Cavidan bir an dondu kaldı. Gözleri kısıldı, yüzündeki o küstah ifade yavaş yavaş yerini kararsızlığa bıraktı. Kollarını göğsünde daha sıkı bağladı, ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu.
Ben: Bu arada… Küfürden hoşlanıyorum demiştin. O kısım doğru muydu? Cavidan önce derin bir iç çekti, sonra mırıldandı: Cavidan: Evet…
Ben: İyi o zaman gel yanıma. Yeni gelin gibi durma orada. Cavidan kalktı, yavaşça yanıma oturdu. Elini tuttum ve kalkmış sikimin üstüne koydum. Bir an tereddüt etti ama daha fazla uzatmadı. Fermuarımı indirdi, kemerimi çözdü ve sikimi dışarı çıkardı. Avucuna alıp yavaş yavaş oynamaya başladı.
Ben: Ağzına al. Cavidan koltuğa dizlerinin üzerine çıktı, kucağıma eğildi ve sikimi ağzına aldı. Gönülsüz olduğu her halinden belliydi ama saksosu gerçekten usta işiydi. Pantolonumu baldırlarımın altına kadar sıyırdım. Cavidan taşaklarımı da emmeye başladı.
Sabah Hanife Ebe’nin karışımı ve Yasin’in Viagra’ları yüzünden kendimi zor tutuyordum. Bir ara başını kaldırıp sordu: Cavidan: Verdiğim içeceği ne yaptın? İçmedin değil mi? Böyle kalkması imkânsız Gülümsedim, gizli kameranın yanındaki tası gösterdim.
Ben: Onun içine döktüm. Cavidan bir şey diyecekti ki, kafasını bastırdım.
Ben: Devam et. Konuşma. Çok dayanamadım. Tam Cavidan’ın ağzındayken boşalmaya başladım. Cvidan hemen sikimi ağzından çıkarıp kafasını geri kaçırdı. O kaçırana kadar çoktan ağzına, yüzüne, boynuna ve göğüslerine boşalmıştım bile. Cavidan hemen doğruldu, yüzünü buruşturdu ve hızlıca banyoya gitti. Çeşmeden ağzını yıkarken ben koltukta yayılmış oturuyordum. Geri döndüğünde elinde peçeteyle yanıma geldi, üzerimi temizlemeye başladı.
Cavidan: Sen artık kalksan iyi olur.
Ben: Kalksan mı? Dilenciye sadaka mı veriyorsun amına kodumun kahpesi?
İki ağzına aldın diye adamı kışkışlıyorsun?
Cavidan: Kahraman birazdan…
Ben: Siktirme Kahraman’ı. Ara geç gelsin. Yerimden kalktım. Kemeri çözülmüş pantolonumu bir elimle tutarak, diğer elimle Cavidan’ı kolundan yakaladım ve çekeleyerek yatak odasına götürdüm.
Cavidan: Bayram… Bırak… Sen böyle bir adam değilsin, biliyorum.
Ben: (sikimi göstererek) Bunu indirene kadar bir yere gitmiyorum. Boşuna kendini yorma. Yatak odasına girdiğimizde kapıyı arkamızdan sertçe çarptım. Cavidan’ı omuzlarından tutup yatağa doğru ittim. Gözlerimin içine baktım, sesim buz gibiydi: Ben: Şimdi soyun. Ve iyi dinle… Bana bugün atmak istediğin kazığın, Kahraman’la kurduğun o pis planın bedelini ödeyeceksin. Anlaşıldı mı?
Cavidan: Bayram… Yapma bunu. Lütfen… Bir adım daha yaklaştım, sesimi iyice alçalttım ama ama bu sefer konuşmam daha kesin ve netti Ben: Soyun dedim.
Yoksa ben soyayım mı seni? O zaman daha sert olur, garanti veriyorum. Cavidan yutkundu, elleri titriyordu. Birkaç saniye daha direndikten sonra yavaşça tişörtünü başından çıkardı, eşofmanını aşağı sıyırdı. Üzerinde sadece siyah bir tanga kalmıştı. Harika bir vücudu vardı. Porno dergilerdeki kadınlara benziyordu. Bembeyaz ve pürüzsüz. Dediği gibi epilasyon yaptırmış, tek bir tüy yoktu. Güneşin altında çıksa parlardı mutlaka.
Ben: Tangayı da çıkar Cavidan: Bayram… Yeter artık…
Ben: Lan zaten incecik ip kalmış amına koyum, onun nazını mı yapıyorsun? Sen bana ilaç verirken, polisi çağırırken, kocanı üstüme salarken “yeter” dedin mi? Saçlarından tutup hafifçe kendime çektim, kulağına fısıldadım: Ben: Bugün yeteri ben diyebilirim sadece senin öyle bir hakkın yok. Cavidan tangayı kendi eliyle aşağı indirdi. Şimdi tamamen çıplak karşımdaydı. Göğüsleri kalkıp iniyor, nefesi hızlanmıştı.
Onu omuzlarından tutup yatağa sırt üstü yatırdım. Bacaklarını ayırdım ve arasına girdim. Sikim taş gibi sertti. Elime tükürüp üzerine dağıttım.
Ben: Bak bana. Cavidan gözlerini kaçırdı. Çenesinden tutup yüzünü kendime çevirdim.
