BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - Bölüm 83 | Karanlıkta Oku
Ana Sayfa KARANLIKTAOKU
SERİ • 83 / 84 BÖLÜM 22 dk okuma 16,744

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 83. Bölüm

◀ Önceki Sonraki ▶

Bizimle birlikte Rahmi hocayla Gülşah abla da müsaade istemişlerdi. "Eve geçip üzerimi değiştirip gelirim" dedim Rahmi Hoca’ya çıkarken, "Tamam" dedi Rahmi hoca. Aynur abla ve Ömer hocayla evlere gidene kadar nişanı, Suna’nın nişanlısının muhabbetini yapmaya devam ettik. Aynur abla Suna’nın nişanlısını beğenmiş "Yaşı var ama düzgün biri belli" dedi. Aynur abla bu konularda yanılmaz, Suna için sevindim. Keşke bir kere gördüğü insanlar için yaptığı tespitleri Kahraman için de yapıp, ben "Sapık" derken karşı gelmeseydi. Ne diyelim, bu görev de bana düştü; yakında görecek her şeyi. Ne yapacağıma bir karar vereyim, ilk yapacağım işlerden birisi Aynur ablaya Kahraman’ın çektiği videoları izletmek olacak. Aynur ablayla Ömer hocayı eve bıraktıktan sonra üzerimi değiştirip arabayla Rahmi hocalara gittim. Rahmi hoca ben gelene kadar ortamı kurmuştu, Gülşah abla mutfakta kahve yapıyordu.

Gülşah abla mutfaktan "Rahmi" diye seslenince Rahmi hocadan önce ben kalkıp mutfağa gittim. Gülşah abla düşünceli düşünceli yanan ocakta elinde cezve bekliyordu. "Abla taşıyor!" deyince hemen kendine gelip ocağı kapattı ve cezveleri doldurdu. Aslında hiç karışma niyetim yoktu ama dayanamayıp: Ben: Abla sende bir haller var, çok dalgın gibisin. Nişanda da hiç keyfin yoktu. Gülşah abla bana baktı, iç geçirdi.

Gülşah: Bayram… (Dedi, eline kahve fincanlarının olduğu tepsiyi alıp bir süre düşündü.) Boş ver… Ben zaten… (Deyip devamını getirmedi.) Hadi kahveler soğumadan girelim.

Ben: Abla derdini söylemeyen derman bulamaz. Bana anlatmak istemesen de anlatacağın başkaları vardır. İçine atma, dert saklayanda kalır ona göre.

Gülşah: Düşüneceğim Bayram, sağ ol. (Dedi, yanımdan geçip elinde tepsiyle içeri girdi.) Kahveler bitene kadar Gülşah abla yanımızda oturdu, sonra da müsaade isteyip kalktı.

Gülşah abla benim için büyük hayal kırıklığıydı. Sabah videoları gördükten sonra gözümdeki tüm değeri halatı kopmuş asansör gibi dibe çakılmıştı ama bu akşamki durgun üzgün hallerini görünce yine de o haline kıyamadım. Ona karşı bir merhamet duygusu büyüdü içimde. Yapmış bir hata her şey daha kötü olmadan umarım düzeltir dedim kendi kendime. Biz oyunumuzu oynarken Gülşah abla uyumuştu. Gece oyundan sonra eve gitmem 3’ü bulmuştu. Rahmi hoca "Sabah namazına kadar otur" dese de artık gözlerimi açık tutmakta zorlandığım için kabul edemedim. "Hayatımın en uzun günü bitti sonunda" diye sayıklıyordum yastığa kafamı koyduğumda. Define avı, diskin içindekiler, Cavidan’la olanlar, Suna’nın nişanı ve Gülşah abla… Sanki aniden final kararı almış Türk dizisi gibi her şeyi sıkıştırıp bölüm çekiyoruz gibiydi her şey. Ameliyat masasında yatan hasta gibi düşünürken uyuyup gitmişim.

Gazinonun kapısından içeri girdiğimde genzimi yakan o yoğun sigara dumanı ve ağır parfüm kokusu karşıladı beni. Duvarlar boydan boya o afişle süslüydü "Gazinonun Yeni Sultanı: ŞAHGÜL." Esmer, kömür gözlü, bakışıyla adamın ciğerini söken bir kadın... Haftalardır bu posterlere baka baka, olmayan aşkın ızdırabını çekmiştim. Sordum soruşturdum sahneden indikten sonra kendisine çiçek gönderen hayranları arasında seçtiği bir kişiyle birkaç kadeh içiyormuş. Umut dünyası işte, gelip oturacağını beklediğimden değildir ama hani hayali gerçeğinden güzeldir derler ya o hevesle gittim. Bilgisayarı satıp parayı cebe koymuş, şef garsonun avucuna da bir sakal atmıştım ki; beni önlerde, sahneye biraz yakın o tek kişilik masaya kurulmuş buldum kendimi. Önce piyanist şantör Ferdi Özbeğen çıktı; "Kandil" dedi, "Büklüm Büklüm" dedi, içimizi kıydı geçti. Ardından Emel Sayın...

