Dostlar, aziz Romalılar, kaynatasızlar... Toplanın, anlatacak bir hikayem var. Bir zamanlar, evet bir zamanlar… Sene 2011, Mayıs ayında başlıyor hikayem. Ama önce kısaca kendimden bahsedeyim. O zamanlar 1.68 boyunda, 70 kilo, idare eder bir tipim. Tanıyanların “Oğlum sen nasıl bir adamsın?” dediği, komik, esprili, kendi çevresine göre kafası çalışan bir adamım. İsmim Bayram. Kurban Bayramı’nda doğduğum için bizimkiler hiç zahmete girmemiş, direkt “Bayram” koymuşlar. Kurban vermediklerine şükür tabi. Bir ara merak edip baktım, gerçekten bayram günü doğmuşum. Yaşadığım yer küçük, o yüzden isim vermiyorum; bilen çıkar, gerek yok. Neyse, uzatmayayım.
Lise: Endüstri Meslek, bölüm: Bilgisayar. Bilen bilir, burada kız görmekle Şirinleri görme ihtimali aynı. Her 1 erkeğe 3 erkek düşüyor, öyle bir ortam. Üstüne 2 yıllık bilgisayar bölümü, yine aynı şehirde.
Burada karı kız gördük ama lisedeki sınıfın yarısıyla yine aynı sınıfta olunca, “uzaktan ekmek bandık” yinede. İki yıllık bitince, okulun bir projesi vardı. Başarılı — biraz da torpilli — öğrencileri okulda “asistan” adı altında çalıştırıyorlardı. Bildiğiniz asistan değil tabi, kuş kadar maaş. Hocalar “aslansın, kaplansın” diyor, öğrenciler “hocam hocam” diye götümüzden dolanıyor, biz de kendimizi bir bok sanıyoruz ama yalan yok, mutluyuz. Ortam on numara. Benim hocam aynı zamanda okulda yönetici olduğu için bana kimse dokunmuyor, okul resmen benim gibi. Hoca derste yarım saat anlatır, sonra sınıfı bana bırakır gider. Ben de öğrencilere uygulama yaptırırım. Hoca bazen hiç gelmez, dersi tamamen ben yaparım. Hatta hoca bir ara okulun kardeş okul kapsamında bir projesi için Sudan'a gitti 2-3 ay dersi tamamen ben idare ettim. Normalde okuduğum bölüm bilgisayar ama asistanı olduğum hocanın alanı makina.
Derslerle ilgili en ufak bilgim yok. O yüzden ben de pazartesi sabah ilk deste öğrencilerle birlikte öğreniyorum dersleri. Hoca gidiyor, birlikte derse girdiğim öğrencilere uygulamayı yaptırıyorum. Yapamadıkları, anlamadıkları yeri bana soruyorlar, ben de elimden geldiğince yardımcı oluyorum. O zaman anladım ki insan gerçekten isterse öğreniyor. Hâlâ düşünürüm, “Acaba hayatım boyunca dersleri böyle dinlesem nerelerde olurdum?” diye. Falan filan, inter milan... Hoca sağ olsun, ders anlatmak dışında her şeyi bana bıraktığı için havamız bin beş yüz. Sınavları ben hazırlıyorum, sonuçları ben giriyorum, uygulamaları ben yapıyorum, notları ben veriyorum... Ama yalan yok, kimseye ayrım yapmadım. Herkese yardım ettim. Kızmış, erkekmiş, hemşerimmiş, yabancıymış fark etmez. Devamsızlığı çok idare ettim, “Hocam beş puan daha alsam geçerim” diyenleri kırmadım, sınavda “şunlara bunlara çalışın” diye tüyo verdim.
Daha neler neler... Kaç kişinin bilgisayarına Windows kurdum, program yükledim, sayısını bilmiyorum. Öğrenciler de haliyle seviyordu beni. Zaten aramızda yaş farkı en fazla 2-3. Burada çalışırken “kadın” denen varlığı yakından tanımaya başladık: Ne yer, ne içer, ne sever, ne sevmez, kaç giriş kaç çıkış vardır, nasıl trip atar, 1 ayda 5 bin SMS nasıl yetmez... Ama tecrübeler hep teorikti, iş uygulamaya gelince sıfır (yazıyla sıfır). Manita vardı ama sabahlara kadar kuru kuru mesajlaşıyorduk. Tık yok anlayacağınız. Geçmişe dönüp bakınca “manitalar ne sinyaller vermiş, biz anlamamışız” diye kendi halime hâlâ gülerim. 2008-2010 arası okulda çalıştıktan sonra, 2010’da açıköğretim işletmeyi bitirdim. FETÖ’nün KPSS soru çalma muhabbeti yüzünden ertelenen sınava Aralık’ta girip hemen askere gittim. O dönem “kısa dönem kalkacak, tek tip askerlik geliyor” söylentisi vardı.
Bu yüzden normalin 5-6 katı üniversite mezunu aynı anda askere gitti. Kısa dönemlerin ne çektiğini bilen bilir. Uzun dönem yamyamlar arasında devrenin çok olması büyük şanstır. Askerdeyken kız kankalarımdan biri aradı: KPSS’den 83 küsur almışım. “Vay mk!” dedim, 2006’da çalışmadım, 83 aldım. 2008’de çalışmadım, yine 83. 2010’da deli gibi çalıştım, yine 83! Dedim ki “KPSS’de 83’lüyüm, sekste güçlüyüm” dövmesi yaptırıp gezeceğim; o derece sinir oldum. Neyse, 5 ay 5 gün süren 337. Kısa dönem askerlik bitince, 2011 Mayıs’ta Tekirdağ’dan ‘Yaylalar Yaylalar’ eşliğinde memlekete dönüyorum. Buradan tüm devrelerime selam olsun. Hepinizin önce... Ina koyayım, sonra da selamlar! Hikayem asıl bundan sonra başlıyor...