama eğer senin bu Cavidan’ın ikizi yoksa bana gösterdiğin resimdeki karıyla o gün Munise’nin bize gösterdiği iş yerindeki göbelin karısı aynı kişi.

Ben: İnsan insana benzer, benzetmişsindir sende.

Yasin: Olum bak bana her konuda posta koy ama karı kız konusunda dediklerimi sallama. At yarra benim eski manitların arasında ikiz olan da vardı sen de biliyon, bir kere bile karıştırıp diğerini ellemedim neremi neremi diyon sen?

Ben: Olum iyice kafamı karıştırdın mk.

Yasin: Seni çok fena sikecekler gibi bir his var içimde Ben: Sağol Yasin içimi rahatlattın sende zil takar oynarsın artık Yasin: Merak etme sen, gardaşımı sikmeyin beni sikin beni sikin diye dalar feda ederim kendimi……. Deeermişim. Ne dalga geçerim lan valla senle, keşke yaşansa şu olay(eli karnında katıla katıla gülerek) Ben: Geç dalganı amına koyum sen de elime düşersin nasılsa!

Yasin: Neyse lan gardaşım takılıyom. Eğer dediğim gibi bu karı senin Cavidan’sa onun elinden telefon düşmüyordu.

Ben: Cavidan’da öyle la, ne zaman arasam, mesaj atsam çat diye döner hemen Yasin: Bu karının telefonu alamaz mısın gizlice bi mesajlara falan baksan ordan bir şeyler çıkar belki Ben: Nasıl alacam olum. Tuvalete falan gidince masada bırakacak ta anca öyle alırım.

Yasin: Nasılı bilemem orasını sen halledecen.

Ben: Olmadı kahvaltıdan sonra buraya getirsem, bi bahaneyle sen ayakkabı falan göstersen, oyalasan.

Yasin: Eğer getirebilirsen olur bak. Ben ona güzel bir bağlama çekerken sen alırsın telefonu Yasin’in yanından ayrılıp Cavidan’ı aradım, o da evden çıkmak üzereymiş. 12:30 gibi daha önce buluştuğumuz mekânda sözleşip kahvaltıya oturduk. Hatun süslenip püslenmiş, zaten yeterince güzelken bugün resmen yıkılıyor... Ama gel gör ki bende kafa mı kaldı? Kahraman’ın resimleri, Yasin’in anlattıkları derken beyin amcıklaması yaşıyorum resmen. Ne kahvaltıdan tat alabildim ne de Cavidan’la doğru düzgün ilgilenebildim. Cavidan birkaç kere "Sende bir gariplik var bugün, çok düşüncelisin" deyip durdu. "Biraz geç uyudum" diye geçiştirmeye çalıştım ama sonra baktım yalanım kalmamış; gece yaşadığımız şu meşhur define avını dökülüverdim. Bilmesinde bir mahsur yoktu neticede, konu acayip ilgisini çekti; pürdikkat dinledi beni. Küpün içinden altın yerine şarap mayası çıktı deyince de "Ne kadar bahtsızsınız" diye üzüldü garibim.

Ulan asıl bahtsızlık masada dönüyor, haberi yok! Gözüm bir taraftan sürekli telefonundaydı. Ne zaman fırsat bulsa eline alıyor, biriyle mesajlaşıp arada kıs kıs gülüyordu. "Kimle mesajlaşıyorsun, neye gülüyorsun?" diye sormak istedim ama şüphelenmesin diye yuttum lafımı. Bir ara tuvalete kalktı ama telefonu da yapışık ikizi gibi yanında götürdü. Yasin’in o telefon planı bu şartlarda imkansız gibiydi. Tam "Kalkalım mı?" derken Yasin’den bahsettim. "Ayakkabıcı dükkânı var, gidelim mi? Hem tanışmış olursun’’ dedim. "İyi olur, ben de spor bir şeyler bakarım" dedi. En azından dükkânda bir ihtimal şansım olurdu. Vardığımızda Yasin bizi Arap müşteri karşılar gibi karşıladı; Cavidan’ın yanında bana yağ çekmeyi de ihmal etmiyor pezevenk. Yılların esnafı tabii, ağzı laf yapıyor. Yasin’in ilgisi Cavidan’ın da hoşuna gitti. Normalde olsa kıskanır, Yasin’e gizlice "Doğru dur kıza yavşama" diye ayar verirdim ama bu sefer benim için uğraştığından o sırnaşık hareketlerini görmezden geldim.