Mavi boncuk gibi parlıyor sahnede. İlk kez bu kadar yakından görüyordum, meğer yakından bin kat daha güzelmiş. Birkaç kez kadehimi kaldırıp selam verdim; gördü, o asil edasıyla hafifçe kafa salladı bana. Vay anasını... Rüyada görsem inanmam, Emel Sayın bana selam verdi! Ve o an geldi... Alkışlar kıyamet tufan! Ortalık yıkılıyor. Sahnelerin yeni yıldızı Şahgül, ışıkların altında belirdi. Dakikalarca alkışın dinmesini bekledi, vakur bir duruşu var. Sahnenin önü arkası kalın adamlarla, ağır abilerle dolu. Sırayla devasa gül desteleri yağıyor sahneye. Benim çiçeğim de gitti aralarında; koca koca güllerin yanında bir demet beyaz zambak... At yarrağına kelebek konmuş gibi sırıttı garibim. "Siksen gelmez benim masaya," dedim içimden, umudu kestim. Masaya dayadığım elimin üzerine başımı koyup, su gibi akan sesini dinleyerek dalıp gitmişim. Sahne bitti, Şahgül seyirciyi selamladı, sahneden indi...

Şef garson yanında, çiçek gönderen masaları tek tek gezdiriyor. Sıra benim zambaklara gelince utandım, "Es geçerler herhalde" diye düşünüyorum ama Şahgül önce çiçeklere sonra bana baktı. Ben tabi mahcubiyetle kızarıp bozardım ama Şahgül aksine gülümseyerek el sallayıp elini göğsüne koydu, teşekkür eder gibi... Ben de ayağa kalkar gibi yapıp selam verdim. Bütün masaları gezdikten sonra tam arkamdaki o mafya masasına, ağır babaların yanına gidecek diye beklerken; dönüp benim masadaki sandalyeyi çekip oturuverdi. Yok amına… Dedim şaşkınlıktan, elim ayağım boşaldı heyecandan. Hoş geldiniz bile diyemedim mala bağladım düşünün artık. "Normalde ben oturmadan sandalyeyi çekerler oturmam için, çok kabasın," dedi Şahgül sesi buz gibi ama gözleri gülüyor. "Ben... Ben şaşırdım," diyebildim sadece. "Senin gibi kaba birisi nasıl da zambak göndermeyi akıl etmiş hayret...

En sevdiğim çiçektir. İlk kim bilip gönderecek diye merak ediyordum," diyerek bana doğru eğildi. Elini uzattı; "Şahgül ben. Bir adın vardır herhalde?" Şaşkınlıkla konuşamadım önce. Amına kodumun kafası 4 yaş zamanlarına döndü birden, ne cevap versem diye düşünürken, benden ümidi kesen Şahgül "Bayram, adını da mı unuttun yoksa?" dedi. Tüylerim diken diken oldu birden. İsmimi söyleyince bir yakınlık hissettim birden, daha dikaktli baktım yüzüne. Duvardaki posterdeki haline benzemiyor aslında. Bakışları değişmiş karşımda, o gazino sultanı gitmiş sanki o an yerine tanıdık bir sima gelmiş. "Beni tanımadın mı? Gülşah ben..." Elinde o siyah uzun ağızlığa takılı sigarasını çıakrdı, garson tetikte, hemen ateşledi anında. O an gözlerim çevre masalara kaydı. Herkesin gözü üzerimizde. En dikkatli de sahneye en yakın olan masadaki adam izliyor bizi. Siması hiç yabancı gelmiyor bana gazetelerde falan görmüştüm sanki…

Tabi ya meşhur mafya babası Kara Haydar bu. Adamın elinden Şahgül’ü aldık iyi mi, çaktırmadan göz atınca hışımla bana baktığını fark ettim. "Yarrağı yedik," diyorum içimden, "Mezar yerimi şuraya kazın." Gülşah abla dumanı savurup; "Bayram, Bayram... Ne diye sağa sola bakıyorsun, bana baksana! Ee, öğretmenlik devam mı?" diye sordu. Biraz konuşunca bihayet sesim çözüldü, kem küm ede ede kısaca anlattım, Gülşah abla sessizce dinledi. Yüzünde bir gülümseme. Benimle konuşmayı özlemiş gibi. Sonra ben sordum Sen… Sen nasıl oldu da dedim devamını getirmeme gerek kalmadan başladı anlatmaya. Rahmi Hoca’dan ayrılmış, o Kahraman piçiyle evlenmiş. "Evlendik diyorum ama nikah kurmacaymış Bayram, yemiş beni it oğlu it! Nikah memurunu bile uydurmuş bir yerden. Sonra bana o hapları içirip koynuma başka adamları sokuyormuş. Kafam güzelken hiçbir şey hatırlamıyordum ama bir gün verdiği hapları içmeyince gerçeğin farkına vardım.

Kendimi kaybettim... Önce o adamı, sonra Kahraman’ı bıçakladım. Kendimi öldürmeyi denedim ama yapamadım." Gözlerinden bir yaş süzüldü, makyajı aktı yanaklarından. "Konsomatris oldum önce... Sonra… ‘’diyor sigaradan derin bir nefes çekip üfledi ‘’sonra muamelemiz iyi olunca daha kıyak adamların kucağına attılar bizi oradan başka kapılar açıldı. Bir gün bir plak şirketi sahibiyle bir gece geçirdim, zil zurna sarhoş olunca kendimi tutamayıp bir şeyler mırıldanmışım yanında, unutmamış adam beni şarkıcı yapacam seni dedi. Sonrası malum şimdi gördüğün gibiyim işte... Ama özlüyorum be Bayram. Keşke şimdi Aynur abla, Fadime abla falan oturup köy odasında çay kaynatsak... Herkesi hatırlıyorum. Sende yıllardır arada aklıma gelirsin. Sahneye çıkar çıkmaz tanıdım seni. Çok severdim seni eskiden de. İyi ki geldin..." Garsonu çağırdı; "Arabayı hazırlayın!" Bana döndü "Kalk, bana gidiyoruz.