Ben: Gözlerimin içine bak dedim. Benimle yatarken başka yere bakmayacaksın. Anladın mı? Cavidan zorla başını salladı. Sikimin başını amının dudaklarına dayadım ama hemen girmedim. Bir süre orada beklettim, ağır ağır sürtündüm. Cavidan’ın vücudu gerildi, kalçaları hafifçe titriyordu. Bacaklarını iyice ayırdı, bir gözlerime bakıyordu, bir de sikime…Sikimi birkaç kez amının üstüne vurdum. Amı kayış gibi pürüzsüz, şişmiş ve ıslak dudakları sikimin başını bastırınca sıkıca sarıyordu. Her sürtünmemde ayrılıyor, tekrar kapanıyor, vıcık vıcık sesler çıkarıyordu. Gözlerim yukarı kaydı. Göğüsleri… Göğüsleri orta büyüklükte, dik ve dolgun duruyordu.
Sertleşmiş kahverengi uçlarını ısırmamak için zor tutuyordum. Sikimi tam arasına koyup boşalmalık göğüsleri vardı. Ağırdan almalıydım.
Ben: Ne düşünüyorsun şimdi? C planınız var mı bu durum için konuşsana amcık karı! Cavidan cevap vermedi, sadece dudaklarını ısırdı. Birden tek hamlede köküne kadar girdim. Cavidan acıyla karışık bir inleme çıkardı, tırnaklarını sırtıma geçirdi.
Ben: İşte böyle… Daha hızlı ve sert hareket etmeye başladım. Her darbede kalçaları titriyordu. Bir elimle göğüslerini sıkıyor, yoğuruyordum. Az da olsa inlemeye başlamıştı. O seslerle beraber ben de daha da azıyordum. Bir elimle çenesinden tutup sertçe tokat attım. Ters ters baktı bana. Tekrar tokatladım.
Ben: Noldu amına kodumun karısı? Hoşuna gitmedi mi? Cavidan ayaklarını belime doladı. Fırın gibi yanan amının içinde yavaş yavaş gidip geliyordum. Başlangıçtaki o soğuk, isteksiz tavrını artık bir kenara bırakmıştı; iyice alışmış, inlemeye başlamıştı bile.
Hızımı artırdım. Bacaklarının arasında hızımı iyice artırdım. Cavidan’ın bacakları zangır zangır titremeye başladı; elimi baldırlarına götürdüğümde o titremeyi parmak uçlarımda hissediyordum. Amı vıcık vıcık olmuştu, suları resmen taşaklarıma süzülüyordu. “Ben boşaldım… Hadi sen de boşal, rahatla” dedi nefes nefese. Belime doladığı ayaklarını elimle tutup indirdim ve tempoyu iyice artırdım. Hızlandıkça Cavidan’ın göğüsleri gözlerimin önünde sertçe sallanıyordu. Eğildim, memelerine birkaç kez dil attım. Artık kendimi tutamıyordum. Cavidan’ın amına sonuna kadar kökleyip, o son saniyeye kadar bekledim; tam o an dışarı çıkıp dizlerimin üzerinde üzerine boşaldım. Cavidan uzanıp sikimi avuçladı, kökünden başına kadar iyice sıkarak birkaç kez git-Gel yaptı. Kafasını özellikle sıkarak içinde kalan ne kadar döl varsa hepsini sağıp çıkardı. Yatağın örtüsünü çekip üzerini sildi, sonra bana o meşhur bakışlarından birini atarak: "Fena değilsin," dedi.
Altımdan toparlanıp ayağa kalkarken de ekledi "Duşa önce sen gir istersen..." Ben: Daha bitmedi...
Cavidan: "Bayram neden anlamıyorsun beni? Gitmen lazım artık.
Ben: Bence anlaşılmayacak bir şey yok Cavidan. BİT-ME-Dİ!" (Her hecenin üzerine basarak.) Cavidan yatakta doğrulup saatine baktı; sesi artık belirgin şekilde rahatsız ve sabırsız geliyordu: Cavidan: Bayram... Yeter artık. Gitmen lazım, çok geç kaldık.
Ben: Başka dilde mi konuşuyorum ben? Bitmedi diyorsam bitmedi! Elimi Cavidan’ın kafasına koyup hafifçe aşağı doğru bastırdım.
Ben: Diz çök. Ağzını aç. Sikimi emeceksin. Cavidan bir an tereddüt etti, gözlerimin içine baktı ama itiraz etmeye cesaret edemedi. Dizlerinin üzerine çöktü ve sikimi ağzına aldı. Saçlarından sıkıca tutup ritmi tamamen kendi kontrolüme aldım. Bir ara nefeslenmek için sikimi ağzından çıkarıp bana baktı: Cavidan: Sen ilaç falan mı aldın da inmiyor bu?
Ben: Ne ilacı? Tarih yazmaz, bunu kendime hakaret sayarım! (Yalancıyı sikmiyorlar ya nasılsa...) Seni çok beğenmiş ablası, ondan inmiyor. Mutlu ol işte!
Cavidan: Bu sefer son ama... Daha da kessen vermem, haberin olsun. Cevap bile vermedim; kafasına hafifçe bastırıp "Devam et" işareti yaptım. Bir süre ağzını siktikten sonra onu yataktan kaldırıp sertçe konuştum: Ben: Sen benim orospumsun, bunu sakın unutma! Sırtüstü yatağa uzandım. Cavidan artık yönlendirmeme gerek kalmadan, bir ayağını yanıma atıp kucağıma yerleşti. Sikimi tam içeri sokmadan önce amının dudakları arasında ağır ağır gezdirmeye başladı.