Yasin bir ara bana yanaşıp Cavidan’ı dikkatlice baştan aşağı süzdü ‘’saçını falan yaptırmış ama geçen gördüğümüz karı bu, kesin eminim’’ dedi. Cavidan ayakkabılara göz atarken Yasin "Ayağında nasıl duruyor gör" bahanesiyle telefonu alıp birkaç resmini çekti. Cavidan ayakkabı işine dalınca bir ara telefonu bir kenara koydu ve almadı. O sırada Yasin bana kaş göz yaptı; hemen kaptım telefonu, sote bir yere geçtim. Ekranı bir açtım... Şifre! Hay amına koyayım ya! Kafam önde, annesini amcasıyla yakalamış Küçük Emrah gibi geri döndüm. Yasin’le göz göze geldik, "Olmadı" anlamında kafamı salladım. Yarım saat boyunca ayakkabı baktı Cavidan. İki tane beğendi; birinin ücretini ben ödedim hediyem olsun dedim, başta kabul etmek istemedi ama ısrar kıyamet hallettim. Dükkândan çıkarken Yasin yanıma yaklaşıp "Telefon niye olmadı la?" diye usulca sordu. "Şifre koymuş mk" dedim.

Yasin: Çaktırmadan izledim. Denediği ayakkabıların resimlerini birine gönderdi ama kim olduğunu anlayamadım. Beni iyi dinle, aklımda bir fikir var. Hemen eve gitmeyin gardaş. Sen bunu al, çay boyu biraz aşağıya doğru yürüyün. Eski PTT binası var, orayı bilirsin. Oraya geldiğinizde Gel resmini çekeyim de, kızın telefonunu al elinden, fotograflarını çek Ben: Eee o ara mesajlara mı bakacam Yasin: Yok lan gardaşım, sen sadece telefonu al, resmini çek ama öyle hemen geri verme oyala biraz. Şifresini açtır, sana versin telefonu. Yapacağın o kadar gerisi bende.

Ben: Tamam Yasin’in yanından çıkınca Dışarıda beni bekleyen Cavidan’ın yanına gittim.

Cavidan: (merakla) Ne konuştunuz o kadar fısır fısır Ben: Yasin le mi?

Cavidan: Evet Yasin le Ben: Haa hiiç kız arkadaşı var da istemeye gideceklermiş onu anlattı Cavidan: Hımm hayırlı olsun. Bu arkadaşın geçen bendeyken seni arayıp kaza yaptım diye arkadaşın değil mi?

Yasin demiştin yanlış mı hatırlıyorum?

Ben: (hay mk) Evet o arkadaşımla bu arkadaşım aynı kişi Cavidan: Ya bayram o nasıl cevap(gülerek) Maşallah hiç bir hafta önce kaza yapmış gibi değil gayet iyi görünüyor şimdi Yasin: Evet iyi ya… Abartmış biraz, canı sağ olsun. Ailede tek erkek çocuk olunca çok şımartmışlar, o da hâlâ o kafadan çıkamamış Cavidan: Durumları da iyi baya sanırım. Babası ilçenin eski belediye başkanıymış Ben: Evet öyledir. (mk Yasin hangi ara anlattın bu kadar şeyi) Arabanın yanına varınca Cavidan’a, "Paketleri bırakalım da biraz çay boyu yürüyelim mi? Hava da çiçek gibi" dedim. Cavidan önce bir dudak büktü, "Eve gidelim Bayram, yoruldum" falan diye mırın kırın etti ama ben, "Çok yürümeyiz, biraz hava alırız" diye üsteleyince gönülsüzce "İyi bari" dedi. Aheste aheste çay boyu yürürken Yasin’in "Pusuya yatacağım" dediği yere yaklaştık.

