Kahraman bu sözlerim karşısında bir süre cevap vermedi. Sessizce izledi beni; daha sonra yerinden kalkıp odadan çıktı. 1-2 dakika sonra elinde bir şeyle gelip önüme attı. Kaldığı misafirhaneye gizlice girip içini söktüğüm disk!
Kahraman: İçini söküp baktım, ne çıktı dersin?
Ben: Ne çıktı?
Kahraman: Asma kilit?
Ben: Ne çıkmasını bekliyordun? Kamyon falan mı çıkmalıydı?
Kahraman: Komik çocuk seni... Sonra çantamı da karıştırmışsın, içinden tam 21 tane hap eksikti. Senin işin bu, adım gibi eminim?
Ben: Emin olmak yetmiyor, kanıtın olmalı?
Kahraman: Aslında uğraşsam bulurum ama buna ayıracak vaktim yok. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı değil mi? Düşünsene; tam ortamı hazırlamışsın, diski takmışsın, peçete masanın üstünde, bir elin sikinde diğer elin mousenin üstünde tam videoları açacaksın ama o da ne! Şifreli bütün dosyalar. Büyük hayal kırıklığı olmalı.
Ben: O kadar emin olma.
Kahraman: Hadi ama, çözmüş olamazsın.
Ben: Bilmem, olabilir miyim sence Mark… Pardon Sücaattin… Ya da Varol mu desem? O kadar çok ismin var ki hangisini kullanacağımı şaşırıyorum. Öss’de ismini işaretlemen kaç dakika sürüyordu gerçekten merak ettim şimdi?
Kahraman: Bak bak bak… Çok boyutlu satranç diyorsun… Gerçek adını öğrendim, videoları izledim mesajı bu sözler.
Ben: Bu çocuk okur, valla helal olsun Kahraman: (sinirle kafasını sağa sola çevirip koltukta biraz daha dikleşti) Sücaattin dedemin adıymış... Babamın babası... Ben doğmadan bilmem kaç yıl önce ölmüş bir adamın adını bana vermişler. Hayır, ismini veriyor; soruyorum mal mülk bir şey kaldı mı? Diye, karıyla kızla yemiş ayyaşın tekiymiş diyorlar, anlayacağın zırnık bile kalmamış.
Ben: Kime çektiğin belli yani.
Kahraman: Bak haklı olabilirsin. 2008’de sadece nüfusa başvuru yaparak adını soyadını değiştirebileceğin bir yönetmelik mi kanun mu ne çıktı.
3 ay süre verdiler; başvuran herkes başka bir prosedüre gerek duymadan adını değiştirdi Nüfus. İlk gün gittim biliyor musun? Bizim evin bahçe işlerini yapan bir adam vardı ismi Kahraman, çok hoşuma giderdi ismi, o ismi yazdırdım. Yani Sücaattin ismiyle bir alakam yok.
Ben: Güzel hikâye. Çok etkilendim.
Kahraman: Senin adına sevindim. Diskin içindekileri gördüysen diyecek bir şeyim yok. İşimi kolaylaştırmışsın. Ben hepsini sana parça parça izletecektim. Özellikle Gülşah’lı kısımları izlettirmek için çok heyecanlıydım… Nasıl, dediğim kadar var değil mi?
Ben: Ayrıntılı bakmadım.
Kahraman: Bence zamanın olunca bakmalısın. Bana hak vereceksin…
Ben: Sanmıyorum. Polise verince onlar bakarlar artık benim yerime.
Kahraman: Hadi ama dostum şu muhabbeti açma; sen de ikimiz de biliyoruz bunu yapacak götün yok senin. Farz edelim ki bir delilik yapıp gittin diyelim; elimdeki tüm videoları internete yüklerim, en başta Aynur’la Gülşah’a ait olanları.
Onları sevdiğini biliyorum, bunu istemezsin sanırım.
Ben: Sen nasıl adamsın lan? Seni… Seni var ya bu köyden göndermeyen Bayram’ın amına koysunlar!
Kahraman: Siktir oradan! 8 santim sikinle fazla iddialı konuşuyorsun?
Ben: Çok güveniyorsun kendine. Olanlar eninde sonunda ortaya çıkacak, o zaman da bu kadar gevşek gevşek konuşabilecek misin?
Kahraman: Ne olabilir ki en fazla? Genç ve yakışıklı doktoru kandırmış evli kadınlar hikayesi en mantıklı senaryo gibi geliyor.
Ben: O bağlamalı, tavana asmalı olanlar için de kadınlar kendi kendini bağladı mı diyeceksin?
Kahraman: Yok. Onları açıklama biraz zor olacak. Sonuçta insanlar henüz bunlara açık değil ama o konuda tamamen rızaya dayalı gerçekleştiği için bir sorun göremiyorum. Karakolun ön kapısından girer, arka kapısından çıkarım emin olabilirsin.
Ben: O kadınların kocası bunları öğrenince seni arka kapıda yatırıp sikerler merak etme
Kahraman: Yani hangi devirdeyiz dostum? Kim karısının biraz güzel vakit geçirdiği için bir adamı öldürsün? (Pis pis gülerek bana baktı.) Dememi bekliyorsun sanırım ama haklısın kocaları problem olabilir. Ama böyle durumlarda eşler önce karılarını öldürmeyi tercih ederler. Yani dediğin gibi; o görüntülerin ortaya çıkması benim değil ama o kadınların sonu olabilir. Hem düşündüm de senin ismini de verebilirim.
Ben: Benim ismim ne alaka?
Kahraman: Bana kadınları ayarlayan Bayram hocaydı… Onun da kadınlarla ilişkisi vardı… Sayarım bir şeyler işte.
Ben: Yalan!
Kahraman: Evet yalan ama yalanı gerçeğinden daha janjanlı duruyor. İnsanlar bu hikâyeye bayılacak. Köyde masum kadınları kandırıp, köylüler sekse ne diyordu. Iııı hah buldum. Köydeki kadınalrı kandırıp onlarla cima eyleyen öğretmen Bayram…
Ben: Suçlu olmadığım ortaya çıkınca ne yarramı yiyecen?