Bu gece benimlesin, bırakmam." "Gece kalmayayım abla..." dedim, sesim titriyor. "Kal! Eski güzel günleri hatırlatıyorsun bana," dedi, itiraz kabul etmedi, kestirip attı. Gittiğimiz yer ev değil, saray... Kapıyı hizmetçiler açtı. "Sıcak su hazırlayın, duş alacağım," dedi Gülşah abla. Normalde iki kadeh içip kalkacaktım ama Gülşah ablayla otururken ipin ucu kaçtı. Alkole hiç dayanamam. Sarhoş olunca kendimi rezil edecek şeyler yapmam ama kötü bir huyum var hiç bir şey hatırlamam. O gece de aynısı oldu, Gülşah ablanın evine geldikten sonrası yoktu bende. Sabah gözümü açtığımda oda güneşle dolu. Yanımda yüzüstü, çırılçıplak yatan birini gördüm. Gülşah abla... Ne ara soyunduk, ne ara aynı yatağa girdik, zihnimde tek bir kare yok. Gözüm omzundaki dövmeye takıldı; kırmızı bir kalp, bir ucunda G harfi, diğer ucunda R... …. Hadi gelin köyümüze geri dönelim Fadime’nin düğününde halay çekelim….

Saat 10’da gözümü açtım. Yorganı kaldırınca hazırolda bekleyen küçük bayramının meydana getirdiği kabarıklık gözüme takıldı. Bu seferki klasik bir sabah erektesi değildi. Rüyanın etkisi de vardı. Aklıma gece gördüğüm rüya geldi birden. Gülşah abla. Rüya iyi hoştu da en önemli kısmını es geçmiştik. Hiç değilse sevişme kısmını da görseydim diyorum. Türk dizisi sevişmesi gibi rüya mı olur mk. Erkek kadınla kısa bir öpüşür sonra yatağa ittikten sonra tam aksiyon başlayacak derdin elinde kumanda heyecanla beklerken birden ekran kararı sonraki sahneye geçerler… Erkekle kadın ütüsü bozulmamış çarşafın üstünde, bellerine kadar çekili yorganla birbirine sarılı uzanmışlar, tatlı tatlı bakıp gülüyorlar, aşk oyunları falan. Baştan aşağı yalan. Sinir olurum böyle sevişme sahnelerine. Bildiğin insanı erken boşalmaya teşvik ediyor. Gittim duşa. Rüyanın da etkisiyle ilk kez Gülşah ablanın hayaliyle 31 patlattım.

Pişman olacağımı biliyordum ama kendimi rüyanın eksik kalan kısmını kafamda kurmuşum gibi saçma şekilde teselli ettim. Bugün Kahramanın ablası Yaseminle buluşacaktık. Akşam nişandayken yarın geliyor musun diye aramış ayaküstü 2 dakika konuşmuştuk. Neyse ki Cavidan gibi illa şu saatte buluşalım demiyor. Uykunu al, müsait olunca inersin, inerken bana haber ver yeter dedi. Bu anlayış, bu düşünce… Yok zorla aşık edecek kendini bana. Ulan kahraman gibi şeytana böyle melek gibi abla. Bendeki de şans işte amına koyum. Çıkmak için hazırlanırken kapı çalındı. Kapıyı açınca karşımda Köse Şakir’i gördüm. İlk anda hafif bir tırsma geldi, Hanife ebenin beni çağırdığını düşündüm. Köse Şakir bir şey demeden kenara kayınca kapının önünde ata binmiş bekleyen Hanife ebeyi gördüm. Beni görünce atından indi, eyeri Şakir abiye verdi. “Selamın aleyküm Bayram Hoca” dedi.

“Aleyküm selam” deyip selamını aldım. Hanife ebe: Uzun zaman oldu, baktım senin geleceğin yok ben geleyim dedim Ben: (mahcup bir şekilde) Ne desene haklısın Hanife ebe: Estağfurullah. Vardır bir hikmeti. Hem sayende baba evini görmüş olduk.

Ben: İyi olmuş o zaman Hanife ebeyi içeri buyur ettim. Hanife ebe girince harmanda iki atı eyerlerinden tutmaya devam eden Şakir abiye "Abi sen de buyur" dedim ama hiçbir şey söylemedi. Amına kodumun meymenetsizi hata seni buyur edende deyip kapıyı örtüp içeri geçtim. Hanife ebe evin içini geziyordu. Evde oturma odası, yatak odası mutfak ve banyo dışında bir odayı pek kullandığım söylenemez. Bu odalar dışında 2 oda ve bir tanede büyük kiler gibi ya da eskilerin yüklük dediği bir oda daha var; penceresi falan yoktur, yaz kış serin olur. Aynur ablaların evin çatısı tamir olurken, Munise’nin annesi Feride ablayla anneannesi Gülseren teyze geldiklerinde bu odalarda kalmıştır.