Ben: Bu amcık benim, anladın mı? Benim malım artık! Cavidan cevap vermedi, sadece hızlı hızlı nefes alıyordu. Sikimi yavaşça içine aldı ve derin bir nefes verdi. Ellerini göğsümün üzerine koyup kucağımda yavaş yavaş gidip gelmeye başladı. O pozisyonda o kadar seksi görünüyordu ki…
Aslında daha gönüllü olsa insana dünyada cenneti yaşatırdı, ama yapacak bir şey yoktu. Yine de işini çok iyi yapıyordu. Bana sadece ellerimi yana atıp bu seks tanrıçasını izlemek kalıyordu. Cavidan içindeki yarakla iyice hızlanmış, kendinden geçiyordu. Dibine kadar alıp belini döndürerek hareket etmesi beni de kendimden geçiriyordu. Arada bir götünü tokatladım. Daha sonra iki elimle kalçasına yapışıp havada tutarak alttan alttan amına pompalamaya başladım. Cavidan her darbede daha yüksek sesle inliyordu. Gerçekten mi yapıyordu yoksa beni boşaltmak için numara mı yapıyordu, emin değildim ama bu hali fena yapmıştı beni. Doğrulup Cavidan’a belinden sarılarak onu altıma aldım. Amından çıkıp omzundan tutarak yüzüstü çevirdim. Belinden tutup çekince domalmış pozisyona geldi. “Bana söylesene ne yapacaksan, böyle oyuncak bebek gibi davranıyorsun” dedi Cavidan sinirli sinirli.
Kalçasına iki tane sert tokat attım “Keyfimin kahyası mısın lan kahpenin dölü?” Kalçasını iki elimle açtım ve sikimin başını amına dayadım.
Ben: Amcığını sikeyim mi yoksa götünü mü? Seç bakalım.
Cavidan: (kızgın ve yorgun bir sesle) Bayram artık bokunu çıkartma… Amımı sik sadece! Kızar gibi söylemişti ama sesindeki o teslimiyet hoşuma gitti. Belinden sıkıca tuttum; bir dizim yatağın üzerinde, diğer ayağımı yana doğru açıp destek aldım ve sikimi amına sertçe yerleştirdim. Dibine kadar girdim. Bu sefer biraz zorlandım çünkü bu pozisyonda amı iyice daralmıştı. Birkaç yavaş git-Gelden sonra daha da hızlandım. Her girişimde şak şak sesleri odada yankılanıyordu. Hem daha derine ulaşıyordum hem de kalçası bu açıyla tam bir sanat eseri gibi duruyordu. Kahraman pezevengi gelecekse inşallah bizi bu pozisyonda görürken gelir diye geçirdim içimde Ben: Daha sert istiyor musun?
Söyle… Daha sert sik de. Cavidan artık cevap verecek durumda değildi, sadece derin derin inliyordu. Ritmimi iyice artırdım. Saçlarını elime dolayıp kafasını geriye çektim.
Ben: Amına kodumun orospu kahpesi… Götünü kaldır, iyice domalt kendini. Cavidan dediğimi yaptı. İnleyişleri beni iyice çileden çıkarmıştı. Daha sert sikmeye başladım. Bir yandan amını sikerken diğer yandan iki parmağımla göt deliğini yumuşatıyordum. Cavidan önce elini uzatıp engel olmaya çalıştı ama bırakmadım. İnanılmaz zevkliydi. Hareketlerim sertti, onu cezalandırır gibi sikiyordum. Cavidan artık iyice zevke gelmişti. “Ahhh… Ihhh…!” sesleri çıkarıyordu. Kafasını yatağa koymuş, sadece götü havada kalmıştı. Öyle bir pozisyon almıştı ki götü olduğundan daha büyük görünüyordu. Gördüğüm manzara yeminle bir şaheserdi. Daha fazla dayanamadım. Sikimi ıslak amından şak diye çıkardım; kafasını göt deliğine sertçe bastırınca Cavidan irkilerek kendini ileriye doğru kaçırdı.
Cavidan (acı ve zevk karışımı bir sesle): “Ya Bayram… Ne yapıyorsun? Götüm olmaz… Hiç sırası değil…” Ben: Olur. Bu göt sikilmeden bırakılmaz.
Cavidan: Olmaz diyorum… Götüm olmaz!
Ben: İyi o zaman! "Kahraman gelmeden giden Bayram’ı siksinler" o zaman!
Cavidan: Iyyyyy! Iyyyyyyy! Ne bok yersen ye tamam ama çabuk ol artık! Sikimi önce amına yerleştirdim, birkaç kez yavaşça gidip geldim. Sikim iyice ıslanmıştı. Sonra amından çıkarıp göt deliğine dayadım. Ama girmiyor, direniyor resmen Ben: Cavidan, kendini kasmazsan daha kolay olacak Cavidan sıkılmış gibi “Offf… Tamam” dedi. Göt deliğine tükürüp yavaşça yarağımın ucunu sokmaya başladım. Kafası içine gömülünce birden yüklendim ve yarısı girmiş oldu. Cavidan yerinden sıçradı resmen.
Cavidan: Ahhh… Ananı sikeyim Bayram! Yırtıldı resmen… Dayanamıyorum! Lütfen yapma, gel amımdan sik… Yalvarıyorum sana…
Ben: Anamı karıştırma amına koduğumun karısı! Bir daha abandım, yine "Aaah!" dedi ama bu sefer sesi daha cılız çıkmıştı. Biraz bekleyip götünde git-Gellere başladım; bir yandan da amını elliyordum.