Kahraman: Sen suçlu olmadığını kanıtlayana kadar ailenin gözünde bile suçlu duruma düşeceksin. Unutma suçsuz insanlar suçu olmadığı için kolay kolay aklanamazlar. Bu bir paradokstur. Aklanmak için suçlu olman lazım önce. İşin bayağı zor anlayacağın. O yüzden tekrar diyorum ki; o disktekileri polise verecek göt sende yok.
Ben: Yani sen kadınları kandırıp ilişkiye gireceksin, onlardan habersiz bu görüntüleri kayda alacaksın; aldığın görüntülerin çoğu çalışma saatleri içerisinde görevini yaparken üstelik… Her ne kadar rızası var desen de görüntülerde apaçık belli birçoğu bunları istemiyor ama sen fantezilerin için neredeyse tecavüz ediyorsun. Haa unutmadan bunları yaparken onlara uyuşturucu haplar vereceksin ve ben suçsuz yere sen ismimi verdim diye suçlu olacağım yani?
Kahraman: Aynen öyle olacak. Olayı anlamış olmana sevindim.
Ben: Peki o hapları ne yapacaksın?
Sadece onlar bile hapse girmen için bir sebep.
Kahraman: (Ellerini iki yana açıp) Hangi haplar? Ben ortada hap falan göremiyorum. Artık anlasan iyi edersin. Beni ilkokul seviyesindeki esprilerine gülen kadınlarla karşılaştırıp benimle akıl oyunları oynamaya çalışma. Sana tavsiyem; 31'i azalt ve gerçek kadınlarla ilişki yaşamaya çalış biraz. Tabi bunlar benim çevremdeki kadınlar olmasın. Şimdi, madem eski kimliğimi gördün bu demek oluyor ki benden gizlice çantayı çalan kişi sensin. Doğrusu şüphelenmedim değil. Kendini aşıyorsun gerçekten. Sana Pazartesi akşama kadar süre veriyorum. O çantayı bana teslim etmezsen olacaklardan sen sorumlusun…
Ben: Beni tehdit…
Kahraman: Şşşş. Tamam artık son sözümü söyledim, seninle daha fazla konuşmaya dayanamıyorum. Şimdi ben çıkıyorum. Yasemin gelecek, o konuşacak seninle. Sana tavsiyem; çantayı bana ver ve Aynur için girdiğimiz iddiaya odaklan…
Bu senin daha hayrına olur. Kahraman sözünü bitirince yanımdan ayrıldı. Kahraman çıktıktan birkaç dakika sonra odaya Yasemin girdi. Yüzünden üzgün olduğu belliydi. Konuşmalarımızı duydu mu acaba diye merak ediyordum. Kahraman’ın geri döndüğü için özür dilemesini beklerken tam tersi oldu. Koltuğa bile oturmadan kollarını göğsünde kavuşturdu.
Yasemin: Bundan sonra karşıma çıkma bir daha.
Ben: Anlamadım?
Yasemin: Doğru duydun… Bundan sonra karşıma çıkma bir daha.
Ben: Yasemin bak, Kahraman sana zorla...
Yasemin: (Sesimi keserek) Zorla falan değil. Varol benim kardeşim. Birbirimizle ne kadar kavgalı olsak da benim kardeşim. Sen dış kapının dış mandalısın, kendini bu kadar önemseme Ben: Aksini iddia etmiyorum ki. Ama her şey iyiyken birdenbire bana bunları söylemene sebep nedir?
Yasemin: Sen benden daha iyi biliyorsun sebebi… Beni kandırdın. Varol’a nefretinden dolayı beni kullandın.
O arabaya çarpma oyunu, anlayışlı adam rolleri falan hepsi numaraydı değil mi? Sonra Varol’un yüzünü o hale getiren de senmişsin. Lafı da geçti bugün ama hiç söylemedin. Mademki çok dürüstsün neden söylemedin bunu yaptığını? (Sesini alçalttı.) Sana güvenmiştim, sana her şeyi anlattım ama sen beni kandırmak için Kahraman’dan vekaletleri aldığın yalanını bile söyledin…
Ben: Aldım evet.
Yasemin: Sus! Hala hangi yüzle yalan söylüyorsun? Varol biraz önce gözümün önünde yırttı hepsini, özür diledi benden her şey için. Ve sen hala bende diye bana yalan söylüyorsun.
Ben: Yasemin, Kahraman sana yalan...
Yasemin: Siktir git! (Eliyle kapıyı göstererek.) Hayatımda en sevmediğim küfür "siktir git"tir... Bu küfürü niyeyse hiç kaldıramıyorum. Hiç ikilemedim. Sehpada duran telefonu kaptığım gibi dış kapıya gittim. Ayakkabılarımı ayağıma geçirip kapıyı çarpınca, merdivenlerden üçer beşer inerken "Nereye iniyorsun amına koyduğumun malı?" dedim kendi kendime.
Mont yukarıda kalmıştı. Amına koyayım böyle işin! Tekrar yukarı çıkıp zile bastım. Birkaç saniye geçmeden Yasemin kapıyı açtı; beni görünce sinirli yüzü daha da gerildi. "Mont!" dedim uzatmadan. Yasemin dönüp içeri girdi, kucağıma montu getirip attı hiçbir şey söylemeden. "Mont önemli değil de içinde arabanın anahtarı vardı" diye mırıldanırken, lafın yarısında Yasemin kapıyı yüzüme kapattı. Kahraman gelmese koynuma girecek karı yarım saatin içinde bana düşman olmuştu. Kardeşi ne ki ablası ne olsun mk! Sikmedik ya, ondan oluyor hep bunlar. Siksek böyle olmazdı tabii. Sinirden arabaya binip doğruca yola çıktım. Yasin’e gitmeden yanına uğrarım diye söz vermiştim ama o bile aklıma gelmedi o sinirle. İşin kötüsü bütün gün tuvaletimi tutmuştum mk. Köye yaklaşınca iyice bastırdı ama hava aydınlıkken arabayı sağa çekip tuvalet yapacak uygun yerleri hep geçmiştim.