Cavidan’a, "Şuraya geç de bir resmini çekeyim" dedim. Korkuluklara yaslanıp hemen pozunu verdi. Telefonu çıkardım, bilerek bir iki tane yamuk yumuk poz aldım. "Ya benim telefonun kamerası iyice gitmiş, net çekmiyor; senin telefonla çekeyim de manzara boşa gitmesin" dedim yalandan. Ama Cavidan, "Önemli değil ya’’ diyerek gerek görmedi. Hemen çektiğim o rezil resmi gösterdim; "Baksana şuna, telefonun kamerası gitti herhalde" deyince yüzünü buruşturdu: "Amanın Bayram, ağzım gözüm kaymış, sil şunu çabuk!" dedi ve ben istemeden kendi telefonunun şifresini açıp elime tutuşturdu. Geçtim karşısına; yatay, dikey, eğilip bükülerek sanki Playboy fotoğrafçısıymışım gibi artist artist resimlerini çekiyorum, işi uzatmaya çalışıyorum. Cavidan fotoğraf çekilmekten sıkıldı "Ben de seni çekeyim" dedi ve telefonu elimden aldı. İçimden "Hay mk ya!" diyorum, bir yandan da Yasin’e sövüyorum; "Sana güvenen aklıma sıçayım pezevenk!" Tam Cavidan karşıma geçip bana takılarak, "Ben de senin gibi çekeyim" diye çömelmişken, "Yüzün gülsün biraz, ne somurtuyorsun" dediği anda birisi elinden telefonu kaptığı gibi kaçmaya başladı!

Bir baktım, kafasında ilçe futbol takımının logosu olan kar maskeli bir tip depar atıyor. Önce bir dondum kaldım, ne olduğunu şaşırdım. Cavidan, "Bayram telefonum! Bayram, ne bakıyorsun koşsana!" diye ciyaklayınca kendime geldim. Hemen elemanın peşine takıldım. Neredeyse aralıksız 600-700 metre koştuk; Cavidan bayağı geride kaldı, gözden kayboldu artık. Sonra bir baktım, telefonu alan kişi ellerini dizlerine koymuş, nefes nefese duruyor. Yanına yaklaştığımda doğruldu, elinde Cavidan’ın telefonu vardı. “Ohh şifre girmemiş… Koşarken ekranla oynamıştım” dedi. Ses Yasin’in sesiydi. Kafasındaki kar maskesini çıkardı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu, ter içinde kalmıştı.

Yasin: Amına koyum… En son lisede beden dersinde bu kadar koşmuşumdur. Götüm çıktı la Ben: Lan oğlum aklımı aldın lan birden telefonu kapınca Yasin: Beklemiyordun değil mi?

Ben: Ben de düşünüp duruyorum bu ne yapacak diye…

Bir ara aklımdan resim çekilirken acaba kızı çaya mı itecek diye geçti Yasin: (gülerek, nefes nefese) Yok amına sende! Manyak mısın lan? Kızı suya mı atacaktım? Neyse, boşver şimdi bunları… Gel de şu mesajlara bakalım Telefondan hemen önce normal mesajlara baktık, işe yarar hiçbir şey göremedik. O zamanlar yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan WhatsApp Cavidan’da da kuruluymuş. Benimle hep Facebook’tan mesajlaşıyordu, WhatsApp’tan hiç konuşmamıştık. WhatsApp’ı bir açtık, en baştaki isim kabak gibi buradayım! Diyordu "My Hero!" Bizim ibne Kahraman olduğu belliydi. Mesajları açtık, son konuşmalara baktık; konu tamamen benim! En son "Arkadaşından ayakkabı aldık, bana geçiyoruz" yazmış; Kahraman da altına "Ok, let the begin" yazıp gülücük atmış. Biraz yukarı çıktım; ulan yaptığımız, konuştuğumuz ne varsa kısa kısa rapor vermiş pezevenge. Kafede otururken "Yorgun görünüyor bugün, istese de kaldıramaz; yazııık" yazıp üzgün surat atmış...