Cavidan: Keşke krem sürseydim, yanıyo…
Ben: İyi oluyor sana, amına koduğumun karısı! Birkaç dakika geçmişti ki Cavidan zevkten inlemeye başladı.
Ben: Ne oldu Cavidancığım, hoşuna mı gitti? Kafasını salladı hafifçe.
Ben: Düzgün cevap ver, sikerim belanı!
Cavidan: Çok hoşuma gitti aynen, amına koduğumun bebesi... Kalçalarına okkalı bir tokat patlattım, sesim kalın ve sinirli çıkıyordu artık.
Ben: Beni telefona ne diye kaydetmiştin?
Cavidan: Bayram... (Sesi titreyerek inliyordu.) Ben: Doğru konuş sikerim belanı! (Daha sert bir darbeyle yüklendim.) Cavidan: Zaten ne yapıyorsun şimdi... (Acıyla nefesi kesildi.) Ben: İyi, sen yine de doğru konuş! (Saçlarını tutup hafifçe geri çektim.)
Cavidan: Kurban... (Zorla konuşabilmişti.) Bu cevabı duyunca sinirim tepeme vurdu. Dişlerimi sıkarak belini iki elimle pençe gibi kavradım; götünden yavaşça çıkıp her kelimede bir balyoz vurur gibi girmeye başladım.
Ben: Kurban mı? Demek Kurban, amına koduğumun orospusu! Gözüm döndü, var gücümle girip çıkıyordum artık.
Cavidan: Aaaahh! Bayram... Yavaş biraz ya, acıyor gerçekten! Bayrammm!
Ben: Acısın! İsmimi öğrenene kadar sikeceğim seni... Bağır bakayım, kimim ben? Söyle!
Cavidan: Bayram... Sen Bayram’sın... Aaahh!
Ben: Aferin... Götünden şak diye çıktım. O arkadan görünüş yeminle bir şaheserdi; üzeri damla damla parlayan amı ve yavaşça kapanmaya çalışan göt deliği... Tekrar amına yerleştim. Vurdukça kalçaları ve saçları dalgalanıyor, beni mest ediyordu. Kalçalarını tokatlıyor, saçlarını dolayarak kendime çekiyordum. Bir ara durunca Cavidan kendisi git-Gel yapmaya başladı, iyice çözülmüştü.
Tekrar götüne girdim. Cavidan gözlerini kapatmış boşalmamı beklerken, yanımda duran pantolonumun cebinden telefonu çıkardım. Kamerayı açıp bu manzarayı kaydetmeye başladım.
Ben: Aşkım senin götte çok darmış ama haa! (Sinsice gülerek daha da abandım.) Cavidan: Ahhh Bayram... Öldüreceksin beni, yavaşla biraz...
Ben: Yavaşlamak yok! Şu göte bak, şu daracık amcığa bak... Sike sike adam edeceğim seni merak etme. Kahraman puştu böyle sikebiliyor mu seni? Cevap ver!
Cavidan: Hayır… Ahh… Yapamıyor… Yeter Bayram… Lütfen… Bu cevap ciğerime su serpti resmen. Sikimi götünden çıkarıp tekrar amına kökledim, hızı iyice artırdım. Telefon hala kayıttaydı.
Ben: Güzel… O zaman bu amcık ve bu göt artık sadece benim. Anladın mı? Cavidan sadece başını sallayabildi. Vücudu zangır zangır titriyor, bacakları artık onu taşımıyordu.
Cavidan: Bayram... Ahh, bitir şu işi artık, mahvoldum!
Boşalmaya yakın iki elimle kalçasına yapıştım, götüne iyice kökleyerek bütün hırsımı içine boşalttım. Kaydı durdurup telefonu yatağa fırlattım. Dizlerimin bağı çözülmüştü; Cavidan’ın üstüne yığıldım, birlikte yana doğru devrildik. Sikim hala götünün içindeydi ve o sıcaklıktan çıkmak istemiyordum.
Cavidan: Canımı aldın resmen, bittim ben... Yataktan kalktı; bir elini hala sızlayan götünün arasında tutarak yavaş adımlarla banyoya gitti. İçeriden "Duş alacak mısın?" diye seslendi. "Hayır" dedim kısa yoldan. Kalkıp üzerimi giyinmeye başladım. Sikim sertliğini kaybetmiş ama hâlâ tam inmemişti. “Buna da şükür” dedim içimden. Giyindikten sonra koltuğa geçip oturdum. Cavidan da duştan çıkıp çırılçıplak yanıma geldi, oturdu. İkimiz de hala yeni bitmiş seksin yorgunluğu vardı. Elinde sigara vardı, yaktı ve "İç der gibi" bana uzattı. "Yak, adettendir" dedi.
"Sağ ol" dedim, "Onu içersem performansım düşer." Şöyle bir "Hıh" yaptı; "O zaman hemen başla" diye takıldı. Bir süre sessizce, öylece yan yana oturduk.
Cavidan: Nasıldı?
Ben: Ne nasıldı?
Cavidan: Ne olacak, sikişi diyorum işte...
Ben: İyiydi ama sen biraz gönülsüz olduğun için oradan bir puanını kırıyorum.
Cavidan: İyi dedin... Bu sefer ben sordum; "Peki sence nasıldı?" dedim.
Cavidan: Yani... Beklediğim gibi değildin.
Ben: Yani?