Yolun büyük kısmı hep uçurum. Altıma yapmamak için biraz hızlı gidiyordum. Yolun bir yerinde aniden karşıma domuz çıktı, yanı başımızdaki uçurumdan uçmaktan son anda kurtuldum. Arabayı durdurup derin derin nefes aldım. Altıma sıçmış halde ölü bulunma ihtimali aklıma geldikçe kötü oluyorum; en çok da Kahraman’ın buna vereceği tepkiyi düşündükçe sinir oluyordum. Erilmiş sadakam varmış. Eve varınca koştur koştur kendimi tuvalete attım önce. Üzerimi değiştirip koltuğa uzandım. Acayip canım sıkılmıştı. Kahraman ibnesinin sahte isimle iş yaptığı düşüncesine çok umut bağlamıştım ama içimde patladı. Benim birileriyle konuşmam, anlatmam lazım yoksa içim şişecek. Hemen laptopu kaptığım gibi kahveye geçtim. Yolda Fadime ablayı aradım, kahvedeymiş. Yanına gittim. Havaların ısınmasıyla birlikte bahçeye de masalar atılmış, ortalık iyice ana baba günü olmuştu.
Kahveye gidince Fadime abla Ferdi abinin odasına geçmiş; karşısında köyden birkaç kişi, köye kadınlar için yapılan yerle köy odasının altına yapılacak muhtar ofisinin lafını yapıyordu. Ben de doğrudan yanlarına gidip oturdum. Laf arasında köye yeni gelen, oğlu Şenol da benim öğrencim olan Turan denilen kadının ismi geçti. Söylenene göre kadınlar lokali için epey yüklü bir bağış yapmış. "Ne eksikse alınsın" demiş kadınlar için yapıldığını öğrenince. Para Fadime ablada. Erkekler parayı köyün diğer ihtiyaçları için kullanalım, "Kadınlara yapılacak yerin acelesi yok" diyorlar ama Fadime abla "Kadın özellikle orası için verdi parayı" diyordu. Bu muhabbet biraz daha uzayınca Fadime abla adamları dayanamayıp başından kışkışladı. Herkes çıkınca "Offf bu nasıl gıcık işmiş; eskiden çayın demini şikayet ederlerdi, şimdi yok komşunun tavuğu bahçeye girmiş, yok falancanın oğlu bizim kıza bakmış...
Milletin götünde dolaşalım istiyorlar akşama kadar, kafam davul gibi oldu" dedi sitemle. Güldüm, cevap vermedim. Fadime abla: Gül gül, başıma bu işi sardın öyle gül sen, aferin!
Ben: Tamam abla, dün bir bugün iki; hemen şikayet etmek sana yakışıyor mu? Alışırsın zamanla. Fadime abla: İnşallah birinin boğazını sıkıp öldürmeden alışırım Bayram. Bu işi boşver şimdi, senin telefonda önemli mesele dediğin neydi, anlat hele. Fadime ablanın yanına sandalye çekip laptopu açtım. Doktor hakkında bildiğim ne varsa hepsini anlattım ona. Sonra Kahraman’dan aldığım diskteki görüntüleri açıp hızlıca, sesini açmadan izlettim. Fadime abla gördüklerine şok oldu. Her videoyu gösterdiğimde dizini dövüp "Vay vay vay vayki vayy, Allah sizi ne yapmasın!" diye söylendi. Özellikle Gülşah ablanın olduğu sahnelere benim kadar canı sıkıldı. "Salıncak kurdurup şu gavurun eniğine siktirmiş kendini, e be salak kızım, nasıl yakıştırıyorsun bunları kendine?" dedi.
Fakat Gülşah ablanın sevişmesini izledikçe Fadime abla da hakkını verdi "Şuna bak, ben izlerken yoruldum vallahi; yarak altından kaçacak gibi, nasıl da inmiyor üstünden!" dedi gözlerini ayırmadan. Sonra "Yok yok daha fazla izleyemeyeceğim" deyip kapattırdı bana. "Bir de hala Kahraman Kahraman diye ismini sayıklıyor, büyü mü yaptılar ne yaptılar bu kıza?" diye sitem etti. Ne yapalım diye fikir almak istiyordum ama aksine Fadime abla "Hiç durmayalım, gidelim vuralım bu dürzüyü!" deyip çıktı. Kesin çözüm diyordu. Haksız da sayılmazdı. Elimizdekiler belki Kahramanın başını ağrıtırdı ama işin ucu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Kadınlar. "Hap meselesinden bir şey çıkar mı?" diye düşündük ama anlaşılan Kahraman onları yok etmiş en son konuşmamızdaki tavrına bakılırsa. Bir de Fadime abla bu adli olaylara bayağı hakim; "Satmadığı sürece bir sıkıntı olmaz, Ben içiciyim der kurtarır" dedi.
Uzun bir süre düşündük ne yapsak diye ama kafamıza yatan bir fikir bulamadık sonunda. Bu videolar şimdilik aramızda kalsın kimseye birşey söyleme diye tembihledi beni. Fadime abla: Biz bu Kahraman’ı buradan göndeririz göndermesine ama işin sonu buradan başka bir yere verecekler, burda yaptıklarına orada devam edecek, başkalarının canını yakacak yine. Haklıydı. Saat 11’i geçerken laptopu toplayıp müsaade aldım. Fadime abla zaten yoğun olan köy meseleleri üstüne bir de bu konuyla kafasını iyice doldurmuştum. "Hallederiz, takma kafana" dedi bana. "Kendi başına karar verme" diye de ekledi. Çıkmadan aklıma Hatice abla geldi. Kahraman’ın videosunu izlerken Fadime ablanın ona daha çok şaşırmasını beklerdim ama o aksine beklediğimden daha az tepki vermişti; "Yıllanmış yılan amcığı" diye söylendi o kadar. Ayrılmadan Suna’nın nişan meselesini açıp "Seni gelir diye bekledim ama sen gelmedin, aranız iyi değilmiş sebebi nedir?" diye sordum.