O zamandan bu yana kapısını bile açmadım. Hanife ebe kullanılmayan odalardan birine girdi, uzunca bir her köşe bucağı inceledi. Hasret giderir gibi bir hali vardı. Öyle olunca ben de hiç dokunmadım. Pencerenin önündeki perdeyi yana sıyırıp dışarıyı izledi; "Şu manzara hiç değişmemiş, kavak ağaçlarının sallanışı bile aynı" dedi. ‘’Çocukluğum gençliğim bu odada geçti. Tam şurada bir döşeğim vardı hemen yanımda da bacımın… Gece el ayak çekilince gaz lambasını yakar saatlerce fısır fısır konuşurduk’’ diye anlattı. Derin bir iç çekip odadan zorla çıkıp diğer odalara daha hızlı göz attı. Bakracı görünce "Bu hala duruyor demek" dedi. Gitti içindeki bakır tası aldı, "Vay vay vay bu duruyor mu hala?" dedi. "Ben geldiğimde buradaydı. Bu olmasa ben yıkanamam" dedim. Güldü. "Ben de bununla yunardım hep, ben bunca zaman bir şey yapılmıştır demiştim ama ihmal etmişler.

Fadime’ye söyleyim bir hal çaresine baksın artık bakraçla tasla zor olur" dedi. "Alıştım ben hatta seviyorum bile diyebilirim. Demek sebebi sende aynı bakraçtan aynı tastan yıkanmışsın ondanmış" dedim, yüzü ilk kez güldü. "Öyle ya" dedi. Darısı birlikte yıkanmaya diyecektim diyemedim. Odaları gezmeyi bitirince oturma odasına geçti oturdu. Hanife ebe: Maşallah her şey muntazam, gayet derli toplusun takdir ettim seni Ben: Teşekkür ederim, dağınık olmak insanı yoruyor, işe güce kendini vermek zorlaşıyor Anife ebe: Doğru Sessizlik oldu.

Ben: Kaç yıl oldu en son buraya gelmenin üzerinden? Hanife ebe: 30’dan fazladır. En son Akkız ebemin ölüsünde gelmiştim. Sonra nasip olmadı. Özlemişim hakikaten. Atın nalı evin harmanına değince içim buruldu, ağlamamak için zor tuttum kendimi Ben: Doğrudur, kaç yıl olmuş, onca anı, hatıra kolay değil. Bir gün gel kal burada eski odanda uyu, eski günleri yad edersin

Hanife ebe: Peki Bu kadar kolay kabul edeceğini düşünmemiştim.

Ben: Ama ben gitmeden gel Hanife ebe: Peki sen gitmeden gelirim. Bir şeyler içer misin diye teklif ettim ‘’zahmet etme diyerek geri çevirdi. Sonra Hanife ebe asıl geliş sebebini söyledi. Hanife ebe: Sana Ethemle bir çanta gönderdim bakabildin mi nedir, ne değildir?

Ben: (şaşırmış şekilde) Kahramanın çantası… Onu sen mi aldın? Hanife ebe: Ben istedim Şakir halletti sağ olsun sonra da sana gönderdim Ben: Dün sabah getirip bıraktı Ethem. Çok vaktim yoktu biraz göz attım o kadar. Ablasına zorla imzalattığı vekalet belgelerini gördüm şuanlık Hanife ebe: Ablası da mı varmış bu hekimin?

Ben: Evet ama öz değiller anneleri bir baba ayrı Hanife ebe: İyice bir bakıver. İşe yarar bir şeyler çıkar inşallah Ben: Tamam Hanife ebe. Bakar haberdar ederim. Yalnız senin nerden haberin oldu bu işten?

Hanife ebe: Ethem bir şeyler anlatıp duruyordu, Fadime’yi çağırdım ondan öğrendim. Hoş namımı duymuş ziyaretime geldi bir ara bu hekim. O zaman da pek gözüm tutmadı ama sesimi de çıkarmadım Ben: Hiç doğru ayak değil Hanife ebe gözün tutmadıysa haklısın. Köydeki kadınları kandırıp… Hanife ebe: Yorma kendini haberim var yaptıklarından. Bir an önce ipini çekip yollamak lazım Ben: Aslında bende bir şeyler var gizlice kaldığı yerden aldım onu bile versem 1 saniye durdurmazlar anında alıralar içeri ama… Hanife ebe: ama onunla birlikte başkaları da yanar değil mi?

Ben: Evet. Maalesef… Artık başlarına ne gelir bilemiyorum. Onları işin içine katmadan halledebilir miyiz onun derdindeyim Hanife ebe: Bu işi en münasip şekilde çözmek yaraşır Bayram hoca. Madem bu işi kendine dert edindin, kimse üzülmeden hallolsun isterim bende. Sana itimattım tamdır.