Cavidan: Bu kadar atraksiyon beklemiyordum. Dışarıdan bakınca heyecan yapacak biri gibi duruyorsun ama belli ki tecrüben var. Ama hiç amımı yalamadın, ben de oradan senin bir puanını kırıyorum.
Ben: O zaman galibi belirlemek için penaltı vuruşlarına gitmeliyiz. Eliyle "al" hareketi yaptı.
Cavidan: İstesem vermezdim ama bil diye söylüyorum; öyle polis molis korkusuyla verdim sanma sakın. Kahraman gelecek stresi vardı, gönülsüz olduğumdan değil
Ben: Ne yalan söyleyeyim; ben götün sıkıştı da zorla verdin diye düşünüyorum.
Cavidan: Alakası yok. Polise gidecek adam buraya hiç gelmez, çoktan giderdi. Dürüst olacağım bak; fena değilsin ama hiç benim tarzım değilsin. Yine de o kadar muhabbetin hatırına bence bir kereden bir şey çıkmaz. Tam o sırada telefonunun ekranına baktı ve bir anda ayağa fırladı. “Kahraman gelmiş, bir şey lazım mı diye mesaj attı. Hadi siktir git artık” dedi ve koşa koşa yatak odasına gitti, üzerini giyinmeye başladı. İçeriden bana sesleniyordu: "Çıkmadan şu camları aç da içerisi havalansın!" Camları açtım. Montumu giyip dış kapının önüne gelince Cavidan da giyinmiş halde yanıma geldi.
Ben: Telefonundan ismimi değiştirmeyi unutma. Görüşürüz! Giderayak götüne sağlam bir tokat patlattım. Ben ayakkabılarımı giyerken sesi, ilk tanıştığımız zamanlardaki o tatlı tonuna dönmüştü:
Cavidan: Olanlar aramızda kalacak, tamam mı? Cevap vermedim. Ayakkabılarımı bağlayıp merdivenlerden inerken arkamdan son kez seslendi: "Bayram... Kime diyorum... Bayram!" Bir ara arkamdan küfretmeye başladı sanırım ama duymamazlıktan gelip yürümeye devam ettim. Cavidan’ın yanından çıkıp aşağı, arabada beni bekleyen Yasin’in yanına indim. Bizimki koltukta sızmış; ben cama tıklatınca bir hışımla korkup olduğu yerde sağa sola dönmeye başladı, neye uğradığını şaşırdı.
Ben: Lan ben de sen aşağıda nöbettesin diye rahat rahat takılıyorum karının yanında amına koyayım! Demek birisi gelse yarra yedik!
Yasin: Lan gardaş, daha iki dakika anca olmuştur içim geçeli...
Ben: Kesin öyledir mk!
Yasin: Eeee nasıl geçti? O iş tamam mı?
Ben: Tabii oğlum; tak tak tak! İntikamımızı yerde bırakmadım.
Yasin: Ne intikamı la?
Ben: Malatya Serdarı Seyyid Battal’ın intikamını…
Bir de uyumadım diye beni yiyon mk. Karı bizi katakulliyle içeri tıkacaktı, onun intikamını diyorum.
Yasin: Ha doğru ya, aklımdan çıkmış valla. (Sırtıma iki kez vurdu.) Vay gardaşım be! Helal olsun sana, iyice bir ezseydin şıllığı.
Ben: Tabii oğlum ne sandın! (İki elimin avuçlarını birbirine yapıştırıp çevirerek hareketimi yaptım.) Yasin: Peki bu Cavidan kendi resimlerinin çekmesinden haberdar mı?
Ben: Resmi gösterdim ama onu sormadım.
Yasin: Hapları sordun mu? Bir çanta hap buldum dedin ya, onlar ne ayak, onu sorsaydın?
Ben: Onu da sormadım, o an hiç aklıma gelmedi.
Yasin: E gardaşım sen ne yarram yemeye gittin o zaman? Bir de bana diyorsun uyuyorsun diye. Bir bok öğrenemedin, sadece karıyı siktin geldin yani!
Ben: Yani! (Yasin’in yanağından makas alıp sırıttım.) Keyfim yerinde, şu an sana bir şey demiyorum. Bir şeyler öğrendim merak etme, gidelim bir yerde yemek yiyelim, anlatırım hepsini.
Yasin: (Kafasını sallayarak) Lan götten bacak! At gibi kıza kaydın mk, senin keyfin yerinde olmayacak da kimin olacak? Lafı bitince Yasin cebinden telefonu çıkarttı. Biraz karıştırdıktan sonra mırıldanarak konuştu: Yasin: En son 22 Mart Perşembe Zehra denen karıyı kaydetmişim... Unutmayalım bunu da ekleyelim hemen. Tarihhhh 24 Mart 2012, saat 16:55... Cavidan’dı değil mi la karının adı?
Ben: Evet.
Yasin: Sağlık çalışanı diyorum buraya... (Elindeki telefona bir şeyler yazıyordu.) Ben: Ne yazıyorsun oğlum sen? Beni hiç siklemedi, kendi dünyasındaydı pezevenk.
Yasin: Kaç posta yazayım bu karıya gardaşım? 2 mi, 2 buçuk mu?
Ben: O ne oğlum, pide mi söylüyoruz? Ne diyorsun, anlamadım ki...
Yasin: Lan siktiğin karıları not alıyorum; sonra anlatınca kafam karışıyor hangisi hangisiydi diye. Buradan açıp bakıyorum işte.
Ben: Senin amına koyayım Yasin!