"Uzun mesele, bir ara konuşuruz" dedi. Ağzından laf alırım umuduyla bana yaptıklarını bahsettim; Suna’yla aramızda bir şey olacak diye görüştürmediğini, nişan gecesi damadı överken bana laf soktuğunu anlattım. Tahmin ettiğim gibi sinirlendi duyunca. Onun gazıyla lafı uzatmadan; "Kendisi zamanında pek doğru ayak değildi, sonra gitti kendini saf İsmail’e yamadı. Çoban diye beğenmezdi onu... Gençken yediği haltları oturup anlatsam bu Kahramanla yaptıkları yanında az kalır" dedi öfkeyle. Merak edip ayrıntıları sordum ama "Boşver" dedi, "Kasnak yuvarlandı elek oldu, eski orospular melek oldu… Geçti bitti. Kimsenin günahını almayayım bu saatten sonra" deyip uzatmadan konuyu kapattı. Arabaya kadar uğurladı Fadime abla beni ayrılırken. "Benim işler yoğun, sonra kahveyi de Rıza bana kitliyo geceleri, hiç boş zamanım yok, ben pek arayıp soramıyom bu aralar, sen kendini unutturma" diye tembihledi.
En son arabayı çalıştırınca camdan uzanıp: Fadime abla: Şu bağlayıp yapma işi... Sen köyden gitmeden bi denesek mi? Nasıl oluyormuş pek merak ettim! (Göz kırparak.) Ben: Olur abla, sen ipi bul. Fadime abla: Tamam, ben ipi sen siki! (Gülerek.) Ben: Tamam... Kısa bir dıt yapıp eve geçtim. Nasıl olacaktı bu işler hiç bilmiyorum. Bu meselelerden sonra çocukluk korkularım nüksetti amına koyayım. Yalnız kalmaktan korkardım çocukken bir de karanlıktan. "Kocaman adam oldun" dedim kendi kendime ama yok, yine de fayda etmedi. Köye geldiğimden beri ilk kez ışığı kapatmadan uyuyakaldım. Bugün hiç keyfim yok. İşin kötüsü bunun pazartesi günü olmasıyla alakası yok. Mart ayının son haftasına geldik. Yavaş yavaş bu öğretmenlik yolunun sonuna geliyoruz. Bazen acayip bir yorgunluk çöküyor üstüme. Kendi kendime diyorum ki “Oğlum Bayram, sen bu işi çok mu kafaya takıyorsun?
Sen öğretmensin altı üstü. İlgilenme işin dışında ki işlerle, bitir okulunu, siktir git.” Aslında bu düşünceyi uzun zamandır içimdeki Bayram kulağıma üflüyor ama biraz uykum açılıp az bir şey keyfim yerine gelince anında unutuyorum. Yasin’e bir kere söyledim, “Götün gidişiyor” diye bir tespit yaptı. “Siktir lan” dedim ama haklıydı amına koyum. Kendimi olmadık işlere bu kadar sokmanın başka bir açıklaması yok. Keyfim olmayınca kalkıp hazırlanmak da uzun sürdü. Tam kapıdan çıktım, Ömer Hoca’yı gördüm. Beni görünce “Ben de sana geliyordum” dedi. Telefonla aramış ama ulaşamamış, merak etmiş, eve geliyormuş. Alarmı kapattıktan sonra telefonun şarjı bitme sesini duymuştum ama okulda takarım diye üstüne düşmemiştim. Ömer Hoca’yla yürüye yürüye okula geçtik. Biz okula girerken bizimle birlikte sonradan okula başlayan Şenol’la onu okula getirip götüren, isminin Gülsüm olduğunu öğrendiğim kadın geldiler.
Kadın kapıdan Şenol’u uğurlayıp dönüp evine gitti. Ömer Hoca çocuğu görünce “Bu çocuk adam olmaz diyordum ama ilk geldiği günkü haylazlığı yok artık” dedi. “Öyle hocam” dedim. “Ne yaptıysan iyi yaptın” dedi hakkımı vererek. Sonra birbirimize “İyi dersler” deyip sınıflara geçtik. Ben içeri girince öğrenciler ayağa kalktı. Klasik “Günaydın” – “Sağ ol’’, ‘’oturun” – “Sağ ol” seremonisinden sonra yerime geçtim. Normalde bu ayağa kalkma konusunda sınıftan ayrı takılan Şenol’un da ayağa kalkması, sınıfla birlikte oturması dikkatimi çekti. Vay be dedim içimden. Ömer Hoca’nın dediği gibi ilk başlardaki asi çocuk gitmiş, sınıfa yavaş yavaş uyum sağlamıştı. Bu durum keyfimi yerine getirdi. Köyde yaşadıklarım kötü olsa da öğrenciler tam tersine beni mutlu ediyordu. Öğrenciler yerine geçince gaza gelip sabah derslerde en çok derse katılan, söz isteyen öğrencilerden 2 kişiye öğleden sonrası için izin vereceğimi söyledim.
Sınıf bu sözlerimi duyunca bir kaynadı. Öğlene kadar hem 4. Sınıflar hem 5. Sınıflar sorduğum bütün sorularda eller hep havadaydı. Hatta bir ara 4. Sınıflar 5. Sınıflara, 5. Sınıflar da 4. Sınıflar için sorduğum sorulara el kaldırmaya başlamıştı gaza gelip. Doğrusu bunu yapma niyetim Şenol’u derslere biraz daha dahil etmekti. Düşündüğüm gibi oldu, Şenol da sorular için parmak kaldırmaktan geri kalmadı. Özellikle bileceğini düşündüğüm birkaç konuda ona söz hakkı verip kendine olan güvenini biraz olsun artırıp onu motive etmeye çalıştım. Öğlen son derste günün kazananı olarak 4. Sınıflardan Şenol’u, 5. Sınıflardan Yakup’u seçtim. “Öğleden sonra izinlisiniz” dedim. Ayrıca diğer çocuklar kaybettik diye üzülmesin diye “Bugün hepiniz çok başarılıydınız, o yüzden sizinle yarın keyifli bir oyun oynayacağız” diye de söz verdim. Bu sözlerim sonrası kaybettiği için üzülenlerin de yüzü gülmüş oldu.