Bu şekilde dalga geçerek bahsetmesi canımı çok sıktı, kan beynime sıçradı resmen. İşin kötüsü Yasin de okuyup hakır hakır gülüyor yazdıklarına. Baktım böyle tek tek okumakla bitmeyecek "Yasin," dedim, "Böyle çok oyalanırız. Sen telefonunu çıkar, ben mesajları kaydırırken sen kameraya al. Telefonu Cavidan’a götüreyim, çok beklersek polise falan haber verir, ortalık iyice bok yoluna gider. Sen mesajları okur, önemli bir şey olursa bana uçurursun." Cavidan’ın telefonunda Kahraman’la olan konuşmaları yukarı kaydırırken Yasin kendi telefonuyla video çekiyordu. O kadar çok mesajlaşmışlardı ki bitmiyordu. Bol bol çıplak resim de göndermişler birbirlerine. İbne Kahraman köydeki kadınların resimlerine kadar göndermiş. Aynur abla da vardı aralarında. Cavidan’da resimleri gönderilen kadınları puanlamış. En yüksek puanı da Aynur ablaya vermiş. Kahraman’ın köye aşağı yukarı Şubat gibi geldiğini tahmin ediyordum.

Ocak ayına kadar bütün mesajların video kaydını aldık, daha eskiye gerek yoktu. Son bir kez daha Facebook mesajlarına, normal mesajlara ve çağrı geçmişine baktık gözden bir şey kaçırmayalım diye. Çağrı geçmişinde kendi ismimin “Kurban” diye kaydedildiğini gördüm çok canım sıkıldı. Adamlar bildiğin beni taşşak oğlanı yapmış aralarında. Yasin Kurban yazısını görünce güldü “Uyumlu olmuş gardaşım, Kurban Bayramı!” diye espiri yaptı. Ben hiç gülmedim. “Ben gösterecem size kurbanı…” dedim içimden. Tam artık dönüp gideyim derken Yasin beni durdurdu. Elinde buruşmuş, yarısı içilmiş bir plastik su şişesi vardı. Uzattı “İş şunu, ağzın dilin kurumuş bi kendine gel.” Aldım, kafaya diktim. Suyu bitirince Yasin iki elini omzuma koyup; “İyi dinle beni…” Gardaşım burada tek şey kaldı; sizin sevişmeniz. Bir apartmanın Cavidan’ın çığlıklarını duyacağı, sizin sevişmeniz.

Başlarken çok iyi başlıyoruz; hiç riziko yok, istemem yan cebime koy taktiği diye bir şey yok. Ön sevişme zaten tamam. Sen alttayken de üsteyken de karıya doğru bam bam bam bam gideceksin ve çakacaksın. Sikişme konsantrasyonunu bozmak yok; şartlar ne olursa olsun, erken de boşalsan, nefes nefese de kalsan o işi bitireceğiz. Ve de bak; bazı karılar yatakta çok konuşur, naz yapar, olmaz der... Muhatap olmak yok, işine bakacaksın! Eveeeet, evet, evet, evet! Köydeki şu Fatoş muydu neydi, onunla başladık. Sana hep bir şeyler söyledim, dedim ki: Arkadaş, sen bu işin sonuna kadar gidersin. Gideceksin! Allah’a şükürler olsun ki aslan gibi bir periyot çizdin, aslanlar gibi seviştin. Bugün kaçıncı postan olacak bu karıya da atlarsan? 17 mi, 18 mi? 17. Postayı atmaya çıkıyorsun ve bunun adı da Final! Yine söylüyorum; mala vuracaksın, vurmak için uğraşacaksın ama netice ne olursa olsun sen benim gönlümde hep o yatağın şampiyonusun, hep sikicisin ve öyle kalacaksın.

(Bağırarak) Allah yardımcın olsun gardaşım! O sırada çevremizden geçenler dönüp bize bakmaya başladı.

Ben: Olum kafayı mı yedin mk? Niye durduk yere bağırıyorsun? Yasin elleri belinde, kıpkırmızı olmuş, derin derin nefes alıyordu.

Yasin: Ne bileyim… Sana gaz vereyim derken ben de çok fena gaza geldim galiba.

Ben: Fatih Terim misin olum sen? Şu hareketlere falan bak.

Yasin: (sırıtarak) İtiraf et etkilendin ama demi gardaşım?

Ben: Yasin sen bu işi benden daha çok önemsedin galiba.