Yasin: 2 yazıyorum o zaman?
Ben: Yaz 3 yaz!
Yasin: Tamam, 3! Biz Yasin’le arabanın içinde konuşmaya devam ederken Kahraman, ablası Yasemin’in arabasıyla apartmanın önüne geldi. O sırada Cavidan evin penceresinden aşağıyı izliyordu. Kahraman elinde çantasıyla apartmana girerken Cavidan da perdeyi çekti, gözden kayboldu. Biz de Yasin’le yemeğe geçtik. Yemek sonrası akşam Suna’nın nişanı için çeyrek altın alıp öyle yola çıktım. Yolda Ömer Hoca aradı; "Neredesin?" diye, nişana birlikte geçecektik. Evime varıp hazırlanıp çıktığımda saat 19:15 olmuştu. Ömer hocayla Aynur ablayı arabayla alıp birlikte İsmail abilerin evine geçtik. İsmail abi "aile arasında olacak" demişti ama kız tarafı, erkek tarafı, köyden gelenler derken neredeyse 50 kişi vardı. Bizimle birlikte Rahmi hocayla Gülşah abla da katılmıştı. Muhtar olduğu için Fadime ablayı da katılır diye düşünmüştüm ama gelmedi.
Oradayken Fadime ablayla Hacer ablanın aralarının pek iyi olmadığını öğrendim bu vesileyle. Sebebini öğrenmemiştim ama kesin Fadime abla haklıdır, ona emindim. Bir ara İsmail abi koluma girip beni Suna’yla nişanlısının yanına götürdü "Gel dedi seni Davut’la tanıştırayım." Suna’nın nişanlısı benden uzun, esmer, zayıf bir çocuktu. Saçları boyalı gibi simsiyah duruyordu. Ayaküstü İsmail abi tanıştırdı; "Bayram hocanın çok hakkı var Suna’da" dedi tanıştırırken. Efendi, kendi halinde birine benziyordu; inşaat mühendisiymiş, 30 yaşındaymış. Biraz laflayıp "Hayırlı olsun" dedikten sonra daha çok Aynur ablaların yanına geldim. Suna’yla sadece küçük bir kafa selamı, bir de yarısı anlaşılır yarısı belli belirsiz "Hayırlı olsun, Allah tamamına erdirsin" temennisi dışında başka hiç diyaloğumuz olmadı. Suna sade beyaz seçmişti. Sade olmasına rağmen ona çok yakışmıştı.
O yeşil gözleri, elbisenin açık tonuyla daha da ortaya çıkmıştı. Suna aslında dal gibi, minyon bir kadındır; ama o gün yüzünde bir farklılık vardı. Başörtüsünü mü değişik bağlamıştı yoksa hafiften kilo mu almıştı çözemedim; o elma yanakları iyice tombullaşmış, yüzüne garip bir dolgunluk gelmişti. Bir an içimden "Acaba hamile mi?" diye geçti ama sonra kendi kendime "Abartma mk Bayram, iyice uçtun" dedim. Aklımdan hep Türk filmlerindeki gibi düğünde damadı bırakıp seyirciler arasında asıl sevdiğine kaçması gibi bir sahne geçiyordu. Bizim için imkansız bir sahne; böyle şeyler zaten filmlerde olur mk, adamın götünü keserler. Suna’nın başkasıyla evlenmiş olmasını sindiremiyordum ama o kadar da değildi. Buraya gelene kadar "Tamam," diyordum; evleneceği fikrini kafamda iyice kabullendiğimi sanıyordum. Ama kapıdan içeri girip onu o halde görünce, göğsümün tam ortasına isimsiz bir ağrı oturdu.
Bakın, bunu öyle edebiyat olsun, süslü laflarla acı çekiyorum ayağına yatayım diye anlatmıyorum. Öyle her şeye karalar bağlayan, yumuşak ibnenin biri de değilimdir ama o an içimde sanki kaynar çayı tek dikişte içmişim de, birisi midemde çay kaşığı çeviriyormuş gibi köz bir yanma hissettim. "Bakma… Sakın bakma" diyordum kendi kendime. Tabii yapamadım. Göz bu, söz dinlemiyor ki. İşin kötüsü, ne zaman kafamı kaldırıp baksam göz göze geliyorduk. Yüzünde zoraki bir tebessüm vardı belki ama o yeşil gözlerinin beyazı, sanki saatlerce ağlamış da yeni susmuş gibi hafiften kanlanmış, kızarmıştı. O kızarıklığı her gördüğümde, midemdeki o çay kaşığı bir tur daha döndü. Aynur abla bir ara bana doğru eğilip "Kaçtı güzelim kız" dedi sessizce. "Efendim abla?" dedim. "Sana köyde tek yakıştırdığım kız buydu, çok beğeniyorum gerçekten" dedi. "Hayırlısı" dedim.
"Öyle tabii ama gözü de sende baksana; dikkat etmeyeyim diyorum ama yok, sana bakıyor eminim. Sen buna bir ara ders falan anlatmıştın değil mi?" dedi. "Hı hı" dedim sadece. "Ablası benden kıskandı, taş koydu sonradan" dedim yalandan gülerek. "Herkesi kendisi gibi sanıyor sanırım" dedi kızar gibi. "Niye abla?" dedim. "Fadime’ye anlattıracaksın ama gençken kırdığı ceviz kalmamış; kocası Allah’ın adamı yoksa işi zordu, şimdi de namuslu mu kesilmiş başımıza? Çepel Hacer ne olacak!" dedi. Sonra da konuyu kapattık. Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle başlayan klasik kız isteme merasimi verdik gittiyle bittikten sonra Rahmi Hoca dua etti ve nişan akdine geçildi. Davetlilerden Halim dede gençlerin kurdelesini kestikten sonra gelenler takılarını taktı. Çeyrek altını takınca Aynur abla "Sen niye takıyorsun, zaten gideceksin" dedi. "Olsun dedim İsmail abiyi severim, hatırı çoktur" dedim.