Öğle arasını yemeği için Fadime abla hepimizi kahveye çağırdı. Aynur abla, Ömer Hoca, Kiraz abla ve Aynur ablanın küçük oğlu Mutlu’yu da alıp hep birlikte Ömer Hoca’nın arabasıyla kahveye gittik. Aynur abla kapalı pide yaptırmış. Köyün tek fırını var, günde 3-4 saat çalışır, öğlen 12-4 arasında genelde. Eğer düğün dernek yoksa sonra bir daha açmaz. Pide falan yaptıracaklar genelde öğlen yaptırır. Kapalı pideye bayılırım. Bizde iç hazırlayıp çok yaptırırız memlekette. Fadime abla bizim dışımızda Rahmi Hoca’yla Gülşah ablayı, Behiye ablayı, Fatoş ablayı çağırmış. Hep birlikte kahvenin arkasındaki çardağa oturup pidelerimizi yedik. Kadınlar için yapılan yerin kaba inşaatı bitmiş, akşam gidelim bakalım diye anlaştılar Fadime ablalar. Ortama girdiğim andan itibaren özellikle Fatoş ablanın göz hapsindeydim. Çardakta tam yanıma oturmuştu. Bir ara herkes kendi halinde birbiriyle laflarken bana yanaşıp “Kasım iki güne gelecek, o gelmeden bi’ yoklasan, kaynanamda yok” dedi.
Cevap vermedim. İşin kötüsü Fatoş abla benimle gizli saklı konuşurken kafamı kaldırınca Behiye ablayı bizi izlerken gördüm. Hemen durumu kurtarıp lafı değiştirdim, “Kasım abi nerede?” diye sordum sesli bir şekilde. Ama Behiye ablanın yüzünün asıldığı belliydi. Amına koyum senin Fatoş abla, Kahraman yavşağıyla düşüp kalktığın yetmezmiş gibi Behiye ablayla da aramı bozacak. Külliyen zararsın yeminle. İşin kötüsü ben konuyu değiştirmek istesem de Fatoş abla birkaç kez ısrar eder gibi olunca “Bakalım abla” diye geçiştirdim konu kapansın diye. Kahraman’la yaptıkları aklıma gelmişti. Yani Fatoş abla bu işte diyorum kendi kendime ama bu kadar da kolay kadın olması bir yandan da üzüyor beni. Bundan sonra bir bahaneyle oyalayacaktım artık, kalmış gitmeme iki ay kötü ayrılmak istemiyorum. Kahraman mevzusunu hiç açmamaya karar verdim. Hep birlikte gülüp eğlenirken Gülşah ablanın yüzünden düşen bin parçaydı.
Diğer kadınlar da fark etti, yemek sonrası aralarına alıp sıkıştırdılar ama Gülşah abla “Mevsim değişimi nedeniyle biraz yorgunluk var üzerimde” diye geçiştirmişti. Yemek sonrası Ferdi abi, Rıza abi, Ömer Hoca ve Rahmi Hoca kafa kafaya vermiş bir köşede laflarken kadınlar da diğer köşeye toplanmış kendi aralarında fısıldaşıyordu. Bense iki gruba dahil olamamış, mal gibi ortada kalmıştım. Kadınların Gülşah ablanın etrafında bu kadar toplanıp fısıldaşması daha çok dikkatimi çektiği için götün götün kayarak onlara yanaştım. Fatoş ablanın arkasına gizlenerek yaklaşabildiğim kadar yaklaştım. Biraz kulak kabarttım, sağ olsun Fatoş ablanın sessiz konuşma gibi bir huyu olmadığı için olayı öğrenmem 10 saniye sürmedi. Gülşah abla hamileymiş, konuştuklarından anlaşılan. “Adetim 3 hafta gecikti” diyordu sessizce. “Mide bulantım var kaç gündür, yemek falan yiyemiyorum, iş güç yapmıyorum, sürekli yorgunum, bir de memelerimde şişti gibi” diye sıralıyordu şüphelerini.
Rahmi Hoca’ya henüz bir şey dememiş. Bunu duyunca daha fazla dinleyemedim, erkeklerin yanına geçtim. Biraz daha oturup çay içtikten sonra kalktık, okula geçtik. Aklım Gülşah abladaydı. Lan acaba gerçekten hamileyse falan, çocuk Kahraman ibnesinden şüphesi düştü içime. Hiç de anlamam ki bu işlerden. Bende o kadar yatıp kalktım üstelik kadınların içine boşalırken kendimi sakınmadım da. Hep bu hamilelik kolay değil, belli bir saati zamanı tutturman gerek yoksa çok zor derdi işi bilenler. Demek ki bu çocuk olsun diye uğraşırken böyle oluyormuş, tam tersine gizli saklı işlerde milyonda bir ihtimal gelir seni bulabiliyormuş. Sanki çocuk bendenmiş gibi gerilmiştim, ya düşündüğüm gibiyse ne olacaktı. Durduk yere canım sıkıldı. Birinci teneffüste sınıfta otururken Kiraz abla bana çay getirdi. Ben gelmeyince düşünüp getirmiş sağ olsun ama tek sebebi çay getirmek değilmiş, çayı bırakırken belli oldu.