Yasin: Hiç mi etkilenmedin la okadar laf söyledik amına goyum?

Ben: Tamam tamam, etkilendim. Çok etkilendim, tüylerim diken diken oldu, sağ ol. Dönüp gidecekken son kez kolumdan tuttu, parmaklarını kaldırıp gösterdi: Yasin: 3!

Ben: Efendim?

Yasin: (bastıra bastıra) 3 lan 3!

Ben: Olum 3 ne?

Yasin: (Eliyle mala vurma hareketi yaptı) Hiç çıkarmadan…

Ben: Hay mk senin Yasin!

Döndüm gittim. Arabanın yedek anahtarı Yasin’deydi. Ben Cavidan’la eve çıkınca o arabada beni bekleyecekti. Yasin’i geride bırakıp elime telefonu aldım ve Cavidan’ın yanına doğru yürümeye başladım. Uzaktan Cavidan’ı bıraktığım yere yaklaştığımda bir kalabalık gördüm. Başına bi dünya adam toplanmış. Daha da yaklaşınca aralarında iki tane de polis olduğunu fark ettim. “Hay senin planına sokayım Yasin,” dedim içimden. “İşin yoksa uğraş şimdi.” Çaktırmadan eğilip elimi toprağa sürdüm, toz yapıp telefonu hafifçe bulaştırdım. Maksat hırsız yere atıp kaçmış gibi görünsün. Yanlarına yaklaştığımda Cavidan koşarak yanıma geldi. Telefonu uzattım, görünce çok sevindi ve bana sarıldı. Kalabalık etrafımızı sardı. Polisler “Telefonu çalanı gördünüz mü?” diye sordular. Abartmadan anlattım “Baya peşinden koştum, bir ara yetişecek gibi oldum. Hırsız telefonu bırakıp yoluna devam etti.”

Çevrede dinleyenlerden bazıları “Helal olsun, aferin sana” derken, bir ikisi de “Telefonu alınca hırsızın kaçmasına müsaade ettin” diye sitem etti. Polisler Cavidan’a “Şikâyetçi olmak isterseniz karakola gidelim” dediler ama Cavidan “Telefon geri geldiği için gerek yok” deyince konu kapanmıştı. Neyse ki uzamadan oradan ayrıldık. Arabaya binip Cavidan’ın evine doğru yola çıktık. Yolda Cavidan tripli tripli konuştu “Ben biliyordum başımıza bir şey geleceğini. Keşke beni dinleyip hiç yürüyüşe falan gitmeseydik.” Ben bir şey demedim, “Haklısın” deyip geçiştirdim. Arabada giderken durduk yere sikim kalkmaya başladı. Hayır aklıma bir şey gelir falan ama alakası yoktu. Alnımdan boncuk boncuk terler akıyordu. Lan noluyor durduk yere dedim kendi kendime. Cavidan hâlâ telefon olayının derdindeydi ama ben onu duymuyordum bile. Eve çıkınca Cavidan “Ben üzerimi değiştireyim” diyerek odasına geçti.

Hemen zor bela, Cavidan görmesin diye sikimi kemerin altına çektim. Sonra telefonu çıkardım baktım. Yasin mesaj atmıştı.

Yasin: Arabaya geldim şimdi mesajları okuyorum Yasin: Gardaş bunlar plan mılan bir şeyler konuşmuşlar Yasin: Okuyorum hala çakacam davayı Yasin: Lannn Bayram! Bu karı sana bir şey içirecekmiş ilaçlı ama ne boka yarıyor yazmamışlar Yasin: Bak sana resim atıyorum oku onları Yasin: Tamam lan çaktım davayı. Malı kaldırmıyormuş verdiğini içersen Yasin: Bayrammm kime diyom la!

Yasin: Olum mesajları okuyunca yaz bak Yasin’in yazdıklarından sonra gönderdiği resimlere baktım. Cavidan’la Kahramanın aralarındaki mesajlaşmanın bir bölümü vardı. ** Cavidan: Sevdiğin kadını zorla başkasının altına atıyorsun..

Kahraman: Bir şey olmaz güven bana. Sen ona birkaç damla içir 5 dakika sonra istese de elini süremez sana.