Ben: Allah razı olsun Hanife ebe inşallah mahcup olmam Hanife ebe: Olmazsın bilirim. Köyün adını da çıkarmadan halletmek gerek ama kendini de fazla sıkıntıya düşürmeyesin. Bazen işleri oluruna da bırakmak da icap eder. Yama yapayım derken deliği büyütmeyelim inşallah…

Ben: Hakkımızda hayırlısı Hanife ebe: İnşallah. Senin de anlaşılan bir meşgalen var daha fazla vaktini almayım Ben: Estağfurullah olur mu? İlçeye gideceğim. Kahramanın ablası diye bahsettiğim kişi… Onunla bulaşacağım. Kahramanın ailesi, çocukluğu falan garip, ablasıyla da anlaşamıyorlar bir şey çıkar diye ümitleniyorum Hanife ebe: Git konuş ama niyetini de gizleyesin Ben: Tabi, mutlaka. Yalnız oda bizim gibi Kahraman’dan bıkmış, kurtulmak istiyor. Yanına gidince bahsettiğim vekâlet kağıtlarını vereyim de sevinsin Hanife ebe: Acele etmemekte fayda var Ben: Haklısın ama kızı görsen bana hak verirsin, gerçekten düzgün birisi.

Kahraman yüzünden çok çekmiş oda… Hanife abla: (lafımı yarıda keserek) öyle de olsa bacısı. Gardaş gardaşı bıçaklamış dönmüş yine kucaklamış. Sen dediğimi dinle aceleci davranma. İyice emin ol on göre karar ver derim Ben: Tamam Hanife ebe Hanife ebe: Yolcu yolunda gerek, bana müsaade Hanife Ebe önde, ben arkada çıkış kapısına yürüdük. Dış kapıyı açmadan Hanife Ebe bana dönüp, "Vaktinde bana bir söz vermiştin, hatırında mı?" dedi. Unutmadığımı göstermek için, "Sen çağırmadan ziyaretine gelecektim," dedim. "Güzel," dedi sadece. Dış kapıdan çıkıp kendisini bekleyen Şakir abinin yanına yürüdü ve atının yularını eline aldı. Son kez bana bakıp, "Hayvan yularından, insan sözünden tutulur," dedi. Atına atladığı gibi gitti; neredeyse saniyeler içinde gözden kaybolmuştu. Giderayak güzel laf sokmuştu. Hayatımda binlerce insanla karşılaştım, yüzlerce insanla muhabbetim, sohbetim, hatta samimiyetim olmuştur.

Bunca yıllık hayatımda "Tanıdığın insanlar arasında en farklısı kimdi?" deseler, birinci sıraya muhtemelen Hanife Ebe’yi koyardım. Hala bazen onunla yaşadıklarım hayal gibi geliyor bana. Yanında kaldığım üç gün boyunca sayısız sevişme, hamamda olanlar… Hani Türk Milli Takımı'nın Dünya Kupası'na katılması için son maçta sadece bizim kazanmamız yetmez; onun onu yenmesi, bilmem kimle kimin gollü berabere kalması, Lihtenştayn’ın tarihinde ilk galibiyetini alması gibi uzayıp giden mucizevi ihtimallere bağlı olur ya genelde; benim Hanife Ebe’yle yaşadıklarım da tam böyle mucizevi ihtimallerin bir araya gelmesiyle oluşmuş gibiydi. Zamanda geriye gitsem Hanife ebe bana imkânsız vermez. Uzatmadan sözümü tutmak lazım. Aslında bu kadar da beklemezdim. Hanife ebeye gitmeyi gönlüm çok çekiyor ama nedense ayaklarımı ikna edemiyordum. Hazırlanıp yola çıktım.

Yolda giderken Yasemin’i aradım, geliyorum diye. Tamam dedi, ilçede bir park ismi söyleyip oraya gelmemi istedi. Kapattım, bir dakika geçmeden telefon tekrar çaldı. Aynur abla arıyordu. Aynur abla: Hayırdır nereye gidiyorsun? Aradım başkasıyla konuşuyordun.

Ben: İlçeye gidiyorum abla. Aynur abla: Ne var bu ilçede, iki gündür gidip duruyorsun?

Ben: Bir şey yok abla, Yasin’le buluşacağım. Aynur abla: (Güldü) Bayram, başkalarını kandır sen bu laflarla… Cavidan denen kızın yanına gidiyorsun değil mi?

Ben: E… Evet abla. Aynur abla: Eee, niye saklıyorsun ki? Gitme mi diyeceğim sana?

Ben: Ne bileyim, sen pek beğenmedin gibi ya onu. Aynur abla: Beğenmedim evet ama gitme, konuşma da demem. Ha, bana kalsa yine gitme ama sen bilirsin.

Ben: Tamam abla, bu son zaten Aynur abla: Bak ya! İster görüş ister görüşme, kendin bilirsin; ben sadece fikrimi söylüyorum.

Bu son falan demene gerek yok.

Ben: Yok abla, gerçekten son… Gelince konuşuruz, uzun mesele biraz. Aynur abla: İyi bakalım. Dikkatli git. Benimle yaptığın gibi başkası ararsa telefonla konuşma; konuşacaksan da sağa çek, öyle konuş.

Ben: (Gülerek) Tamam abla. İlçeye indiğimde Yasemin’in söylediği parkı bulmak kolay olmadı. En sonunda Yasin’i arayıp tarif ettirdim, öyle buldum. Gittiğimde Yasemin parkta beni bekliyordu. Bir kamelya tutmuş; evden kahvaltılık getirmiş, kek börek yapmış, termosla çay getirmiş, yanına simit almış... Ben yanına varınca tavada menemen yapmaya başladı. "Aç gel" diye özellikle tembihlemişti; ben bir yere geçer yeriz diye düşünmüştüm ama Yasemin daha iyisini yapmıştı. Oturduk, birlikte kahvaltı yaptık. Hanife Ebe’nin aklına uyup Kahraman’ın Yasemin’e zorla imzalattığı vekaletnameleri getirmediğim için pişman olmuştum.