“O nedamet gelmiş burada” dedi sinirli sinirli. “Kim abla?” dedim. “Kahraman nedameti” dedi. “İzin almış diğer yerden, bu hafta hep köydeymiş. Ömer’le… Ömer hocayla oturdular şimdi, Aynur’la kapıda laflıyorlar” dedi. Bu lafları duyunca başımdan aşağı kaynar su döküldü dedikleri olayı canlı canlı yaşadım. Birden ateş bastı beni, Kiraz ablanın yanında sakin kalmak için zor tuttum kendimi. Şu çocuklara bi’ bakayım çok sesi geliyor bahanesiyle dışarı çıkıp bakınca Kiraz ablanın dediği gibi Aynur ablayla konuşan Kahraman’ı gördüm. Kahraman’ın burnundaki bant gözüme ilişti önce. Sözde kendisini daha karizma yaptığını düşündüğü bant. Kahraman gülerken Aynur abla gayet ciddiydi. Aynur abla benim kendilerini izlediğimi fark edince bana baktı, göz göze geldik. O bana bakınca Kahraman da kafasını çevirip bana baktı, sonra selam verdi. Kolunu kaldırıp saati gösterdi: “Akşam 5’te bekliyorum hocam” dedi gülerek.
Yavşak ya, dün bana saat 5’e kadar çantayı getirmem için süre vermişti. Amına kodumun oğlu, demirden korksam trene binmem. Çantayı sana veren Bayram’ı siksinler dedim. Bu aralar kendi götüm üzerine çok bahis oynuyordum, pek hayra alamet değildi bu durum ama neyse siktir et bunları, düşünecek zaman değildi. Akşam dersin nasıl bittiğini anlayamadım. Tam eve giderken Aynur abla okulun kapısının önünde dikilmiş, "Hadi" dedi. "Ne oldu abla?" dedim. "Fadime, yapılan yere bakmaya gidelim demişti ya; Ömer gelmiyor, seninle gidelim" dedi. "Tamam abla" dedim. Eve geçip arabayı aldım, Aynur ablayla önce Behiye ablayı, sonra Fatoş ablayı almaya gittik. Aynur abla: Ben Kahraman’la konuşurken ne diye dikilmiş bize bakıyordun öyle?
Ben: Hiiç abla... Öyle çocuklara bakmak için çıkmıştım, o arada sizi gördüm. Aynur abla: Hımm... Ne konuştuğumuzu falan merak etmedin yani?
Ben: Yok abla. Aynur abla: İyi o zaman, söylemeyeyim ben de.
Ben: Madem ısrar ettin söyle hadi, ne konuştunuz? Aynur abla: Bak yaa! Hemen ağız değiştirme Ben: Tamam tamam merak ettim ne konuştunuz? Aynur abla: Ben sana hiç bahsetmedim ama Kahraman’ı Gülşah’la yakaladıktan sonra dilekçe yazmıştım.
Ben: Dilekçe derken? Aynur abla: Evet... Bulunduğu kurumu zora sokacak gayri ahlaki davranışlarda bulunuyor diye. Savunması istenmiş. Benim yazdığımı öğrenmiş, onu soruyordu.
Ben: (Gülerek) İte köpeğe yüz vermeseydin abla! Aynur abla: Bayrammm!
Ben: Tamam abla. Ama vallahi helal olsun sana, şu zibidiye iyi yapmışsın. Ben sana diyorum bu adam sapık... Sapığın önde gideni... Ah bir bilsen! Aynur abla: Ya Bayram hemen coşma. Aslında yaptığım yanlış, onun farkına vardım.
Ben: Neresi yanlış abla? Aynur abla: Şimdi gidip savunmasında, benden için bu kadın bana sarkıntılık etti, ben de yüz vermeyince kıskançlığından şikayet etmiş dese...
Ben: Desin! Yalan ama. Aynur abla: Kime göre yalan? Sana, bana...
Ben: Olsun... Ortaya çıkar. Aynur abla: Nasıl ortaya çıkacak Bayram? Çok rahat konuşuyorsun. Kahraman da bunun farkında, bana onu söylüyor. İstesem sizi de suçlayabilirdim ama yapmadım dedi.
Ben: Bak sen şu yav... Hem rızası olmadan öp, sonra istesem suçlayabilirdim de! Aynur abla: Öpme mi? Ne öpmesi? Sen... Sen nereden biliyorsun?
Ben: (Derin bir nefes alıp) Şeyy... Kahraman anlattı bana. Aynur abla: Allahım yarabbim! Bunun lafını mı yaptınız yani?
Ben: Abla valla... Aynur abla: Tamam Bayram, sonra konuşuruz. Aynur abla konuyu kestirip atınca tekrar bir şey söyleyemedim. Fena pot kırmıştım mk. Kendi kendime sövdüm içimden. Bir mallık daha yapıp Aynur ablayla arayı bozmak istemiyordum, sustum. Videoları nasılsa gösterecem Aynur ablaya. Bakalım şikayet ettim diye pişman olduğun Kahraman'ın çektiği videoları görünce ne diyecek.
Şimdilik yutuyorum herşeyi. Behiye abla ve Fatoş ablayı aldıktan sonra önce kahveye, oradan da Fadime ablayla birlikte kadınlar için yapılan yerin inşaatına gittik. Görünce çok şaşırdım. Cidden inşaatın kabası bitmiş, artık içinin yapılmasına başlamışlardı. Ben bu kadar hızlı ilerlemesine şaşırınca Fadime abla: "Para olunca her iş halloluyor," dedi. Bizim dışımızda başka gelenler de olmuştu, birlikte inşaatı gezdik. Fadime abla nerede ne olacak anlattı bize. Bayağı büyük bir yer olmuş. "Güle güle kullanın," dedim. "Sen de kullanırsın, daha burada kadınlara ders vereceksin," dedi Fadime abla. "Dur bakalım hemen gidecekmiş gibi konuşma, bakarsın sen de burada kalırsın," deyince, "Zor," dedim, "hem de çok zor." Fadime abla: Hiiç öyle gidecem edecem ayağı yapma. Seni başgöz edeceğiz gitmeden, kafaya koyduk. Şöyle Aynur gibi eli maşalı, dizinin dibinden seni ayırmayacak birini arıyoruz.
Fatoş abla: Bakalım hoca nasıl birini istiyor? Belki Aynur gibi eli maşalı değil de, ben gibi cilveli birini istiyordur. Diğer kadınları bir gülme aldı. Bense içimden "Aynen, senin gibi birini karı alayım da tüm köy ortak kullanalım," diye geçirdim.