Evin içinde diğer odalara sofralar kurulmuş; kadınlar ve erkekler ayrı odalarda yer sofralarında yemeklerini yediler. Sonra erkekler avluya geçtiler. Avluya öğrenci sıraları gibi sıralar U şeklinde dizilmiş, üstüne oturduk; çay kuru pasta ikramı yapıldı. Hacer ablayla İsmail abinin yüzü gülüyordu. Özellikle Hacer ablanın mutluluğu her hareketinden belli oluyordu. Önceden gıcık da olsa kadına karşı empati yapıyor, "En azından kardeşinin iyiliğini düşünüyor" diyordum ama Kahraman’la olan videosunu izledikten sonra gözümden düşmüştü. Suna’yla aramızda olanları öğrendi desem, haberi olsa net yüzüme çarpar hatta daha da çirkinleşirdi. Net olarak beni sevmemişti. Ama yine de o karşı geldikçe Suna ablasına inat bana daha çok yanaşmıştı. Bu da bir gerçekti. Önceki birikmişliklerle birlikte Suna benimle yaptıklarıyla kendisini zorla evlendiren ailesinden ama en çok da ablasından intikam almıştı.
İşime gelmişti. Güzel zamanlar geçirmiştik, güzel anılar kalmıştı. Daha sonra içeriden beni çağırdılar; damatla gelinin fotoğrafını çekmem için. Damat iş yerinden getirmiş ama fotoğrafçıların makinelerinden olunca kimse becerememiş. Biraz karıştırınca kaptım işi; sırayla Suna’yla nişanlısını, sonra ailelerle fotoğrafını çektim. Fotoğraf çekiminden sonra Ömer Hoca ve Aynur ablayla dikilirken İsmail abiyle Hacer abla yanımıza geldiler.
İsmail: Darısı sana Hocam! Düğünün nişanın olurda çığırmazsan gücenirim. Elekle su taşıyacam aha buraya yazıyom (Gülerek) Aklıma beni nişana davet ederlerken Hacer ablaya sinirimden bende evleneceğim yalanını söylediğim geldi. Telaşla “İnşallah İsmail abi, hakkımızda hayırlısı, olursa haber veririm” dedim. Neyse ki İsmail abi konuyu uzatmadı. Ömer hoca "Hayırlı olsun, damadınız çok efendi, düzgün birine benziyor, Allah mutlu mesut etsin" deyince İsmail abi "Öyle öyle" dedi kafasını sallayarak ama Hacer abla lafı aldı hemen:
Hacer: Suna bek şanslı hocam! Durdu durdu turnayı gözünden vurdu. Bir ara ipsiz sapsızın birine gönlü kayacak diye çok korktum ama kurban olduğum Allah şaşırtmadı. (Ellerini dua eder gibi açıp bu lafı bana çakmıştı besbelli.) İsmail: Yav hocam, doktor bey kuzu istemişti, ona da dediydik ama gelmedi. Onun kuzuyu giderken sana versem de götürsen olur mu? Ben bir şey söylemeden Hacer abla hemen atladı.
Hacer: Boş ver kuzuyu muzuyu nişan da aklına o mu geldi şimdi İsmail: Kız sen dedin ya doktor kuzu istedi diye, şimdi de boş ver olur mu? Koskoca doktor kuzu istemiş, yakışır mı bize?
Hacer: Gelseydi verirdik, arkasında kuzu mu gezdireceğiz!
Ben: Abi Hacer abla karıştırmış; kuzu istemedi, siyah keçi istedi. Bende yanlarındaydım konuşurken.
İsmail: Valla o da var, hatta iki hafta önce kurnadı keçinin biri, hemi de iki dene gapkaralar. Gözüm Hacer ablaya kaydı.
Siyah keçi sözlerimden sonra cin görmüş gibi bana bakıyordu. Bir şey söyleyemedi, kitlendi kaldı.
İsmail: Giderken arabanın arkasına at kuzuyu doktur beye verirsin. Bir çuvalda yem veririm sana arada önüne koysan idare eder. Doktor bey kesecekse artık bana haber verin, ben gelir kesiveririm de.
Ben: O işini bilir abi. Koskoca doktor; kesme biçme onların işi zaten, maharetli parmaklarıyla neler yapıyor neler bir bilsen... İsmail abi: Valla okumuş adamın işine aklım ermez, benim bildiğim bana yeter İsmail abiyle karşılıklı gülüştük. Hacer ablanın bu son dediğimden sonra rengi bir ton daha beyazlaştı. Kireç gibi olmuş suratla arada kalabalığa bakıyor, arada bana göz atıyordu. Önce siyah keçi istedi muhabbetini açmam üstüne maharetli elleri sözlerini söyleyince Hacer abla Kahraman’la ilişkisini bildiğimi anlamıştı besbelli. Dünya gözüyle onu bu halde gördüm ya gayli ölsem de gam yemem mk.