Son zamanlarda yaşadığı onca kötü şeye rağmen benim için uğraşması bile ne kadar iyi bir insan olduğunun kanıtıydı. Sürprizi bir sonraki buluşmada yapacaktım artık, aklıma koymuştum. Gülüp eğlendikten sonra laf döndü dolaştı, en sevimsiz noktaya geldi: Kahraman.

Ben: Hala yanından gitmeni istiyor mu?

Yasemin: Yok, pek lafını açmıyor. Bu aralar başka dertleri var, beni görmüyor bile.

Ben: Başka dertler derken?

Yasemin: Eve geldiğinde burnu şişti, yüzü beş karıştı! (Suratını buruşturup Kahraman’ın taklidini yaptı.) Bir şey demedim. Kısaca bir "Hımm" yapıp geçiştirdim. Burnunu benim şişirdiğimi söylesem mi acaba diye geçiriyordum içimden.

Yasemin: Bir de yanından ayırmadığı çantası vardı, onu kaptırmış. Bir sevindim ki sorma! İnşallah bulamaz. Benden aldığı imzalı kağıtlar ondaymış. Eğer bulamazsa verdiğim vekaletler düşüyormuş… Canıma değsin!

Her kim aldıysa alnından öpeceğim o kişiyi! Bu zamana kadar Yasemin’i sessizce dinleyip lafına karışmıyordum. En son söylediklerinden sonra içimdeki “her sikim salatalık diyene tuz alıp koşan” aceleci Bayram’a en gel olamayıp kafamı Yaseminin önüne uzattım.

Yasemin: Ne yapıyorsun Bayram? Ben bir şey anlatıyorum, sen dalgasındasın.

Ben: Ya ne dalgası Allah Allah… Sen alnından öpeceğim dedin, ben de uzatıyorum işte.

Yasemin: Çantayı alanın dedim, senin demedim!

Ben: Anladım, Türkçem gayet iyidir. Ben de onun için uzattım zaten.

Yasemin: Bayram… Ciddi olamazsın?

Ben: Yooo, gayet ciddiyim. (Yüzüme ciddi bir ifade yerleştirip oturuşumu dikleştirdim.) Cavidan “Yaa Bayram” deyip omzuma vurdu. ‘’Elinde ağırmış’’ dedim yalandan acımış gibi yaparak. Yasemin güldü “sana ne diyeyim” diyerek sarıldı, kafamı tutup kendine çekti. Önce alnımdan, sonra yanaklarımdan öptü.

Özellikle sarıldığında göğüslerini üzerimde hissedince temelli bir garip oldum. Bizim ufaklık, bir şey yapmazsam kalkışa hazırlanıyordu. Böyle açık havada Yasemin’in karşısında bu duruma düşersem gözünde kim bilir nasıl görünecektim. Hemen bir şeyler düşünmeliyim… Bir şeyler düşünmeliyim… “Dünyanın ilk doktoru olarak bilinen iki kişi vardır. Bunlardan biri Antik Mısır Dönemi’nde yaşayan İmhotep’tir. Bir diğeri ise Antik Yunan Dönemi’nde yaşayan Hippokrates’tir.” Yok, olmadı amına koyum. Başka, başka… “Dünyada ilk penis nakli 2006 yılında Çin'de yapılmış olup, bu ameliyattan sonra evlenen hasta el sikiyle gerdeğe giren ilk hasta olarak kayıtlara geçmiştir.” Yine bir boka yaramadı. Yasemin sonunda beni öpmeyi bırakmış, bir eli dizimde, minnetle bana bakmaktaydı. Neyse ki çevre kalabalık olduğu için benden karşılık gelmeyince devamını getirmedi.

Yasemin: Şimdi çanta sende gerçekten öyle mi?

Ben: Evet.

Yasemin: Bak şaka yapmıyorsun değil mi?

Ben: Bu konuda şaka olur mu ya?

Yasemin: Ne bileyim, senin sağın solun pek belli olmaz (gülerek). Eeee peki çantanın içine baktın mı?

Ben: Ehh işte, şöyle bir göz gezdirdim. Ama senin vekaletleri gördüm ilk tesadüf.

Yasemin: Gerçekten mi? Allah’ım sana şükürler olsun. Tekrar bana sarıldı “Sen başıma gelen en iyi şeysin, biliyor musun?” Ben: Biliyorum.

Yasemin: Çokta mütevazıyiz maşallah (gülerek) Sen nerden biliyorsun hem?

Ben: Bunu söyleyen ilk kadın değilsin. Yasemin tekrar omzuma ve karnıma sert bir yumruk geçirdi “Kırdırma bir tarafını bana” dedi.

Ben: Daha geçen ben senin ablan sayılırım diyordun, şimdi kıskanacağın mı tuttu?

Yasemin: O laflar seni kızdırmak içindi. Biraz daha birbirimize takılarak, arada Yasemin’in yumruklarına maruz kalarak sohbet ettik.

Daha sonra Kahraman Yasemin’i aradı, “Neredesin?” diye sordu. Yasemin bir kız arkadaşının ismini verdi, “Onunla oturuyoruz” dedi. Kahraman “Ben şehir merkezine gidiyorum, araba bende, gece kalabilirim” dedi. Konuşma bitince Yasemin “Hadi kalk, hazırlan, bizim eve geçiyoruz” dedi. Kahramn’la konuşmasını özetleyip “Kahraman yokken evde oturalım birlikte, geçen sana söylediğim filmi izleriz” dedi. İtiraz etmedim. Doğrusu bu fikri duyunca içim birden fıkır fıkır oldu. Yasemin’le tamamen Kahraman’dan dolayı tanışmak istememle başlayan süreç kabul etmek gerekirse ondan hoşlanmama kadar ilerlemişti. Eve geçtiğimizde Yasemin’le birlikte piknikten gelen çantayı boşaltıp bulaşıkları makineye dizdik. O sırada Yasemin beni oturma odasına yollayıp “Ben kahve yapıp geliyorum” dedi. Oturma odasına girmeden koridorda gezip diğer odalara göz attım. Mutfağın hemen yanına Yasemin’in odası vardı, açık kapısından içerisine göz attım; derli toplu duruyordu.

Muhtemelen bugün bitmeden burada dehşet bir sikiş yaşanma ihtimali vardı. Odaya daha alıcı gözle tekrar bakarak hangi pozisyonları daha efektif yapabiliriz diye kısa bir ön fizibilite çalışması yaptım. İyi bir seks için 3 “P” benim için çok önemlidir, Plan, program, pozisyon. Başarılarımı bu 3 P’ye borçluyum, siz de az çok tanıdınız beni işte. Yasemin’in odasını geçince önce oturma odası vardı. Onun hemen devamın da Kahraman’ın odası vardı. Kapısındaki Peeping Tom film posterinden belliydi zaten. Kısa bir kararsızlıktan sonra elim kapı koluna gitti, aşağı bastırdım ama kilitliydi. Tekrar denedim; evet, kilitli. Dönüp oturma odasına geçtim. Yasemin kahveleri yapıp getirmiş, karşılıklı oturduk, kahveleri içtik. O sırada TV’nin altında duran gümüş renkli DVD player’a bir CD taktı ve gelip yanıma kendini bana yaslayarak oturdu. Bir elimi tutup kucağına attı, üzerine kendi elini koydu.

Kucağımdaki elimin hemen amının üzerinde olmasından ötürü filme konsantre olamıyordum. Filme dalmış gibi yaparak elimin üstüne yavaşça bastırır gibi yaptım, Yasemin ses çıkarmıyordu. İşi ileri götürerek biraz daha, biraz daha derken artık neredeyse elimin altında amını hissedebiliyordum. Bir sonraki hamleyi düşünüyordum artık ama o esnada bir anahtar sesi duyuldu. Dışardaki çelik kapıya girip çevrilen anahtar sesi. Keşke bana girseydi o anahtar da duymasaydım o sesi diye geçirdim içimden. Yasemin de sesi duyunca korktu, yerinden kalkamadı. Biraz sonra, hayatta en son görmek isteyeceğim o yüz kapıdan kafasını uzattı. "Selam çifte kumrular!" diyerek sırıttı pezevenk. Amın oğlu Kahraman. Seni doğrudan ana desin ki ben piç doğurdum. Eşyalarını odasına bırakıp yanımıza geldi. “Hoş geldin Bayram Hocam” dedi, hemen karşımızdaki koltuğa oturup ayak ayaküstüne attı.

O gelene kadar Yasemin’le mesafeyi açıp koltuğun iki ucuna ayrılmıştık. Kahraman’ın burnundaki şişlik azalmış, sadece burnunun ortasında süs gibi duran bir bant vardı. Sırayla ikimize bakıp pis pis gülümsedi, “Sizi nasıl yakaladım” der gibi. Yerinden kalkıp “Ben kendime kahve yapacağım, ister misiniz?” dedi önce bana bakarak. “İçmem” dedim. Sonra Yasemin’e baktı, o da sadece kafa salladı hayır der gibi. Daha sonra mutfağa gitti. “Lan bırakıp gitsem mi?” diye düşündüm bir an ama yapamadım. Böyle bırakıp gidersem Yasemin’i satmış gibi olurdum. Kahraman tekrar gelene kadar sessizce bekledik. Kahraman elinde kırmızı kupasıyla içeri girip “Böyle çat kapı geldim ama sevişecekseniz sizi rahat bırakayım” dedi ayakta. Ben dudaklarımı sıkıp kafamı “Hasbinallah” diyerek sağa çevirdim, cevap vermedim. Yasemin mırıldanarak “Kahraman” dedi, sus der gibi.