Cavidan: İyi madem öyle diyorsun…

Kahraman: İyice gaza getir ama aklını başından al, şöyle sikecem böyle yapacam diye heveslensin Cavidan: Yazık bee!

Kahraman: Ne yazığı Cavidan. Şöyle diyorsun ifrit oluyorum. Yanındayken falan vicdan yapayım deme bozuşuruz Cavidan: Ok…

Kahraman: Unutma ne kadar çok yükselirse sana o kadar rezil olur. Sen iyice heveslendir, evden kaçmasına da izin verme Cavidan: Eee sonra nolacak?

Kahraman: Görürüz o zaman... O tipi tip, o haldeyken de artist artist espri yapabilecek mi bakalım. Kaldıramayan çakma Kahraman diye videosunu saldık mı tamamdır. Gitsin kaymakamın yanında yine hava bassın bakalım ibnetör…

Cavidan: Ya aşkım, sen bu adama neden bu kadar kafayı taktın? Aynur mevzusu yüzünden mi, yoksa Yasemin için mi?

Kahraman: Sevmiyorum işte, bir sebebi olmak zorunda mı? Ne sorguluyorsun! O yavşak da benden nefret ediyor zaten, herif resmen beni kıskanıyor.

Bir de o tipi tipin öyle bir şekilleri var ki, görsen ayar olursun Cavidan: Valla bence tatlı çocuk, esprili falan... Hem bak, hıçkırığı bile iki dakikada kesti attı, naber?

Kahraman: Şu maymun suratlıya tatlı deyip durma ya, tepemi attırma benim! Hıçkırık dediğin neymiş? Ben de geçirdim, unuttun herhalde.

Cavidan: İlahi Kahraman... Yarım saat sürdü geçirdiğin! Kendi halime bıraksan zaten o kadar sürede geçerdi. Sen bu herife başka bir sebepten kıl oluyorsun ama hadi hayırlısı...

Kahraman: Tamam, uzatma. Şu yerden bitmenin muhabbetini yapmayalım daha fazla, asabımı bozuyor. ** Amına kodumun oğluna bak hele… Milletin yanında entel dantel takılıp İstanbul Türkçesiyle konuşan adam, Cavidan’la telefonda konuşurken bambaşka bir frekansa geçmiş. Yasin’e hemen mesajları gördüğümü yazdım. “Başka bir şey var mı?” diye sordum. Okuyorum daha olursa haber veririm sana” diye cevap geldi.

O sırada Cavidan üzerini değiştirmiş, elinde tepsi üzerinde iki bardak meyve suyuyla geldi. Bardağın yarısı kırmızı, yarısı sarı. Cavidan da üstüne kısacık bir şort ve dar, kolsuz beyaz bir tişört giymişti. Tam hadi gel beni sik giyinişi bu nerde görsem bilirim... Bana bardağı uzatıp gülümsedi “Nar ve portakal suyu. Sen geleceksin diye özellikle hazırladım.” Gülerek aldım. “Teşekkür ederim.” Cavidan yanıma oturup bana doğru bir ayak ayaküstüne attı ki, bacaklar ortada... ‘’Ne gündü ya, vallahi telefonu kaptırınca bir an ödüm koptu’’ dedi. Sonra ellerini göğüslerinin üzerinde gezdirir gibi yaparak gözlerimin içine baktı ‘’Bayram, sence ben güzel miyim?’’ diye sordu. ‘’O nasıl soru öyle... Maşallah siftah parası gibisin’’ dedim. Yüzünü omzuma dayayıp kıkır kıkır güldü; ‘’Ay Bayram, nereden buluyorsun bu lafları ya!’’ diyerek gülmeye devam etti.

‘’Ben bulmuyorum, sen buldurtuyorsun’’ dedim. ‘’Ama bak, böyle ben güzel miyim falan diye camide sorma sakın.’’ Şaşırdı, ‘’Niye ki?’’ dedi. ‘’Niyesi mi var, çarpılırsın!’’ deyince patlattı kahkahayı. ‘’İlahi ya, senin şu hiç belli etmeden yaptığın iltifatlara bayılıyorum’’ dedi. Elindeki meyve suyunu kafasına dikip yarısını içti, sonra bana döndü ‘’Hadi içsene meyve suyunu, niye öyle bekliyorsun?’’ Ben: (ayağa kalkıp) İçmeden önce lavaboya gitsem Cavidan: Girişte soldaki ilk kapı. Elindeki bardağı bıraksana, bardakla mı gireceksin tuvalete?