Ben: Valla ben Fatoş ablayı da severim, Aynur ablayı da çok severim, hatta Aynur ablayı öz ablam gibi görürüm ama ikiniz gibi birisini de istemem. Fadime abla “Akıllı adamın hali başka oluyor” deyip konuyu köyde benimle evlenecek uygun adaylara getirdi. Aynur ablanın suratı asılmıştı fakat benim söylediklerimden dolayı mı yoksa benim gidecek olmamdan dolayı mı bilemedim. Gidene kadar pek lafa söze karışmadı. Daha sonra gelen kadınlardan birisi “Doktor pazartesiden gelmiş” diye laf açtı. Hasta kabul edecek mi diye kendi aralarında konuşurlarken aramızdaki en yaşlı kadınlardan birisi doktora sitemle “O herife ney gitmeyin, varın ilçeden doktora gidin” dedi kızar gibi.
“Ama denk gelirse ona diyeceğimi biliyorum ben” diye de ekledi. Böyle deyince diğer kadınlar merak edip niye kızdığını sordular. Anlatan kadın doktoru bir şey danışmak için birkaç kere aramış ama ulaşamamış anlattığına göre. Diğer kadınlar: "E ne var bunda, adamın işi varmıştır falan," dediler ama kadın anlatacaklarını bitirmemişti "Ben arayınca çalmayan telefon, benim kız arayınca hemen açılıyor. Kız sonradan benim telefona bakınca, ‘’numarayı yanlış kaydetmişsin anne,’’ dedi ama bana verdiği karta baktım tastamam doğru yazmışım. Sonra inat edip diğer karılara sordum; nerede yaşlı varsa benim gibi açmadığı numarayı dağıtmış ama nerede genç, taze varsa benim kız gibi diğer numarayı vermiş. Yok anam yok, o adama tövbe gitmem bir daha!" Kadınlardan kimisi bu anlatılanları duyunca şaşırdı, kimisi hâlâ "İşin içinde yanlışlık vardır, doktor bilerek yapmamış," diye Kahraman’ı savunuyordu.
Birkaç kadın da "Siz doktoru niye telefonla arıyorsunuz, köye gelince git yüzüne sor soracağını" tartışması yaptı. Bu tartışmanın özellikle Aynur ablanın önünde olmasına çok sevinmiştim. Görsün nasıl bir adam olduğunu da anlasın. Adam şeytan diyorum da inanmıyordu bana. İşte kendi kulağıyla duydu yaptıklarını. Bir de şikâyet dilekçesi için pişman olmuş gibiydi, bunları duyunca inşallah pişmanlığı geçer. Hiç karışıp yorum yapmadım bu muhabbette; yavaş yavaş köylü anlıyordu nasıl bir adam olduğunu, ona seviniyordum. İnşaatı gezme işi bittiğinde arabaya atlayıp evlere döndük. Behiye ablayı ve Fatoş ablayı evlerine bıraktım önce. Behiye abla da bana karşı biraz mesafeli duruyordu. Öğlen Fatoş ablayla beni dip dipe fısıldaşırken görünce bozulmuş belki ki. Fırsat bulup baş başa konuşamadık, en iyisi eve gidince telefonla arayıp konuşmaktı. Aynur ablayla kadınları bırakıp eve geçerken “Abla sen bana kızdın falan mı?” diye sordum.
Aynur abla: Niye kızayım?
Ben: Kadınlar işte evlilik lafı açınca canın sıkılır gibi oldu Aynur abla: Yaa bakma onlara, sürekli bir araya gelince sana birini buluyorlar. Lafta seni on kere evlendirdiler, dokuz kere boşadılar ama ortada bir şey yok.
Ben: Senin gibi birini bulurlarsa olur aslında. Aynur abla: Noldu? Orada istemem diyordun. Öz ablam gibi görüyorum sayıp durdun şimdi ne değişti Bayram efendi?
Ben: Kalabalığın içinde öyle dedim ben Aynur abla: İyi bakalım. Yine de sen seveceğin birini ara; şöyle olsun, bunun gibi olsun falan boş işler onlar. Arabayla tam caminin yanından geçerken Aynur abla "Bayram dursana, Rahmi el ediyor," dedi. Caminin avlusunda, şadırvanın yanında duran, bize el sallayan Rahmi hoca'yı göstererek... Arabayı durdurup camını açtım. Rahmi hoca'yla nereden geliyoruz nereye gidiyoruz lafı yaptık; daha sonra Rahmi hoca "Artık seni de camilerde görelim mübarek," dedi, "Camiye bir kişi daha kazandırdık".
O sırada abdest almış ayakkabılarını giyen Kahraman yanında doğruldu ve ayağa kalktı; gülerek bize bakıp selam verdi. Rahmi hoca Kahraman'a sarılıp "Bakın yeni cemaatimiz!" dedi. Sövmemek için zor tuttum kendimi. Rahmi hoca'nın hatırına "Hayırlı olsun," diye mırıldandım. Lafı uzatmadan "Allah kabul etsin," deyip gaza bastım. Tilkinin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş misali; kafamı nereye çevirsem bu yavşak oradan çıkıyordu. Namaza başlamış... Ulan senin kıldığın namazdan ne hayır gelir… Tövbe tövbe! Aynur abla: Bayrammm.. Huuu dünyadan Bayrama!