Bundan sonra bana faydası olmayan kilisenin papazını sikeyim hiç umuruma gelmez, az bile oldu amına kodumun karısına. Biraz önceki bana laf sokan halinden eser kalmamıştı. O sırada misafirlerden birisini uğurlamak için İsmail abiler yanımızdan ayrıldılar. Aynur abla sordu "Hacer’in rengi attı, ne dedin de öyle oldu?" Ben: Bir şey demedim abla.
Aynur: Bayramm!
Ben: Abla valla bir şey demedim. Kahraman konusu açılınca suratı düştü. Bildiğim kadarıyla doktorla kardeşinin arasını yapmak için çok uğraşmış Aynur: Sende Fadime’nin bir eşisin bakıyorum da haberinin olmadığı yok!
Ben: Eh, bizim de kendimize göre yeteneklerimiz var. (Gülerek.) Aynur: Eşşek! (gülerek.) Nişanda garip olan şeylerden birisi, Gülşah ablanın ağzını bıçak açmıyordu. Normalde neşesiz olduğu hatta kalabalık ortamlarda sessiz olduğu çok nadirdir ama ilk kez sessizce oturuyor, pek kimseyle konuşmuyordu.
Nişana gelirken oldukça sade giyinmesi ayrıca garibime gitmişti. Son zamanlardaki özeni, kendine bakımı göz önüne alınınca bir sıkıntı olduğu belliydi. Rahmi hocayla konuştuk; gece gittiğimiz define avının lafını yaptık, birkaç kez kendimizi gülmekten alamadık. Arada Gülşah abla aramızdaki neşeli sohbete dikkat edip bizi dikkatlice süzdü. Sonra konuyu bir ara "Pes mi atsak?" diye konuştuk. Rahmi hoca bu teklifi hiç sektirmeden "Buradan çıkınca bize gidelime’’ getirdi. "Yok hocam hemen bugün yapalım diye demedim" dedim ama "Yarın pazar, işin de yok, gidelim" dedi. O zamana kadar sessizce oturan Gülşah abla konuştuklarımızı duymuş olmalı ki "Ne zamandır gelmiyorsun, gelsene" deyince "Peki" dedim. Nişana gelenler yavaş yavaş ayrılmaya başlamıştı; biz de Aynur abla ve Ömer hocalarla birlikte müsaade isteyip kalktık. Giderken Hacer ablanın yüzündeki tedirginliği görmenin verdiği huzur bambaşka bir mutluluktu.
Sayemde günün en mutlu insanından en üzgün insanına geçiş yapmıştı. Başkalarının mutsuzluğuyla mutlu olmak huyum değildir ama yalan yok bu sefer durum farklıydı. Nişandan ayrılırken Hacer ablanın ne kadar suratı asıksa, ben inadına gülerek davrandım. Giderayak takılmayı ihmal etmedim.
Ben: Hayırlı olsun abla. Darısı sana... (dilim sürçmüş gibi yaptım) Pardon abla karıştırdım, Allah tamamına erdirsin! Hacer ablanın yüzü daha da asıldı, bir şey diyemedi. "Sağ ol Bayram Hoca" dedi sadece.
Ben: Sen de sağ ol Hacer abla, sen de sağ ol. (Kafamı sallayarak.) Hacer ablanın hemen yanında dikilen İsmail abiyle tokalaşırken Hacer ablanın duyacağı şekilde "Kara keçiyi verecek misiniz abi?" diye sormayı ihmal etmedim.
İsmail: Hocam avrat biz verelim dedi, sen uğraşma şimdi. Doktur iki üç gün sonra gelecek, ben münasip bir zaman götürür veririm. "Tamam" dedim uzatmadan.
Arabaya doğru giderken Aynur abla yanıma ilişip Aynur abla: Bayram, şimdi yok mok deyip inkâr edeceksin ama sen Hacer’le neyi paylaşamıyorsun da imalı imalı konuşuyorsunuz?
Ben: Hiç abla, sana öyle gelmiş neyi paylaşamayacağım Aynur abla inanmadı söylediklerime Aynur abla: Yok yok, var bir şeyler; Hacer sanki damadı kötü demişiz gibi bir övgüler, bir abartmalar... Sonra sen o ara bir şeyler dedin, birden sustu. Bir de giderken dediklerini de duydum?
Ben: Hayırlı olsun dedim abla giderken Aynur abla: Bayramm… Evli barklı kadına darısı sana dedin, ne yapacaksın?
Ben: Dilim sürçtü abla sende yani Aynur abla: Kesin öyledir. İyi bilirim senin dil sürçmelerini. Sen var ya Ben: Eee nolmuş bana Aynur abla: Sen şeytandan 5 dakika önce doğmuşsun adamsın bir de bana hikâye anlatıyorsun. Bütün gün ağzı kulaklarındaki kadın, sen bir şey dedin ondan sonra yüzü sirke sattı!
Ben: Abla yaa o nasıl laf kalbimi kırıyon (yalandan üzülmüş gibi yaptım hızlı hızlı yürüdüm) Aynur abla: Kafanı kırmadığıma dua et (Arkamdan yetişim kolumu çimdikledi) Ben: Doğru söyleyeyim Hacer ablayı hiç sevmem. İsmail abinin hatırı olmasa adımımı atmam buraya falan. Sebebi de kendisi, durduk yere bana taktı kadın.
Aynur: Sen de haklısın. Fadime de derdi Hacer çok huyludur diye; ben çok oturup kalkmadığım için bilemiyorum. Devam Edecek