Ben: Haa tabii ya, pardon Bardağı odasının ortasındaki sehpaya bıraktım. Tuvalete girdim, elimi yüzümü yıkadım. Bir süre aynada kendime bakarak düşündüm. Aklıma Yasin geldi. Telefonu açtığımda Yasin’den ardı ardına mesajlar gelmişti: Yasin: Gardaş bunlar tam şirket.

Yasin: Bu Kahraman denen göbel sizi izliyormuş şu an.

Yasin: Oturma odasından çıkmayın, izleyim her şeyi yazmış.

Yasin: Nerden buldun amına koyum bunları la?

Yasin: Vazo mu ne varmış oda da karşısındaki koltuğa oturun yazmış.

Yasin: Bu Cavidan karısı içeceği içmezse ne yapacam diye sormuş. Beni sikerken izlersin artık demiş göbele.

Yasin: Hiç kusura bakma vermem falan diyemem adama demiş o kadar naz cilve yapıp eve getirince demiş.

Yasin: Hadi iyisin karı kesin verecek:))) Yasin: B planı falan yazmış bu göbel.

Yasin: B planı ne bi bok anlamadım.

Yasin: Cavidan istemiyor, hiç uğraştırma beni diyor. Bu göbel sıkıntı çıkmayacak, güven bana demiş Yasin: Ne olduğunu anlayamadım la gardaş. Karının verdiğini içeyim deme. Kamerayı ya kapat ya da başka yere geçin. Yasin’in yazdıklarını okuduktan sonra telefonu cebime attım. Hâlâ kalkık olan ufaklığı yerini tekrar sağlamlaştırıp, üstümü başımı düzeltip tuvaletten çıktım.

Çıktığımda banyodan su sesi geliyordu. Cavidan oturma odasında değildi demek ki. Fırsat bu fırsat deyip hemen oturma odasına süzüldüm. Meyve suyu bardağını alıp odadaki çiçeklerden birinin dibine dökmeyi düşündüm. Tam yapacakken Yasin’in sözleri aklıma geldi “Kahraman bizi izliyordu.” Çaktırmadan odayı süzdüm; vazoyu ve çiçeklerin arasına gizlenmiş o siyah kamerayı fark etmem uzun sürmedi. Odayı geziyormuş gibi yapıp vazonun yanına yaklaştım. Yanında Nevşehir işi peri bacalı, çorba kasesi gibi süs bir eşya vardı; bardağı hemen onun içine boşalttım. Sonra sırtımı kameraya dönüp bardağı kafaya dikmiş gibi numara yaptım. Her şey normalmiş gibi davranmaya çalışıyordum. Odanın içine tekrar göz attım. Modem en köşede, sehpanın üstündeydi. Prizi arkada, ulaşması kolaydı. Yanındaki tekli koltuğa çöküp çaktırmadan güç kablosunu asıldım. Kahraman’ın canlı yayını buraya kadardı artık.

Modeme takılı telefon hattını DSL girişinden söküp, boş internet portlarından birine taktım. Güç kablosunu tekrar takınca modem yeniden açıldı. Kahraman efendi şimdi ekran başında sinyal yok uyarısına bakıp hıçkırık nöbetine girsin... O sırada Cavidan içeri girdi. Elimdeki boş bardağı görünce yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Hemen yanıma oturdu. Yanıma iyice sokulup nefesini boynuma verdi! ‘’Bugün elimden kurtuluşun yok bilesin... Altımda tanga var, istersen jartiyer de giyerim. Yeni ağda yaptım, kaymak gibiyim.'’ dedi. Zaten sikim tavandaydı, böyle yapınca kendime zor hâkim oluyordum. Gözlerimin içine bakıyordu.