Ben: Hah.. Efendim abla Aynur abla: Daldın gitti yine çocuğum ya Ben: Bir şey düşünüyordum da abla kusura bakma. Aynur abla: Belli.. Bu kahraman giderken sana saat işareti yaptı o ne oluyor Ben: Abla hiç farketmedim. Öylemi yaptı o amı.. Aynur abla: Tamam bir şey demedim. Hadi bize geçelim yemek yiyelim
Ben: Abla öğlen pideyi çok yedik yemek yemeyeceğim ben size afiyet oslun Aynur abla bize geçelim diye ısrar etse de eve geçtim. Planım Kahraman ibnesinin çantasını döküp ne var ne yok iyice bakmak. Üzerimi değiştirip kendime çay koydum. Telefona baktım, Kahraman mesaj atmış, yeni görüyorum. Cavidan ve Yasemin’le muhabbeti kesince artık yazan eden olmuyor diye telefona da bakasım da gelmiyor zaten. "Time is up" yazmış ibne önce; sonra da "Sen anlamazsın şimdi, süre doldu demek istedim," diye yazıp göndermiş. Amına koyduğumun oğlu; ne yapacaksın, üzerine bomba koyup camide mi patlatacaksın bana ceza olsun diye? Kendi kendime kafamda Kahraman’la kavga ettim. Yasemin’le birlikteyken bizi basınca söyleyemediklerimi kafamda konuşurken söyledim "Keşke o zaman aklıma gelseydi bu laflar" diye kendi kendime üzüldüm. Bakın, ben kelleri sevmem; aranızda varsa yanlış anlamasın.
Bir sebebi var ama şu an pek hatırlamıyorum... Ya da hatırlamak istemiyorum ama anlatsam kesin bana hak verirsiniz. Her neyse, bu ibneye olan nefretim kelleri geçeli çok oldu. Çanta işine girişmeden önce Behiye ablayı arayayım dedim önce; bana karşı bir şeye kızdıysa uzamadan çözmek en iyisiydi ama telefonuna ulaşılmıyordu. Kafama takıldı böyle olunca. "Kahraman ibnesinin çantasına göz atayım, tekrar ararım; yine ulaşamazsam basar evine giderim gerekirse" diye plan yaptım kendimce. Kahraman’ın çantasını sakladığım dolaptan alıp masaya koydum. Çantanın kapağını açıp göz attım önce. Bir dünya evrak, ön ceplerde SD kartlar... Önce hangisine baksam diye düşünürken telefon çaldı. Fadime abla arıyordu. Açtım. Fadime abla: Neredesin?
Ben: Evde. Fadime abla: Rahmi hocalara gel!
Ben: Ne oldu abla? Fadime abla: Gelince görürsün.
Ben: Tamam abla. Bu ses tonu, bu konuşma şekli hiç hayra alamet değildi.
Bir bok olmuştu ama ne? Hiç oyalanmadan, üzerimi bile değiştirmemeden hızlıca arabaya atlayıp Rahmi hocaların eve geçtim. Görünürde kimse yok ama kapı açık bırakılmıştı. İçeri girince bir ağlama sesi duyuluyordu. Gülşah ablanın sesine benzettim. "Ulan ne oluyor?" dedim, kalp atışlarım hızlandı anında. Salona girince Fadime ablayla karşılaştım. "Geldin mi?" dedi bana, sonra bir şey demeden telaşla yanımdan geçip bir yere gitti. Lan ne oluyor mk diyorum kendi kendime. Ağlama sesinin olduğu tarafa gittim; Gülşah abla yatak odasında yatağın üstüne yan uzanmış, Aynur abla başında, Gülşah ablayı omuzlarından tutmuş "Gülşah, Gülşah tamam sakin ol bak..." diye sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben odaya girince Aynur ablayla göz göze geldik. "Ne oldu?" diye sormaya niyetlenmiştim ama Aynur abla müsaade etmeden eliyle önce "sus" yaptı, sonra "çık" yaptı.
"Hem çağırıyorlar hem siktir ediyorlar amk" dedim kendi kendime. Sonra elinde bir kap bir de havluyla Fadime abla yanımdan geçip elindekileri Aynur ablaya verdi ve benim yanıma geldi. "Gel benimle," dedi. Amk ne olduğunu bir anlasam diyorum içimden. Salona gittik Fadime ablayla, televizyonun önüne geldik. TV ünitesinde hazır duran PlayStation gözüme çarptı. Fadime abla TV’nin kumandasını alıp "aç" yaptı, sonra başka bir kumanda aldı "Şunu da açsana," dedi; yine TV ünitesinde bulunan, üzerinde beyaz renkli Toshiba yazan USB takılı CD player'ı göstererek. "Ben anlamıyorum nasıl açılıyor," dedi açıklama yapar gibi. Fadime ablanın dediğini yapıp TV’den AV tuşuna basınca önce CD player oynatıcıyı açtım. "Şimdi ne yapacağım?" deyince, CD player'a takılı flaş belleği gösterdiFadime abla "Bunda bir şey var onu aç," dedi. Hemen flash belleği bulup içinde "Rahmi" yazılı video dosyasına tıkladım.
Karşımızda kamerayla direkt televizyon ekranından çekilmiş, titrek ve düşük kaliteli bir görüntü vardı. Sahne hiç yabancı gelmedi bana... Gülşah abla çırılçıplak, bir adamın üstünde zıplarcasına hareket ediyordu. Çeken kişi özellikle Gülşah ablayı yakınlaştırmıştı; o net görünürken, altındaki adam yarım yamalak, yüzü ise hiç görünmüyordu. Gülşah ablanın İnlemeleri ise çok açıktı, "Bayrammm… Bayrammm… Çok güzel sikiyorsun… Rahmi beni böyle sikmiyor Bayrammmm!" Video burada bitiyor, tekrar oynatıyor kendini; yine aynı ses, aynı inleme, aynı pozisyon... Fadime abla yan dönmüş bana bakıyordu bir cevap ister gibi ama ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Arkamı dönünce Aynur ablayla göz göze geldik. O Fadime abla gibi şaşkın da değil... Tam tersine öfkeyle bakıyor bana. Sanki birden boğazıma sarılacakmış gibi… İşin kötüsü, her zaman it gibi çalışan kafam anında duruyor.
Sanki biri bir düğmeye basmış da elektriği kesmiş gibi. Son ümidim Ferdi baba. Belki onu duyarım da uyanırım bu kabustan diyorum ama nafile. Yarra yedin Bayram dedim kendi kendime, bu sefer harbiden yarra yedin. Anlat şimdi anlatabilirsen derdini kimseye! 26 Mart 2012 Pazartesi 20:19