Sonra Kahraman Yasemin’e “Abla iki dakika benimle gelir misin?” diyerek odadan çıktı. Yasemin yerinden kalktı, Kahraman’ı takip etti. Yav amına koyum, ne boktan bir durumun ortasındayım. Salaklık bende, Kahraman ibnesinin evine niye geliyorsun ki. Ya bi 5-10 dakika daha geç gelseydi ne olacaktı. Tam Yasemin’i altıma almışım, Kahraman odaya giriyor, benim göt açık ve arkam Kahraman’a dönük… Allah yazdıysa bozsun… Saçma düşünceleri kafamdan atıp Yasemin’le Kahraman yavşağı ne konuşuyor diye kulak kabarttım ama hiç ses yoktu. Neredeyse 10 dakikadan fazla süre geçmişti ki içeri Kahraman girdi. Karşıma oturup ayak ayaküstüne attı ve…

Kahraman: Vurduğun yer iyileşti sayılır ama bu bandı çıkarmıyorum. Bana baktı, niye diye sormamı bekliyordu. Benden cevap gelmeyince devam etti: Kahraman: Bandı çıkarmıyorum çünkü havalı duruyor; bana sanki birkaç gün önce ringe çıkmışım gibi bir hava veriyor.

(Kahvesinden bir yudum aldı.) Hem de senin attığın yumruğu hatırlatıyor. Son zamanlar da unutkan bir adam oldum çıktım. Sende intikam almayı unutmamak için bu bandı bir süre daha çıkarmayacağım.

Ben: (Kafamı sallayarak) Mantıklı ama havalar ısındı, terleyince yapışkanı gider. Ben olsam kafama bandana takarım. Üzerine "Bayram hoca burnumu kırdı, unutma" deyip tarih, saat falan yazdırırım.

Kahraman: (Gülerek) Her şartta espri yapmaya çalışmana hayranım gerçekten. Benim en büyük eksikliğim de bu; senin gibi şakacı yönüm biraz kuvvetli olsun isterdim.

Ben: Yaşın genç henüz, istemek başarmanın yarısıdır bence; istemeye devam et.

Kahraman: Ne oynuyoruz? En çok laf sokma yarışması falan mı? Ama dur tabi ya! (İki elini birbirine vurarak) Sanırım dün Cavidan’la buluşmanız mutlu sonla bitmediği için olsa gerek bu agresiflik.

Ben: Haberi almışsın hemen bakıyorum da

Kahraman: Kaçmaz benden. Ama rahat ol, Cavidan’ı dün öyle bir becerdim ki inanamazsın. Hayatımın en iyi 10 hatta 5 seksi arasına girerdi. Öyle sert çaktım ki bir ara yanlışlıkla ismimi karıştırıp Kahraman diyeceğine Bayram yavaş dedi. Sessizce dinledim Kahramanın anlattıklarını. Lafını bitirince alkışladım ‘’çıkarda gölgesinde serinleyelim’’ dedim dalga geçerek.

Kahraman: Gerçekten öyle bir kadının senin gibi basit bir adamla birlikte olacağına inandıran nedir? Ben aslında bir ara ayıkır peşinden koşmaz diyordum ama ciddi ciddi Cavidan’ı sikmeyi hayal ettin yani... Gerçekten tebrik ediyorum seni. "Amına koduğumun oğlu," dedim içimden. "Eğer sana Cavidan’ı sikerken çektiğim videoyu dev ekranda izletmezsem bana da Bayram demesinler!" Ben: Ciddi ciddi inandım. İyi faka bastırdınız beni.

Kahraman: Bastıramadık aslında. Bastırsak şu an karşımda olmaman gerekirdi.

Garip bir şansın var ama onu da halledeceğiz.

Ben: Diyorsun…

Kahraman: Evet diyorum. Tabi dünkü planlar başarısız olunca sen de soluğu hemen burada aldın. Dedin ki Kahraman bugün evde yok, ben ablasını yatağa atayım. Tabi her zaman senin şansın yolunda gidecek diye bir şey yok. Bu sefer de şanslı olan sanırım benim. İşe bak ki ablamın buluştuk dediği kadını ilçe çıkışında benzinlikte gördüm. Öyle çat kapı gelince senin planını bozdum sanırım. (Saatine baktı.) 20 dakika olmuş ben eve döneli. Ben gelmesem aşağı yukarı 1 dakika önce Yasemin’le sevişmeye başlamış olurdunuz. Tahminime göre sen en fazla 2 dakika falan kendini tutsan diyelim; tam şu an boşalmış olurdun.

Ben: Hemen hemen. Senden 1 dakika uzun dayanıyorum en azından, fena değil!

Kahraman: 1 dakika mı? Neye dayanarak 1 dakika olduğunu düşünüyorsun?

Ben: (Oturduğum koltuğa yaslandım.) Koltuğa dayanarak.

Kahraman: (Kendini tutamayıp gülüyor.) Hadi dostum yapma, birlikte izledik... (Düşünür gibi yaptı.) Neydi o kadının ismi? Zahide mi, Menekşe... Evet, Menekşe. Kusura bakma, çok fazla kişiyle aynı anda yatıyor olunca hatırlamakta bazen zorlanıyorum. Sen de izledin Menekşe’yle sevişmemi; gayet iyiydim bence, hiç de öyle 1 dakika değildi.

Ben: Ben ilaç desteksiz performansın için kullandım 1 dakika ifadesini. Geciktirici kullanarak sabaha kadar tepiş dur, sorun değil. Devam Edecek

Bu bölümü değerlendir veya profil arşivine kaydet (Bölüm: #83):
☕

Bu hikayeyi beğendiniz mi?

Sitemiz reklamsız ve ücretsizdir. Sunucu masraflarını karşılamamıza destek olmak isterseniz bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz.

☕ Destek Ol

Şunları da Okuyabilirsin

Rastgele Seçki