Cavidan: Ben sevişirken bana sert davranılmasından ve küfürlü konuşulmasından hoşlanırım Ben: Ben kadına şiddete karşıyım ama…

Cavidan: Siktirme şiddetini, ben ne diyorsam o Konuşmasına bakılırsa siki olan ben değilmişim oymuş gibi davranıyordu.

Uzanıp dudağından, çenesinden öptüm. “İçeri geçelim” dedim bilerek.

Cavidan: Yatağı sevmiyorum. Koltuk daha iyi oluyor. Özellikle ben kucaktayken O sırada telefonu titredi. Eline alıp baktı. “İnternet gitmiş sanırım” dedi ve kalkıp modemin yanına gitti. Ben de arkasından kalktım. Cavidan boş gözlerle modeme bakıyordu. “DSL ışığı kırmızı, internet gelmiyor” dedim.

Cavidan: Yani düzelmez mi?

Ben: Muhtemelen bir çalışma vardır ya da genel bir arıza. Burayla alakası yok Cavidan: Kapatıp açsak?

Ben: Olur, dene. Zarar gelmez. Cavidan modemin arkasındaki on/off tuşuna bastı, kapattı ve tekrar açtı. DSL ışığı yine kırmızı yandı.

Cavidan: (Canı sıkkın şekilde) Yine kırmızı yandı.

Ben: Çok mu önemli internet? Neden bu kadar dert ettin ki şimdi?

Cavidan: Ya ne bileyim… Olsa iyi olurdu. Hem müzik açardık sevişirken, daha rahat hissediyorum.

Ben: Benden açarız merak etme

Cavidan’ı elinde tutup kalktığımız koltuğa geri götürdüm. Yan yana oturunca tekrar öpüşmeye başladık. Biraz tedirgin gibiydi.

Ben: Hadiii… Sen benden daha istekliydin, noldu?

Cavidan: Yok bir şey. Bir dakika geliyorum hemen Cavidan yanımdan kalktı, koşar adım odadan çıktı. 15-20 saniye sonra elinde bir şeyle geri geldi. Biraz dikkatli bakınca maske olduğunu anladım. Sadece göz kısmına gelecek şekilde bir karton maske vardı elinde, arkası uçkurlu... Kafasına geçirip taktı.

Cavidan: Nasıl, beğendin mi? "Bu ne amına koyayım" diyecektim ama benden önce davrandı.

Cavidan: Biraz fantezi katmak fena olmaz diye düşündüm.

Ben: (Mırıldanarak) Hıhı, iyi olmuş... İçimden "Ben sana göstereceğim fanteziyi birazdan" diye geçiriyordum. Elini tutup yanıma oturttum. Hemen elimi tişörtünün altına attım, çekip kafasından çıkardım. “Bugün baya hızlıyız” dedi gözlerime bakarak.

“Hem sen böyle tam takır giyinikken olmaz” dedi ve önce benim tişörtümü çıkardı, sonra aşağı kayıp önümde diz çöktü. Pantolonumu indirdi. Üzerimde parlak kırmızı-Yeşil-Siyah renklerinde, kilim gibi görünen sevişme donum vardı. Ne zaman giysem beynimde otomatikman Sümer Ezgü’den “Şeker Almaya Geldim, Yari Görmeye Geldim, Aç Kolların Sevdiğim de, Seni Sarmaya Geldim…’’ şarkısı çalıyordu. Cavidan’ın gözü ilk olarak boxer’ın tepesinden fırlamış sikimin başına gitti. Yüzüne bir şaşkınlık ifadesi oturdu. Onun beklediği, sikimin düğme gibi içine kaçmış olmasıydı ama karşılaştığı manzara tam tersiydi. Ellerini uzatarak boxer’ımı aşağı indirdi ve kalkmış sikimi görünce refleksle elini ağzına götürdü. “Kalkmış ama bu…” dedi şaşkınlıkla. ‘’Kalkmaması mı gerekiyordu?’’ dedim. Cavidan şaşkın şaşkın bakıp, ‘’Ne bileyim, ben böyle yavaş yavaş, hani vakti gelince kalkar diye düşünüyordum...’’ dedi.

Gülümsedim ‘’Bagaj kapağı mı bu yavaş yavaş kalksın? Hele bir de senin gibi bir afetin yanındayken!’’ Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #80):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki